Kapak Fotoğrafı: Bülent Ergün Erol

Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 207 – Eylül 2022      Adalı Olmak

Adalı Olmak


Ben doğma büyüme Adalı’yım. Büyükada Hastanesi’nde doğdum. Ama hâlâ “adalıyım” demeye dilim varmıyor. Ailemin üçüncü kuşak temsilcisiyim Ada’da. Ama bence Adalı olmak için dördüncü nesil olmak lazım. En az yüz yılı devirmek. Benim çocuklarım Adalı olacak mesela. Burgazlı Teyfur Hocamız demişti ki bir keresinde, nerede doğduğun değil, nerede gömüldüğün önemli. Bu beni epey düşündürdü; benim dedem, ninem burada gömülü. Demek ki aslında olmuşuz Adalı, bir anlamda. Kızım ve oğlum Büyükada’da doğmadı; şehirde doğdular çünkü şu anda Ada’da doğum olayı yok, sadece bina var.

Çocuklarım şu anda 8 ve 9 yaşında. Ben o yaşlardayken yan komşumun kapısını çalmadan, kulpu çevirip içeri girerdim. Adalı olmak benim için çat kapı birinin evine, bahçesine girebilmektir.  Yoldan geçerken aynı kişiye üç kere selam verebilmek demektir Adalı olmak. İstanbul’a göre çok farklı bir yaşantının içindeyiz burada. Kapını açtığın zaman sağında bir aile solunda başka bir aile, benim çocuğum kalkınca birine “dede” günaydın diyor, öbür taraftakine aynı şekilde. Medeniyetin içindesiniz Adalar’da. Medeniyetlerin kaynaşması, kardeşliği anlamında eski Mezopotamya’yı Adalar’da yaşayabiliyoruz.

Eskiden herkes birbirinin evine teklifsizce girer, mutfağını, tuvaletini kullanırdı. Şu an böyle bir şey söz konusu değil elbette. Adalar’da bu bitti. Yolda yürüdüğünüzde eskinde herkes tanıdıkken, şimdi on kişiden birini tanıyorsunuz, selam verebiliyorsunuz. Ada kültürü bir yandan kabuk değiştiriyor. Eski adalı diye bir şey kalmadı. Derler ki yaşın kaç ki bunu söylüyorsun! Ama burada doğdum büyüdüm ben. Etrafımdaki herkesin annesini babasını, yurt dışındaki akrabasını bile biliyoruz.  Elbette kabul değiştirmesi kötü bir şey değil ama farklı gruplaşmalar var.  Oysa herkes Büyükadalı. Gruplaşmaya ne gerek var ki?

Yirmi sene esnaflığım var benim Ada’da. Çocuk yaşta başladım işletmeciliğe; on yedi yaşındayken kırk kişinin başında üç ortaktan biriydim. Hala esnafım; hiçbir zaman patron olmadım ama. Hala çalışıyorum kendi işimin başında. Babam da emekli oldu, bana yardım ediyor.

Benim için aslında Ada demek, Adalılık demek bisiklet demek. Adada doğup büyüyüp de maddi imkanlardan dolayı çocukluğunda bisikleti olmayanlardan biriydim ben. Dedem babam on üç yaşındayken vefat etmiş. Babamlar yedi kardeşler; anneleriyle kala kalmışlar. On üç yaşında çalışmaya başlamış babam. On yedi yaşında da yaşını büyüterek askere gitmiş. Daha çocuk yaşta, sırtında doğru dürüst gömleği bile yokken. Askerden dönünce de bir mücadelenin içine girmiş kendi çabalarıyla. O yoklukta bize yansıtmasa da belirli şeylerimiz eksik kalıyordu. Bugün benim çocuklarıma bakacak olsam, her şeyleri var gibi duruyor ama onlara sorsanız yine eksikleri var. Bizim üstümüz başımız vardı ama bisikletimiz yoktu. Gazete kuponla bisiklet veriyordu bir dönem, ben de biriktirmeye başlamıştım bisiklet alabilmek için. Her gün iskeleye iniyordum, herhalde 6-7 yaşlarında var-yoktum. Bir gün okuldan çıkıp indim ki gazete kalmamış. O zaman cep telefonu da yok. Bir şekilde Erzincan’a ulaştık; orada öğretmen bir dayım var, tabi o zaman öğretmen değildi. Rica minnet eksik kuponlu gazeteyi ona aldırdık. Kuponlar tamamlanınca babam bisikleti almaya gitmiş; küçücük bir çocuk bisikleti. Babam da bu işe yaramaz diye yeni bisikleti eskiciye verip yerine 28 jant bir tane erkek kadro Raleigh alıp eve getirdi. Şu anda parayla alamayacağınız bir bisiklet ama tabi eski püskü bir şey. Ben çok üzülmüştüm; hayaller çok farklıydı tabi, pırıl pırıl bir bisiklet beklerken… Babam doğru yapmıştı oysa ki. Bindim o yaz zoraki o Raleigh bisiklete ama ilk iki gün de ağlamıştım ötekini göremeden gitti diye.

Mando diye bir arkadaşım vardı, hâlâ da evlerimiz karşı karşıyadır. İlk bisiklete binmeyi Mando’nun Peugeot’su ile öğrendim; beni yokuş yukarı itti, ben pedal çevirmeye başladım, bisiklet sürmeyi de öyle öğrendim. On yedi yaşına gelince Heybeliada’da bisiklet dükkânı açtım; içimde kalan ukde tutkuya dönüşmeye başlamıştı. Bir sene yaptım o işi sonra devrettim ama en azından çocukluğunu bisikletsiz geçiren Özgür’ün birden bir yaz elli bisikleti olmuştu. Uzun yıllardır bisiklet ve bisiklet aksesuarları koleksiyonu yapıyorum. Adalar Müzesi’ndeki sergiye de bisiklet ve aksesuarlarımdan bir seçki verdim. Kadıyoran’daki depomda saklıyorum hepsini; kullanmaya kıyamıyorum. Çocuklarım da yaz-kış bisiklet üzerinde büyüdüler. Umarım benden sonra merakımı onlar devralacak ve koleksiyonumu sürdürecekler.

Bir Adalı olarak tek dileğim var: Hangi yönetim olursa olsun hep eksiğimiz altyapı sorunu. Bundan sonra bence önem verilmesi gereken önceliklerden biri bu. Ada’da bir bisiklet yoluna gerek yok, her yer bisiklet yolu zaten ama kazalar çok fazla. Bisiklete binmeyi doğru dürüst bilmeyenlerin yanı sıra, çukurlar, çökük yollar her yıl ciddi kazalara sebep oluyor. Celalyanlar’ın evinin önü bir zamanlar ecza deposu gibiydi. Hızını alamayan orada tepetaklak oluyordu bir dönem. Bu sorunun ivedilikle telafi edilmesi gerekiyor.

Ada, dediğim gibi Mezopotamya. Dünyada nereye giderseniz gidin nerelisin diye sorduklarında Adalıyım deyince herkes bir “aaa” der.  Adalı olmak her kapıyı açar nereye giderseniz gidin; 1-0 önde doğuyorsunuz.  İşte böyle özel bir ayrıcalık adalı olmak.


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2022  /  Son Güncellenme: 07 Eylül 2022


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.