Kapak Fotoğrafı: Bülent Ergün Erol

Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 207 – Eylül 2022      1 Eylül 2022’de Adalar Müzesi’nde bir bisiklet sergisi açtık.

1 Eylül 2022’de Adalar Müzesi’nde bir bisiklet sergisi açtık.


Bisiklet gibi barışçıl bir icadın sergisinin Dünya Barış Günü’ne denk gelmesi özellikle hoş oldu.

Sergimizin alt başlığını: “Adalar’da Bisiklet Üzerinde 137 yıl” olarak belirledik.

137 sayısını laf olsun diye seçmedik. Zira “dünyayı bisikletle dolaşan ilk kişi” kabul edilen Thomas Stevens, 137 yıl evvel, Temmuz 1885’de İstanbul’a gelmiş, o zamanki adı Prinkipo olan Büyükada’yı da ziyaret etmişti. 1887’de Londra’da basılan seyahatnamesinde adadan övgüyle söz etmiş, izlenimlerinin bir bölümünü Türkçe kaleme almıştı.

Bisikleti ilk kez gören kadınlar, bisikleti  ve sürücüsünü “ sessizce ve nezaketle süzülüp gitti” gibi romantik cümlelerle tarif ederken, erkekler alete tamamen işlev odaklı bakmıştı. “Onun beygiri hiçbir şey yemiyor, hiçbir şey içmiyor, hiç yorulmuyor, ama şeytan gibi” gidiyordu.

***

Stevens’dan kısa süre sonra dünyada bir bisiklet patlaması yaşandı. Bu patlamada Stevens’ın da payı vardı şüphesiz. Ama asıl sebep bisikletin yaşadığı evrimle ilgiliydi. İngiliz seyyahın bindiği, ön tekeri kocaman, arka tekeri küçücük penny-farthing binmesi de inmesi de çok zor olan bisiklet türüydü. 1890’lara gelinirken adına “safety bike” (güvenli bisiklet) denilen ve bugün kullandığımız bisikletlere çok benzeyen alet icat edilmişti. Hem binmesi hem de inmesi çok daha kolay olan bu bisiklet inanılmaz bir hızla yaygınlaşmıştı.

Bu yaygınlaşmadan Osmanlı ülkesi de nasiplenmiş, imparatorluğun, İstanbul, İzmir, Selanik gibi dışa dönük şehirlerinde iki tekere binen kadınlı erkekli gruplar ortaya çıkmıştı. Türkçe yazılmış ilk bisiklet seyahatnamesi Velosipet ile bir Cevelan kitabı da aynı tarihlerde basılmıştı. İstanbul’dan vapurla Mudanya’ya giden Ahmet Tevfik adında bir gazeteci, bir arkadaşıyla Bursa (Hüdavendigar) vilayetinde bir hafta pedallamış, izlenimlerini kaleme almıştı.

İstanbul’da bisiklet ithalatçılarının çoğu, yazlarını Adalar’da geçiren, Bahçekapı, Galata, Pera tüccarlarıydı. Bu da adaların bisikletle tanışıklığını hızlandırdı.

İki teker, kısa sürede adaların vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bunu sergimizi hazırlarken bir kez daha idrak ettik. Sergi için bisiklet veren adalılarla yapılan görüşmelerde bisikletin kuşaklar boyu nasıl bir kültürel miras haline geldiğini gördük.

Adalılar’ın bisikletle özdeşleşmesinde asıl pay, dünyanın kapıldığı bir hastalığın buralara uğramamış olmasıyla da ilgilidir. Bu hastalığa bazı uzmanlar  “auto-mania” diyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada birçok yerleşim büyük bir hızla otomobile teslim oldu.

İlk zamanlar bir tür özgürlük ve hareketlilik sembolü olan otomobil, katlanarak artan sayısıyla şehirleri tahrip eden bir vakaya dönüştü. Bugün otomobil deyince aklımıza gelen ilk şey trafik sıkışıklığı, hatta daha kısa ifadeyle trafik oluyor.

Günün bazı saatlerinde yürüme hızından daha yavaş giden araçlar, o araçların egzozlarından çıkan gazlar, o gazların çıkmasına vesile olan yakıtın her gün pahalanması ve daha bir dizi veri, otomobil odaklı ulaşımı sorgulatır oldu.

Bu sorgulama bisikleti yeniden yollara çağırdı. Deyim yerindeyse bir tür “bisiklet Rönesans’ı” yaşanmaya başladı. Aslında Hollandalılar bu konuda, erken bir aydınlanma yaşamışlardı. 1950’lerden itibaren artan otomobil sayısının yarattığı sorunları kısa sürede fark etmişler, çözüm aramaya başlamışlardı.

Özellikle araç çarpmaları neticesinde artan çocuk ölümleri en büyük uyarıcıydı. 1970’lerin başında “Stop Kindermoord” (Çocuk ölümlerini durdurun) sloganıyla ortaya çıkan sivil toplum hareketi kısa sürede sonuç aldı. Başta Amsterdam olmak üzere, şehir içinde otomobil kullanımı azaltıldı, bisiklet yeniden hayata dahil oldu.

(Çocuk ölümleri en büyük olsa da tek neden değildi. Kentlerin dokusunun bozulması, “hava kirliliği” 1973 petrol krizi gibi nedenleri de saymak gerekir.)

Bugün dünya üzerinde birçok şehir kendine model olarak Amsterdam’ı seçiyor ve otomobillerden nasıl kurtulacağının yolunu arıyor.

Oysa bizim ülkemizde çok kıymetli dört yerleşim, İstanbul Adaları adına otomobil denen şeyi kapıdan içeri sokmadı. Dünya’da otomobil girmeyen yerlerin yer aldığı şu listede Türkiye’den sadece Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada yer alıyor.

https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_car-free_places

Yani, deyim yerindeyse daha Amsterdam yok iken bizim adalarımız vardı.

Ama üzülerek ifade etmek gerekir ki bugün Adalar’da eskisi gibi canlı bir bisiklet kültürü yok.

Bunun nedenleri, sonuçları vs başka bir yazının konusu. Şimdi oralara girip konuyu uzatmayalım.

Dilerim bu sergi o kültürün yeniden canlanmasına vesile olur.


Yayınlanma Tarihi: 05 Eylül 2022  /  Son Güncellenme: 06 Eylül 2022


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.