Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 200 - Şubat 2022      Gün Benderli: Su Başında Durmuşuz

Gün Benderli: Su Başında Durmuşuz

Yayınlanma Tarihi: 04 Şubat 2022  /  Son Güncellenme: 04 Şubat 2022

Komünist, hayallerinin peşinde Paris’te,  Budapeşte’de, Leipzig’de radyoda sunucu- yorumcu, parti gençlik temsilcisi, Merkez Komite üyesi, TKP’yle geçen 40 yıl.

Hikaye, Büyükada vapurunda “boyayalım mı abla” ile açılıyor. Kardeş gerekmediği halde ayakkabılarını boyatıyor,  çocuğun “bir gününü kurtarmak”tan mutlu.

Gün Benderli, “ayakkabısını boyatmayı reddeden abla” olarak hayatını, “bütün çocukların her gününü kurtarma hevesi, giderek amaca dönüşen bu istek, beni tam kırk yıl vatanımdan ayrı bıraktı,” sözleriyle Büyükada vapurundaki o güne bağlıyor.

Onun 40 yılım dediği “ Ocak 1951-Kasım 1991” Türkiye Komünist Partisi  (TKP)  ve esas olarak Budapeşte ve Bizim Radyo anlatısı da olsa Türkiye solunun da 40 yılının da  bir parçası, aynı zamanda örgüt/gizli örgüt hikayesi.

40 yıl

İkinci Dünya Savaşı sonrası iki süper güç Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki iki kutuplu dünyada “Soğuk Savaş” olarak adlandırılan  40 yıldan söz ediyoruz.

Stalin öldü. Macaristan’da isyan/ayaklanma/karşı devrim oldu, 1968 dünyayı sarstı, Prag Baharı da sosyalist bloku, dünya solunu. Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti. Berlin duvarı yıkıldı, SSCB dağıldı, reel sosyalizm çöktü. İki Almanya birleşti.

Türkiye çok partili rejime geçti,  Kore savaşına, dolayısıyla NATO’ya katıldı. Askerler Türkiye’de üç darbe yaptılar, hapishaneler doldu, boşaldı, doldu, idamlar, ölümler, Kürt savaşı, Körfez krizi…   daha nelere neler…

Radyo

Gün Benderli bütün bunları ve fazlasını Türkiye Komünist Partisi Türkçe radyoları Budapeşte ve Bizim Radyo’yu Sabiha Sertel, Yıldız Sertel, Zekeriya Sertel,  Necil Togay, Yılmaz Gülen, Abuzer Özdemir (Kürt Memo), Vartan İhmalyan, Fahri Erdinç gibi isimlerle birlikte varedenlerden.

Nazım Hikmet’in dizelerinin kitaba da adını vermesi, hem de kitabı başlatması anlamında sanki bu hayatı özetliyor gibi:  “Su Başında durmuşuz/çınar, ben, kedi, güneş bir de ömrümüz.”

İlk komünist

Annesi Drama’dan, babası Yanya’dan. İkisi de Darülfünun’da. Dolayısıyla annesi cumhuriyetin üniversite okumuş ilk kadınlarından. Benderli çifti okurken tanışıyorlar.

Kızlarla oğlanların derslerde birlikte, teneffüslerde ayrı durduğu Işık Lisesi’nde hayatının ilk komünistini görüyor: Attila İlhan.

Komünist olduğunu duydukları şairden hem kaçıyor, hem de onu merak ediyor bütün arkadaşları gibi.

Paris

Komünistlerle buluşması için fazla beklemesi gerekmemiş; 17 yaşında Necil Togay ile evlenerek Fransa’ya gidiyor, genç çift Paris’te üniversiteye yazılıyorlar,  İleri Jön Türkler Birliği’ne katılıyorlar.

Gün Benderli daha işin başında Fransız Komünist Partisi’ne kaydoluyor tek başına. Eşi bu “tekbaşınalığa” burulmuş elbette.

Nazım kampanyası

Türkiye’ye dönüyorlar, 1951’de yeniden Fransa.  İstanbul yüksek tahsil gençliği İleri Jön Türkler Birliği’nde Nazım’ın 13 yıldır süren hapisliğinin son bulması için kampanyalar yapıyorlar, Nazım açlık grevindeyken onlar da kurtarma toplantılarındalar.

“Nazım abi”nin Benderli’nin hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu anılarda kitap boyunca verdiği yerden anlıyoruz. 15 Ocak’ta 120. yaşı kutlanan Nazım, mesela, hakikaten 15 Ocak’ta mı doğdu?  Nazım’ın eşi Münevver Andaç, oğlu Memet’le Benderli’nin oğlu Can’ın arkadaşlığı, Nazım’ın aşkları… Vera’ya aşık olup Dr. Galine’den ayrılmasaydı Nazım yaşayabilir miydi?  Nazım’ın parti hayatı, şiirleri, dostları  kitapta konuşulan konulardan.

Radyo haberleri

Dünyanın adı üstünden “soğuk savaş” günlerinde, parti  yayınında haber yapmak ne demekti? Nasıl yapılırdı,  nasıl yapmak gerekirdi?  Mesela 1955’te Macaristan’da “kaynaşmalar” başlayınca Macar Komünist Parti Merkez Komitesi’nde yapılan her önemli değişiklikten, alınan her bir önemli karardan sonra  yaşananların “hep üstün çıkan doğrultuya uygun” haberleştiğini paylaşıyor Benderli.

“Böylece, çok kez birbirinin tam tersi  olan kararların  da aynı şekilde savunulduğunu görerek büsbütün kafamız karışıyordu”

Stalin’in ölümünden sonra toplanan 20. Kongre bir tür umut oluyor o günlerde.

Kim/ler sunmalıydı?

Stalin öldüğünde, ki Benderli o sırada 23 yaşında, ölümü radyodan nasıl bir sesin duyuracağı sorun oluyor.

“Tok ve güzel bir erkek sesi”nde hemfikir oluyorlar, Necil Togay’a düşüyor bu görev, Benderli’nin eşi.

Aslında radyoda haberleri kimin okuyacağı önemli konulardan biri. Kürtlerin ve Ermenilerin değil aksansız konuşan “Türklerin” konuşması şartmış gibi duruyor.

İsimler, şehirler, ülkeler

Gerginlikler,   tartışma olmayan tartışmalar, propagandist yayınlara duyulan sıkıntı,  radyolarda, partide güvensizliğin belirlediği insan ilişkileri,  partiden atılma, Sibirya’ya sürülme kaygıları…

Türkiye’yle haberleşememe, anne babayla başka bir ülkede buluşulduğunda “burada dinleme yoktur” rahatlığıyla geçen günler, ki aslında buluşmada “böcek” de varmış.

İç ve dış komünistler, pasaport sorunları, ev, yurt, otel yaşamının sıkıntıları, çocuklar… Vatansızlık…

Su Başında Durmuşuz, TKP’nin 40 yıllık “dış” tarihinin ansiklopedisi gibi de.

Fahri Petek, Mihri Belli, Lukas ve Jean Benoit, , Marat (İ. Bilen),  Yakup Demir (Zeki Baştımar), Kerim Kerimol, Abdi İpekçi, Doğan Aksoy, Ulvi Uraz, Sevim Tarı (Belli), Vartan İhmalyan, Halim Spatar, Rakosi, Janos Kadar, İmre Nagy, Fahri Oktay (Veli Gündüz), Pablo Neruda, Andras Tardos, Dr. Hayk Açıkgöz, Aram Pehlivanyan ve daha niceleriyle anılar pek çok hayatı da paylaşıyor.

Okur Paris, Berlin, Varşova, Viyana, Cenevre,  Frankfurt, İsviçre, Budapeşte, Prag, Gobi, Sibirya, Pekin, Varna, Sofya gezmeleriyle,  gençlik festivalleriyle  Avrupa ve Asya’da da turluyor.

Evlilik-boşanma-parti

Gün Benderli’nin pişmanlıkları az değil, bugünden bakınca pek çok şeye farklı davranacağını ifade ediyor.

“Marat, ‘Haber aldım, Melike evleniyor Romanya’da” dediğinde ne var bunda denemeyeceğini anlıyoruz.  Bir Türk kızının bir yabancıyla evlenmesi, o yabancının olduğu ülkeye yerleşmesi, Türkiye Komünist Partisi için kaybolması demek oluyordu.”

Partinin gençlik sorumlusu olarak Benderli Melike’ye bir mektup “döşüyor” ve partinin gençlik sorumlusu olarak “bir yabancıyla nasıl evlenmeye kalktığının” hesabını soruyor.

Kendini bu  nedenle hiç affetmiyor; neyse ki mektuba genç aşıklar cevap bile vermeyip evlenmişler. Benderli daha sonraki izin verilmeyen bir “boşanma” olayında herkesi şaşırtan bir şekilde “ne hakla kişilerin özel yaşamına karışılıyor, utanmıyorlar mı” minvalinde konuşuyor.

Bu konuda şöyle bir not var: “ Nazım abi, kendisine kadınlarla ilişkisi konusunda eleştiriler yöneltildiğinde, ‘parti benim belimden aşağısına karışamaz’ dermiş.”

Kitabı oluşturan dokuz bölüm Benderli’nin hayatının da başlıkları adeta: Fırtınalı ve güneşli günler, Metamorfoz, Gelgitli yıllar, Türkiye’ye kesin gidiş, Budapeşte’de ilk aylar, Hızlanan yaşam, 23 Ekim 1956 ve sonrası, Heyecanlı güzel yıllar, Leipzig’de altı yıl, bir ömür…

Kitaptan son cümleler

“Geçen yıl yazmaya başladığım vakit çok sevdiğim benden yaşlı dostlardan biri, ‘öyle bir kitap olmalı ki okuyanın derhal kavgaya atılmaya şevki gelmeli’ dedi. Gülüyordu bunu söylerken, ama bir yerde içten olduğunu biliyordum.

“Ben gene de diyorum ki, eğer anlattıklarım, bunları okuyanları biraz olsun düşündürürse bana yetecek. Anılarımı yazmak için bugüne kadar beklerken belki de kaçınılmaz ölümü biraz geciktirmek umudu da vardı içimde kim bilir? “

Benderli’nin dediği oluyor aslında, bu anılar düşündürtüyor.  Anılar, Budapeşte, 2002 Mart tarihli. İlk basım Belge  Yayınları’ndan. Bu Ocak 2022 baskısı İletişim’den.

Not: Büyükada 1940 yazı sayfiyesi olarak kitaba sızıyor yeniden.

Gün Benderli

Nâzım Hikmet’in hapisten kurtarılması kampanyasına aktif katılımı nedeniyle Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde, İstanbul’da başladığı hukuk öğrenimine devam ederken 1950ler’in başında Nâzım Hikmet’in önerisiyle Budapeşte Radyosu’nun yeni başlayan Türkçe Servisi’ne katıldı. O günden bugüne araya başka şehirler, ülkeler girse de Macaristan’da yaşıyor.

Macar edebiyatının önde gelen yazarları Madách Imre, Esterházy Péter, Nádas Péter, Krasznahorkai László, Kertész Imre, Grecsó Krisztian, Rubin Szilárd, Spiró György, Dragomán György ve Tóth Krisztina’nın Türkiye’de tanınmasına, sevilmesine katkıda bulundu. Su Başında Durmuşuz (Belge, 2003), Sofralar ve Anılar (Sözcükler Yayınları, 2013)  kitaplarının yanı sıra ilk kapsamlı Macarca-Türkçe ve Türkçe-Macarca sözlükleri hazırlayan dört kişilik ekipte yer aldı. 1930’da İstanbul’da doğdu.

– – – –

Kitap Künyesi:
Gün Benderli, Su Başında Durmuşuz, editor: Emre Bayın, dizi kapak tasarımı: Utku Lombu, kapak: Suat Aysu, kapak fotoğrafı: Gün Benderli arşivi, uygulama: Hüsnü Abbas, Düzelti: Remzi Abbas, Anı dizisi, İletişim Yayınları,  1. Basım, 2022,  İstanbul, 408 sayfa.
https://iletisim.com.tr/kitap/su-basinda-durmusuz/10155

 


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.