Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 202 – Nisan 2022      Rita Hanım’la Son 70 Yılı Konuştuk: Rumlar gidince adanın neşesi soldu, zarafet ve şıklık yok oldu.

Rita Hanım’la Son 70 Yılı Konuştuk: Rumlar gidince adanın neşesi soldu, zarafet ve şıklık yok oldu.

Yayınlanma Tarihi: 01 Nisan 2022  /  Son Güncellenme: 02 Nisan 2022

Fırıncı Niko, madam Ortans, polis Ahmet,  kitapçı Hiristofi, terzi Leyla, futbolcu Lefter, ressam Tiraje Dikmen, Faytoncu Abbas, sinemalar, plajlar, gazinolar, San Pasifico,  Surp Asdvadzadzin Verapokhum, Hamidiye,  Aya Dimitri, Hesed Le Avraam…

Kimi zaman sürgün yeri, çoğu zaman şairlere ilham, filmlere ve aşıklara mekan Büyükada.

Adayı yaşayanlar için Büyükadanın her mevsim, hatta her ayının kokusu, sesi ve rengi farklıdır. Denizin, dalgaların, rüzgarların, martıların, kedilerin, vapurların sesi. Yaprakların hışırtısı…

Son birkaç yıldır komplo teorileri, ulaşım problemleri, faytonlar, atlar, işgal haberleriyle gündem olan Büyükadanın son 70 yılını Rita hanımla dolaşacağız.

Rita Basmacı. Yedi göbek İstanbullu bir aileden. Dedesi hekim. Adaya gelmek de hekim dedenin hekim arkadaşlarının tavsiyesiymiş,  uygun mahal de söylenmiş tabii.

Ne Maden, ne de Nizam, orta yerde yaşanacak!  Aile çoluk çocuk 1950de Büyükadaya geliyor, Aydoğdu sokak, Numara 11e yerleşiyorlar. Artık Mayısta sezon açılıyor, 29 Ekim Cumhuriyet bayramında kapanıyor.

Yani yazlıkçı” oluyorlar. Halen de yazlıkçı.  Adalılar önce ikiye ayrılır; yazlıkçılar, yaz-kış oturanlar. Rita hanım sadece iki yıl yaz-kış oturmuş adada. Evlenince.

Adada Türkler, Rumlar, Ermeniler, Museviler hep birlikteydik. Sokaklarda bütün dilleri duyardınız. Neredeyse iç içe yaşardık. Dostluk, arkadaşlık vardı ve herkes birbirine saygı gösterirdi.

Karma evlilikler çok olurdu. Özellikle Müslüman ve Rum evlilikleri. Bu evlilikler bazen tepki görse de sonunda tatlıya bağlanırdı. Kız kardeşim bir Müslümanla evlendi  mesela ve biz onu çok severdik.”

Biz sorduk, Rita hanım anlattı.

Çarşıdan başlayalım mı?

Adanın iki fırınından biri Zağanospaşanın orada, diğeri de  şimdiki  Dolcinin yerindeydi.  Fırıncı Niko Rum, sevgilisi Varduhi Ermeni. Aileler izin vermeyince 50 yıl beklediler. Evlendikten sonra dükkanı yanlarında çalışan Hüseyine bırakıp Yunanistana göç etmişler.

Madam Ortans’ın pastanesi bugünkü Prenses Otelinin yerinde,  özellikle milföyü ünlüydü. Yazarların, sanatçıların yeriydi.  Ankara Pastanesi ve İnci Profiterol’ü de unutmamak gerek, ki sonuncusunun ömrü pek uzun olamamıştı.

İskele çıkışında Kuyumcu Kalust ile saatçi yan yanaydı. Şimdiki Yalovalı Kardeşlerin karşı köşesinde Mösyö Vangel peynir ve süt satardı. Rumdu.

Rum bakkal, Laz bakkal, Ahmet bakkal, birkaç kasap, Museviler için de ayrıca kaşer kasap. Çok pahalı olduğu için, et ya da başka alışverişler için adres belli: Kartal ve Pendik. Ada vapuruna binmeden önceki son durak da Kağıt kebapçıydı.

Sarı erik

Türk esnaf Karadenizli, faytoncular Malatyalı. 70ler, 80lerde de Kürt esnaf da çarşıda yerini aldı. Balıkçı çok tabii. Hemen hepsi balık yanında sarı erik de satardı.

Neden? Çünkü,  Museviler kayabalığını bol erikle pişirirdi.

Şimdiki Milano lokantasının yerinde Selek lokantası vardı. Sahibi Ermeniydi. Dedem her yıl orada yemek verirdi. Tuzda balığı çok ünlüydü Selekin.

Sebzeleri at üstünde Arnavut sebzecimiz getirirdi.  Şimdiki Yıldızlar Otelinin yerinde Suat Beyin kahvesinde güzellik yarışmaları yapılırdı.  Suna Soleyin Ada güzeli” seçildiği yarışmayı hatırlıyorum.

İsa Tepesindeki gazinoyu iki Rum kadın çalıştırıyordu. Muska böreği ve bira satarlardı. Manastır’ın  altındaki kır kahvesine de  kuzu çevirmeye giderdik. Biz kızlar yiyip içtikten sonra korkmadan gece yarısı evlerimize dönerdik.

Aya Yorginin yolu topraktı o zaman. Bir de şimdiki pazarın olduğu yerde ve Aya Nikolan altındaki Yakupun bostanına maydanoz toplamaya giderdik.

Elektrik, su, bekçiler, polisler, itfaiye, çöpler?

Elektrik kısıtlı, sokak lambaları iki sokakta bir. Korku yok.  Bekçilerimizin, polislerimizin hepsini ismen tanırdık. Özellikle Ahmet Beyi herkes bilirdi. Üç karakol vardı. Biri Nizamda Değirmenin köşesinde, biri Madende.

Hırsızlık olmazdı. Bisikletlerimiz kapıda dururdu. Camlar, kapılar hep açıktı. Ufak tefek şeyler olursa da vapurlar durdurulup arama yapılırdı.

Suyumuz vapurla gelirdi. Gelen su pompayla yukarı verilir, oradan evlere dağıtılırdı. Vapuru dört gözle beklerdik. Hatta bunun için çoğu evde dürbün vardı. Uzaktan görününce herkese haber verirdik.

Tabii İtfaiyemiz de vardı. Bazen ahşap evler yanardı. İmar izni almak içindi sanırım.  Çöpler atlı arabalarla toplanırdı ve her sokakta çöpçüler dolaşırdı. Ada tertemizdi.

Çam iğnelerinde yasemin

Adamız her zaman çok ağaçlı ve renkliydi. Çam ormanları, akasyalar, serviler, salkım söğüt, mimoza, ıhlamur, iğde, tespih ağacı, yasemin… Yeşil, sarı, mor, beyaz açarlardı. Hele ki güller

Ada rüzgarı estiğinde tüm adamız misler gibi kokardı. Kışın kar yağdığında ise çam ağaçlarının güzelliğine bakmaya doyamazdık.

Bu renklilik çocuklara da harçlık kapısıydı.  Vapur saatinde adanın çocukları kabaklara ufak çubuklarla yasemin saplarlar; çam iğnelerine yine yasemin takarlar, papatyadan taç yaparlar ve bunları vapurdan inenlere satarlardı. Tabii Şubat – Mart aylarında da mimozaları.

Vapurlar nasıldı? Fenerbahçe, şimdi Koç müzesinde,  yeniden sefere çıkmak üzere restore edilen Paşabahçe vapurları mesela, hatırlıyor musunuz?

Tabii Paşabahçe ve Fenerbahçe çok ünlüydüler. Ve vapurların içinde bar vardı, içki satılırdı. Vapurda herkes birbirini tanır, adanın yerlileri lüks mevkide otururdu. Ada vapurları çok azdı. Şimdiki gibi motorlar da yoktu.

Kaptanlar bir yaz önce çımacı olup ertesi yıl kaptan köşkünde otururdu. Bu yüzden de vapur kazaları fazlaydı.

Ada içinde ulaşım fayton ve bisikletle sağlanırdı. Otuz kadar fayton vardı. Faytoncuların hemen hepsini ismen tanırdık. Çoğu Malatyalı veya Erzincanlı’ydı. Bazı ailelerin tek atlı özel faytonları ve kendi ahırları vardı. Şakir Paşa ailesi ve Hacıbekir ailesi gibi…

Sağlık hizmeti? 

Adada sağlık hizmeti hemen hemen hiç yoktu. Rum bir çocuk doktoru, bir de Tıp eğitimini tamamlamamış, adalıların Dr. Çat’ı. Adalılar yine de ufak tefek hastalıklarda Dr. Çata ilaç sorarlardı.

Horoz Reis, yani Berç Yetvart  acil durumda, doğumlarda  gece gündüz demez ufak teknesiyle hastaları karşı tarafa hastaneye taşırdı. Hiçbir zaman ücret de almazdı. Adada çok sevilir ve sayılırdı. Şimdi de parkına gidip oturuyoruz.

Okullar?

Okula arkadaşlarla toplu olarak vapurla gider, yine topluca dönerdik. Benim okulum Taksimdeki Ermeni okuluydu. Çok önceleri Büyükadada da bir Ermeni okulu varmış. Çınar Meydanı’nda, Alparslan ve Zağanospaşanın kesiştiği yerde. Ahşap ve taş olmak üzere iki binadan oluşuyormuş. 1940lı yıllarda kapanmış. Şimdi yalnız taş duvarı duruyor.

Okul kapanınca buradaki öğrenciler Nizamdaki Saint Antoine Fransız Okuluna gitmişler. Eski kaymakamlık karşısındaki iki yandan merdivenli bina. Fransa Elçiliğinin yazlığıymış, sonra okul olmuş. Okula daha çok azınlık öğrenciler gidiyormuş. Bunun dışında bir Rum okulu, bir de Kadıyoranda Türk okulunu hatırlıyorum.

Farklı inanç gruplarından toplulukların bir arada yaşadığı  bir yerde ibadethanelerin durumu nasıldı?

Camiye de, kiliseye de, sinagoga da giderdik. Adada iki cami vardı. Nizam Camii ve Hamidiye Camii. Hamidiye Camiini  Balyan ailesi yapmış.

San Pasifico Latin Katolik Kilisesi, Nizamdaki Surp Asdvadzadzin Verapokhum Ermeni Katolik Kilisesi, Aya Dimitri Ortodoks Kilisesi,  Aya Yorgi Manastırı, Madende Hesed Le Avraam Sinagogu.  

Biz çocuklar hemen hepsine giderdik. Özellikle sinagogda çok tören olur, poğaçalar dağıtılırdı.  Poğaça yemeğe giderdik.

Ya eğlence?

En büyük eğlencemiz denizdi tabii.  Her sabah saat 11de Faytoncu Abbas bizi evlerimizden alıp Değirmen plajına götürür, 14:00de yine evlerimize bırakırdı.

Öğleden sonra beş gibi buluşup kızlı oğlanlı volta atardık. Buluşmalar ya Saat Meydanı veya iskelenin köşesindeki kitapçı Hristafinin önünde olurdu. İskeleye inerken çok şık giyinilirdi. Biz çocuklar da en güzel giysilerimizi giyerdik. Adanın dört terzisi vardı. Yazlık keten, saten giysiler onlara diktirilirdi. En meşhuru da Terzi Leyla hanım idi.

Hristafiden başka çarşı içindeki Şükrü ve İş Bankası’nın karşı köşesinde Kitapçı Ahmet vardı. Kitapçı Ahmetten kiralık romanlar alırdık; Muazzez Tahsin, Kerime Nadir falan.

Sinemalar, balolar ve cambazhane

Akşamları minderlerimiz ve çekirdeklerimizle sinemaya giderdik; Splendidin hemen altında Mehtap, Yeni Sinema, bir de Lale Sineması.

70lerde şimdiki Yekta Apartmanı’nın olduğu yer diskotekti. Akşamları bazen aslında Heybelide oturan İnönü ailesi de buraya gelirdi.

Bir de Anadolu Kulübü tabii. Oraya varlıklı insanlar gelirdi. Sık sık balolar olurdu. Biz de şimdi Kahve Dünyası olan yerde toplanır, onları seyrederdik.  Seferoğulları plaj ve gazinosuna gidilirdi. Özellikle cumartesi akşamları dans ve yemek için.

Biz çocuklar için en unutulmaz yerlerden biri de şimdiki hastanenin olduğu yerde kurulan Cambazhaneydi.

Bayramlar?

Gerek milli gerek dini bayramlar çok coşkulu kutlanırdı. Kabotaj ve cumhuriyet bayramlarında Heybeliden bahriyeliler gelir, bando mızıka çalarlardı. Törenler iskele meydanında yapılırdı. Çok özel giysiler giyilirdi.

Kiliselerde de bayramlar kutlanırdı. 15 Ağustosa en yakın Pazar günü biz Ermenilerin üzüm bayramı ( Meryem Ana Yortusu/ Surp Asdvadzadzin Bayramı) olurdu.  Rumların üzüm bayramı 6 Ağustostu. İskeleden çok şık giysili ve şapkalı kadınlar çıkınca anlardık ki, o gün 6 Ağustos. Özellikle Rumlar çok güzel giyinirdi.

Bayramlarda ve dini günlerde herkes birbirine saygılıydı. Museviler Ramazan ayında eti bile iftardan sonra pişirirdi.

Adanın ünlüleri?

Adada her milletten birçok köklü aile yaşardı.  Seferoğulları, Rum bir aileydi. Maalesef 1964te gittiler. Şakir Paşa Ailesi, Hacıbekir Ailesi, Rıza Derviş aileleri, Ermeni Becidyan ve Hıntiryan aileleri. Şimdiki gibi o zaman da Hıntiryan’ın köşkü’ne perili evderler biz çocukları korkuturlardı.

Şimdi kütüphanenin olduğu köşkte sinema oyuncusu Ahmet Tarık Tekçe ve gazeteci kardeşi Cemil Tekçe oturuyordu.

Futbolcu Lefter, ressam Tiraje Dikmen, ilk güzellik kraliçesi Feriha Tevfik de adada yaşardı.  Bir de adanın delikanlıları vardı. Özellikle dışarından gelenlere karşı adalıları koruyan; Hatay, Yalın, Fahri. Bunlar ve adanın erkekleri genellikle Yüksek Kahvede otururlardı.

Adadan göç?

Rumların ilk göçü 6-7 Eylül 1955ten sonra oldu. Biz adada değildik ama teknelerle dışarıdan gelenlerden ada halkını rahatsız edenler olmuş.

Esas adaya darbe vuran göç 1964te oldu. Yunan uyruklular bir gecede her şeylerini burada bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldılar. Bazıları evlerini, dükkanlarını güvendikleri adalılara, bazıları da Türk tebaalı Rumlara emanet bıraktı, özellikle eşleri Rum olanlara.

Böylece eşi Rum olanlar ve avukatlar zenginleşti. Bir kısım mülkler de Milli Emlaka kaldı. Rumların evleri, dükkanları terekede satıldı. Alpaslanda, Zağanosta, kısacası adanın her yerinde. Benim tanıdıklarımın evleri de vardı içlerinde. Dediğim gibi daha çok avukatlar alıp başkalarına sattı.

Rumlar ağlayarak terk ettiler doğup büyüdükleri adayı. Rumlar gidince Museviler ağırlıkta oldu adada. Yavaş yavaş, şimdi de Museviler evlerini satıp gidiyor, ne yazık ki. Artık tersine göç oluyor. Sağdan soldan duyuyoruz, Arap ülkelerinden gelenler adada ev alıyormuş.  Özellikle Rumların gidişiyle adanın neşesi soldu, zarafet ve şıklık yok oldu.

* Seyla Gülcihan Yalçındeniz, okuyor, geziyor, gözlüyor, arada da yazıyor. Adalı.


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.