İÇİNDEKİLER | Sayı 203 – Mayıs 2022


Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 203 – Mayıs 2022      Dayanışma Marmara Denizi’ni İyileştirebilir! *

Dayanışma Marmara Denizi’ni İyileştirebilir! *

Yayınlanma Tarihi: 05 Mayıs 2022  /  Son Güncellenme: 05 Mayıs 2022

Nisan 2021’de yaşanan müsilaj krizi tüm Marmara Denizi’ni kapsayan devasa bir çevresel felaket ile karşı karşıya olduğumuzu gösterdi.

Müsilajın parçalanarak denizin dibine çöktüğünde balıkları, kabukluları ve özellikle hareket etmeyen mercan gibi canlıları sarmalayarak boğulmalarına neden olduğunu denizaltı fotoğraflarında gördük.

Kıyılarda yoğunlaşan müsilaj tabakaları nedeniyle oksijensiz kalan binlerce balığın, yumurtalarının ve larvalarının öldüğünü haberlerde okuduk.

Bütün bu ölümlerin çevresel bir krize işaret ediyor olmasının nedeni müsilajın Marmara Denizi’nde yaşanmakta olan çöküşün sonuçlarında birisi olması.

İnsan kaynaklı baskılar ve atık su kirliliği nedeniyle Marmara Denizi oksijen seviyeleri yıllardır azalma seyrinde ve bu nedenle biyoçeşitlilik kaybediliyor.

Doğru dürüst arıtılmadan kentsel ve sanayi tesislerinden denize verilen organik madde yükünün çoğalması deniz ekosisteminde oksijen tüketiminin artması anlamına geliyor ve bu da sistemde bulunan oksijen miktarında önemli azalmalar demek. Üstüne bir de müsilaj bindiğinde oksijen tüketim boyutu denizi yıkıma götürüyor.

Oksijen deniz canlılarının yaşayabilmesi için elzem, oksijenin azalması ile birlikte balıklar başta olmak üzere deniz canlıları oksijensizlikten ölmeye başlıyorlar.

Marmara Denizi’nde araştırmalar yürüten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Mustafa Yücel, 2022 yılı itibarıyla balıkların yaşayabileceği deniz seviyesinin 25-35 metreye dayandığını, oysa 1950’lerde 1200 metreye kadar oksijen bulunduğunu geçenlerde açıkladı (Oksijen, 02.04.2022).

TIKLAYIN- Müsilaj Araştırma Komisyonu Raporu | “Marmara Denizi’ne biyolojik arıtma olmadan su verilmemeli”

Oksijensiz bir denize doğru gidişin nedenlerini bilim insanları senelerdir anlatıyorlar. Biyoçeşitlilik açısından son derece zengin olan Marmara Denizi’nin yıllardır etrafında büyüyen kentleşmenin ve sanayinin yarattığı kirli su atıkları ile doldurulan foseptik bir çukur gibi kullandığını söylüyorlar.

Levent Artüz’ün yakınlarda yayınlanan Marmara Denizi’nin Kirletilmesinin Yakın Tarihi başlıklı kitabı önemli bir başvuru kaynağı.

Marmara Denizi havzası Türkiye nüfusunun yüzde 33’ünü barındırıyor ve çevresinde yer alan şehirlerden kaynaklanan kentsel/evsel atık suların büyük bir kısmı sadece ön arıtma yapılarak Marmara Denizi’ne derin deşarj yöntemiyle bırakılıyor. Evsel atık suların yanına sanayi ve tarımsal kirli su atıkları eklendiğinde Marmara Denizi aşırı azot ve fosfor ile yükleniyor. Tüm bu atıklar oksijensizleşmenin sebebi. Suda yeterince çözünmüş oksijenin bulunmaması durumunda da, hidrobiyolog M. İlham Artüz’ün 1993’de söylediği gibi, denizin doğanın sağladığı kendi kendini yenileme yeteneğini yerine getirmesi mümkün olmuyor (aktaran Levent Artüz, 2021, 243).

Sonuç açık: Marmara Denizi kendisine yapılan muameleyi kaldıramıyor ve tüm doğal varlıklarıyla ölüme doğru sürükleniyor.

Ölmüş bir denizin çevresinde yaşayabileceğimiz düşünülebilir mi? Doğan Kuban’ın İstanbul için söylediğini tüm Marmara yaşam alanları için de tekrarlayabiliriz: “İstanbul” der Kuban, “denizin yarattığı ve yaşam verdiği bir kenttir”.

Deniz ölürse, Marmara Bölgesi yaşamının hali ne olabilir?

Müsilaj, Marmara Denizi’nin yüz yüze olduğu tehdidin boyutu konusunda kamuoyunda bir farkındalık yarattı.

Akabinde 2021 yazında Marmara Belediyeler Birliği ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ortaklığında ilan edilen Marmara Denizi Koruma Eylem Planı sonunda harekete geçiliyor ümidi ile karşılandı. Buna karşılık, denizi kirleten etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik somut önlemler henüz görmüyoruz. Üstelik, söz konusu Eylem Planındaki başlıkların benzerleri 1980’li yılların sonlarında beri, otuz yılı aşkın süredir aslında, söyleniyor ve Marmara Denizi’nin kurtarılması ve iyileştirilmesi için yapılması gerekenlerin ne olduğu 30 yıldır biliniyor.

21 Nisan’da, müsilajın görülmesinden bir sene sonra, kurulan Adaları ve Boğazları ile Marmara Kültürleri Ağı bu bilinenlerin hayata geçirilmesi için birbirinden kopuk bir şekilde, kendi mecralarında Marmara Denizi savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarının, uzmanların, vatandaşların, sanat kültür camiasının bir araya gelerekgüçlerini birleştirmesi fikrinden ortaya çıktı.

Müsilaj patlak verdiğinde yapılan toplantılar, etkinlikler sırasında görülen şu oldu: çok sayıda STK, bilim insanı açıklamalar yapıyordu ancak hepsi birbirinden kopuktu. Tüm bu çabaları biraraya getirerek, yapılan bilimsel araştırmaları paylaşarak, işbirlikleri yaparak ve sanat dahil, tüm ifade kanallarını kullanarak, Marmara’nın sesi bu Ağ ile yükseltilebilir diye düşünüldü.

Marmara Denizi’nin çığlığının çok daha yüksek duyurulması ve tedavi için gerekenlerin acilen uygulamaya koyulmasının ısrarla takibinin yapılması gerekiyor. Marmara Kültürleri Ağı, birbiriyle fazla temas etmeyen bilim çevrelerini, uzmanları, çevre savunucularını ve sanat ve kültür insanlarını biraraya getirerek Marmara’ya ses verecek ifade kanallarını çeşitlendirmeyi, çoğaltmayı ve yaratıcı mesajlar ve bilgilerin kamuoyu ile buluşmasını hedefliyor.

Marmara Denizi’nin kurtarılması ancak yükü ne kadar ağır olursa olsun gereken tüm yatırım ve harcamaların acilen yapılması suretiyle başarılacak; kamu kaynaklarının ve özel şirket kazançlarının bu hedefe yönlendirilmesi ortak vatandaş iradesi ile mümkün. Marmara Denizi’nin önemini hatırlamak, unuttuğumuz ya da hiç bilmediğimiz zenginliğini yeniden öğrenmek, bu iradenin güçlenmesi için gerekli adımlar.

TIKLAYIN- Rıdvan Turan: Marmara Denizi yoğun bakımda

Marmara Denizi’nin tam sağlığına kavuşması için İlham Artüz’ün tahminiyle 30-40 yıllık bir süre gerekebileceği göz önüne alınırsa ortak vatandaş iradesinin bu konunun ısrarlı takipçisi haline gelebilmesi için Marmara Denizi’ne bakışımızın değişmesi gerekmekte. Tıpkı bir canlıyı sağlığına kavuşturmak için uğraştığımız gibi, denizi de bir canlı varlık olarak hissedip iyileşmesi için tüm ihtimam gücümüzü seferber etmeyi denemeliyiz.

TIKLAYIN-  Prof. Dr. Mustafa Sarı: Marmara Denizi iyileşecek ama yardımımıza ihtiyacı var

Bunun için Marmara Denizi’ne ve canlılarına dibine kadar kullanacağımız, tüketeceğimiz, insan çıkarlarımız için sadece bir vasıtaya indirgeyeceğimiz, sömüreceğimiz bir doğa kaynağı olarak artık bakamayız. Denize bizim de parçası olduğumuz nefes alıp veren ekolojik bir bütün olarak bakmamız gerekiyor.

Bu da kültürel bir çaba harcamak anlamına geliyor; denize, doğaya, tüm varlıklara, kendimize, yaşantılarımıza bakışımızı ve pratiklerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Marmara’yı koruyabilmek için ve bu mücadelenin etkinleştirilmesi için deniz varlıklarına insanlara verilmiş hizmet, insanlara bahşedilmiş varlıklar olarak değil her biri içkin değer taşıyan varlıklar olarak bakmak gerekiyor.

İnsan varlığından bağımsız olarak dünyadaki varlıklar belli dengeler içinde varolagelmişler, bu dengenin devam ettirilmesinde rol oynamışlar. İnsanlar da bugün sürdürülebilir bir dünya derken kendi rollerinin yeniden tanımlanması gerektiğine işaret ediyor: Bozulmuş ekolojiyi tamir ederek yeryüzünün evrilerek devam ettiregeldiği dengenin korunmasına katkı yapmak.

TIKLAYIN- Denize ağıt: Affet bizi, ey Marmara

Bu ise etik, sosyal boyutlarıyla kültürel bir değişim anlamına geliyor. Böyle bir değişim için, diyor Marmara Kültürler Ağı, Marmara Denizi kültürlerinden dersler çıkarabilir, ilham alınabilir.

Ağ’ın ismi Marmara Kültürleri Ağı. Marmara Denizi sadece biyolojik çeşitliliği ile çok özel bir deniz değil aynı zamanda bu deniz müthiş bir kültürel çeşitlilik havzası.

Denizin farklı körfezlerinde, boğazlarında, adalarında, kıyılarında, balıklar, kuşlar, deniz ve kayalık bitkileri, denizin tuzu, rüzgarı, kıyıları ve kumsalları ile insanlar yüzyıllardır birlikte olmuşlar ve yakın zamana kadar, karşılıklı bir denge içinde, birbirlerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşler. Bu kültürlerden öğreneceklerimiz olabilir, bu kültürler bugün aradığımız sürdürülebilir Marmara için bize ipuçları verebilirler.

“Adaları ve Boğazları ile Marmara Kültürleri Ağı” iştirakçilerinin temel sorusu, Denizi yeniden nasıl hayata döndürebileceğimiz, şimdiye kadar çok da ihtimam göstermediğimiz Marmara Denizi üzerine nasıl titremeye başlayacağımız. Hikayelerini öğrenerek ve birbirimize anlatarak, onu sevmeyi öğrenerek Marmara Denizi’ni kurtarma çabalarına destek olabiliriz.

“Adaları ve Boğazları ile Marmara Kültürleri Ağı” 

İstanbul Adalarında faaliyet gösteren Adalar Vakfı, Marmara Adaları’nda faaliyet gösteren Marmara Adaları Kültür ve Dayanışma Derneği, Gündoğdu Köyünü Güzelleştirme İmar ve Kalkındırma Sosyal Dayanışmayı Sağlama Derneği, Avşa Otel, Motel, Apart ve Pansiyoncular Derneği, Galimi Çınarlı Kırsal Kalkınma ve Turizm Derneği, Topağaç Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği, Çanakkale’de faaliyet gösteren Troya Çevre Derneği’nin başlattığı bir ağ oluşturma projesidir.

Bu yedi sivil toplum kuruluşu, Avrupa Birliği CultureCivic Kültür Sanat Destek Fonu’nun ‘Kentler Arası Ağ Geliştirme’ programından finansal destek alarak “Adaları ve Boğazları ile Marmara Kültürleri Ağı”nın kuruluşunun ilk adımını attılar.

İstanbul Adalarında faaliyet gösteren Deniz Yaşamını Koruma Derneği ve Türkiye çapında çalışan Su Altı Fotoğrafçıları ve Filmcileri Derneği, Kültürel Mirası Koruma Derneği’nin katılımıyla bu Ağ büyümeye başladı. Hedef Ağı tüm Marmara kıyı yerleşimlerine genişletmek.

(AA/APK)

(*) Bu yazı önce Bianet’te yayınlanmıştır.


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.