
Ali Erkurt Y. Mimar
Çoktandır yazıyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Kırk yıldır plansız kalan sit alanı Adalar’ın hikayesi aslında dramatik bir konu. Yine planlar hazırlanıyor, yine birçok kişi emek verecek, günler harcanacak, raporlar düzenlenecek, binlerce sayfa yazışmalar yapılacak. Günlerce beklenecek siyasiler bunca emek verenin yolunu açsın diye o günlerin siyasi konjonktürüne göre zaman geçecek. Böylesine önemli bir konu başka bir araç haline getirilecek. Ne kadar emek harcanacak, kaç gün geçecek bilmiyoruz. Planlar için harcanacak çabanın büyüklüğünü düşününce içim sızlıyor. Neden mi? Gelin bu konuda biraz daha düşünelim.
Koruma amaçlı imar planları, yalnızca yapılaşmayı düzenleyen teknik belgeler değildir. Onlar, bir kentin tarihsel belleğini, mimari mirasını, doğal çevresini ve yaşam kültürünü geleceğe taşımanın en önemli araçlarından biridir. Bu nedenle koruma planlarının hazırlanması, sıradan bir imar planına göre çok daha uzun, çok daha kapsamlı ve çok daha fazla disiplinin katkısını gerektiren bir süreçtir.
Buna rağmen ülkemizde koruma planları üzerine yapılan tartışmalar çoğu zaman planların içeriğinden çok, yargısal süreçleri etrafında şekillenmektedir. Bu metin içinde okurken sıkılırsınız diye yan tarafa bir kutucuk içine planlama geçmişini koyuyorum. Kaynak İBB Şehircilik ve Planlama Sitesi, Adalar Strateji Belgesi.
Açılan davalar, bilirkişi raporları ve mahkeme kararları koruma hukukunun doğal bir parçasıdır. Hukuk devletinde bunun aksi düşünülemez. Ancak burada üzerinde durulması gereken başka bir soru vardır:
Bu hukuk sisteminde bir koruma planı iptal edildiğinde gerçekten ne kaybediyoruz?
İlk bakışta verilen cevap açıktır: Bir plan yürürlükten kalkar ve yerine yenisi hazırlanır. Oysa uygulama bize bunun çok daha farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Yeni bir koruma amaçlı imar planının hazırlanması çoğu zaman yıllar almaktadır. Bu süreç boyunca koruma alanları plansız kalabilmekte, belirsizlik artmakta, yatırım kararları ertelenmekte, restorasyon uygulamaları güçleşmekte ve en önemlisi kültürel mirasın korunması zayıflamaktadır.
İşte asıl tartışılması gereken konu budur.
Koruma hukukunun amacı tabii ki hukuka uygun plan üretilmesini denetlemek olmalıdır ama aynı zamanda kültürel miras da etkin biçimde korunmalıdır. Eğer uygulanan sistem, uzun yıllar süren plansızlık dönemleri doğuruyor ve bu süreçte korunması gereken değerler zarar görüyorsa, hukukun kendi araçlarını yeniden değerlendirmesi gerekir.
Koruma planları neden farklıdır?
Bir sanayi alanı, konut bölgesi ya da gelişme alanı için hazırlanan planlarla koruma amaçlı imar planları aynı mantıkla değerlendirilemez.
Koruma planları geçmişi geleceğe taşıma sorumluluğu üstlenir. Hazırlanırken mimarlar, şehir plancıları, sanat tarihçileri, arkeologlar, peyzaj mimarları, sosyologlar ve hukukçular birlikte çalışır. Yalnızca yapı yoğunluğu değil sokak dokusu, siluet, peyzaj, kültürel yaşam, geleneksel kullanım biçimleri ve tarihsel katmanlar da plan kararlarının parçasıdır.
Bu planların oluşumunda katılım çok önemlidir. Bu nedenle koruma planı hiçbir zaman yalnızca teknik bir belge değil, aynı zamanda toplumsal bir uzlaşma metnidir.
Kentler değişir, bilim gelişir, yeni bilgiler ortaya çıkar, toplumsal ihtiyaçlar dönüşür. Bu nedenle her plan, zaman içinde gözden geçirilmeye ve güncellenmeye ihtiyaç duyar.
Adaların tamamının 31.03.1984 tarihinde Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu tarafından sit alanı ilan edilmesinden bu yana kırk iki yıl geçti. Bu süre içinde sit alanı ilan edilmiş bir alanın imar planının yapılmamış olması affedilemez.
Asıl soru şudur:
Bir planın eksiklerinin bulunması, onun bütünüyle ortadan kaldırılmasını mı gerektirir, yoksa eksikler giderilirken koruma sürekliliği devam ettirilebilir mi?
Plansızlığın bedeli
Koruma hukukunda çoğu zaman planın iptal edilmesi tartışılır ancak plansızlığın maliyeti çok daha az konuşulur.
Oysa plansız geçen yıllar yalnızca idari bir boşluk değildir.
Belirsizlik yaratır.
Koruma uygulamalarını yavaşlatır.
Yatırım kararlarını erteler.
Kamu kurumlarının hareket alanını daraltır.
En önemlisi de kültürel mirası zamana karşı daha savunmasız bırakır.
Tarihî yapılar mahkeme kararlarını beklemez.
Ahşap yapılar beklemez.
Deprem riski beklemez.
Yangın riski beklemez.
İklim koşulları beklemez.
Koruma ise kesintiye uğradığında kaybedilen zamanın telafisi çoğu zaman mümkün olmaz.
Adalar’ın deneyimi
Adalar, bu tartışmanın yalnızca teorik olmadığını gösteren önemli örneklerden biridir.
Yaklaşık kırk yıldır farklı dönemlerde hazırlanan planlar, iptal süreçleri ve yeni plan hazırlıkları arasında gidip gelen bir döngü yaşanmaktadır. Bu süreçte yalnızca hukuki tartışmalar sürmemiş, aynı zamanda koruma uygulamaları da uzun süre belirsizlik içinde kalmıştır.
Burada mesele herhangi bir mahkeme kararını eleştirmek değildir.
Mahkemelerin görevi hukuka uygunluğu denetlemektir.
İdarenin görevi plan hazırlamaktır.
Bilirkişilerin görevi teknik değerlendirme yapmaktır.
Vatandaşların dava açma hakkı ise hukuk devletinin vazgeçilmez güvencelerinden biridir.
Ancak bütün bu süreçlerin sonunda ortaya çıkan tablo, kültürel miras açısından beklenmeyen bir sonuç doğuruyorsa, sistem üzerine yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü koruma hukukunun başarısı yalnızca doğru karar vermesiyle değil, korumanın kesintisiz devam edebilmesiyle de ölçülmelidir.
Bazı Avrupa ülkelerinde bu sorun uzun yıllardır tartışılmaktadır.
Özellikle Fransa’da yargıya, planın tamamını ortadan kaldırmak yerine yalnızca hukuka aykırı bölümleri etkileyen çözümler geliştirme imkânı tanınmıştır. Bazı durumlarda idareye eksiklikleri gidermesi için süre verilmekte, planın tamamı yerine yalnızca sorunlu kısmı etkilenmektedir.[1]
Benzer şekilde Almanya’da da planlardaki her hukuka aykırılık otomatik olarak planın tümünü geçersiz hâle getirmemektedir. Hatanın niteliği ve planın bütünü üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmektedir.[2]
Bu örnekler bize tek bir doğru model bulunduğunu göstermez.
Ancak önemli bir ortak ilkeye işaret eder:
Planlı koruma devam ederken hukuk da işlemeye devam edebilir.
Yani hukuka uygunluk ile korumanın sürekliliği birbirine rakip iki amaç olmak zorunda değildir.
Yeni bir tartışmaya ihtiyaç var
Türkiye’de koruma amaçlı imar planları üzerine uzun yıllardır teknik, hukuki ve idari tartışmalar yapılmaktadır.
Belki artık bunlara yeni bir soru eklemenin zamanı gelmiştir.
Koruma hukukunda süreklilik nasıl sağlanabilir?
Tam iptal yerine kısmi iptal mümkün olabilir mi?
Eksikliklerin giderilmesi için geçiş mekanizmaları oluşturulabilir mi?
Mahkemeler, iptal kararlarının kültürel miras üzerindeki etkisini de dikkate alacak yeni araçlara sahip olabilir mi?
Bilirkişi raporlarında yalnızca planın hukuki ve teknik eksikleri değil, iptalin doğuracağı koruma sonuçları da değerlendirilebilir mi?
Bu soruların cevapları kolay değildir.
Ancak tartışılmaya değerdir.
Denebilir ki Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları mevzuatı bu boşluğu doldurmak için düzenlenmiştir.
Bence “Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları” Türkiye’nin koruma mevzuatındaki en önemli ama aynı zamanda en sorunlu araçlardan biri. Aslında fikir olarak son derece doğru; sorun büyük ölçüde uygulanış biçiminde.
Şöyle değerlendiriyorum:
Güçlü yönü
Koruma amaçlı imar planı hazırlamak uzun ve kapsamlı bir süreçtir. Bu süreçte hiçbir düzenleme olmazsa iki tehlike ortaya çıkar:
Bu nedenle kanun koyucu geçici bir “köprü” mekanizması oluşturmuştur. Geçiş dönemi yapılaşma koşulları, plan yapılıncaya kadar korumayı güvence altına alan geçici kurallardır. Bu yönüyle oldukça isabetli bir düzenlemedir.
Sorun, bu aracın istisna olmaktan çıkıp kalıcı hale gelmesidir.
Türkiye’de birçok sit alanında koruma amaçlı imar planları yıllarca hazırlanamadığı için geçiş dönemi hükümleri defalarca uzatılmış ve fiilen planın yerini almıştır.
Bunun üç önemli sonucu olmuştur:
Adalar örneği neden önemli?
Adalar’da bu sorun daha belirgin yaşanıyor.
Çünkü Adalar, sıradan bir sit alanı değildir. Doğal sit, kentsel sit, arkeolojik sit, kıyı alanları, tescilli yapılar ve özgün peyzajın iç içe geçtiği çok katmanlı bir kültürel peyzajdır. Böyle bir alanın yalnızca geçiş dönemi hükümleriyle uzun süre yönetilmeye çalışılması, koruma yaklaşımını ister istemez eksik bırakır.
Üstelik bugün tartıştığımız Kentsel Tasarım Rehberi de tam bu noktada önem kazanıyor. Rehber, geçiş dönemi hükümlerinin sağlayamadığı tasarım ilkelerini ve mekânsal kaliteyi tarif etmeye çalışan bir araç niteliğinde. Bu nedenle, planın iptalinden sonra rehberin hukuki konumu yalnızca teknik bir mesele değil, Adalar’ın nasıl yönetileceğine ilişkin temel bir koruma politikası tartışmasıdır.
Sonuç
*Koruma planları hiçbir zaman kusursuz olmayacaktır çünkü kentler yaşayan organizmalardır.
*Her plan zaman içinde gözden geçirilmeye, geliştirilmeye ve güncellenmeye ihtiyaç duyar.
Bu nedenle koruma hukukunun temel hedefi, hatasız plan arayışı kadar, korumanın sürekliliğini de güvence altına almak olmalıdır.
Belki de artık asıl soruyu şöyle sormanın zamanı gelmiştir:
Bir koruma planı iptal edildiğinde yalnızca plan mı ortadan kalkmaktadır yoksa o planın korumaya çalıştığı kültürel miras da yıllar süren bir belirsizlik dönemine mi bırakılmaktadır?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca Adalar için değil, Türkiye’deki bütün koruma alanlarının geleceği açısından önem taşımaktadır.
Öte yandan geçiş dönemi yapılaşma koşulları, koruma amaçlı imar planının alternatifi değil, onun hazırlanmasını beklerken koruma boşluğu oluşmasını önleyen geçici bir hukuki mekanizmadır. Bu mekanizma uzun süreli bir yönetim modeline dönüştüğünde, hem koruma ilkeleri hem de planlama sistemi zarar görmeye başlar.
Koruma hukukunun doğru kurulması ve doğru işlemesi çok zaman koruma planlarının mükemmelliğinden de önemlidir.
Adalar’ın Planlama Geçmişi
Adalar’ın tamamı 31.03.1984 tarihinde Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu tarafından sit alanı ilan edilmiştir. Bu doğrultuda, 16.05.1984 tarih ve
291 sayılı karar ile de Koruma İmar Planı yapılıncaya kadar geçerli olmak üzere, Marmara Takım Adaları Bütünü Geçici Yapılaşma Koşulları kabul edilmiştir. Aynı kurul tarafından 17.10.1985 tarihli 1515 sayılı başka bir karar ile Büyükada’da Sit Alanı Geçici Yapılanma Koşulları yeniden belirlenmiş ve genel tescil kararları verilmiştir.
Adalar ilçesindeki adaların birbirlerinden bağımsız olarak, farklı zamanlarda ve farklı ölçeklerde imar planları yapılmıştır. Sedef Adası’nın 06.07.1956 tarihinde 1/1000 ölçekli, Büyükada’nın 22.06.1957 tarihinde 1/5000 ölçekli, Kınalıada’nın 23.07.1966 tarihinde 1/2000 ölçekli, Heybeliada’nın 16.11.1966 tarihinde 1/2000 ölçekli, Burgazada’nın 10.08.1970 tarihinde 1/2000 ölçekli, Kaşık Adası’nın 15.06.1988 tarihinde 1/5000 ölçekli imar planları onaylanmıştır.
Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Kaşık Adası’nın bir bütün olarak planlandığı Mimar Sinan Üniversitesi tarafından hazırlanan Marmara Takım Adaları Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı, 16.10.1989 tarihinde Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından uygun bulunmuş 29 Ağustos 1991 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır. Daha sonra bazı bölümleri revize edilen plan, 25 Haziran 1992 tarihinde Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından uygun bulunmuş, 30 Haziran 1994 tarihinde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır. Adalar’da bu nazım imar planlarından sonra 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılamamıştır.
1984-2007 yılları arasında uygulamalar Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşullarına göre yapılmıştır. Bu koşullar pek çok soruna yol açmakla birlikte, tamamı sit alanı olan ilçenin korunmasını da sağlayamamıştır. 2007 yılında yeni bir plan sürecine başlanmıştır. Doğal ve kentsel nitelikleri ile korunması gereken planlama alanındaki yapılaşmanın kontrol altına alınması ve koruma kullanma dengesinin sağlanması için hazırlanmış olan 1/5000 Ölçekli Adalar Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı İstanbul V Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 07.03.2011 tarih ve 3125 sayılı karar ile değişikliklerle uygun bulunmuş, Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından 16.06.2011 tarih ve 1344 sayılı karar ile aynen uygun bulunmuş ve 21.09.2011 tarihinde onaylanmıştır. Bu plan ile belirlenmiş kullanım ve yoğunluk kararları, nüfus ve yoğunluk artırabileceği, ormanların yapılaşmaya açılma riski, kıyı kullanımlarının kamuya açık kullanımlarının kısıtlanması, imar artışına yol açabileceği, Adalar’ı çekim noktası haline getirerek turizm baskısını arttırabileceği ve motorlu araç trafiğine açılmasına neden olabileceği gerekçeleriyle yoğun şekilde itiraz görmüş ve planın iptaline yönelik davalar açılmıştır.
Dava süreçleri devam ederken, 1/5000 Ölçekli Adalar Koruma Amaçlı Nazım İmar Planına uygun olarak İller Bankası tarafından ihale usulüyle yüklenici bir firma tarafından yapılan ve Adalar Belediye Meclisi’nin 11.12.2015 tarih ve 2015/61 sayılı kararı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına gönderilen Adalar İlçesi, 1/1000 ölçekli Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı teklifi 21.09.2011 onanlı 1/5000 ölçekli Adalar Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve plan değişiklikleri doğrultusunda 3194 ve 5216 sayılı yasa ve ilgili yönetmelikler kapsamında değerlendirilmiş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 22.07.2016 tarih, 1371 sayılı ve 13.10.2016 tarih, 1726 sayılı kararları ile tadilen onaylanmış ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere göre değerlendirilmek üzere İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne iletilmiştir.
1/1000 ölçekli planın Kurul onama süreci devam ederken, İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin 2017/984 Esasına kayden TMMOB Mimarlar Odası tarafından açılan davada 30.11.2017 tarih ve K.2017/2628 sayılı karar ile 2011-2017 yılları arasında geçerli olan 1/5000 ölçekli nazım imar planı iptal edilmiştir. Planın iptal edilmesi sonucunda plansız kalan Adalar İlçesinde İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün 10.01.2020 gün ve 6931 sayılı kararı ile Koruma İmar Planı yapılıncaya kadar geçerli olmak üzere belirlenen komisyon tarafından hazırlanan Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları kabul edilmiştir.[1]
Son olarak 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı, 12 Mayıs 2023’te Bakanlıkça onaylanmış ve 28 Temmuz 2023’te askıya çıkarılmıştır. Askı itirazları değerlendirilerek yapılan plan değişiklikleri 2 Mayıs 2024 tarihinde yeniden Bakanlık tarafından onaylanmıştır. Açılan davalar sonucunda İstanbul 8. İdare Mahkemesi (2023/2413 E., 2025/61 K. sayılı kararla) 15 Ocak 2025 tarihinde planların tamamının iptaline hükmetmiştir.
[1] https://sehirplanlama.ibb.istanbul/adalarkanip/
[1] https://www.legifrance.gouv.fr/codes/article_lc/LEGIARTI000031217087/?utm_source=chatgpt.com
[2] https://www.gesetze-im-internet.de/bbaug/__214.html?utm_source=chatgpt.com
Yayınlanma Tarihi: 08 Ağustos 2026 / Son Güncellenme: 08 Ağustos 2026
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.
Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.