Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 254 - Ağustos 2026      İz Bırakabilmek

İz Bırakabilmek


Bu yazıyı yazmak biraz zor oldu. Bu dergide yıllardır yazarım, ilk kez teslim günü yaklaştıkça gerginliğim arttı. Zira ilk kez kafamda bir konu yoktu. Süratli yazarım ben ama öncesinde uzun süre düşünmüş, neler yazacağıma karar vermiş olurum. Neler yazacağımı bilince kimsenin tahmin edemeyeceği kadar kısa bir sürede yazıveririm. Konusuzdum bu kez, moralsizdim, kararsızdım… Her şey sinirimi bozuyordu, çok zor elde ettiğim ve sevdiğim yalnızlık özgürlüğüm bile.

Hatta ilk kez yaşlı hissettim kendimi. İçimde özenle beslediğim o deli çocuk bile beni terk etmiş gibiydi. Televizyon karşısında hüzün hüzün akşamı ettim. Ki son bir umudum vardı, onu bekliyordum. Kanallardan birinde Hobbit filmi vardı. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden önce yazdığı serinin ilki. O da para etmezse yaşlandığımı kabul edip içime kapanacaktım sanki. Sonra saati geldi ve malum film başladı. Aman Allahım, neler oluyordu? Kendi kendime kahkahalar atıyor, oturduğum yerde zıp zıp zıplıyor ve yine o garip büyülü dünyalara dalıyordum. Vay be… İçimdeki çocuk capcanlı, yerli yerindeymiş demek. Bir ara keyiften gözlerim bile yaşardı. O an karar verdim, bu konuyu deşecektim. Ki beni nerelere götürdü…

Efendim, tabii ki bunun evveliyatı var. Ben bir J.R.R.Tolkien hayranıyım. Onun kitaplarıyla, dünyada daha bu kadar ünlenen filmlerin esamesi bile yokken tanışıp adeta bağımlısı oldum. Eşim sağdı o yıllarda ama felçliydi ve de genelde evdeydik. Üniversiteli bir oğlan vardı, evlere servis valizle kitap satardı. Henüz kitapçı vitrinlerinde yer almamış, taze basılmış kitaplar getirirdi. ‘Yüzük’ üçlüsü ile ilk kez o zaman karşılaştım, 90’lı yıllar. Fantastik edebiyatı hep sevmişimdir, Arto da severdi. Geçirdiği felç yüzünden odaklanma sorunu yaşadığından malum kitapları ara ara okuyordum ona. Ama ben neredeyse uykumda bile okuyacak hale geldim. Mutfakta, tuvalette, yatakta, yürürken, otururken, iş yaparken, bir elimde kitapla gezdim o dönemde. O derece takıldım yani…

Kitapla birlikte Tolkien’in yarattığı bir Orta Dünya haritası verilmişti. Onu buzdolabımın kapısına yapıştırmıştım. Parçalanana kadar durdu orada o düşsel dünya… Arto sık sık, “Bu kitaplardan en az beş filmlik senaryo çıkar valla” derdi. O zamanlar film falan yok ortalıkta. Aradan yıllar geçti. Bir gün o kitapların hepsi birer film oldu ama bunun keyfini sürecek olan Arto çoktan ayrılmıştı aramızdan. Bense onun arkasından ekibimizi devralmış, oyunlar falan sahneliyor ve de fantezi zaafımı ancak kimi gençlerle paylaşabiliyordum.

Bir gün buradaki ilk film olan Yüzüklerin Efendisi’nin, şimdi yerinde yeller esen Site sineması’nda gece 24.00 seansında başlayacak olduğunu duydum. Benim de o gün provam var ve 24.00’te bitiyor. Sevgiyle andığım ve sık sık ortak zaaflarımızı paylaştığımız, şimdi artık çoluk çocuk sahibi birer  yetişkin olmuş iki genç kardeş var. Minas ve Kayane. Adlarını anmasam olmaz. Sürekli iletişim halindeyiz, heyecanla filmi bekliyor ve ilk seansı mutlaka yakalamak istiyoruz.

Kimselere çaktırmadan provayı on beş dakika erken bitirdim. Ekipte –yazık ki onu kaybetmenin acısı çok taze- epey kafa dengi bir oğlan var: Sarven. Ona gizlice niyetimi söyledim. Beni arabasıyla, prova yaptığımız Şişli’deki Karagözyan Derneği’nden Site’ye kadar götürecek. Ama kolay değil, o yıllarda o cadde araba trafiğine kapalıydı. Ben arkada hasta gibi boylu boyunca yattım. Çevirme olursa hastaneye gidiyor görünecektik. Adeta ışık hızıyla kapıya vardığımızda, biletleri çoktan almış olan çocuklar heyecan içinde beni bekliyorlardı. O geceki keyfimizi unutamam. Düşünebiliyor musunuz… ciddi görünüşlü bir kadın ve iki ufaklık film boyunca fısıldaşıp durduk, hiç susamadık. Kitaptan bilip tanıdığımız her yeni tip belirdiğinde biz üç ağızdan adını söylüyorduk. Etraftan gelen “şşşt” uyarılarına aldırmadan.  Nedense tüm bunları anmak istedim. Ertesi gün Arto’nun mezarına gitmiştim. Yaşasaydı ve görseydi pek keyiflenecekti…

Bu yazı için seçtiğim başlık ise Tolkien için. Düş gücüne ve zekâsına hayran olduğum, hayatını detay detay incelediğim J.R.R.Tolkien. Yani John Ronald Reuen Tolkien. İşte boşuna yaşamış olmamak, bu dünyada iz bırakmak diye buna denir. Adam savaşa da katılmış, fukaralık da çekmiş, göçler de etmiş, yüksek eğitim de almış, profesör de olmuş, dünyanın en önemli, ödüllü dilbilimcilerinden biriymiş… Benim okuduğum kadarıyla bildiği diller İngilizce, Fransızca, Almanca, Latinca, Rusça, Galce ve belki daha nice bilmediklerim… Yarattığı yeni dünyaların yanısıra, yirmiden fazla da yeni dil yaratmış ki hiçbiri uyduruk değil, grameriyle, kurallarıyla tastamam.

Dünyada gerçekleştirdikleriyle iz bırakmış bir dolu insan var. Ama benim kişisel tercihim ve sempatim bu adamdan yana. Haa bir de Leonardo da Vinci…  Doğrusunu isterseniz o da benim düş gücümde adeta bir zaman yolcusu; çok ileriki bir çağdan yaşadığı çağa ışınlanmış gibi. Notlar aldığı bir karalama defteri bilgileri geçti ki elime aklınız durur. Bir de onlara girersem şimdi hiç çıkamam vallahi. Belki başka bir yazımı da ona ayırırım bir gün. Şimdilik başlığımın ana fikrini ısrarla vurgulayıp konuyu kapatacağım. Önemli olan iz bırakabilmek.

Genel anlamda bir öneride de bulunayım mı dostlar? Düş gücünüzü özgür bırakın ve sakın içinizdeki çocuğu öldürmeyin. İz bırakabilmekse biraz kader işi…


Yayınlanma Tarihi: 08 Ağustos 2026  /  Son Güncellenme: 08 Ağustos 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.