Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 200 - Şubat 2022      İnsan Hakları, Hukuk Devleti ve Kanun Devleti

İnsan Hakları, Hukuk Devleti ve Kanun Devleti

Yayınlanma Tarihi: 04 Şubat 2022  /  Son Güncellenme: 04 Şubat 2022

Hukuk öğretisinin temel kuralıdır; hukuk devleti aynı zamanda kanun devletidir, ama kanun devleti hukuk devleti demek değildir. Bu kuralın en bilinen somut örneği Hitler Almanya’sıdır O dönem Almanya’sında kanunlar vardı ve elbet o devlet bir kanun devletiydi ama hukuk devleti değildi. Çünkü kanunlara uygun bir işlem hukuka uygun olmayabilirdi. Örnekleyelim; toplama kampları ve o kamplardaki uygulamalar yürürlükteki kanunlara uygundu, ama ne evrensel demokrasi ve hukuk kuralları, ne de insanlığın zihinlerinde ve yüreklerinde tarihsel evrimle oluşmuş hukuk ve adalet anlayışı ile bağdaşmamaktaydı.

Kanun devletlerinde insanlar yöneticilerin çizdiği çerçeve içinde, onların koydukları kurallara uygun olarak yaşarlar. Hukuk devletlerinde ise bu kurallar halkların direnerek elde ettikleri kazanımlarla oluşur. Bir başka söylemle, hukuk devleti kanun devletinin enkazı üzerinde yükselir. Onun içindir ki hukukun üstünlüğünden söz edilir, kanunların değil. Onun içindir ki her hukuk devleti hukukun üstünlüğüne uygun bir kanun devletidir, ama her kanun devleti hukuk devleti değildir denilmektedir.

Son zamanlarda ülkemizde şu iki söylem sıkça duyulmaktadır: “üstünlerin değil, hukukun üstünlüğü” ve “direne direne kazanacağız”. Neden?

Çünkü üstünler, iktidarlar, yasalarla, insanların davranışlarını, haklarını ve yükümlülüklerini düzenlerler. Neyin yapılabileceği neyin yasak olacağı yasalarla düzenlenir. Buna karşılık halklar o yasakların sınırlarını daraltmak, demokratik, özgürlükçü ve evrensel normlara uygun bir yaşam düzeni elde edebilmek mücadelesi verirler.  Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti böylesi bir mücadelenin sonucunda kazanılır. Hukuk devleti insan haklarının ve özgürlüklerinin bağış değil kazanım olduğu bir düzenin adıdır. Kanun devleti ise özgürlüklerin ve hakların sınırlandığı ve yasaklandığı bir düzendir. Bu düzende insanlar etrafı çitlerle çevrili bir ağılda mutlu-mutsuz yaşayan koyunlar gibidirler. Yasalara uydukları sürece sorunsuz, kendi küçük dünyalarında ömür sürerler. O dünyada hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlükleri kavramlarına yer yoktur. Onlardan söz etmek, tartışmak ve istemek insanları özgürlüğünden ve hatta yerine ve zamanına göre canından yoksun etme, en azından mutsuz kılma tehlikesini doğurur.

Şimdi bu kavramların enginliğinde ve derinliğinde kulaç atacak değilim. Hem burası yeri de değildir. Ama yaşadığımız günlerin somut örnekleri üzerinde (MOBESE ve AİHİM’i tanımamak) söyleyecek birkaç sözüm var.

MOBESE

Önce şu MOBESA konusu.

17 Haziran 2005 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde MOBESA Merkezinin açılışında yapılan açıklamadan öğreniyoruz ki bu merkez, “İstanbul Valiliği’nin desteği ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde faaliyete geçirilen “Kent Bilgi ve Güvenlik Sistemidir”.

Kolluk güçlerinin suçluluğu azaltma, faillerin ve arananların yakalanması için en son teknik gelişmelerin ürünleri ile donatılması olağandır. Ama İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesi, Merkezi tanıtırken asıl amacı gösteren başka şeyler söylüyor. Deniliyor ki “Toplumsal olayların oldukça yoğun olarak görüldüğü İstanbul’da (…) Bölge görüntüleme sistemi, kanunlara aykırı olarak yapılacak olan toplantı ve gösterilerde, kimlik ve suç tespitine yönelik olarak kullanılabilecektir.

Aslında sokakların kameralarla gözetlenmesi sistemi Türkiye’de çok eskiden, daha 1982’den beri kimi il ve ilçelerimizde de, prototipleri, uygulanmaya başlanmış olan bir sistemdir. O günlerden bu güne teknolojik gelişmenin en son ürünleri devreye sokulmuş bulunmaktadır.[1]

Yani bugün sokaklarımızı ve meydanlarımızı bir örümcek ağı gibi kaplayan MOBESA kameraları yasal bir temele sahiptir. Ama sistemin kuruluş amacı dışında kullanılması, hele de İmamoğlu olayında olduğu gibi basına servis yapılarak siyasi amaçlı yıpratma malzemesi olarak kullanılması, hiç kuşkusuz hukuka aykırı ve insan haklarının, özel yaşamın ihlali niteliğini taşır. Bir hukuk devletinde böyle bir uygulama kabul edilemez.

Bunun gibi kabul edilemez başka uygulamalardan bazı örneklerin varlığı yazık ki ülkemiz açısından hukuk devletinin ve demokratik bir rejimin yokluğunu göstermektedir. Örneğin Anayasamıza göre kanun niteliğindeki İstanbul Sözleşmesinden çıkılması işlemi, hukuk açısından yok hükmünde olmasının yanı sıra,  çok açık bir hukuk devleti inkârının ikrarıdır.

“AİHİM’i tanımayız”

Kavala, Demirtaş ve HDP’li vekiller hakkında Avrupa Konseyi ve Mahkemesinin kararları ve işlemleri üzerine en üst düzeyden “bizi fazla da ilgilendirmiyor, bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz de tanımayız” denilse de sonuca etkisi olmuyor. Hani o ünlü Karadeniz fıkrasındaki kendisini yargılayan yargıca; madem beni tanımıyorsun, ben de seni tanımıyorum diyen Laz gibi konuşmak yerine bir adım daha atarak İstanbul Sözleşmesinde yapıldığı gibi bir gece yarısı imzasıyla şu Avrupa Konseyi denen baş ağrısından kurtulmak da var.  İyi de o zaman o imza hukuk devletinin idam fermanına mühür olmaz mı?

Ama hukuk devletinin en can alıcı ölçütü insan hak ve özgürlüklerini güvenceye kavuşturmaktır. İnsan hak ve özgürlüklerin varlığı ile hukuk devletinin, hukukun üstünlüğü kuralının varlığı doğru orantılıdır. Birinin eksikliği veya yokluğu ötekinin de eksikliği ve yokluğu sonucunu doğurur. O nedenle eğer demokratik bir hukuk devletinin özgür bireyleri olarak yaşamak istiyorsak insan hakları savunuculuğunu gündelik yaşamımızda öncelememiz gerekir. Hem de bu uğurda mücadelenin genellikle özgürlüklerden yoksun bırakılmak gibi sıkıntılar taşıdığının bilincinde olarak.

İşte onun için önce insan hakları, amasız ve fakatsız insan hakları. Elbette çevre, hayvan ve sair hakları da savunulacaktır. Ama bunlar insan haklarını savunmanın tehlikelerinden kaçmanın sığınağı olmamalıdır. İnsanın olmadığı bir dünyada savunulacak başka haklar da yoktur.

Öyle ise önce insan hakları!

Önce demokratik bir hukuk devleti!

Önce Hukukun üstünlüğü!

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. GİZLİ DİNLEME (May yayınları 1974) ve KÜRESEL GÖZALTI (Umut Yayınları 2000) adlı kitaplarım ile MOBESA  özelinde;  AMAÇ GÖZETLEME Mİ, GÜVENLİK Mİ?  (GÜNCEL HUKUK DERGİSİ;  : Ağustos 2005) adlı makalem

 


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.