Kapak Fotoğrafı: Bülent Ergün Erol

Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 207 – Eylül 2022      Büyükada’da Mutlu ve Bisikletli bir Hollandalı

Büyükada’da Mutlu ve Bisikletli bir Hollandalı


Ben ve eşim Joost Lagendijk 2011 yılında evimizi aldığımızdan bu yana, Büyükada ikametindeyiz. Kendimizi (yeni de olsak) “Adalı” sayıyoruz. İkimiz de büyük şehirden kaçarak geldiğimiz adada yaşıyor olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyoruz. Holllandalı olan Joost içinse en büyük keyif burada bisiklete binebilmek. 1 Eylül itibariyle Adalar Müzesi’nde başlayan “Bisiklet Sergisi” nedeniyle onunla bir söyleşi yapmak; Büyükada yollarındaki tecrübelerini, sıkıntılarını ve bisikletin günlük hayatın merkezinde olduğu bir ülkenin vatandaşı olarak (naçizane) tavsiyelerini sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle seni “Büyükada”lı yapan şey ne oldu? Neden burada yaşamak istedin?

Bu duygumu kısaca nasıl tarif edebilirim bilemiyorum çünkü benim için çok özel ve büyülü bir yer Büyükada ama sanırım adada en çok hissettiğim huzur, sükûnet ve sessizliği seviyorum. Ayrıca burası İstanbul’un bir parçası ama uzağında. Büyük şehrin gürültüsü, trafiği yok ve çok yeşil. Vapurdan indiğimde evime geldiğimi hissediyorum. Yolda yürürken gördüğüm birbirinden güzel ahşap evler, beni çok huzurlu hissettiriyor. Sanki çocukluğunuzdan kalan bir nostalji duygusu gibi hem geçmiş hem de bugün. Ve tabii ki burada bisiklete binmeyi çok seviyorum.

Adadaki bisiklet deneyim ve gözlemlerinden önce senin bisiklet geçmişini sormak istiyorum. Bisiklet geleneği çok eski ve köklü bir ülkeden geliyorsun.  Bir Hollandalı için bisiklet ne ifade ediyor? 

Gerçekten bir Hollandalının hayatında çok önemli bir yeri var. Bir çocuk nasıl yürümeyi öğreniyorsa bisiklete binmeyi de aynı şekilde öğreniyor orada. Yani çok normal ve doğal bir şey. Dış dünyaya ilişkin ilk aldığımız eğitim. Benim de ilk bisikletim altı yaşına bastığımda alındı. Hiç unutmuyorum, annemle babam, ben büyüyünce küçük kız kardeşim da kullanabilsin diye kız bisikleti almışlardı. Biraz bozulmuştum ama çok da önemsemedim sonra. Kırk bin nüfuslu küçük bir kasabada yaşıyorduk, trafik çok azdı yani tehlikeli değildi yollar. İlkokul birinci sınıftan itibaren benim için de en önemli ulaşım aracı bisikletim oldu. Okula, futbola, arkadaşlarıma hep onunla gittim. Bugün de Hollanda’ya giderseniz görürsünüz, yağmur, çamur, kar fark etmez, hava durumu ne olursa olsun Hollandalılar bisikletlerinden vazgeçmezler.

“Dış dünyaya ilişkin ilk aldığımız eğitim” derken neyi kastediyorsun?

Bisiklete binmeyi öğrenirken trafik kurallarını da öğrenmeye başlıyorsun. Sınava giriyorsun ve eğitmenler kontrolünde şehir trafiğine çıkıyorsun. Trafik kurallarını öğrenmek çok önemli çünkü bisiklet üzerinde savunmasızsın. Yani dış dünyaya ilişkin ilk bilgiler böyle giriyor hayatına ve kalıcı oluyor tabii ki.

Hollandalılar için bisiklet bir yaşam biçimi dedik, peki bir Hollandalı olarak Türklerin bisiklet ile ilişkisini nasıl görüyorsun? Bizim için, özellikle de İstanbul gibi büyükşehirlerde yaşayanlar için bir yaşam biçimi olması çok zor.   

Türkiye’de bisiklet sürmek biraz daha farklı tabii ki. Özellikle de İstanbul’da, kentin doğal yapısı tepelerden oluştuğu için burada Hollanda’ya benzer bir kültüre sahip olmak zor. Ayrıca şehrin alt yapısı hazırlanırken bisikletler düşünülmemiş. Örneğin bisikletler için ayrı yollar çok az yerde var. Yani arabalarla aynı yolu paylaşmak zorundasın. Sürücüler bisiklete alışık değiller, bu yüzden de dikkat etmiyorlar. Bir de Hollanda’daki Türklerde gözlediğim bir şey var ki bu bana hala çok ilginç geliyor. Bisikletin, araba almaya gücü yetmeyen insanlar için olduğunu düşünüyorlar. Yani bir statü sembolü değil onlara göre bisiklet. Asıl alınması gereken araba, bisiklet ise fakirlerin ulaşım aracı.

Sizde ise başbakan bile işe bisikletle gidiyor…

Kesinlikle öyle. Yani, Hollanda’da insanlar bisikletin sağlıklı ve çevre dostu olduğunu düşünüyor. Ve gerçekten de Başbakanın bisikletiyle işe gelirken bir yandan da elmasını yemesi çok sembolik aslında. Sanırım Hollanda’da insandan çok bisiklet var çünkü çoğu insanın iki ya da üç bisikleti bulunuyor.

Adada bisiklete binmeye ne zaman başladın peki? Ve burada bisiklet sürmenin özel yanı ne sana göre?

2012 yılıydı sanırım, bizim evin restorasyonu hala devam ediyordu. Burada yazlığı olan bir arkadaşımla hem evdeki işlerin durumunu görmek bisikletle ada turu yapmak için buluşmuştuk. İlk tecrübem o oldu, daha sonra ben birkaç kez tek başıma geldim. Adaya taşındıktan sonra da düzenli olarak bisiklete binmeye başladım. Benim de iki tane bisikletim var. Birisi elektrikli, onu günlük ulaşım için kullanıyorum. Diğeri ise spor amaçlı kullandığım yarış bisikleti. Adanın en önemli özelliği tabii ki, burada araba trafiğinin olmaması. Bunu İstanbul’da başka yerde bulmak mümkün değil. Ayrıca buradaki parkur da çok güzel. Sadece düz devam eden bir yol değil arada yokuşları var, ama bu yokuşlar da çok dik değil. Sanırım faytonların olduğu dönemde atların da rahatça gidebilmesi için böyle bir yol yapmışlar. Büyük tur 11 kilometre, ben yaklaşık üç tam tur yapıyorum. Haftada en az iki kez çıkıyorum.

Ada bisiklete binmek için çok güzel ama bir taraftan da şikayetlerin de olduğunu biliyorum. Neler söylemek istersin bu konuda?   

En önemlisi elektrikli araç kullananların bisikletlilere hiç dikkat etmemesi. İstanbul’da nasıl araç sürücüleri bisikletleri görmezden geliyorsa ya da çok umursamıyorsa burada da aynı şeyi yaşıyoruz. Çok hızlı gidiyorlar, sağa- sola dönerken hiç etraflarına bakmıyorlar. Bu yüzden başlangıçta birkaç kez kaza tehlikesi geçirdim. Şimdi çok dikkat ediyorum ama onların da bu dikkati göstermesi gerekir. Ayrıca yayalar da büyük sıkıntı olabiliyor. Tabii ki insanlar buraya yürümek için geliyorlar, bunu anlıyorum ama onlar da Yuki sürücüleri gibi yolun tamamen kendilerine ait olduğunu düşünüyorlar. Çoğu zaman dört- beş kişi yan yana yürüyor ve yolu tamamen kapatıyor. Siz geçmek istediğinizde ise sinirleniyorlar. Çok garip geliyor bu bana.

Ve  kiralık bisiklete binen ziyaretçilerden hiç bahsetmiyorum bile çünkü orası bambaşka bir dünya..

Onlardan kaynaklanan sorunlar neler oluyor sence?

Bence bisiklet kiralayan her on kişiden dokuzu acemi ve yokuşlarda hız yapıyorlar. Çok tehlikeli bir şey bu. Hem kendileri hem de başkaları için. Bisiklete binmek sadece pedal çevirmeyi öğrenmek değil aynı zamanda kuralları da bilmeli ve uygulamalısın. Ah bir de bisiklet üzerinde selfie çekmek gibi korkunç bir alışkanlık var. Dolayısıyla yollar mayın tarlası gibi oluyor, birisinden kaçarken diğerine yakalanıyorsun. O nedenle sabahları yarış bisikletimle çok erken çıkıyorum ve hafta sonu da bisikletle çarşıya gitmemeye çalışıyorum.

Sana göre bu sorunların çözümü ne? Belediye ya da yetkili makamların bu sıkıntıları çözmek için neler yapması gerekiyor? 

Elektrikli araç sürücülerinin daha sıkı kontrol edilmesi gerekiyor bence. Bazen çocukları görüyorum o araçları kullanırken, buna izin vermek çok tehlikeli.  Öte yandan yollardaki işaretleme çok daha iyi yapılmalı, yani yayaların kenardan yürümesi gerektiği ve yolun bisiklet ve elektrikli araçlara ait olduğu net bir şekilde belirtilmeli. Hatırlıyorum iki yıl önce sanırım yollar bu şekilde bölünmüştü ama şimdi hiçbir şey yok neredeyse. Gerekirse 200 metrede bir tabela koysunlar. Ayrıca bisiklet kiralayan dükkanlara da belli kısıtlamalar getirilmesi lazım. Orada sanki hiçbir kontrol yok gibi.  Ve tabii ki insanların bu kurallara uyup uymadığını daha iyi takip edilmesi esas mesele sanırım. Son olarak da bisiklet park yerlerinin arttırılması lazım. Var olanlar hiçbir şekilde yeterli değil. Bir tavsiyem de şu olabilir, Utrecht merkezli Hollanda Bisiklet Elçiliği diye bir kurum var. Bisiklet kullanımı konusunda kendini geliştirmek isteyen şehirler, belediyeler ile bilgi paylaşımında bulunuyorlar. Buradan bir ekip davet edilebilir ve beraberce adalar için yeni projeler üretilebilir.

Son olarak spor amaçlı bisiklete binmek için adaya gelmek isteyenlere tavsiyelerin var mı?

Mümkün olduğunca erken gelsinler. Ve hafta sonu gelmemeye çalışsınlar. En uygun zaman bana göre Mart’tan Haziran’a kadar: hem ada sakin oluyor hem de hava sıcaklığı çok uygun. Son olarak şunu da eklemek istiyorum, Ada gerçekten sadece Türkiye için değil dünyada çok özel bir yer, saygı duyarak ve çevreyi düşünerek burayı korumak herkesin görevi olmalı.


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2022  /  Son Güncellenme: 06 Eylül 2022


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.