Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 254 - Ağustos 2026      Ödüllü Araştırmacılardan Akillas Millas’a…

Ödüllü Araştırmacılardan Akillas Millas’a…


Adalar Vakfı tarafından ilki düzenlenen Akillas Millas Araştırma Ödülleri, Adalar’ın çok katmanlı tarihini, zengin toplumsal dokusunu ve doğal-kültürel mirasını görünür kılan özgün çalışmaları bir araya getirerek edebiyat ve araştırma dünyamıza değerli bir birikim kazandırdı. Ödüllerin 2026 yılı kazananları için Büyükada Anadolu Kulübü’nde gerçekleştirilen törende, Akillas Millas’ın Atina’dan katılarak paylaştığı heyecan, Adalar’ı tek bir dönem ya da kimlik üzerinden değil, farklı kültürlerin ve tarihsel katmanların oluşturduğu bir bütünlük içinde ele alan araştırma anlayışının önemini bir kez daha hatırlattı.

Adalı Dergisi olarak hazırladığımız “Ödüllü Araştırmacılardan Akillas Millas’a” başlıklı bu özel dosyada, ödüle değer görülen araştırmacıların, Akillas Millas’ın açtığı patikayla ve Adalar’ın çok kültürlü mirasıyla kurdukları bağı kendi kalemlerinden okurlarımıza sunuyoruz.

Dosyamıza katkıda bulunan araştırmacılarımızdan, –arzu ederlerse doğrudan Sayın Akillas Millas’a hitaben– kaleme alacakları metinlerde şu üç temel eksene odaklanmalarını rica etmiştik:

  1. Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne katılma nedenleri ve onları yönlendiren temel motivasyon,
  2. Akillas Millas ve eserleriyle olan ilk temasları ile bu eserlerin kendi çalışmalarına yansıyan etkileri,
  3. Araştırma ve projelerinin Adalar’ın çok kültürlü mirasıyla kurduğu ilişki ve bu mirasa sunduğu katkı.

Gerek Akademik ve Kurgusal Olmayan Çalışmalar kategorisinde birincilik ve jüri özel ödüllerine değer görülen metinler, gerekse Adalar’ın kültürel mirasına katkıda bulunan metin dışı projeler Adalar’ın hafızasını taze tutan özgün yaklaşımları ortaya koyuyor.

Araştırmacıların içtenlikle paylaştıkları bu tanıklıklar ve değerlendirmeler, sadece ödül alan projelerin arka planını aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Akillas Millas’ın Adalar araştırmalarına bıraktığı ilham verici mirasın günümüzdeki izlerini de belgeliyor.

Keyifli okumalar dileriz.

*

Sanatoryum Adaları

Prof. Dr. Fatih Artvinli
fatihartvinli@gmail.com

Akillas Millas’a Sanatoryum Adaları’ndan Saygılarımla

Gürcü’ye sormuşlar: “Gürcü olmasaydın ne olurdun?”
 “Vallahi mahcup olurdum!” demiş.

Tek başına devasa bir enstitü gibi çalışıp Adalar’ın tarihini, kültürünü araştıran, belgeleyen, ciltler dolusu eserler kaleme alan yazar ve hekim Akillas Millas’ın adına ilk defa verilen araştırma ödülüne katılmasaydım hakikaten mahcup olacaktım. Heybeliada’da yaşayan, tıp ve psikiyatri tarihiyle uğraşan biri olarak, Akillas Millas’a “küçük bir armağan” sunmaktı niyetim. Yani araştırma ödülünü tersine düşünerek Millas’a hediyeler verilen bir etkinlik daveti gibi hayal ettim. Ne kadar çok katılabilirsek, o kadar iyi.

Akillas Millas ismini sanırım ilk defa yaklaşık yirmi yıl önce, 2007 yılında duydum. O yıllarda Zeynep Kâmil Hastanesi’nde sağlık memuru olarak çalışıyordum; geceleri çocuk acil servisinde nöbet, gündüzleri ise doktoraya devam ettiğim dönem. Doktora tezine henüz karar verme aşamasındaydım.  Dr. Akillas Millas’ı, tıp ve bilim tarihindeki muazzam derinliğiyle beni de tıp tarihi işlerine sevk ve teşvik eden, çocuk cerrahı sevgili Dr. Şeref Etker’den öğrendim. Tabii Adalar’la ilgili değil, ortopedi tarihiyle ilgili bir sohbetimiz esnasında.  Çocuk cerrahisi ile ortopedi ve travmatolojinin eskiden tek bir uzmanlık alanı olduğunu Şeref Hoca’dan öğrenmiştim; Akillas Millas’ın ise atletizmde profesyonel bir sporcu, spor hekimi ve menisküs uzmanı olarak ortopedi tarihinde önemli bir isim olduğunu da şaşkınlıkla öğrenmiştim. Yani Akillas Millas’ı Adalar vesilesiyle değil de hekimlik ve tıp tarihi vesilesiyle tanımış, ilerleyen yıllarda ise meşhur eserleriyle karşılaştıkça hakikaten hayranlık duymuştum.

Bundan yaklaşık altı yıl önce Heybeliada’ya taşındım ve Heybeliada Sanatoryumu ile ilgili çalışmalar yaparken adalardaki diğer sanatoryumlar ve sağlıkla ilgili konuları merak etmeye başladım. Akillas Millas’ın adına verilecek bir araştırma ödülü haberini okuduğumda, içimden geçen ilk düşünceler,  “üç ay kısa bir süre, umarım çok başvuru olur.” idi. Sonra tabii aklıma şu geldi: evet, yakın zamanlarda Adalar’la ilgili çok sayıda araştırmalar, telif eserler yayınlandı. Adalar Vakfı’nın yıllardır önayak olduğu çalışmalar, araştırmalar, Adalı Yayınları’nın bastığı eserler vardı; dahası Adalı Dergisi bünyesinde bir yazar kuşağı çoktan oluşmuştu. İçim rahatladı. Nitekim görece kısa bir zaman dilimi olmasına rağmen bu kadar çok başvurunun yapılmış olması, Akillas Millas Ödülü fikrinin ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.

Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne, bu davete katılmazsam mahcup olacağım hissiyle başvuruda bulunmaya karar verdim. Derken, çam sakızı çoban armağanı misali elimde uzunca bir zamandır sürünüp duran, Adalar’daki sanatoryumlarla ilgili araştırma dosyasının başına oturdum; geç oturduğum için son günün son saatine kadar monografiyi tamamlamaya çalışıp gönderdim.

“Akademik ve/veya Kurgusal Olmayan Çalışmalar” kategorisinde Akillas Millas Araştırma Ödülü’ne değer görülen, Sanatoryum Adaları başlıklı araştırma eserimde, yirminci yüzyılın ilk yarısında Burgazada, Büyükada ve Heybeliada’da birbiri ardına açılan sanatoryumları incelemeye ve anlamaya çalışıyorum. Malum, Adalar tarih boyunca çok çeşitli isimlerle anılmış: Prens Adaları, Papaz Adaları, Keşiş Adaları, Cin Adaları, Ruh Adaları, Kadıköy Adaları, Halk Adaları, Kızıl Adalar, Çamlı Adalar, Marmara Adaları, İstanbul Adaları. Bu eserle birlikte Adalara, daha çok yirminci yüzyılın ilk yarısı için, yeni bir isim önermiş oluyorum: Sanatoryum Adaları.

Araştırmaya başlarken sorduğum soru gayet basitti: İstanbul’un Prens Adaları’nda açılan sanatoryumlar neydi, neden bu adalarda açıldılar ve ne oldular? Araştırma ilerledikçe sorunun kendisi de genişledi. Sanatoryumların tarihini yazmak, aynı zamanda bir dönemin hastalık anlayışını, tedavi felsefesini, mimari düşüncesini, toplumsal hiyerarşisini ve nihayetinde bir toplumun kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi yazmak anlamına geliyordu. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Adalar’da açılan sanatoryumlar, bize birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan hikâyeler anlatmaktadır. Burgazada’daki Sen Jorj Çocuk Sanatoryumu (1902), on dokuzuncu yüzyıl İstanbulu’nun önemli bir parçası olan uluslararası sağlık yapılanmaları ve dini cemaatlerin kesiştiği bir mekân olarak hem adanın kozmopolit geçmişini hem de dönemin çocuk sağlığına bakışını yansıtmaktadır. Burgazada Sanatoryumu (1927) ve Büyükada Sanatoryumu (1923), Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında iki hekimin kişisel çabalarıyla ve kararlılığıyla hayata geçirdiği, Türkiye’nin ilk özel sanatoryumları olarak tıp tarihinde özgün bir yere sahiptir. Heybeliada Sanatoryumu (1924) ise seksen bir yıl boyunca on binlerce hastaya kapılarını açmış, Türkiye’nin göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisinin gelişim merkezi olmuş, uluslararası tıp dünyasının tanıdığı ve ziyaret ettiği bir kuruma dönüşmüştür. Elbette bunlar, araştırmanın sonuçlarından birkaçı. Bu arada Millas sayesinde öğreniyoruz ki, meğer Kaşık Adası’nda da yine bu yıllarda bir sanatoryum açma fikri varmış.

İlk defa verilen Akillas Millas Ödülü’nü yakamda bir jest gibi ve büyük bir onurla taşıyacağım. Ödülü akıl eden, düşünen, organize edenlere, elbette Adalar Vakfı’na, nitelik ve nicelik açısından daha önce hiç tanık olmadığım derecede yüksek nitelikli 54 (yazıyla elli dört) jüri üyesine ve en çok da ödüle başvuran  her bir arkadaşımıza çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, Heybeliada Sanatoryumu’nun Adalar’ın çok ciddi bir sağlık hafıza mekânı ve tıbbî kültürel mirası olduğunu hatırlatarak, çağrımızı yinelemek istiyorum: sanatoryum arazisi ve binaları yine kamuya ait ve sağlık amacıyla kullanılmalıdır. Son olarak Adalar’ın tarihi ve kültürü denildiğinde haklı olarak ilk akla gelen ve bir araya gelmemize vesile olan,  çok değerli Akillas Millas’a, bu küçük hediyeyi kabul etmesini diliyorum.

*

Burgazada Metamorphosis Manastır Kilisesi ve Çevresinin Koruma Önerisi  (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 2018.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Arş. Gör. Filiz Ayaz

ayazfiliz61@gmail.com

Adalar Vakfı tarafından bu yıl Ocak ayında ilan edilen “Akillas Millas Araştırma Ödülleri 2026” yarışması ile Adalar’ın çok kültürlü tarihi ve katmanlı yapısının ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Yarışmaya adını veren Akillas Millas, kendine özgü yaklaşımıyla Adalar’ın kültürel mirasını ortaya çıkarmak için araştırmalar yapmış, yayınlar hazırlamış ve ortak hafızayı korumaya çalışmıştır. Yapmış olduğu değerli çalışmalar, Adalar’ın sosyal, kültürel, mimari mirasının geleceğe aktarılmasına katkı sağlamakta ve araştırmacılar için önemli bir veri oluşturmaktadır.

Yarışmanın kapsamına uygun olduğunu öngördüğüm yüksek lisans tez çalışmam ile yarışmaya başvurmamın amacı, yapı grubunun tez ile ortaya koyulan öneminin yanında farklı disiplinlerden katılımın gerçekleşeceği bu organizasyonda daha geniş bir gruba yapının tanıtılmasını sağlamak, kilise kompleksinin görünürlüğünü artırarak korunması konusuna dikkat çekmek ve Adalar’ın mirasına katkı sunmaktır. Adalar’ın mirasını farklı kategorilerde ele alan ve tanıtılmasına öncülük eden bu yarışmada, “Burgazada Metamorphosis Manastır Kilisesi ve Çevresinin Koruma Önerisi” isimli çalışmam 1.kategoride jüri özel ödülüne değer görülmüştür.

Başvuruya konu olan çalışma; İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, Restorasyon Yüksek Lisans Programı’nda hazırlanmıştır. “Burgazada Metamorphosis Manastır Kilisesi ve Çevresinin Koruma Önerisi*” başlıklı yüksek lisans tezi Prof. Dr. Yegân Kahyâ Sayar danışmanlığında 2018 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışma, daha önce bütüncül olarak belgelenmemiş olan kilisenin belgelenmesini, Orta Bizans Dönemi’ne ait mimari detayları ve plan tipolojisini belgeleyerek literatüre katkı sağlanmasını, yapının mevcut durumunu iyileştiren öneriler geliştirerek yapının çevresindeki mimari yapı parçalarının sergilenmesini teşvik etmeyi ve Burgazada’nın kültürel katmanlılığına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Şekil 1-2: Metamorphosis Manastır Kilisesi ve Çevresi (Ayaz, 2018).

Çalışmada Burgazada’nın tarihsel süreçteki mimari ve kültürel yapısı incelenerek adada yer alan anıtsal mimari miras bir haritada sunulmuştur. Günümüzde Hristos Kilisesi olarak bilinen kilise, Metamorphosis Manastır Kilisesi’ne ait yapı bloğu ve yakın çevresi tüm katmanlarıyla beraber detaylı şekilde ele alınmıştır (Şekil 1-2). Yapı katmanlarının günümüzde de gözlenebildiği alanda Orta Bizans Dönemi’ne tarihlenen çok az sayıdaki yapıdan biri olan Metamorphosis Manastır Kilisesi yerinde incelenip ölçülerek farklı detay ve ölçeklerde rölöve çizimleri hazırlanmıştır. Ayrıca malzeme ve hasar analizleri yapılarak, yapının malzeme ve yapım tekniği incelenmiş, mevcut bozulmalar tespit edilmiştir. Yapılan laboratuvar çalışmaları ile analizler desteklenmiştir. Çalışmada deneysel çalışmaların sonuçlarına ayrı bir başlıkta yer verilmiştir. Sadece Bizans Mimarisi için belli bir karakteristik niteliği olan gizli tuğla tekniğinin görüldüğü bu kilisenin detayları ölçülerek mimari çizime aktarılmıştır.

Çalışmada; Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleri, ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Kurul arşivleri, eski fotoğraf ve çizimler ile kitaplar incelenerek yapı kronolojisine katkı sağlanmıştır. Tarihsel kaynaklar, yapının mevcut mimari verileri ve analizler birlikte değerlendirilerek restitüsyon çalışması gerçekleştirilmiştir. Geçmişten beri ibadet amaçlı kullanılan alanda inşa edilen dini yapıların giderek küçüldüğü tespit edilmiştir. Tarihsel verilere göre, alanda ilk olarak tapınak, sonrasında Bizans Dönemi’nde Metamorphosis Manastır Kilisesi inşa edilmiştir (Ayaz, 2018, s. 8-12). Yaklaşık 11. yy’a tarihlenen bu manastır kilisesinin kalıntıları üzerine 19.yy’da yeni bir kilise inşa edilmiş ancak bu kilise de 1894 İstanbul depreminde yıkılmıştır. Yıkımın ardından 20. yy’ın başında mevcut durumda var olan Hristos Kilisesi inşa edilmiştir (Şekil 3).

Şekil 3: Dönem Analizi Şematik Gösterimi (Ayaz, 2018).

Yapı 1973 yılında tescil edilmiştir. Kilisenin yer aldığı alan ise, I. Derece Doğal Sit ve Arkeolojik Sit Alanı niteliğindedir.

Tez kapsamında rölöve ve restitüsyon çalışmalarının ardından, yapının ve çevresinin korunmasına yönelik restorasyon çizimleri geliştirilmiştir. Ulaşım ve ziyaretçi rotası bağlamında öneriler sunulmuştur. Yapının çevresinde farklı dönemlere ait sütun başlığı, lento, sütunçe, korniş, levha gibi mimari yapı parçaları ile tarihsel kaynaklarda adı geçen sarnıçlar yer almaktadır. Ayrışmış olan bu mimari parçaların ölçüleri alınarak belgelenmiş ve envanter oluşturulmuştur.

Sonuç olarak, Burgazada’da yer alan Metamorphosis Manastır Kilisesi’nin yapısal değişim süreci, yerleşimin çok katmanlılığını mimari yönüyle net olarak ortaya koymaktadır. Ortak mirasımız olan bu yapı grubunun korunması ve “tarihi bir belge” olarak yaşatılması, kültürel sürekliliğin sağlanmasına katkı sağlayacaktır.

*

Fito Antigoni (Burgazada organik üretim ve dönüşüm girişimi)

https://fitoantigoni.com

Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne, Burgazada’da yürüttüğümüz Fito Antigoni ekolojik dönüşüm çalışmalarıyla katıldık. Motivasyonumuz, Adalar’ın doğal ve kültürel mirasının yalnızca korunacak bir değer değil, topluluk katılımıyla her gün yeniden üretilebilecek yaşayan bir miras olduğuna olan inancımızdı. Kompost, topluluk bahçeleri, okul çalışmaları ve gönüllülük faaliyetleri aracılığıyla, Adalar’da ekolojik yaşam kültürünü güçlendirmeyi ve bunu gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyoruz.

Akillas Millas’ın eserleriyle tanışmamız, Adalar’ın katmanlı tarihine ve çok kültürlü yapısına daha derin bir gözle bakmamızı sağladı. Onun çalışmaları, Adalar’ın kimliğinin yalnızca mimari ve geçmişten değil; birlikte yaşama kültürü, hafıza ve gündelik yaşam pratiklerinden de beslendiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, yürüttüğümüz projelerde kültürel miras ile ekolojik mirası birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak ele almamıza ilham verdi.

Araştırmamız ve uygulamalarımız, Adalar’ın çok kültürlü mirasını ortak üretim ve dayanışma üzerinden günümüze taşıyor. Farklı yaşlardan ve farklı geçmişlerden insanların aynı bahçede toprağa dokunması, kompost üretmesi, birlikte öğrenmesi ve üretmesi; geçmişte Adalar’ı var eden paylaşım kültürünü bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturuyor. Bizim için sürdürülebilirlik yalnızca çevresel bir mesele değil; aynı zamanda çok kültürlü yaşamın, komşuluğun ve ortak hafızanın geleceğe aktarılmasının da bir yolu.

Fito Antigoni üyelerinden toplulukları üzerine:

Meir RAZZON: Fito benim için sadece sebze yetiştirmek ya da kompost yapmak değil; insanın toprakla yeniden bağ kurduğu, birlikte üretmeyi ve öğrenmeyi hatırladığı bir yaşam pratiği. Çocukların ayakkabılarını çıkarıp toprağa özgürce basabildiği, yetişkinlerin birbirinden öğrendiği, organik atıkların yeniden toprağa dönüştüğü ve her küçük dönüşümün daha sağlıklı bir yaşamın parçası olduğu bir topluluk hayal ediyorum. Eğitim, paylaşım ve dayanışma sayesinde kompostu, toprağı ve doğayı günlük hayatın doğal bir parçası haline getirmek Fito’nun temel motivasyonunu oluşturuyor. Fito’da amacımız sadece bahçeler kurmak değil; güvene dayalı topluluklar inşa etmek, insanların birbirine ilham verdiği, birlikte ürettiği ve yaşadığı yeri birlikte dönüştürdüğü bir kültürü büyütmek. Çünkü inanıyorum ki güçlü topluluklar sağlıklı topraklardan, sağlıklı topraklar ise birlikte emek veren insanlardan doğar.

Deniz ÇETİN: Anadolu’nun yerel tohumlarının kayboluşunu, toprağımızın yok oluşunu sadece üzülerek ya da şikayet ederek izlemek yerine, umutla toprağa can  verme gayretinde olan arkadaşlarla bir arada olmaktan çok mutluyum.

Koenraad Marinus VAN LIER: Bana çok şey kazandıran Fito’yu Burgazada’ya bir şeyler geri verebilmek için birlikte kurduk. Burgazada’ya ilk geldiğimde yalnızca güzel bir manzarayla değil, daha yavaş akan bir yaşam ritmiyle karşılaştım. Yıllar içinde ada benim evim oldu; fotoğrafçılığıma, sanatıma ve yaşam biçimime ilham verdi. Fito, küçük yerel girişimlerin bile anlamlı değişimler yaratabileceğine olan ortak inançtan doğdu. Çözümlerin başka yerlerden gelmesini beklemek yerine, hep birlikte yaşadığımız bu adaya sahip çıkmak için insanları bir araya getirmek istedik. Organik tarım, kompost çalışmaları, sahil temizliği, ağaç dikimi, eğitim atölyeleri ve topluluk projeleri aracılığıyla Fito, insanları hem doğayla hem de birbirleriyle yeniden bağ kurmaya teşvik ediyor. Fito  yalnızca bitkilerin değil, bilginin, dayanışmanın ve topluluk ruhunun da büyümesini simgeler. En büyük dileğimiz, Fito’nun hem ada sakinlerine hem de ziyaretçilere Burgazada’yı yalnızca keyif alınacak bir yer olarak değil, özen gösterilmesi, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gereken canlı bir ekosistem olarak görmeleri için ilham vermesidir. Hazırlanan her kompost, ekilen her tohum, temizlenen her kıyı ve paylaşılan her sohbet, gerçek değişimin harekete geçmeye istekli insanlarla başladığını hatırlatır. Benim için Fito’yu birlikte kurmak, hayatımı on yılı aşkın süredir şekillendiren bu adaya duyduğum minnettarlığı ifade etmenin ve başkalarıyla birlikte Burgazada’nın daha sürdürülebilir geleceğine katkıda bulunmanın bir yoludur.

Eser ÖNCEL: Burgazada’ya geldiğimden beri aralıksız 20 yıldır kompost yapıyorum bahçemde. Toprak ve bitki birlikteliğinden büyülenmiş bir çocuğun hayallerinin gerçeğe dönüş yolculuğu… Önceleri Darıca’da çalıştığım fabrikanın yemekhanesinden sokak hayvanları için yemek artıklarını ve kompost için özellikle muz kabuklarını çek çek bavulla taşıyordum, annemin Kadıköy’deki evinde biriktirdiğimiz atıkları da ekleyip hafta sonu adaya getiriyordum. İlk başta annem, en üst katta olduğumuz için, apartman boşluğunda tutuyordu atıkları, sonra mutfak tezgâhına, sıcak havalarda buzdolabına da aldığı oldu. Annemin bana ve sürece inanması zaman almıştı, ancak onun desteğiyle sürekliliği sağlamak mümkün oldu. Belki on yıldan fazladır kompost atölyeleri yapıyorum, her atölyeden bir kişi bile başlayabilse mutlu oluyorum. Topraktan aldığımızı, artık fakir toprağa vermeye borçlu olduğumuza inanıyorum. İnsanlar genelde işin zor tarafını görmeye meyilliler. Aslında ne kadar kolay olabileceğini göstermek istiyorum. Çalışıyor olduğumuz bakteri grubunu şımartmayı bilmek, zihinsel dinlenmenin karşılığında bedenen yorgunluğu göz ardı edebileceğimizi görmek yetiyor. Fito Antigoni ile dayanışma içinde, kollanarak kollayarak şikayet ettiklerimizi değiştirecek güce sahip olduğumuzu idrak ederek bir durmak bana iyi hissettirdi. Adalıların belki de sadece zor olma ihtimalini önceliklendiren o geri durma halini kırmak için bir adım attık, inandık, devam ettik. Şimdi adalılar her cuma daha çok ve daha çok destek vermeye geliyorlar. Değerli bir kaynakken çöp ettiklerimizi, toprak için kıymetli bir destekleyiciye dönüştürüyoruz. Dikilen bitkilerin delirmesine şahit oluyoruz. Şu hoyrat zamanda toprağın ve topraktan gelenlerin birbirini desteklemesine şahit oluyoruz. Topluluk olmanın yarattığı enerjinin de etkisiyle aklımızdakiler, projeler akıyor. Bin şükran.

Esra SEZGUN: Öyle çok tüketiyor, öyle saldırganca yaşıyoruz ki, doğanın dengesini altüst ediyoruz. Birey olarak, verdiğim zararı azaltıp faydayı arttırmaya çalışıyorum yıllardır. Dönüştürmek ve sürdürülebilirlik bunun en önemli ayakları… Buna paralel olarak da atılan her adımdan, harcanan her emekten, üretilen-tüketilen her şeyden azami fayda sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Kompost bahçesi, işte tam da buraya denk geliyor, yürüdüğüm yolu besliyor, geleceğe, insana olan umudumu arttırıyor. Güzel şeyler yapmak mümkün.  Demek ki ihtiyacımız olan, kışın soğuğunda, yağmurun altında zevkle çalışan birkaç hayalperest ve ısrarcılıklarıymış. Benim gibi asosyal birine bile katılma hevesi ve aidiyet duygusu hissettirdiler.

*

İpek Böke, Fayton Tartışmaları Çerçevesinde 1980’lerden Günümüze Büyükada’da Değişim ve Dönüşüm, Atakar Yayıncılık, 2025.
Dr. İpek Böke
ipekboke091@gmail.com

Akillas Millas Araştırma Ödülleri Anısına: Adalar Tarihine Işık Tutmak

Adalarda fayton kullanımının nasıl son bulduğunu Büyükada üzerinden incelemeye çalıştığım araştırma yolculuğumda ilk edindiğim eser Akillas Millas’ın Büyükada Prinkipo, Ada-i Kebir isimli kitabıydı. Araştırmacıların yaptığı atıflar sebebiyle sabırsızlıkla okuma listemin en başına yerleştirdiğim eserle tanıştığımda hacmi şaşırtmıştı. Kelimenin hem gerçek hem mecaz anlamıyla “kocaman” bir kitabım olmuştu. Bu yazı sebebiyle kocaman kitabımı yine elime aldım. Akillas Millas, Önsöz’de anısından söz ettiği şu kısımda “Hiç gelme! Ada bildiğin Ada değil artık! Ada ile ilgisi olmayan, Ada’nın geçmişini, tarih ve kültürünü tanımayan, tanımaya da pek niyeti olmayan kuşaklar türedi. Artık seni bilen kalmadı, sen de kimseyi tanımazsın artık. Hiç gelme! Sene 1989.” diyerek sekiz sene uzak kaldığı Büyükada’dan aldığı habere yer veriyordu.

Kaleme aldığı yazısı üzerinden kendisiyle tanıştığım Akillas Millas’ı, araştırmam boyunca sürekli destek aldığım gizli kahraman olarak tanımladı zihnim. Üstelik Akillas Millas’ın, sadece benim çalışmamın değil Heybeliada, Burgazada, Kınalıada gibi pek çok eseriyle farklı alan ve konuda Adalarla ilgili çalışma yapan tüm araştırmacıların destekçisi olduğunu biliyordum. Kısaca sadece Adalılar değil Adalarla ilgili çalışma yapan tüm araştırmacılar kendisini tanıyor, biliyordu. Bir an Büyükada’nın Akillas Millas’ın bildiği Ada olmadığını, Ada’daki demografik değişimle yeni kuşaklar, Adalılar oluştuğunu düşündüm. Bir sonraki an Adalara her gittiğimde müthiş doğasına, sokaklarına duyduğum hayranlığı hatırladım.  Zihnimin ne yapılırsa yapılsın yok edilemeyen, her sokağından size bir biçimde kendini göstererek “muhteşem” dedirten Adaları, çalışmam sırasında tanıştığım kimi eski, kimi yeni kuşağı temsil eden tüm Adalıların nezaketiyle birleştirdiğini fark ettim. Kuşkusuz Adalar da Adalılar da değişmişti, değişim kimi zaman acımasızca devam da ediyordu ancak köklü tarihsel ve kültürel mirası Adaları kendiliğinden koruyordu sanki. Bana göre asırlara dayalı mirasın zenginliği Adalı kültürü yaratıyor, bu kültür içinde yaşayan Adalılar da kendilerine sunulan eşsiz mirası korumaya çabalıyordu. Sene 2026.

2022 yılının Nisan ayında gerçekleştirdiğim Büyükada ziyaretimde gözlem ve ön görüşmelerle başladığım araştırma serüvenimin saha çalışması altı ay sürmüştü. Bu süre boyunca çoğu Büyükada’da olmak üzere İstanbul’un farklı bölgelerinde 48 görüşme yaptım. Görüştüğüm kişiler Adalı ya da Adalı olmayan, Adalarda yaşayan ya da yaşamayan fayton meselesiyle bağlantılı tutum, bilgi ya da yaşantıya sahip dernek, platform, girişim, vakıf, inisiyatif gibi resmi ya da resmi olmayan kurumlar ve kişilerdi. Görüşme amacım 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren faytonlarıyla sembolleşen Adalar’da 2020 yılında fayton kullanımının nasıl son bulduğunu nedenlerinden sonuçlarına incelemek için veri toplamaktı. Araştırmamda faytonların nasıl Büyükada’nın kültürel mirası haline geldiği ya da neden sembol kabul edildiğinden başlayarak tarihsel bir düzlemde ilerledim. Topladığım veriler ışığında 1980 sonrasından 2022 yılı sonuna fayton meselesinin ana unsuru gördüğüm atları ihmal etmemeye elimden geldiğince özen göstererek ayrıntılı biçimde incelemeye çabaladım. Araştırmamı başta Büyükada olmak üzere Adalardaki tarihsel belleğe, toplumsal hareketler ve hayvan hakları literatürü yanında insanmerkezci yaklaşıma eleştirel tavra sahip araştırmalara ayrıca göç, enformel ilişki ağları, güven, kent, turizm, ulaşım gibi farklı alanlardaki çalışmalara mütevazı bir katkı sunması umuduyla 2024 yılında tamamladım.

Fayton meselesini konu edindiğim, Adalardaki faytonların izini sürdüğüm araştırmam zihnimi hem atlara hem Adalar’a takılı bıraktı. Ne Adalar’la ne hayvan hakları hareketiyle bağlantılı değildim ama çocukluğunda Ada faytonlarıyla olmasa da Yeşilköy faytonlarıyla dönülen pazar alışverişi anısına bolca sahiptim. Fayton meselesine olan ilgimi büyük ölçüde çocukluğum boyunca faytona her biniş ve inişimde görkemine, gücüne hayranlık duyarak uzun uzun baktığım atlara duyduğum ilginin ve hayatımın tamamını metropolde geçirmiş biri olarak doğasına, tarihine, kültürüne hayran olduğum Adalar’a duyduğum ilginin beslediğini düşünüyorum.

Araştırmama bilgi hazinesi sağlayan saygıdeğer Akillas Millas’a, adına düzenlenen organizasyona dahil olmaktan mutluluk ve onur duyduğumu belirtmek isterim. Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne, organizasyonu düzenleyen Adalar Vakfı’na, katılım sağlayan kıymetli araştırmacılara, değerli jüri üyelerine, organizasyonda emeği geçen, orada bulunan herkese ve elbette bağımsız ya da farklı sivil toplum kuruluşları, platformlar, girişimler, oluşturulan çalışma grupları içinde adalet, hak, hukuk, eşitlik mücadelesi yürüten gerçek kahramanlara, ve şüphesiz saha çalışmamda tüm samimiyetleriyle benimle görüşmeyi kabul eden, araştırmamın vücut bulmasını sağlayan tüm dostlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

*

Mimari Tasarım ve Planlama İçin Etki ve Değerlendirme Model Önerisi: Heybeliada Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,  Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, 2022.

Kemal Utku

kemal.utku@hotmail.com

Yarışma ilanını duyduğumda çok sevindim ve heyecanlandım. Yaklaşık 4 yıldır İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nde temel tasarım, mimari çizim dersleri ve serbest el çizim derslerinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Bu süreçte, tez çalışmamı Heybeliada üzerine çalışmak isteyen mimarlık ve iç mimarlık öğrencilerimizin tasarım stüdyolarında anlatıyordum. Son yıllarda iş yoğunluğu ve doktora eğitimine başlama konusundaki çekincelerim nedeniyle Heybeliada veya Adalar özelinde yapmak istediğim çalışmaları, çizimleri gerçekleştirememiştim. İşte bu bekleyişi Akillas Millas Araştırma Ödülleri sona erdirdi. Bulunduğumuz ülke koşullarına rağmen Doktora başvurusu yapma motivasyonumu kazanmış ve büyük bir karamsarlığın içinden çıkmış buldum kendimi. Bunda yalnızca Jüri Özel Ödülü’nü almam değil, Seçici Kurulun tez çalışmam hakkındaki değerli geri bildirimleri ile Adalar Vakfı’nın ve tüm katılımcıların oluşturduğu dayanışma ortamı da çok etkili oldu. Bu dayanışmaya vesile olduğu için tekrar Akillas Millas’a ve Adalar Vakfı’na teşekkür ediyorum.

Ayrıca, son yıllarda Adalar üzerine bu kadar kapsamlı ve nitelikli çalışmalar yapıldığını bilmiyordum. Farklı disiplinlerden Adalar üzerine çalışan araştırmacılarla tanışma fırsatı buldum. Bence Adalar Vakfı bu yarışmayla Adalar literatürüne önemli bir katkı sundu ve bu birikimin oluşmasına öncülük etti. Ben de bunun bir parçası olduğum için çok mutluyum.

Kemal Utku, Ruhban Okulu yolundan Burgazada, suluboya.

Akillas Millas’ın Heybeliada, Halki, Dimonisos, Pazar Kayıklarından Şehir Hatları’na İstanbul’da Seyrüsefer, Hala Hatırlıyorum Heybeliada, Büyükada kitaplarından Yüksek Lisans derslerimde gerçekleştirdiğim araştırmalarda ve tez çalışmamda sıkça yararlandım. Zaten Heybeliada üzerine bir tez yazıyorsanız, en az bir Akillas Millas atıfı yapmak neredeyse kaçınılmaz. Bir yere ait bu kadar bilgi ve belgenin çizimlerle desteklenmesi Akillas Millas’ın kitaplarını benim için ilgi çekici bir hale getiriyor. Çizim dersleri verdiğimden dolayı serbest el çizimi gördüğümde ilgim kat ve kat artıyor. Bu nedenle Akillas Millas’ın çizimlerine de büyük bir hayranlıkla bakıyorum. Millas’ın çizim dilinin özgünlüğü ve yıllar boyunca koruduğu devamlılık, özellikle ada silüetlerini çizgiyle soyutlama biçimi, en sevdiğim yönlerinden biri. Sokakları, kıyıları ve yapıları betimleyen perspektif çizimleri, yansıttıkları dönemi zihnimde yeniden inşa ediyor.

Çocukluğumdan beri Heybeliada’daki yaşamın değişimine tanıklık ettim. Dostlarımız ile sohbetlerimizden edindiğim birikimlerle ve Akillas Millas’ın kitaplarında yer alan bilgilerin birleşmesi, saha araştırmalarımı çok katmanlı bir bakışla ele almamı sağladı. Böylece adanın farklı dönemlerine ait değişimleri yalnızca belgeler üzerinden değil, gündelik yaşamın hafızası üzerinden de okuyabildim. Şimdi dönüp baktığımda, 2022 yılında tamamladığım tezimin de bu zamansallığın bir parçası hâline geldiğini görüyorum. O tarihten bu yana mahallemizde yaşanan dönüşüm, turistikleştirme politikaları ve artan yapılaşma baskısının, sosyal ve kültürel yaşamımızı doğrudan etkileyen önemli unsurlar olduğunu görüyoruz.

Heybeliada Kıyı Dönüşümü, Ormanların Yıllara Göre Değişimi ve Konut Gelişim Analizi (birleştirilmiş görsel). Kaynak: Yazarın Yüksek Lisans Tezi, Şekil 4.2 (s. 76), Şekil 4.5 (s. 79) ve Şekil 4.6 (s. 81).

 

Adalar doğal sit, kentsel sit ve arkeolojik sit alanı özellikleri taşıyan özel bir yer. Bir mimar olarak beni uzun zamandır en çok düşündüren konu ise doğal alanlarla yapılaşma arasındaki ilişkiydi. Özellikle Heybeliada’da son yıllarda orman ve bitki örtüsünün azalması, yapılaşmanın artması ve bunun doğaya etkileri, sohbetlerimizde sık sık konuştuğumuz meselelerdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimim sırasında danışman hocam Prof. Dr. Gökhan Rifat Koçyiğit ile bu sorunları sahada araştırabileceğimiz bir model geliştirmeye karar verdik.

Çevre Etki Değerlendirme Raporlarının kriter ve yöntemleri ile daha küçük ölçekteki mimari projeler arasındaki ilişki bugüne kadar ayrıntılı bir şekilde incelenmemiş, kriter ve yöntemlerinin değişik proje ölçeklerinde kullanılabilirliğinin örnek olay ve mekanlar ölçeğinde test edilmediğini fark etmiştim. Bu nedenle yürüttüğümüz çalışmada öncelikle Çevre Etki Değerlendirme deneyiminin kapsamının genişletilmesi, mimari proje ölçeğine indirilmesi ve ekosistemin korunması için, gerektiğinde “bina” ve “proje” ölçeğine kadar inilerek araştırılması gerektiği düşüncesinden hareket ettim. ÇED uygulamalarının alan araştırma yöntemlerinden yararlanarak, mimari çevrenin doğaya etkisinin gözlemlenmesini bir

model kurgusu içinde ele aldığımız bu çalışmada, mimaride proje bazlı ekolojik analizler için de bir altlık yaratmayı hedeflemiştim. Ve tabii ki bu modeli ekolojik varlığı bozulmamış/az bozulmuş veya kentleşme baskısı gören bir alanda, yani Adalar’da uygulamak en büyük isteğimdi. ÇED araştırmalarıyla mekânsal kullanımlar arasındaki ilişkiyi Mimari Tasarım ve Planlamalar İçin Çevre Etki Değerlendirme Modeli (MÇED) üzerinden Heybeliada Mahallesi’nde uyguladım. Özetle geliştirdiğim model mevcut ÇED uygulamalarından yapılan çıkarımlarla mimarlık-doğa ilişkisinin nasıl ele alındığını anlatmakta ve mimari çevre-doğal çevre ilişkisine dair uygulanabilir bir MÇED Modeli kurmaktadır. MÇED modeli, doğal çevrede yapılaşmış veya yapılaşma tehdidi altındaki alanlarda örneğin, kıyı, orman, doğal sit alanları, kentsel sit alanları, akarsu ve göllerin bulunduğu alanlarda uygulandığı gibi plajlar, mesire alanları, tabiat parklar gibi alanlarda da uygulanabilir.

Şekil 4.21 1/500 Heybeliada Çam Limanı Yapılar, Ormanlar ve Kıyı Çizgisi Alanlar Plan

Bu modeli araştırırken elbette Adalı olmanın verdiği deneyimle, Prens Adaları sorunlarından yola çıktığım söylenebilir. Modeli Heybeliada Mahallesinde sekiz farklı alanda test ettim. Topoğrafya, kıyı ve orman müdahaleleri, arazi kullanımı, peyzaj, canlı yaşamı ve insan etkilerini birlikte değerlendirerek çevresel etkileri puanladım. Çalışma sonunda özellikle kıyı alanlarının yoğun turizm ve yapılaşma baskısı altında olduğunu tespit ettim. Modelin amacı yalnızca sorunları tespit etmek değil; yerel yönetimler, araştırmacılar ve Adalılar için ortak bir tartışma zemini oluşturacak tasarım kararlarına da katkı sunmaktı.

Tez çalışmamın en sevdiğim yanı, Heybeliada Mahallesi’ndeki yapılaşma faaliyetlerini görünür kılması ve çevresel etkilerin azaltılması gereken alanları ortaya koyması oldu. Geliştirdiğim modelin kıyılarda, doğal alanlarda ve kentsel bölgelerde uygulanabilir olduğunu görmek benim için ayrıca heyecan vericiydi. Yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve meslek odalarının yararlanabileceği bu tür araştırmaların artık gelişen teknoloji araçları sayesinde çok daha kolay yürütülebileceğini düşünüyorum.

Kemal Utku, Turgut Reis Sokağı’nın Köşesindeki Yıkılan Ahşap Ev, suluboya.

Belki ilerleyen çalışmalarımda bu etkilerin çizim ve temsil yöntemleriyle nasıl görünür kılınabileceği üzerine çalışırım. Akillas Millas’ın  haritaları, krokileri ve perspektif çizimleri Prens Adaları’nın belleğini ve ait oldukları dönemi zihnimizde yeniden canlandırırken acaba gelecekte bizim üreteceğimiz çizimler de Adalar’daki canlı ve cansız yaşamın bir temsiline dönüşebilir mi? Mimari müdahalelerin etkilerini daha görünür kılmak için mimari çizime yeni temsil biçimleri ekleyebilir miyiz? Belki de bütün bu sorular doktora çalışmama veya araştırmalarıma ilham olacak. Kim bilir, umarım bu yazıyı okuyanlara da yeni sorular sormak için ilham verir.

*

“Adanın İnsanları” Kimler Geldi, Kimler Geçti: Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, İnkılap Yayınları, 2024.
Meri Çevik Simyonidis

merisimyonidis@hotmail.com

Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne katılma kararım, yalnızca bir ödül kazanma arzusundan değil; yıllardır büyük bir sevgi, sorumluluk ve tutkuyla sürdürdüğüm araştırmalarımı, adına derin bir saygı duyduğum Akillas Millas’ın hatırasıyla buluşturma isteğimden doğdu.

Akillas Millas ile yollarımız 2000’li yılların başında, ilk amatör şiir kitabımı hazırlarken kesişti. Kendisini henüz şahsen tanımıyordum. Yazışmalarımız sırasında, zengin koleksiyonundan bana gönderdiği eski İstanbul fotoğraflarını kitabımda kullanma imkânı buldum. Bu benim için unutulmaz bir başlangıçtı.

İlerleyen yıllarda İstanbul’un çok kültürlü yaşamını, özellikle Rum toplumunun gündelik hayatını, mutfak kültürünü, geleneklerini ve ortak hafızasını kayıt altına almak benim için bir meslekten çok bir yaşam biçimine dönüştü.

Diğer kitaplarımı hazırlarken bu kez Akillas Millas’ı Atina’daki evinde ziyaret ederek kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdim. Aynı dönemde Adalar üzerine kaleme aldığı eserleri büyük bir hayranlık ve ilgiyle okumaya başladım.

Akillas Millas’ın eserleriyle tanışmam, İstanbul’a ve Adalar’a bambaşka bir gözle bakmayı öğrenmemi sağladı.

Onun satırlarında yalnızca tarihsel bilgiler değil; insanı merkeze alan, anıları yaşatan ve mekânların ruhunu hissettiren güçlü bir anlatım buldum. Bu yaklaşım, araştırmacı kimliğimin şekillenmesinde önemli bir ilham kaynağı oldu.

Kitaplarında anlattığı ada yaşamına adeta konuk oldum; çizimlerini yaptığı evlere misafir oldum, o sofralara oturdum ve anlattığı hayatları ben de yaşamışım gibi hissettim. İşte bu duygu, kendi çalışmalarımın da temelini oluşturdu.

Ben de kitaplarımda yalnızca belgeleri değil; insanların seslerini, anılarını, sofralarını, mahallelerini ve birlikte yaşama kültürünü geleceğe aktarmaya çalışıyorum. Çünkü kültürel mirasın yalnızca taş binalarda değil, insan hikâyelerinde, paylaşılan anılarda ve ortak yaşam kültüründe yaşadığına inanıyorum.

Ödüle layık görülen araştırmam da bu anlayışın bir yansımasıdır. Adalar, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada yaşayabildiği eşsiz bir coğrafya olmuştur. Çalışmamda bu ortak yaşam kültürünün izlerini, özellikle Adalıların tanıklıkları üzerinden görünür kılmayı amaçladım.

Her anlatı, her fotoğraf ve her hatıra, Adalar’ın ortak belleğine bırakılmış kıymetli bir emanet niteliğindedir.

Hatta “Adanın İnsanları” kitabımı eline alıp kapaktaki eski evi gördüğünde, “Kızım, ben bu evin merdivenlerinde oturur, arkadaşlarımı beklerdim.” demesi, kitapla ilgili hafızamda yer eden en etkileyici anekdotlardan biridir.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Akillas Millas’ın açtığı yolun araştırmacı kimliğimin gelişiminde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu daha iyi görüyorum.

Onun adına verilen bu anlamlı ödüle layık görülmek benim için yalnızca kişisel bir mutluluk değil; aynı zamanda yıllardır büyük bir özveriyle sürdürdüğüm kültürel miras çalışmalarının değer gördüğünü hissettiren çok özel bir onurdur.

Eğer İstanbul’u gerçekten bir kültürler mozaiği olarak kabul ediyorsak, bu mozaiğin her bir rengini korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara bütün zenginliğiyle aktarabilmek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Çünkü bu renkler bir araya geldiğinde İstanbul, gerçek kimliğini ve ruhunu bulmaktadır.

Bu vesileyle, Akillas Millas’a İstanbul’un ve Adalar’ın çok renkli, çok sesli hafızasını korumaya yaptığı eşsiz katkılar için minnet ve saygılarımı sunuyorum.

Onun bıraktığı iz, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşak araştırmacılarının da yolunu aydınlatmaya devam edecektir.

*

Yüzleşme: Denizlerimizdeki Tehdit – Hayalet Ağlar (Sergi) Taş Mektep, Büyükada, İstanbul, 2023.
Nihal Gündüz

ngunduz@gmail.com

Bana “İstanbul’u bir fotoğrafla anlatın” deseler; İstanbul siluetinde,  arkasından martıların eşlik ettiği bir vapur o kadrajdan kuğu gibi süzülerek geçer. Vapur, sadece bir ulaşım aracı olmanın ötesinde birçoğumuz için derin bir nostaljidir. Kendi adıma gençliğimin ta kendisidir… İlk kez bir kaptan köşküne adım attığımda, içerisinin rengârenk çiçeklerle dolu olması ve cıvıl cıvıl muhabbet kuşlarının sesleri içinde yolculuk yapmak benim için tarifi imkânsız bir büyülenme haliydi. O güzel zamanları, içinde deniz ve vapur olan fotoğraflarımla anımsıyorum.

Çalışan insana, denize ve gemilere olan tutkum doğrultusunda, iki yıllık yoğun bir çalışmanın ardından 2010 yılında ilk kişisel sergim olan “Haliç Tersanesi Sakinleri” projesini hayata geçirdim. Haliç Tersanesi’ndeki binalar fotoğraflarımla kaplanarak açık hava fotoğraf sergi salonuna dönüştürüldü ve tarihinde bildiğim kadarıyla ilk kez kapılarını halka açtı. Proje kitabında fotoğraflarıma eşlik eden tersane çalışanlarının anıları, 1955’ten itibaren biriken zaman parçalarını bir araya getirerek insan, mekân ve emek üçgeninde şekillenen bir bellek inşa etti.

Devam eden süreçlerde de İstanbul vapurlarına ait her şeye ulaşmaya çalışıyordum. Bu süreç içinde sizin çizimlerinizle hazırlanan “Ada Tekneleri ve Vapurları” takvimine denk geldim. Ardından, sürgün hikâyelerini kayıklarla ve deniz ulaşımındaki dönüşümlerle anlattığınız “Pazar Kayıklarından Şehir Hatları’na İstanbul’da Seyrüsefer” adlı kitabınızla tanıştım.

Fotoğrafta, zamanı durduran “o an”ın önemiyle şekillenerek ürettiğimiz fotoğraflarımız “an” itibarıyla geçmişe düştüğüne göre, bizler aslında sürekli tarihe not düşüyoruz. Geçmişin izleri zihinde henüz taze ve görünürken yazıya ve fotoğrafa dökmek, izleyen için bir hafıza oluşturmanın çok ötesinde, insanın kendi varoluşuna bıraktığı en derin mirastır. Çünkü geçmişin güzelliğinin asıl değeri, onun “o zaman” ve “o koşullar içinde” yaşanmış ve tamamlanmış olmasından gelir.

Sizin Pazar Kayıklarından Şehir Hatları’na İstanbul’da Seyrüsefer eserinizde hissettiğim tam olarak bu anlayıştı. Çizimlerinizle tarihe düştüğünüz bu izler, benim görsel ve metinsel bellek arayışımla büyük bir paralellik gösteriyor. Farklı araçlar kullansak da ortak amacımızın belleğin varoluşunu ve devamlılığını sağlamak olduğunu bana bir kez daha hissettirdiniz. Eserlerinizle bu hafızaya kattığınız değer için size yürekten teşekkür ederim.

Adalar, yüzyıllardır farklı kültürlerin, geleneklerin ve yaşam biçimlerinin bir arada var olduğu; bu çok kültürlülüğü denizle ve doğayla kurduğu köklü bağ üzerinden besleyen özel bir coğrafyadır. Bu bağlamda “deniz ekosistemi”, Adalar’ın sadece doğal bir parçası değil; somut olmayan kültürel mirasının ve tarihsel yaşam ritminin de ana taşıyıcısıdır.

Küratörlüğünü üstlendiğim “YÜZLEŞME: Denizlerimizdeki Tehdit — Hayalet Ağlar” projesi, fikirlerin gelişme aşamasından sergileme sürecine kadar tamamen bu Ada mirasına ve yerel hafızaya sırtını dayayan kolektif bir üretim olarak doğdu. Adil Bali ile başlayan ilk temastan itibaren; Serço Ekşiyan ve Ercan Akpolat’ın Adalar denizinde uzun yıllardır gönüllü olarak sürdürdükleri hayalet ağ temizliği, projemizin temelini oluşturdu. Kendilerinin doğayı ve ortak yaşam alanını koruma çabası, beni şu sorunun cevabını aramaya itti: “Ben ne yapabilirim?”

Doğayı özgürleştirme arzusuyla hazırlanan “Yüzleşme” sergisi içeriğini çoğunlukla gerçeklikten almaktadır. Fotoğrafçıların seçtiği konular, oluşturulan sahneler, bir canlının hayatının son bulma sürecine giden anlardan ilham alır. Yaşama içgüdüsüyle direnme ve başkaldırı süreci olsa da, gelecek ve umut vadetmeyen bir sürece odaklanılmıştır. Canlıların yaşamdan koparılma halinin yaşanan travmanın, şiddetin, geride bıraktığı çöküş ya da izler bir gösterge olarak ortaya çıkmaktadır.

Fotoğraflarda insan ve doğa ilişkisine eleştirel bir yaklaşım sergiledik. Her fotoğrafçı oluşturduğu konseptte birbirinden bağımsız bir anlatım dili kurarak, bunu bir hatırlatma ve bilinçlendirme eylemi olarak düşündü. Böylece “Yüzleşme” sergisi, temasını canlıların yaşam hakkı üzerinden kurgulayarak insanlarda güçlü bir farkındalık ve duyarlılık yaratmaya odaklandı.

Denizden çıkarılan hayalet ağların, ait olduğu Adalar coğrafyasına geri dönmesi ve sergi Büyükada Taşmektep’te Ekim 2023’te açılarak 11 ay boyunca izleyiciyle buluşması, Adalar’ın mekânsal ve kültürel hafızasıyla doğrudan bir temas kurdu.

Bu proje, izleyicinin tanık olduğu sanatsal anlatımın Adalar ve çevresine ait büyük bir yara olduğunu hissettirmektedir. Denizin dibindeki gerçeklikle kurulan bu doğrudan bağ; denizle olan ilişkimizi pasif bir “manzara” izleyiciliğinden öteye taşıyarak, onu ekolojik, biyolojik ve çok kültürlü bir miras olarak sahiplenmemiz gerektiğini bizlere bir kez daha göstermektedir.

“Yüzleşme” projesinin ortaya çıkışı, fikirlerin olgunlaşması ve nihayetinde uygulamaya geçmesi dokuz ay süren titiz bir çalışma ile gerçekleşti. Sürecin her detayını ince ince işledik. Özellikle çekim aşamasında hata payını sıfırlamak adına, çekim setlerimizde ışık ve model uyumuna yönelik test çekimleri gerçekleştirdik. Projede yer alan öğrencilerimin teknik ekipman ihtiyaçları için Godox ve Fujifilm Türkiye sponsorluk sağlarken, Jotun Boya firması ise çekim setlerimiz için gerekli olan boya tedariğini üstlendi; böylece üretim sürecindeki bütçe yükünü minimize etmiş olduk. İçerik ve teorik çerçevenin derinleşmesi için ise alanında uzman isimlerin görüş ve tavsiyelerinden yararlandık.

Proje katılımcısı öğrencilerimle birlikte yapmaya çalıştığımız şey; denizlerimizde terk edilmiş ağlar ile plastiklerin yarattığı ekolojik tehditlere, biyoçeşitlilik kaybına ve insan sağlığı üzerindeki zararlara dikkat çekerek, bu evrensel meseleyi kavramsal fotoğraf pratiği üzerinden farklı bakış açılarıyla görünür kılmaktı. Edebiyat, bilim ve resim tarihinden ilham alan fikirlerimizi, analog fotoğraf tarihine uzanan tekniklerle harmanlayarak projenin ana temalarını oluşturduk. Bu süreçte bir küratör olarak beni en çok heyecanlandıran unsur; farklı gözlerin, tek bir amaç ve güçlü bir yüzleşme çağrısı etrafında bu denli nitelikli bir anlatım diliyle bir araya gelebilmesi oldu.

Bu denli geniş kapsamlı bir organizasyonu başarıyla tamamlamamızın ardından odak noktamı medyadaki görünürlüğe çevirdim. Ancak takdir edersiniz ki, projenin kamusal alandaki etkisini artırmak ve daha geniş kitlelere ulaşabilmek, hazırlık sürecinin kendisinden çok daha meşakkatli bir mücadele gerektiriyor.

Akillas Millas Araştırma Ödülleri’ne başvurma amacım; Adalar’a ait kültürel hafızaya, çevreye ve görsel belgeleme kültürüne katkı sağlayan nitelikli çalışmaları görünür kılma vizyonunuzdur. “Yüzleşme”, tam da bu anlayışla ada belleğine hizmet eden disiplinlerarası bir sergidir. Bu doğrultuda, anlatmak istediklerimizin ve çağrımızın daha geniş kitlelere ulaşmasında Akillas Millas Araştırma Ödülü’nün son derece anlamlı ve dönüştürücü bir katkı sunacağına yürekten inanıyorum.

*

Burgazadası… Canlı Bir Etnografik Müze: Ada’dan İnsan Manzaraları, Adalı Yayınları, 2026.

Dr. Robert Schild
roschist@gmail.com

Değerli araştırmacı, Ada’daşımız Dr. Akillas Millas’ın izinden giderken…

Değerli Prof. Umut Azak Hanımefendi’nin nazik davetine uyarak, yıllar önce benim de kalem oynattığım “adalı” Dergisi için istenmiş olan aşağıdaki yazıyı sunmaktan onur ve gurur duyarım…

Akillas Millas ile ilk kez 2019 yılında gıyaben tanıştık! Sanırım İstanbul Koç Kütüphanesi’nde “Antigoni” üzerinde tarama yaparken, üstadın Prens Adaları hakkında kitabının İngilizceye çevirisi olan The Princes’ Islands, A Restrospective Journey kitabına rastlayıp, Burgaz ile ilgili bölümlerinin fotokopisini aldım. Ardından, yaz mevsimi boyunca Ada’da yapmış olduğum doksanı aşkın söyleşi ile Covid 19’un karanlık 2020 kış aylarında Canlı Bir Etnografik Müze başlıklı kitabımı kaleme alırken, “Topografi, Tarih, Bugün” bölümünde bu değerli bilgilerin birçoğunu kullanabilme olanağını buldum. İşte o kütüphane ziyaretim, gerçekten büyük bir kazanımmış.

Meğer, sözel ve görsel yapıtlarıyla o güzelim Prens Adaları’na nice anıtlar dikmiş ve dikecek olan ortopedist cerrah, araştırmacı ve yazarın büyük boy BÜYÜKADA, PRİNKİPO, ADA’İ KEBİR kitabı ve alçak gönüllü, ancak şipşirin Hala Hatırlıyorum – Heybeliada başlıklı monografisi de Adalı Yayınları aracılığı ile Türk okurlarına kazandırılmış bile, ben Burgazada’ya soyunurken! Aynı değerli yayınevi, daha sonra Millas’ın diğer büyük boy HEYBELİADA, HALKİ, DİMONİSOS, ardından BURGAZADA, ANTİGONİ, PANORMOS ve son olarak KINALIADA, PROTİ, AKONİTİS ile bu çok önemli külliyatı 2025 yılında tamamladı… Yanı sıra, üstadın o tipik çini mürekkepli çizimleriyle tarihten bugüne aktardığı birkaç kitabı daha yayımlandı – ve tüm bu yapıtları için kendisine ne kadar teşekkür etsek, Adalı Yayınlarını nasıl da kutlasak, azdır!

Bu yazdıklarımı bir daha okurken, bir parantez açmak istedim – ve bunu kesinlikle, “adalı” Dergisi’ne yazdığım için değil, herkese ve özellikle adalılara karşı altını çizerek dile getiriyorum… www.adaliyayinlari.com sitesine girdiğinizde, hemen göreceksiniz: Yukarıda sıraladığım külliyatın her biri yükte ve de pahada ağır olan dört kitabın tanesi, halen sadece 2.400 TL’ye edinilebiliyor – yani, bugünün piyasasına göre ada restoranlarında bir kişinin az rakı ve 3-4 basit mezeli sofrasının ederi kadar! Anladığım kadarıyla, Adalar Vakfı’na bağlı bu yayınevi, bugüne dek çıkarttığı iki yüzü aşkın kitaptan herkesin yararlanmasını hedefliyor.

Bugün seksen yaşını devirmiş olan Akillas Millas’ın etkisi, başka ada araştırmacılarında olduğu gibi, bende de sürüyor… Geçtiğimiz Aralık/Ocak/Şubat ayları boyunca üzerinde çalıştığım Adalılar, İkonlar ve Mekânlar başlıklı çalışmamda da, 2022 yılında Türkiye’de yayımlanmış, özgün Yunanca baskısı 1992’lere dayanan BURGAZADA, ANTİGONİ, PANORMOS kitabından, örneğin Papakosta bölümü için bir hayli yararlanabildim…  

Burgazada’nın “yegânelikleri”

“Burgazada Üçlemesi” olarak adlandırdığım, 2021 (2. baskısı 2023), 2024 ve 2026’da gene Adalı Yayınları’nın çıkarttığı kitaplarımın ana motifi, hiç kuşkusuz, Burgazada’nın kültürel mirasıdır. Ada’daki değişik etnik/dinî kökenli halk topluluk veya onlardan artakalmış üyelerini kendimce şöyle belirlemiş ve her biri ile sözlü tarih kayıtları yapmıştım: Sünniler – Aleviler – Kürtler – Ada’da nedense “Laz” diye çağırılan Karadenizliler – Ortodoks Rumlar – Katolik Rum(lar?) – Gregoryen (Ortodoks) Ermeniler – Katolik Ermeniler – Aşkenazlar – Sefaradlar – Karay Yahudileri – Levantenler – Maltalı(lar?) – Arap(lar?) – Süryaniler – Keldaniler – Bulgar/Makedonlar – Montenegrolu(lar?) – Hırvat(lar?) – Polonyalılar – Almanlar – Avusturyalılar – Bahai(ler?) ile sonradan aralarına katılan ve tabii ki Burgazadalı olmuş bir Finlandiyalı ile birkaç Amerikalı, İngiliz, Fransız ve Hollandalı “expat”

Otuza yakın bu değişik etnisiteyi, gene kendimce bir çeşit “Osmanlı Tortusu” olarak tanımlamış ve de aynı şekilde bir çokkültürlü evreni içermiş olan Avusturya-Macaristan, diğer adıyla Habsburg İmparatorluğu’ndan geriye kalan halk topluluğuna benzetmiştim. Ancak her iki “tortu” arasında büyük ve çok önemli bir fark var: Habsburg’dan arta kalan halk toplulukları, değişik Balkan ülkelerinde veya –daha dar bir alan olan–  Viyana kentinde bir arada bulunuyorlarsa, “bizimkiler” 1,5 km2 (bir buçuk kilometre kare)lik bir toprak parçasının üstünde yüz yıla yakın bir süre boyunca karşılıklı hoşgörü ve dostluk içinde bir arada yaşamaktadır!

Ancak, yıllar acımasızca, çabuk biçimde geçiyor! İlk kitabımın iki baskısı için 2019 ile 2023 yılları arasında söyleştiğim toplam 98 kişiden ne yazık ki bugün 12 dostumuz aramızda değil artık… İşte bu nedenle, sözlü tarih çalışmalarını hızlı tutmalı ve özellikle ileri yaştaki adalılar ile bir an önce görüşülmelidir…

Commuting ve “mansiyonlar”

Yazımın sonuna yaklaşırken, kuşkusuz sadece Burgazada’nın değil, (Sedefadası dahil) beş Prens Adası’nın en büyük yegâneliğine kısaca parmak basmak istiyorum. Bu da, ev-iş arasında gidip gelme eyleminin yanı sıra, akşam saatlerinde bir “tatil” havasının esebilmesidir! Anglosaksonların commuting olarak adlandırdıkları bu eylemi böylesine keyifli biçimde yapabilmek, örneğin iş dönüşünde denize bile girebilmek, sadece İstanbul Adaları’nda olur! Bu gerçeği daha 1895 yılında kaleme aldığı Constantinople seyahat rehberinde Edwin Grosvernor şöyle dile getirmişti: “Ischia ve Capri, Napoli’ye ne ise, Halki ve Prinkipo, Konstantiniye’ye çok daha fazlasıdır. Şehir merkezine uzaklıkları çok daha az olup, kent ile çok daha fazla bütünleşmişlerdir.” (aktaran: J. Freeley: The Princes’ Islands; A Guide)

Op. Dr. Akillas Millas ile ne yazık ki hiç karşılaşmadık. Yıllar önce yerleşmiş olduğu Yunanistan’dan Büyükada’yı ziyaret edip Splendid Oteli’nde konaklarken, ben yurt dışındaydım her halde – ve ben Burgaz’dayken, kendisi Yunanistan’daydı… Ancak bu yılın başlarında o değerli araştırmacı/yazarın adına bir ödül verileceğini öğrenince, ilk kitabımın Adalar’la ilgili tarih, ekoloji, sosyoloji ve kültürel miras alanlarında yapılmış her türlü kurgusal olmayan çalışmalar şartlarına uyduğunu düşündüğüm ile bu “Araştırma” yarışmasına işte o kategoriden katılmaktan büyük onur duydum. Seçici Kurul’un “Jüri Ödel Ödülü” adı altında dağıttığı altı (bence) mansiyon’dan birini almış olmak ise, ne güzeldi!


Yayınlanma Tarihi: 08 Ağustos 2026  /  Son Güncellenme: 08 Ağustos 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.