Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 254 - Ağustos 2026      Doğum Günü Vesilesiyle Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ve Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi’ne Dair

Doğum Günü Vesilesiyle Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ve Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi’ne Dair


Son altı senedir Ağustos demlerinde beni bir heyecan sarar. Bu heyecan benim için, itiraf ediyorum, “tatlı bir heyecan” olmaktan uzak, daha çok “Bir şey yapmalı, bir şey yapmalı ve tamamlamalı, bir şey yapmalı ve başarmalı!” iç sesi eşliğinde seyreden bir his.

İç sesimin kaynağı Hüseyin Rahmi Gürpınar, 1864’te bir Ağustos günü dünyaya gelmiş. Bazı kaynaklarda bu tarih ayın 17’si olarak, bazılarındaysa 19’u olarak geçmektedir.

Birini anmak / birinin varlığını onurlandırmak için o kişinin doğum ve ölüm günlerini seçmek kabul görmüş, âdet olmuş. Benim kalbime yakın gelen, bunu yapmak için kişiyi daha özel ve günü daha anlamlı kılacak, o kişinin yaşamında daha önemli yere sahip, bulması emek isteyen başka tarihler seçilmesi.

Hüseyin Rahmi Gürpınar da doğum günlerini kutlamaktan pek hazzetmezmiş, bunu yeğeni Saffer Hanım’a yazdığı mektupta okuyup öğrendik. (Bakınız: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mektupları ve Tiyatro Eleştirileri, sayfa 56 & 57, 12.06.1938)

Üstat doğum günü merasimlerini hakikaten mi sevmezdi yoksa mektuptaki kelamı sevdiklerine hafif huysuzluk aromalı bir nazlanma mıydı bilemiyoruz fakat malumatımız bu.

Tamam, âdetten de kaçmayalım ama aklıma düştü bir kere, üstadın yaşamında önemli yere sahip kişileri ve olayları kalbimle şöyle bir yokladım.

Annesinin erken yaşta ölümü… Ninesiyle ve teyzeleriyle bir konakta yaşamaya başlaması… Yazı yazma sevdasının önce ruhunu ele geçirmesi, sonra hüneri, yaratıcılığı, çalışkanlığıyla kuvvetlenip kâğıda kaleme gürül gürül dökülmesi… Cesaretini toplayıp yazılarını ve roman taslaklarını Ahmet Mithat Efendi’ye götürmesi, Ahmet Mithat Efendi’nin bu yazıları o dönem gencecik olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ait olmayacağını düşüneceği kadar usta işi bulup beğenmesi ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’a destek çıkması… Bundan sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “sokağı edebiyata taşıyan yazar” unvanına yakışır şekilde yazı makinesine dönüşmesi… Miralay Hulusi Bey’le tanışması ve Miralay Hulusi Bey’in onun hem can yoldaşı hem de edebiyatçı olmadığı hâlde eserlerini okuyup değerlendiren ilk kişi olması…  Ahmet Rasim’le hem Heybeliada’da komşu hem dost hem de edebiyat yolunda yoldaş olmaları… (İki dostun mezarları da Heybeliada Mezarlığı’nda komşudur.)

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşamak ve eserlerini hayata geçirmek için (Heybeliada’yı seçmesinde üstadın nanemolla yapısının ve Heybeliada’nın havasının sağlığına iyi geleceği düşüncesinin de payı vardır) Heybeliada’yı seçmesi… Heybeliada’da ev kiralayıp on sene kadar bu evde kiracı olması, ev sahibi Hacı Sami Bey’in Hüseyin Rahmi Gürpınar’a hiç huzur vermemesi… (Bunu da Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hacı Sami Bey’e yazdığı zehir zemberek açık mektuptan okuyup öğrendik.) (Bakınız: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mektupları ve Tiyatro Eleştirileri, sayfa 35-39)

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hiç mi hiç hoşlaşmadığı ev sahibine ve kiracılığa veda etmesi, bu sırada Şıpsevdi romanından kazandığı parayla ona otuz küsur sene yuva olacak mevzubahis, benim de bu yazımın ve çalışmalarımın sebebi evini yaptırıp orada yaşamaya başlaması…

Arada geçen otuz küsur senede romanları, öyküleri, tiyatro eserleri, mektupları, gazete ve dergi yazıları… Yazılarında tanıklık ettiğimiz mücadeleleri ve çekişmeleri… (Bakınız: Zamane Eleştirmenlerine Cevap: Cadı Çarpıyor & Şakavet-i Edebiyye / Edebiyat Haydutluğu, 19 Temmuz 1339)

Mebus olarak siyasete atılışı… Okurları ve hayranları… Eserlerine ve kendisine olan ilgi, üstadın dünyadan ayrılışının üzerinden geçen seksen iki seneye rağmen hiç eksilmemiş, aksine günümüzde Hüseyin Rahmi Gürpınar okurları ve hayranları artıyor. Bunun “çünkü”leri o kadar çok ki… “Çünküler” ayrı bir yazıda işlenmek üzere beni beklesin, bu yazıda tek bir örnek vereyim: Hüseyin Rahmi Gürpınar çağların ötesinde bir yazar. Neredeyse yüz sene önce yazdığı bir öykü, 2026’da bir ağustos günü yazılmışçasına hem içerik hem üslup açısından güncel, taptaze! Bu olağanüstü…

(Bakınız: Şehirde Bir Şekavet, “Ada Vapurunda”, sayfa 11-18)

Can yoldaşı Miralay Hulusi Bey’in ölümü ve bu kaybının ardından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yuvasına, yerlere, göklere, hiçbir yere sığamayıp çıktığı uzun seyahatler… Yarasını yaşanabilir boyutta sağaltınca Heybeliada’ya, yuvasına dönüşü… Hayata gözlerini burada yumuşu…

İşte doğumunun ve ölümünün dışında, onların arasında çalakalem sıralayıverdiklerim bunlar.  Yazması kaleme, söylemesi dile kolay… Kim bilir daha neler neler, ne anlar, ne anılar…

Ölmeden son sözlerinin: “Kedilerimi iyi doyurunuz” olduğu söylenir. Güzel anısına, evinin önünden geçtikçe etraftaki kedileri doyururum. Kim bilir, belki içlerinden birkaçı üstadın kedilerinin torununun torunlarıdır, diye düşünür, öyle inanmak ister, sözünü vasiyet kabul ederim.

Keşke son sözleri “Kedilerimi iyi doyurunuz”un peşi sıra, kayda alınmış şekilde: “Evimi Halk Müzesi olarak açıp yaşatınız” olsaydı da doğum günü anısına sadece kendisine hayranlığımı ifade edecek bir yazı yazıp hâlihazırda müze olan evinden birkaç fotoğrafı yazımın arasına serpiştirseydim. Fakat durum “henüz!” böyle değil.

İşte bu yazıyı yazma amacım tam olarak bu: “Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi”.

Kendimi “okur olarak” bildim bileli Hüseyin Rahmi Gürpınar hayranıyım. O eserleri hem de o dönemde nasıl yazmış diye hâlâ her satırı döner döner okur, bu “deli dâhiliğe” tekrar tekrar şaşar kalırım. Zamanla işin içine edebiyatçı ve eğitimci kimliklerim de eklenince, bir de Heybeliada sakini olunca adımlarım beni sık sık Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi’ne götürür oldu.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi trajikomiktir ki (fakat bence sadece trajik ve hatta saçmalığıyla öfkelendirici) üstadın ölümünden 2000 yılına dek bürokratik engeller sebebiyle müze olamadı. (Bakınız: Kuyruklu Yıldız Altında Bir Ev-Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Evi’nin ve Mirasının Akıllara Durgunluk Veren Serüveni kitapçığı)

Dönemin Adalar Kaymakamı Mustafa Farsakoğlu’nun öncülüğünde, Adalılar’dan ve öğretmenlerden oluşan gönüllülerin mücadeleleri ve emekleri sayesinde Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi 2000 yılında yani -şaka gibi ama gerçek- üstadın ölümünden elli altı sene sonra nihayet müze olarak açıldı. Geçen onca senenin ardından üstattan kalan eşyalar müzede sergilendi fakat son dönemde ne hikmetse müzeyi gezdirmekle görevli kişinin söylemiyle ev hep tadilattaydı. Bir süre sonra ev zaten sorgusuz sualsiz “kapalıydı!”

Ev kapalı kaldıkça büyük bir hayıflanma ve rahatsızlık hissederek bu konuda elle tutulur, gözle görülür, dişe dokunur ne yapabilirim diye gece gündüz kafa yormaya başladım. Hissimce bana Üstat tarafından gönderilen, daha doğrusu “Sen de amma düşündün! Yetti artık, harekete geç!” söylemiyle kafama fırlatılan ilham perisi sayesinde 9 Mayıs 2021 tarihinde Change.org uygulamasında “Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi Müze Olarak Açılsın, Yaşasın!” başlıklı imza kampanyasını başlattım ve bugüne geldik.

“Bugüne geldik” diye kestirip attım. O arada yaşadıklarım, şahit olduklarım da başlı başına apayrı bir yazının konusu olarak beklesin.

Adalı dostlarımızın ve büyüklerimizin, alanlarında önemli yere sahip edebiyatçıların ve sanatçıların ve aydınların, üstadın okurları ile sevenlerinin, aynı duyarlılıkta, vicdanlı insanların destekleri ve çabalarıyla imza kampanyasını hep birlikte duyurduk, büyüttük. Kampanya başladığında ev harap hâldeydi. Biz müze olsun diye uğraşırken ev kendiliğinden yıkılacak, yanacak diye açıkçası ödüm kopuyordu.

Geldiğimiz güzel noktada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi’nin bakım ve onarım çalışmaları Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği’nin yaptığı protokolle Müze vasfıyla kullanılmak üzere yapıldı, ev o harap hâlinden kurtuldu ve neticesinde evin restorasyon süreci tamamlandı.

Yetkililere teşekkür ederiz. Fakat bu bizim için yeterli değil. Hatta esas mesele ve mücadele asıl tam da şimdi başlıyor!

Açtığım ve devam eden imza kampanyasında da başından beri üzerinde durduğum ve hassasiyetle vurguladığım üzere amacımız ve talebimiz, buranın Devlet & Kültür Bakanlığı bünyesinde, “Halk Müzesi” statüsünde açılması ve bu güvence içinde yaşamasıdır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi hiçbir koşulda ve oranda özelleşmeden; hiçbir kişiye, gruba, kuruma kiralanmadan, başka hiçbir amaçla kullanılmadan, özetle ticaret ve çıkar ve prestij amacı olmadan, bir daha kapanmamak üzere, hak ettiği özeni göreceği şekilde ve layıkıyla açılmalı, korunmalı, yüceltilmeli, nesillerce yaşatılmalıdır. Her nesil Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı tanımalı; tanımayan çok şey kaçırır!

Bu konuda niçin bu kadar net ve ısrarcı olduğumu düşünenler vardır. Kim bilir, belki Hüseyin Rahmi Gürpınar ilham perisini kafama fırlatırken mücadeleci mizacından bir parça da ilham perisinin peşine takıldı, ruhuma bulaştı!

Şaka bir yana, (bence de her şakada biraz gerçeklik payı vardır) imza kampanyasını ve gelişmeleri sosyal medyadan veya bir şekilde öğrenen Adalı büyüklerimin, Ada dostlarının bana ulaşıp yazdıklarının, söylediklerinin sadece biri bile bu mücadeleye değer. Bunlardan birini bana ulaştığı hâliyle paylaşmak isterim:

Üstadın ölümünden bugüne dek bürokratik engeller ve çekişmeler Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi’nin bu duruma gelmesine sebep oldu. Buna son verilmeli.

Evin müze oluş süreci için neler yapılabilir, onu da ekleyeyim: Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan kalan tüm orijinal eşyalar toplanıp düzenlenerek Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’ne getirilmelidir. Aradan çok zaman geçtiği, eşyalar yıpranmış ve farklı yerlere dağılmış olduğu için çok eşya kalmamışsa da bu sorun değil, pek çok müzede olduğu gibi “tıpkı eşyalar” kullanılabilir.

Tam da bununla ilgili, çok değerli Doğan Hızlan’ın köşesinde, 7 Eylül 2023 tarihinde yayımladığı bir yazı var. Üstat, yazısında Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi için neler yapılması gerektiğini layıkıyla maddelemiş:

“…

Evi onardık, eşyanın replikalarını da yaptık. Sonrası?

Birçok ülkede sanatçı, edebiyatçı evlerini gezdim. O notları aktarmak isterdim.

– Yazarın hayatına dair bir kitap bulunmalı.

– Yapıtları sergilenmeli.

– Orada çalışacak biri onun hakkında bilgi sahibi olmalı, gelen ziyaretçilerin sorularını yanıtlayabilmeli.

– Ziyaretçiler onun eserlerini buradan satın alabilmeli.

– Gelen ziyaretçi, yazar hakkında tam bir bilgi sahibi olmalı.

– Mutlaka fotoğrafları duvarlara asılmalı, mümkünse bir albüm yapılmalı.

– Yazarın yazdıkları kadar yaşamından notlar da onu tanımamızı sağlar. …”

“Hüseyin Rahmi Gürpınar’la kan bağınız var mı?” diye açık soranlar, bir de “Bu işten bir çıkarınız var mı?” diye bakışla, tavırla yani kapalı yolla soranlar oldu, oluyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar’la kan bağım ve maddi veya manevi en ufak hiçbir çıkarım yok fakat seksen iki sene önce zaten usul ve etik gereği yapılması gereken olsun diye uğraştığım can bağım ve vicdanım var. Bu da emek vermem, mücadele etmem için yeterli.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aziz hatırası ve buranın müze olmasını bekleyen on binlerce, yüz binlerce kişi bunu hak ediyor!

Şimdi bu yazı vesilesiyle herkesi imza kampanyasına yani aslında Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi’nin hak ettiği değeri göreceği şekilde açılıp yaşamasına destek olmaya çağırıyorum. Destekleriniz önemli, kıymetli, gerekli. Hep birlikte başarabiliriz!

NİHAN AYDAR- NE KİTAPSIZ NE ADASIZ  – Ağustos 2026 / Heybeliada


Yayınlanma Tarihi: 08 Ağustos 2026  /  Son Güncellenme: 08 Ağustos 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.