Paylaş
Tüm Sayılar      2023      Sayı 218 – Ağustos 2023      Rachel’in Bahçesi

Rachel’in Bahçesi


Osmanlı ordusu mensubu General Auguste Sarrou’dan Kanada’da şehit edilen, Türkiye’nin Ottawa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Hava Pilot Kurmay Albay Atilla Altıkat’a uzanan bir park ve bunları kediler, bitkiler, sanat ve ada aşkı ile birbirine teğelleyen Rachel Sarrou’nun ilginç öyküsü…

En sevdiğim şey: geçmişin Hansel ve Gretel misali önüme serdiği kırıntıları takip ederek iz sürmek, tesadüfleri hikayeler şekilde okuyup, içine biraz da hayal gücü serpiştirip gözümde canlandırmak. Nitekim Adalar Çiçek Şenliği hazırlıkları esnasında böyle paha biçilmez bir fırsat daha çıktı karşıma. Çalışma grubumuza Heybeliada’dan katılan sevgili Dolunay Varol hemen hiçbirimizin farkında olmadığı bir pencere açmıştı bize: Heybeliada’da uzun yıllar kaderine terk edilerek bakımsız kalmış “Şehit Hava Pilot Kurmay Albay Atilla Altıkat Parkı” Heybeliada’da yaşayan Fransız bir hanım tarafından son yıllarda ihya edilmiş ve adeta bir cennet bahçesine evrilmişti. Mahalle sakinlerinin de desteği ile düzenli bakılan park, kedilere, kirpilere, genç-yaşlı herkese yuva olmuş, kişisel çaba ve girişimlerle ortak mekanların nasıl dönüştürebileceğine nefis bir örnek teşkil etmişti. Dolunay ve mahalleli dostlar, Fransız hanıma çabalarından dolayı teşekkür etmeyi arzu ediyordu.

Bu önemli ve pek çok açıdan değerli girişimi için isminin Rachel Sarrou olduğunu öğrendiğimiz Fransız dostumuza Adalar Müzesi adına bir teşekkür sertifikası sunmak üzere Heybeliada’ya doğru yola koyuldum bir Cumartesi sabahı. Açıkçası ne bulacağımı bilmiyordum ama gördüklerim karşısında bugüne kadar böyle bir yerin -varlığını bir kenara bırakın- nasıl muazzam bir dönüşüme uğradığını bilmemekten hicap duydum. Rachel’in dostları parkta toplanmıştı. Maalesef Rachel aralarında değildi. Zira tamamen teknik bir sebepten yıllardır sahip olduğu oturma müsaadesi bittiği için üç aylığına sınır dışı edilmiş, Paris’e dönmek zorunda kalmıştı. Oysa parkın hemen yanıbaşında, besbelli her ayrıntısı yine özenle düzenlenmiş minicik safir rengi evinde yengesiyle birlikte yıllardır yaşamaktaydı bir hafta öncesine kadar. Yine adadan yakın dostu Sena Hanım aracılığı ile Rachel’e telefonla bağlandık, tekrar tekrar minnettarlığımızı ilettik, birlikte parkı gezdik, fotoğraflar çektik ve ben buruk bir mutlulukla Büyükada’ya döndüm. Rachel’i biraz daha yakından tanımak, Fransa’dan Adalar’a uzanan hikayesini dinlemek, bunu da Adalı Dergisi okurları ile paylaşmaktı niyetim.

Sena Hanım aracılığı ile Rachel Sarrou’dan bir randevu daha aldım ve yine telefonda, bir saati aşan çok keyifli ve bir o kadar da ilginç bir sohbet gerçekleştirdik.

Rachel’in büyük dedesi General Auguste Sarrou Patras’da doğuyor ve genç yaşında Osmanlı ordusuna katılıyor. Askeri kariyeri başarılarla dolu geçen Sarrou’nun o dönemde yaptığı en önemli icraatlardan biri Osmanlı Orman Jandarması’nı yeniden yapılandırmak. Bunun için at sırtında aylarca karış karış Anadolu’yu geziyor ve imparatorluğa ait ormanlar üzerinde uzun ve etraflı raporlar hazırlıyor. O dönemde Enver Paşa kendisine çok destek oluyor; çok iyi Türkçe, Ermenice, Arapça konuşan ve Rachel’in ifadesi ile “gerçek bir Türkiye aşığı” olan Büyükdede 1912’de La jeune-Turquie et la Révolution (Genç Türkiye ve Devrim)[1] başlıklı bir de kitap yazıyor. Rachel büyükdedesinin arşivinin tamamını SALT’a bağışladığını söyleyince, görüşmemiz sonrasında çevrimiçi arşivlere girip epeyce karıştırdım. Gerçekten de inanılmaz bir arşivi var. Ailenin Adalar’la bağları da yine o dönemde başlıyor, zira Büyükdede Sarrou’nun ikinci eşi Büyükada’nın bilinen ailelerinden Zarifiler’e mensup. Auguste Sarrou aynı dönemde Fransız Kültür Derneği’nin de kurucuları arasında yer alıyor.

Rachel bir gün Osmanlı Bankası’nda çalışan amcası Charles Millet’den bir davet alıyor[2]: Üçüncü evliliğini yapmaya hazırlanan amca, yeğenini zar-zor İstanbul’a gelmeye ikna ediyor ve işte Rachel’in Türkiye aşkı da o zaman başlıyor. Çırağan Sarayı’nı gezen Rachel hiç beklenmedik bir görüntüyle karşılaşıyor: Çırağan’daki kimi sütun ve duvar resimleri, Saint Benoit mezunu mühendis ve ressam dedesinin, Rachel’in büyüdüğü evde oturma odasına yaptıkları ile birebir aynı! Bu bağı keşfetmeye koyulan Rachel bir yandan dedesinin ve ailenin izini sürerken, bir yandan da dünyanın farklı yerlerini geziyor, çalışıyor (esas mesleği küratörlük) ve sonunda Taksim’de bir daireye yerleşiyor. Yengesi Stella Heybeliada’ya yerleşmesi için çok ısrar ediyor, “Gel beni dinle, burada çok mutlu olacaksın, hayvanları, doğayı, insanlarını çok seveceksin” diyor ve Rachel de Stella’nın Heybeliada’daki evinde alıyor soluğu bundan yirmi yıl önce.

Evinin dibindeki parkla Covid salgını sırasında ilgilenmeye başlıyor Rachel. Gerisini ondan dinleyelim:

“Adaya geldiğimde parkın çok ihmal edildiğini gördüm. İnsanlar evlerine kapanmış, sokağa çıkmaya korkuyorlardı, ancak mahallede bir enerji doğmuştu. Ben de bundan cesaret alarak bu parkı temizlemek, kedilere, başka hayvanlara barınma sağlayabilmek için işe koyulmaya karar verdim. Üç kamyon dolusu çöp attım parktan ilk etapta. Su bulmak gerekiyordu, Heybeliadalı Hayvanseverler Grubu bana bu konuda yardımcı oldu. Yabancı olduğum için çok fazla yayılmak, işi büyütmek istemedim başlarda; sınırlarımı bilmek zorundaydım, ama büyük dedem de asker olduğu ve bu parka da şehit bir askerin adı verildiği için biraz da onun anısına saygı göstermek istedim. Parkı yapmaya başladığımda beni en sevindiren şey yakındaki dispansere gelen yaşlıların burada istifade edebilmesiydi. Bir diğeri de çocuklardı. Birkaç gün boyunca çocuklara bir çizim atölyesi düzenledim, parkın onlar için neyi temsil ettiğini anlamak istedim. Kedileri korumaya çalışıyorduk ama parka gelen çok sayıda başıboş köpek onları rahat bırakmıyordu. Onun üzerine ormana gidip odun aldım ve onlara özel, çitli alanlar inşa ettim. Parka yerleştirdiğim her şey geridönüşüm malzemesi; çöpün etrafında bulduğum nesneleri -bir fayton tekerini, sandık kapağını, eski sokak lambalarını- zımparaladım, yeniden boyadım ve tamir ettim. Ben yeni bir işe giriştiğimde buldozer gibiyimdir. Burası da böyle oluştu. Yedi metrelik bir muz ağacı diktim mesela, ama sonra kışa dayanamadı. Her sabah parkı süpürüyorum, çevre sokakları temizliyorum. Şalvarı geçiriyorum ayağıma, yengem benimle dalga geçiyor, ne biçin Fransızsın sen diye? Etekle bitki dikip sokak süpürecek halim yok ya! Komşularım eksik olmasın her gün parkı suluyor. Kedilerin kumunu değiştiriyor. Bir komşuma çim biçme makinası bıraktım benim yokluğumda kullanması için. Sık sık haber alıyorum parkın durumu ile ilgili. İşe ilk başladığımızda dispanserin bütün tıbbi atıkları burada birikiyordu. Ama yılmadık. Zamanla bu tamamen değişti. Türkler adaptasyon kabiliyeti çok yüksek bir millet. Biz Fransızlar her şeyden çok şikayet ediyoruz, oysa Türkler en zor koşullara bile göğüs gerebiliyor. Doğru ve güzel şeyler yapıldığı zaman devamını getiriyorlar, çocuklar başta olmak üzere. Cep harçlığı aldıkları zaman gidip şeker dondurma yerine kedilere mama alıp veriyorlar. Bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Şimdilerde Türkiye’de karamsar bir hava esiyor ama şunu hatırlamak lazım, bir insan ne kadar doğayla haşır neşir olursa, söylemleri de o ölçüde olumluluklar kazanıyor. Ben buraya tutkuyla bağlıyım; Fransız olabilirim ama Türkiye benim seçilmiş ülkem.  İstanbul, Adalar birer mücevher, gerçekten de büyülü.”

Rachel’in cennet bahçesi de büyülü. Kedi evi ve yanında “kedi sitesi”, kirpi yuvası, yarı açık kedi tuvaleti ve mahallenin içinden kum alıp temizlik yapabileceği, ahşap kapaklı, çıkma kulplarını belli ki Rachel’in boyadığı çok şık bir kuyu, hortumun sarıldığı o eski fayton tekeri, ters çevrilmiş lambalardan saksılar, yürüme yolları, Adalar’da yetişen envai çeşit bitki ve çiçek örnekleri. Huzur yuvası. Sırf Heybeliadalı komşuların, gönüllülerin değil, tüm Adalar’dan doğaseverlerin elini uzatıp bakımına yardım etmesi gereken bir vaha.

Daha pek çok şey konuştuk Rachel ile. Geçmişin masalları, Rus prensesleri, gelecek planları—konu konuyu açtı. Buracığa sığdıramayacağım kadar uzun, bir o kadar da ilginç yaşamlar, öyküler. Onları sonraya saklayacağım. Rachel Kasım’da gelmeyi umuyor. Geldiğinde buluşmak üzere sözleştik. Bakarsınız başka başka hikayeler, projeler de çıkar buluşmamızdan. Siz ama bu arada gidip Heybeliada’daki “Şehit Hava Pilot Kurmay Albay Atilla Altıkat Parkı”nı bir görün. Oraya gözü gibi bakan, Rachel’i özleyen komşularla tanışın, Dolunay’a, Sena Hanım’a selam, sevgi götürün, giderken cebinize de bir avuç kedi maması atmayı unutmayın.

 


[1] https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=535470&materialType=NE&query=Osmanl%C4%B1+%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu+_+Y%C3%B6netim+ve+politikalar%2C+1909-1918.

[2] SALT arşivlerinde “Osmanlı Bankası Şubeler Müdürü” olarak geçen Charles Millet’nin Altınbakkal Şubesi açılışında, 1969’da çekilmiş bir fotoğrafını da buldum. https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/3225


Yayınlanma Tarihi: 06 Ağustos 2023  /  Son Güncellenme: 07 Ağustos 2023


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.