Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 257 – Kasım 2026      Paşabahçe’yle Yangına Doğru

Paşabahçe’yle Yangına Doğru


12 Ağustos 1979
Akasya Oteli, Sümer Palas ve Anadolu Kulübü yangını

Gençlik başımda duman… 12 Ağustos 1979 günü, o tarihte nişanlı olduğum Ayşegül’ü görmek için Büyükada’dan Selimiye’ye gitmiştim. Ailesiyle güzel bir gün geçirmiştik. Akşam adaya dönerken böyle bir yolculuk yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.

Kadıköy İskelesi’ne geldiğimde, neredeyse bütün Kadıköy itfaiye grubunu pompaları, hortumları ve türlü araç gereçleriyle vapur beklerken buldum. Şaşırıp ne olduğunu sordum.

“Büyükada’da yangın var, yardıma gidiyoruz,” dediler.

Beş on dakika sonra Paşabahçe göründü. İtfaiyecilerle birlikte, iskelede bekleyen az sayıdaki adalı da telaşla vapura bindik. Normal seferinde diğer adalara da uğraması gereken Paşabahçe, bu kez tam yol doğrudan Büyükada’ya yöneldi.

Yol boyunca herkes birbirinden haber almaya çalışıyordu. Cep telefonları henüz hayatımıza girmemişti. Kaptan köşküne telsizle ulaşan haberler bize aktarıldıkça yangının nerelere yayıldığını anlamaya çalışıyorduk. Adaya yaklaştıkça kaygımız büyüyordu. Öyle ya, Akasya Oteli yanıyordu.

Paşabahçe bana o gün, her zamankinden hızlı gidiyormuş gibi gelmişti. Yıllar sonra yenilenip yeniden adaya geldiğinde onu başka bir heyecanla karşılayacaktık; ama benim belleğimdeki yolculuklarından biri hep bu yangın seferi olarak kalacaktı.

İskeleye yanaşır yanaşmaz itfaiyeciler koşar adımlarla karaya çıkıp kendilerini bekleyen araçlara doluştular. Ben de o anları fotoğraflamak için Çançiçeği Sokağı’ndaki evimize koştum. Beş dakika içinde eve varıp fotoğraf makinemi aldım, ardından iskelenin ucuna çıktım.

Yangın sırasında bu yazıya eşlik eden kareleri çektim. Daha sonra karanlık odamda baskılarını yaptım. Negatifleri ise bir dönem Yönetim Kurulu’nda bulunduğum Adalar Kültür Derneği’nin arşivine verdim. Hâlâ orada olduklarını sanıyorum.

Ertesi günkü Milliyet’in haberine göre yangın, saat 18.15 sıralarında Akasya Oteli’nde başlamıştı. Prizde unutulan bir ütünün yangına yol açtığı anlatılagelse de ilk açıklamalarda nedenin henüz belirlenemediği bildiriliyordu.

Akasya, adanın sevilen otellerinden, yaz eğlencelerinin önemli adreslerinden biriydi. Ahşap yapıyı saran alevler, kuvvetli rüzgârın etkisiyle çevreye yayıldı. Ben adaya ulaştığımda yangın Sümer Palas’a da sıçramıştı. Büyükada’nın görkemli ahşap otellerinden biri, gözlerimizin önünde yanıyordu.

Komşu Anadolu Kulübü’nün tarihî ana binası da ağır zarar gördü. Hareketli çatısı ve kuleleriyle ada siluetinin tanıdık yapılarından olan bu bina kâgirdi ancak bu özelliği onu yangının yıkımından korumaya yetmemişti.

Milliyet, Akasya Oteli’nin üst katındaki balkonda mahsur kalan üç kişinin komando astsubayı Numan Açıkgöz tarafından kurtarıldığını yazıyordu. Aynı haberde can kaybı olmadığı, söndürme çalışmalarına katılan bir görevlinin yaralandığı belirtiliyordu.

Ada itfaiyesinin olanakları sınırlıydı. Benim hatırladığım araçlar eskiydi; böylesine büyük bir yangın karşısında yetersiz kalıyorlardı. Su temini de başlı başına bir sorundu. O yıllarda adaya su tanker gemileriyle getiriliyor, pompalarla şebekeye basılıyordu. Hristos’ta da bir su deposu vardı.

Dönemin haberlerine göre ada itfaiyesinin dört söndürme aracı yaklaşık yirmi dakika içinde yangın yerine ulaşmış, ancak motopompların çalıştırılamaması müdahaleyi aksatmıştı. Ana karadan yardım getirmek deniz ulaşımına bağlıydı. Benim de içinde bulunduğum Paşabahçe, personeli ve teçhizatı bu nedenle taşıyordu.

Heybeliada’dan ve ana karadan askerî birlikler de çalışmalara katıldı. Adalılar çevredeki yapıları korumak için uğraşıyordu. Hatırladığım kadarıyla askerlerle birlikte ağaçlar kesiliyor, ıslak çuvallarla alevlerin ilerleyişi durdurulmaya çalışılıyordu. Gerektiğinde tahliyede kullanılmak üzere üç Şehir Hatları vapuru iskelede bekletilmişti.

Anadolu Kulübü’nde yıllar içinde birikmiş eşyalar ve hatıralar da zarar gördü. Milliyet’in 14 Ağustos tarihli haberinde Atatürk’ün kullandığı odanın hasar görmeden kurtarıldığı belirtiliyordu. Ancak tarihî eşyaların bir bölümü yanmış, dışarı çıkarılabilenlerin bir kısmı da zarar görmüştü.

O gece Büyükada, mimari mirasının önemli bir bölümünü kaybetti. Daha sonraki yıllarda Plaj Oteli’nin de yanmasıyla, adanın büyük ahşap otellerinden geriye kalanlar biraz daha azaldı.

Zaman içinde yapılar yeniden yükseldi. Sümer Palas, eski dış görünüşünü büyük ölçüde sürdüren, betonarme taşıyıcılı ve ahşap kaplamalı bir apartmana dönüştü. Akasya Oteli de yeniden yapıldı, ancak kulesinin tepesi, benim hatırladığım eski görkemine kavuşmadı. Anadolu Kulübü’nün tarihî ana binası ise Sinan Genim ve Halûk Sezgin’in projesiyle, özgün görünüşü gözetilerek onarıldı.

Bugün bu yapılara bakarken o akşam gördüklerimi de hatırlıyorum: Kadıköy İskelesi’nde bekleyen hortumları, Paşabahçe’de birbirinden haber almaya çalışan insanları, karaya koşan itfaiyecileri… Bir de eve koşup aldığım fotoğraf makinesini.

Kaynaklar

Milliyet, 13 Ağustos 1979, s. 1 ve 12; 14 Ağustos 1979, s. 7. M. Sinan Genim, “Büyükada Anadolu Kulübü”, proje ve yapı künyesi.


Yayınlanma Tarihi: 06 Kasım 2026  /  Son Güncellenme: 06 Kasım 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.