İÇİNDEKİLER | Sayı 203 – Mayıs 2022


Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 203 – Mayıs 2022      Müze, Hafıza ve Bir Hafıza Mekânı Olarak Adalar Müzesi

Müze, Hafıza ve Bir Hafıza Mekânı Olarak Adalar Müzesi

Yayınlanma Tarihi: 04 Mayıs 2022  /  Son Güncellenme: 05 Mayıs 2022

Müze kelimesinin kaynağını, kökenini biliyor musunuz? Yunan mitolojisinde Mnemosyne hafıza tanrıçası ve dokuz Müz’ün (ilham perisi/muse) annesidir. Tanrıların kralı Zeus ile dokuz gece üst üste birlikte olmuş ve her birleşmenin sonucunda bir ilham perisi ortaya çıkarmıştır. Müze de bu ilham perilerinin evi, tapınağıdır aslında.  Müzenin hafıza ile ilişkisi ise kelimenin sözcükbilimsel kökeninde açıkça bellidir: Mnemosyne ve mnemonic terimi, Yunanca “hatırlama, hafıza” anlamına gelen mnēmē ile aynı kaynaktan türetilmiştir. Dolayısıyla “müze-hafıza bağı” kültürel ve kişisel bilgi üretiminde en zengin çalışma alanlarından birini oluşturur.[1] Yazının daha en başında neden bellek değil de hafıza kelimesini tercih ettiğimi söylemekte yarar görüyorum: Hafıza, muhafaza etmek anlamını barındırıyor. Oysa yeni Türkçe karşılığı olarak sunulan bellek, bellemeyi yani öğrenmeyi, ezberlemeyi vurguluyor. Bu yüzden, geçmişe ve bugüne dair anıların muhafaza edildiği müze özelinde, ‘hafıza’ kelimesinin kullanılmasını daha yerinde buluyorum.

Pek çok bilim insanı, 1980 sonrasına Batı’da bir “müze çılgınlığı”[2]  ve bir “miras patlaması”[3]nın damga vurduğu konusunda hemfikir. Kimileri bu patlamanın iktisadi, siyasi ve kültürel bağlamları içinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerken kimileri[4] moderniteden post-moderniteye geçişte müzenin önemli bir dönüşüm yaşadığını ve sonraki başarısının 1980ler sonrası Batı kültüründeki değişimlere atfedilebileceğini anlatıyor bize. Diğer bir deyişle, “müzeleştirme” artık geleneksel anlamda tasavvur edildiği gibi müze kurumuyla sınırlı kalmadığı için gündelik hayatın farklı yönlerine nüfuz etmeyi başarabiliyor.[5] Bu çok daha geniş müzeleştirme duygusu özellikle müze sahnesinde oynanırken, hafıza kavramına yönelik hızlı ilgiyi ve artan tartışmayı açıklamak için de kullanılabiliyor aslında.[6]Günümüzde hafıza genellikle bir “yeniden sunum” modu ve şimdiye “aitlik” olarak kabul ediliyor.[7]

Hafıza iki andan, tekrarlama ve hatırlamadan oluşuyor: Tekrar, ‘geçmişin mevcudiyetini’ içerirken, hatırlama geçmişin şimdiki temsillerini kapsıyor. [8] Yine de modern çağın hafıza patlamasının sağlıklı bir işaret olduğunu söylemek mümkün. Bu anlamda amnezi, unutmanın veya hafızanın bir uzantısı değil, aksine onun bir alternatifi olarak çıkıyor karşımıza.[9] Teknoloji çağında dijital arşivler, veri tabanları, internet otoyolları vb. ile birlikte hafıza uygulamaları ve arşivleme yöntemlerindeki büyük artışın, insanlarda tüm hafızayı ‘kaybetme’ konusunda haklı bir korku yarattığı ileri sürülebilir ki bu da salt hafıza patlamasının değil, aynı zamanda muadili olan kültürel amnezinin ortaya çıkmasına da bir açıklama getiriyor.

Hâl böyleyken, hatıralar ve müzeler birbirini nasıl etkiler? Hafıza ve müze arasındaki ilişkinin kişisel ve kültürel bilgi üretiminde en zengin araştırma alanlarından biri olduğu konusunda şüphem yok. Başka bir deyişle müze, “kolektif hafızanın işleyiş biçimleri” için bir eğretileme (metafor) görevi görüyor.[10] Müzeler, kişisel ve kolektif hafızanın silinmesini önlemek için hatıralar oluşturuyor. Bu yönüyle müze, kültürel mirasın sonsuza kadar korunduğu bir depo haline geliyor.[11] Müzedeki hafıza uygulamaları, özellikle Batı geleneklerinde, “hafızanın ne olduğu ve nasıl olabileceğine” dair bazı varsayımlar öne sürerek hem geçmişi hem de anılarını mümkün kılıyor.[12]

Adalar Müzesi de böyle bir hafıza mekânı işte. İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olarak 10 Eylül 2010’da Büyükada’nın Aya Nikola Mevkii’nde açılan müze, Adalar’ın oluşumundan bugüne gelen ‘hikayesini’ yüzlerce obje, binlerce belge ve fotoğraf, belgeleme çekimleri, filmler ve sözlü tarih kayıtlarından oluşan koleksiyonunun üzerinden anlatıyor. Bunun yanı sıra Adalar’ın kentsel tarihine odaklanan Osmanlıca belge arşivi ile de bir hafıza deposu görevi görüyor. Adalılar tarafından bağışlanan ve çeşitli koleksiyonerlerden bağış olarak alınan koleksiyon parçaları, Adalar’ın farklı mekanlarından elde edilen üç boyutlu objeler ise müze web sitesinde belirtildiği üzere, sergilerinde “ziyaretçilerin itfaiye ile buluşmasına, bir ressamın piposunu görmesine, şairin şapkasının yanı başında bir tasarımcının afişini izlemesine imkân veriyor.”[13]

Şunu vurgulamakta yarar görüyorum: Hafıza ile nostalji arasında ince ve kimi zaman da tehlikeli bir çizgi var. Nostalji konusundaki akademik söylemlere girecek olursam bu makale bitmek bilmez ama nostaljinin salt geçmişe özenen ve geçmişte yaşamayı tercih eden yönünü değil, koruyucu ve bir o kadar da güçlendirici, canlandırıcı (restorative) yanını doğru kullanmak çok önemli. Adalar Müzesi’nin bir hafıza mekânı olarak başarısı tam da burada yatıyor kanımca. Burada uzun uzadıya müzenin koleksiyonunu ya da güncel programlarını ayrıntılandırmak değil niyetim ama şunu da belirtmeliyim: bir yandan bence müzenin “alamet-i farikası” olması gereken zırhlı balık kafasından başlayarak bugünlere uzanan, Adalar geçmişini yormayan ama “belleten” bir anlatıyla ziyaretçilere sunup, bilimsel çalışmalar için ciddi bir arşiv barındırırken, diğer yandan da Adalar’ın bugününü gelenekselliği koruyarak ama ona da öykünmeyerek yaşatmayı başarıyor müze. Örneğin Adalar’ın çiçekçilik geçmişini hatırlatıyor bizlere, yeni çiçek günleri, festivalleri düzenleyerek. Adalar’ın farklı bölgelerini dünü olduğu kadar bugünü ile de mercek altına alıyor çeşitli söyleşi dizileriyle. Adalar’ın geçmişini inşa etmiş emekçilere sahip çıkıyor, bugünkilere de kucak açarken.

Bu yazıyı neden mi yazdım Mayıs sayısında? 18-24 Mayıs tüm dünyada Müzeler Haftası olarak kutlanıyor. Müzeler çocuklar başta olmak üzere yediden yetmişe herkese yönelik farklı etkinlikler düzenliyor, birbirinden davetkar programlarla ziyaretçilere kapılarını açıyor. Nisan sayısındaki yazımda ‘teğet geçmekten’ bahsetmiştim; kendini Adalı addedip de adalara sızamayanlardan. Dün de taşınmış olsanız, yüz senelik de adalı olsanız fark etmez: sürekli ya da süreli yaşadığınız (ya da severek ziyaret ettiğiniz) bu yöreye sızmak, gelmişini geçmişini ve bugününü anlamak istiyorsanız şayet, vakit ayırın dibinizdeki tek müzeye; gidin, gezin, katılın, dinleyin. Ama hepsinden önemlisi, yaşadığınız ya da ziyaret ettiğiniz bu yörenin geçmişinin olduğu kadar bugününün de nasıl kayıt altına alındığına, yaşatıldığına, hafızasının nasıl oluşturulduğuna şahitlik edin.

Kim bilir, belki bu hafıza mekânında belleyeceğiniz şeyler olacaktır, hem kendinize hem de içinde yaşadığınız topluluğa dair.

[1] Susan A. Crane, Museums and Memory, s. 4.

[2] Huyssen, Twilight Memories, s. 14

[3] Walsh, The Representation of the Past, s. 94.

[4] Huyssen, Twilight Memories, s. 14.

[5] A.g.e., s. 22-23.

[6] Huyssen, akademik bellek-tarihin öne çıktığı bu dönemde hafıza ve müzeleştirme, eskime ve kaybolmaya karşı bir siper sağlamaya, değişimin hızına ve zamanın ve mekânın sürekli küçülen ufuklarına ilişkin derin kaygılarımıza karşı koymaya çağrılmaktadır, diye yazar, a.g.e., s. 32

[7] Huyssen, Present Pasts, s. 3.

[8] A.g.e., s. 132-133.

[9] Huyssen, Twilight Memories, s. 9.

[10] Crane, Museums and Memory, s. 5.

[11] Ersnt, “Archi(ve)textures of Museology” in Museums and Memory, s. 53.

[12] Wilson, “Realizing Memory, Transforming History: Euro/American/Indians” in Museums and Memory, s. 117.

[13] www.adalarmuzesi.org


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.