Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 256 – Ekim 2026      Vapurlarda Eskiden Projektörcüler Vardı

Vapurlarda Eskiden Projektörcüler Vardı

and


Vapur projektörlerini hatırlayanlarınız var mı, bilemiyorum. Benim belleğimde, eski ada yolculuklarından kalan görüntülerden biridir: Karanlık denizin üzerinde gezinen güçlü bir ışık, uzakta bir kıyıyı yoklar, sonra yeniden suya dönerdi. Daha vapurun kendisini seçemeden, adaya doğru gelmekte olduğunu anlardınız.

İstanbul’un geceleri bugünkü kadar aydınlık değildi. Kıyı boyunca ışıklar seyrekleşir, yerleşimlerin arasına karanlık girerdi. Özellikle yağmurlu ve sisli havalarda, vapurdan bakınca denizle kıyının birbirine karıştığı olurdu. Projektörün ışığı ise o karanlığın içinde bir iskelenin kenarını, bir şamandırayı ya da küçük bir kayığı görünür kılardı.

Hatırladığım, vapurlarda projektör ön tarafta, denizi geniş bir açıyla görebilecek bir noktada bulunurdu. Arkasında, küçük bir kulübe ya da siper içinde çalışan bir görevli vardı: projektörcü. Işığı sağa sola çevirir, vapurun önündeki denizi tarar, kaptanın karanlıkta çevresini seçmesine yardımcı olurdu.

Biz yolcular kapalı salonlarda otururken o, vapurun önünde işinin başındaydı. Kışın yağmur, soğuk, rüzgâr; bazen de kar… Vapurun ilerleyişiyle yüze daha sert çarpan havanın içinde, gözünü denizden ayırmadan çalışırdı. İskeleye güvenle varınca çoğumuz toparlanıp inmeye hazırlanırdık. Oysa o rahatlığın ardında, kaptanla birlikte pek çok insanın dikkati ve emeği vardı.

Zaman içinde projektörlerin kumandası kaptan köşküne taşındı; radar ve başka seyir donanımları yaygınlaştı. Benim hatırladığım, ışığın başında bir insanın durduğu o görüntü de giderek ada yolculuklarından çekildi.

Ama projektörcülerden biri, Sait Faik’in öyküsünde yaşamayı sürdürüyor.

“Projektörcü”, yağmur ve sis içindeki bir ada vapurunda başlar. Bir yolcu, projektörcünün yanına gider. Önce havadan, görüşün zorluğundan, iskeleye nasıl yanaşılacağından konuşurlar. Ardından sohbet koyulaşır; adamın ailesini, geçim sıkıntısını, oğluna düşkünlüğünü öğreniriz.

Projektörcünün oğlu Hasan okumayı sever. Fakat ilkokuldan sonra bir marangozun yanına verilmiştir. Babasını haftada bir görebilir; eve geldiğinde ondan hikâyeler anlatmasını ister. Babası da gördüklerini, duyduklarını ballandırarak anlatır, kimi zaman yeni hikâyeler uydurur. Denizin üzerinde ışığını gezdirirken aklının bir köşesinde yine Hasan vardır: Bu hafta ona ne anlatacaktır?

Yolcu da bu düşünceye ortak olur. Ertesi akşam, çocuğa verilmek üzere birkaç kitap getirir. Yağmurlu bir gecede başlayan kısa bir sohbet, iki insan arasında sıcak bir bağ kurmuştur.

Sait Faik’i okurken, yıllar önce gördüğüm projektörcülerden birinin yanına yeniden yaklaşmış gibi olurum. O küçük siperin içindeki adamın yüzünü, konuşmasını, evde bekleyen çocuğunu düşünürüm. Bizim için karanlığı tarayan ışığın ardında, kendi hayatını ve kaygılarını taşıyan biri vardır.

Bugün geceleri yaklaşan vapurları seyrederken hâlâ o ışığı hatırlarım. Ardından yağmurun ve rüzgârın altında çalışan insan gelir aklıma. Adalar’a yaptığımız nice yolculukta önümüze bakmış, bizim göremediğimizi görmeye çalışmıştır. Adını bilmesek de eski vapur yolculuklarımızın hatırasında onun da yeri vardır.


Yayınlanma Tarihi: 07 Ekim 2026  /  Son Güncellenme: 08 Ekim 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.