İÇİNDEKİLER
Sayı 207 – Eylül 2022


Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 207 – Eylül 2022      Pembe Bianchi: Bisikletle Kuramadığım İlişkinin Sembolü

Pembe Bianchi: Bisikletle Kuramadığım İlişkinin Sembolü


 Büyükada, 1977 yazı

2022 Nisan ayının başında Adalar Müzesi’nde bir bisiklet sergisi gündeme gelince çok heyecanlandım. Uzun soluklu bir ön çalışma sürdürdük; arşivler tarandı, sözlü tarih anlatıları yapıldı, koleksiyonerler ve bisiklet sahipleri ile temasa geçildi. Ekibimiz uyum ve dayanışma içinde harıl harıl çalışıyordu 1 Eylül’de açılacak sergi için.

Ben de bu vesileyle aile albümlerini karıştırıp Büyükada ve bisiklete dair fotoğraflar ararken babamın 1944 yılının yazında dedesinin Nizam’daki evinin bahçesinde çekilmiş çok sempatik bir fotoğrafına rastladım. Birkaç başka fotoğraf ergenlik yıllarına aitti; bu kez tekerlekler göbekle birlikte büyümüş ama yüzdeki gururlu ifade silinmemişti. Annemin de vardı fotoğrafları ama o Ada’ya gelin gelmişti. Çocukluk ve ilk gençliğinin geçtiği Levent sokaklarında ellerini bırakıp yokuş aşağı son sürat gitmesi ve mahallede yediden yetmişe herkese bisiklete binmeyi öğretmesiyle meşhurdu. Hala dizlerindeki yara izlerinden gurur duyuyordu o günleri yad ederken.

Büyükada, 1944 yazı

Nostalji yollarında pedal çevirirken, bisikletle -yıllar boyu görmezden gelmeye çalıştığım- kendi ilişkimi hatırladım birden. Biraz ürkek, biraz netameli oldu bisikletle ilişkim hep. Oysa dengeliyimdir bile denebilir pek çok bağlam düşünüldüğünde.

İlk bisikletimi babam dört yaş doğum günümde hediye getirmişti. Kırmızı bir üç tekerdi bu aslında. Arkasında minik bir de sepeti vardı. Çok gururlanmıştım bisikleti gördüğümde. Epey bir süre de kullandım. Hatta arkasında yolcu (!) taşımışlığım bile vardı o zamanlar. Derken biraz büyüyünce bu kez babam bana bal rengi bir bisiklet aldı—ara boy. Markasını hatırlamıyorum ama artık bisiklete binmeyi doğru dürüst öğrenmenin yaşı gelmişti. Kuzenlerin hepsi şahane bisiklet sürüyor, bense düşerim, kıyafetim pislenir, dizim yaralanır da tetanos olurum korkusuyla bisikletin arkasına zorla taktırdığım “training wheel” denilen destek tekerleklerini bir türlü atamıyordum; bir yaz dört teker gezdikten sonra ikinci yaz önce bir destek tekerini çıkartmayı kabul ettim. Yaz sonunda da ite kaka, “Baba arkamdan tutuyor musun? “Evet evet tutuyorum merak etme, aaaa bak gittin kendi kendine” bağırış ve çığırışları arasında nihayet bisiklete binmeyi kıvırdım.

Herhangi bir spor dalına yeni heves eden -tenise başladığında baştan aşağı Lacoste’a bürünen, kayakları ilk ayağına taktığında en havalı Oakley gözlüklerden alan- bütün özentiler gibi ben de ilk iş yeni bir bisiklet istedim annemlerden.  O yıllarda yazları bir Rodos merakımız vardı; yengem Rodos’luydu, biz de her yaz cümbür cemaat anne ailemle en az bir haftayı “değişiklik olsun” diye oralarda geçirirdik. Bir adadan diğerine ne kadar fark vardıysa artık! Rodos kale içinde çok havalı bir bisikletçi bulmuştu annem; tatilin son günü “seç bakalım bir tane” dediler.  O bisiklet cümbüşünde şu mu bu mu derken gözüm pembe bir Bianchi’ye takıldı. Gıcır gıcır, şeker pembesi. Tam yaşıma uygun. Gelgelelim tekerlekleri ufak. Annem ısrar ediyor, “Kızım bak şu beyaz olanı alalım, bir-iki seneye bu pembeyi beğenmeyeceksin, küçük diye burun kıvıracaksın, rengine vuruldun biliyorum ama laf dinle.” Ben Nuh diyorum Peygamber demiyorum, illa pembe de pembe diye inliyorum. Neticede pembe bisiklet paketlendi ve nasıl oldu bilmiyorum ama Rodos’tan Büyükada’ya bir şekilde intikal etti.

Etti etmesine de pembe Bianchi ile hava atmanın ömrü bir yaz sürdü. İkinci yaz bir felaketti: kolları bacaklarından uzun -ve artık o noktada pembeden nefret eden- bir ergen olarak zaten hala titrek biniyorum, arada ön freni sıkıp havada takla atıp yola yapışıp, bilekler on gün sargıda geziyorum. Bir de bütün Nizam Köprü mahallesi arkadaşlarımın arasında “Melis’in pembe bisikleti” lafı dillere pelesenk olunca bisikletimle aramda bir soğuk savaş başladı. Ama tabi bir paralar verilmiş, o bisiklet bin bir zahmet ta nerelerden getirtilmiş… Bindim birkaç sene daha bağrıma taş basıp. Belleğimden spatula ile kazımak istemiş olmalıyım; bir tek fotoğrafını dahi bulamadım bu meşhur bisikletin.

Aradan yıllar geçti, çiçeği burnunda evlilerin romantize edilmiş anılarla bezeli, birbirlerini daha yakından tanıma sevdalarını pekiştiren konuşmalardan birinde eşime pembe Bianchi’den bahsettim. Etmez olaydım. Eşim bunu hasretle andığımı sanmış olmalı ki bir akşam Büyükada’ya dönerken Denizotobüsü iskelesine yetişkin boyda bir pembe Bianchi ile gelmesin mi?! Daha da kötüsü, tam yetişkin boyunu da bulamamış, ara kadro bir Bianchi, üstelik üzerinde el yazısı ve çiçeklerle Barbie yazdığı yetmiyormuş gibi süslü bir de sepeti var! Sürpriz ki ne sürpriz. Yine bağrıma bir taş basarak bir üç-dört yıl da bu pembe Bianchi’yi kullanır gibi yaptım. Nihayet biz de bisiklet de eskiyince, bir yakınımın kızına hediye ettik.

 

 Büyükada, 2021 yazı

Artık özüme dönmenin rahatlığı içindeyim. Yine arkasında minik bir sepeti olan beyaz bir üç tekerlim var. Torbalarımı da rahat taşıyorum, dengemi de rahat tutturuyorum. Kimilerimizin kaderinde de bisiklet böyle var zahir.

Kaç teker olduğu fark etmiyor.


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2022  /  Son Güncellenme: 07 Eylül 2022


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.