Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 256 – Ekim 2026      Büyükada Mabedimiz Tepeköy Futbol Sahası 2

Büyükada Mabedimiz Tepeköy Futbol Sahası 2


Sahanın Hüsnü Çoruk Tarafından yapılan resmi

Geçen sayıda sevgili Fıstık Ahmet 1950-1965 yılları arasında Tepeköy Futbol sahasındaki anılarını dergimizde bizlerle paylaşmıştı. Bu sahanın sihri 1980ler’in ilk yıllarına kadar devam edecekti. Maalesef daha sonra saha kazılarak İstek Vakfı’nın Üniversite Kampüsü yapıldı- ilk yıllarında adaya önemli dinamizm getiren bu eğitim yuvası daha sonraları boşaltıldı ve battal binalar olarak Tepeköy’de duruyor. Bu mabedi o dönemin çocukları- gençleri büyük bir özlemle anmaya- kalplerinde yaşatmaya bugünlere kadar devam ettiler.

Fıstık Ahmet’ten sonraki jenerasyonun oraya gönül vermiş isimlerinden sevgili arkadaşım Hüsnü Çoruk’la bir de o yılları tekrar yaşayalım ve geleceğe not düşelim diye düşündük ve aşağıda bulacağınız sohbeti yaptık.

NB: Sevgili Hüsnü adada ilk hatırladıkların ve Tepeköy’le tanışmanı anlatarak sohbetimize başlayalım mı?

HÇ: Tepeköy. 1962 yılında yaz tatilinde ilk kez getirildiğim Büyükada’da hayran kaldığım belde. O ilk tarihten itibaren yazları üç ay boyunca burada, anneannemin ahşap evinde mutlulukla geçirdik zamanımızı. Tabii ki ev bir merkezdi, kısa sürede anlayacaktık ki tüm Tepeköylüler’in vazgeçemeyecekleri merkez ise toprak futbol sahasıydı. 70’li yılların sonunda sahanın arka tarafındaki boş alana voleybol tutkusunu da taşıyacaktık. Mekânlar ne denli etkileyici olurlarsa olsunlar, oralara asıl anlam katan güzel insanlardır. Anılarımı karıştırdığımda karşıma bir kısmı bu dünyadan göç etmiş dostlar çıkıyor. Kardeşim gibi olan rahmetli Ertuğrul Güray (Çeçe) olmasaydı, Tepeköy bu yaşımda zihnime ve gönlüme asla kazınmış olmazdı. Ahmet Toruş (Şebek), rahmetli kardeşi Mehmet (Torba), Mehmet Delikanlı (Kör Memet), rahmetli Hayri, ağabeyi rahmetli Bahri, İsmail Baysal (babasının bakkal dükkânı mis gibi çiklet kokardı) ve daha anlatılacak çok sayıda büyüğümüz, küçüğümüz. Bir insanın evini düzenlemesi, o eve bir şekil verip orayı huzurlu, oturulacak bir hale çevirmesi gibi, bizler de büyük küçük kız erkek herkes bu beldeyi hem dostluklarımızla hem çabalarımızla nakış gibi işledik…

NB: Yazın neredeyse tüm vaktin sahada geçiyordu zannedersem? Biraz detaya girelim mi?

HÇ: Her yaz başı, karneleri aldıktan hemen sonra geldiğimiz Tepeköy’de ilk koştuğum, içinde bir iki gün zarfında arkadaşlarla futbol oynamaya can attığım yer toprak futbol sahasıydı. Hafta sonları bizden büyüklerin futbol maçlarını izleyeceğimiz ama hafta içi bilhassa öğle vakti ile öğleden sonrasının üçü arasında biz çocuklara ait olacak o sihirli saha. Büyüklerin maçlarında onların gözüne girmek amacıyla da futbolculara bakkaldan gazoz, kola gibi meşrubatlar getirirdik. Annemin hafızasında ise Tepeköy’de bakkal falan olmadığı savaş yıllarında, kan ter içindeki oyunculara evlerden teneke ve kovalarda su getirmeleri yer etmiş. Sevgili Müslüm’ün, Giresunspor eski futbolcusu rahmetli Faruk ‘un futbol tekniklerine hayrandık. O sahada, daha sonra güzel bir sohbet oluşturduğum Maradona lakaplı bir adam tanıdım. O, bazı bölümleri taşlı toprak sahada çıplak ayakla inanılmaz oynardı. Ayakkabı giyemezmiş. Kışın bile ancak terlikle dolaşırdı. Rahmetli iğneci Yavuz’un elinde futbol topuyla sahaya tutkuyla girişini, bazen oyunda bir şeye sinirlendiğinde topunu kucaklayıp sahayı terk edişlerini hatırlıyorum. Badi Baki de güzel top oynardı. Bacakları eğri ve iç bükey olduğundan bacak arası atanlara sinirlendiğini hissederdik.

NB: Mutlaka enteresan olaylar da yaşamışsınızdır o sahada…

HÇ: Rahmetli Ertuğrul bir anısını anlatmıştı, onu paylaşmak istiyorum. Ermeni çocuklarla Tepeköy çocukları maç yapıyor. 60’lı yılların sonuna doğru olmalı. Gelen takım havalı; hepsinde forma var ve en önemlisi enfes bir futbol topları mevcut. Plan yapmışlar bizimkiler, şut çekerken Allah yarattı demeden topu havalandırıyorlar karşı kaleye doğru. Hepsi başarısız. İskeleye doğru olan kalenin üstünden aşıyor toplar, toplanıp getiriliyor. Son olarak bizimkilerden biri öyle bir vuruyor ki top bir türlü bulunamıyor ve maç bitiyor. Herkes dağıldıktan sonra arkada o muhteşem topu bekleyen bir arkadaşları koşarak gelmiş elinde topla. Hemen anlaşılmasın diye topu boyamışlar ve sevinçle evlerine dönmüşler. Tatlı bir hinoğlu hinlikleri de vardı Tepeköy çocuklarının.

NB: Orayı sadece erkek çocuklar kullanmıyordu- kızların ve hatta ailelerin de bu ortama katıldıklarını biliyorum. Bu konuda neler söylersin?

HÇ: Kızlar erkeklerin futbol dünyasına seyirci olarak katılıyorlardı ve hepimiz büyüyorduk. Geceleri saha etrafında naif kız-erkek sohbetleri oluşuyordu. Kızlar çeşitli oyunlarda (örneğin kibrit kapakları ve bilye) erkeklerden daha başarılı görüntü sergiliyorlardı. Top sahasına 70’lerin sonunda bir voleybol sahası kardeş olarak geldikten sonra kızlar sporun içine iyice girmeye başladılar. Voleybol oynamış Ani, Ümit iki profesyonel oyuncu olarak düzenlenen voleybol turnuvalarına katıldılar. Top sahası ve voleybol sahası öylesine bir kalabalığı çekti ki, bir öğleden sonrasında orada en az iki yüz, iki yüz elli kişiyi bulabilirdiniz (isim isim liste yaptım yaklaşık iki yüz yetmiş civarında insan oraya yaşam veriyordu). Büyükler, gençler ve çocuklar Tepeköy’e dostluklarıyla yaşam veriyorlardı.

 

19 temmuz 1981. Voleybol sahamiz. Elleri belinde Serj , yanında Ani, Hüsnü ve Ertuğrul. Sonuncu oluyoruz ama en centilmen takım unvanını bir kupa ile taçlandiracağız

 

NB: Bir orkestra da kurulmuş muydu o ortamda?

HÇ: Yeni bir fikir üretildi. Müzik yapmak. Böylece top sahası 1981, 82 yıllarında geceleri rahmetli Hayri (org çalıyor), kaleci Metin (bateri) ve gitarist eşliğinde müziğin içine dalıyor, hemen herkes sahanın içinde dans ediyor, zıplıyor ve orayı toz duman içinde bir konser alanına çeviriyordu. Sevgili İsmail Baysal kendi evinden grubun ihtiyacı olan elektriği sağlıyor ve hepimizin saygısını kazanıyordu.

Top sahasının çevresinde çok sayıda ev bulunuyordu ve 80’lerin başında bu alana geçenlerde rahmetli olan oyun yazarı Bilgesu Erenus ailesiyle kiracı olarak geldi. Aynı dönemde şair Ataol Behramoğlu da burada bulundu yanılmıyorsam iki sene. Top sahası başta da söylediğim gibi bir merkezdi. Güzel değerli günlerdi. Sabah futbol, hemen sonra deniz (Naki Bey Plajı, halka açık hale getirmiştik), yemek, yine futbol, akşam iskele ve yazlık sinemalar.  Tabii bir de top sahası ve çevresi kız erkek ilişkilerine de zemin hazırladı. Güçlü dostluklar oluştu. İki cinsin birbirini anlaması, hoşlanması bildiğim kadarıyla düzeyli seviyelerde sürdü. Orada tanışıp, arkadaşlık başlatıp evlenen arkadaşlarımız oldu.

NB: Sinema demişken, seyrettiğin filmleri mahallede herkese anlattığını duymuştum, onu da bizimle paylaşmak ister misin?

HÇ: 70’lerin sonunda ve seksenlerin ilk yıllarında gece top sahasının karşısındaki bayıra uzanıyor ve gök kubbe ile sonsuz yıldızlar altında çok ilgi çeken bir faaliyet oluşturuyordum: Korku filmleri anlatmak. Film sinemada örneğin doksan beş dakika sürmüş ise ben de takriben o sürede filmi teferruatıyla anlatıyordum; dinleyenler mest oluyordu. Film sonrasında ise sevgili Muhlis Sırmalı evine gitmekte çekinince onu gece üç civarında Ertuğrul ile birlikte gülerek evine bırakıyorduk. Dostluk kokuyordu her eylemimiz.

NB: Hatırladığım kadarıyla bir de çocuklara antrenörlük yaptığın dönem var.

HÇ: 1979 yılında Tepeköy çocukları onlara futbol antrenörlüğü yapmamı istediler. Bir vesile oldu ve o top sahasında ilk defa çocuklar için futbol turnuvası düzenledim. Kupalar, tüm katılan takımların oyuncularına katılım belgeleri, kupa törenleri. Tam dört sene sürdü. Yaşantımın en değerli dönemlerinden biridir.

16 temmuz 1980. Üst soldan sağa , rahmetli Hayri , kardeşlerim Hilmi ve Emre , alt soldan sağa kardeşim Tuğrul , Salih _ in kardeşi Mehmet ve Hüsnü Çoruk

NB: 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında neler yaşandı? Çok enteresan gelişmiş olaylar değil mi?

HÇ: O gün sokağa çıkma yasağını askerler tebliğ etmek üzere geldiklerinde sahada inanılmaz bir kalabalıkla karşılaştılar. Tepeköy büyükleri herkesin sahanın sağında, solunda, çevresinde yaşadığını iletince askerler çekilmişti. Bizler de coşkuyla devam etmiştik futbola, voleybola, sohbete , bisiklete…

Mekanlar hepimiz için önemlidir. Sahalar, arsalar, çimenlik alanlar, bahçeler, harabeler özgürlük alanlarıdır. Tepeköy top sahası da bizim her şeyimizdi. Oradan hep besleniyorduk. Yerine inşaat yapılacağı zaman öfkeden inşaat tellerini kesmiştik. Canımızı alıyorlardı. Pal Sokağı Çocukları kitabını her okuyuşumda ve filmini seyrettiğimde boğazım düğümlenir,  sahamızı gözümün önüne getiririm. Kaçabileceğim bir duygu değildir bu.

Son sözün sonu olarak da bir anımı daha ekleyeyim. Çok yaşlı bir kadın 2007 de çıkardığım Tepeköy ve ada anılarıyla dolu öykü kitabım …VE ANLATMAYA BAŞLADI BÜYÜKADA…’yı okuduktan sonra bana şöyle bir ifadede bulundu: ” Ben mürebbiye ve dadılarla büyüyen çok zengin bir aileden geliyorum. Bizlere o zamanlar, yani 1930’lar, 40’lar döneminde Tepeköy’ün belâlı bir varoş bölgesi olduğu anlatılırdı. Kitabını okuduktan sonra sizlerin ne kadar özgür olduğunuzu gördüm; ne diyeyim yaşantınızı biraz kıskandım”.

Evet, işte gerçek bu. Tepeköy, sahamız bizlerin özgürlüğü tattığı bir krallıktı.  İyi ki burada yaşadık.


Yayınlanma Tarihi: 07 Ekim 2026  /  Son Güncellenme: 08 Ekim 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.