Paylaş
Tüm Sayılar      2022      Sayı 208 – Ekim 2022      Petros Markaris, Heybeli’de Sonbahar, “Boşluk ve Bisiklet”

Petros Markaris, Heybeli’de Sonbahar, “Boşluk ve Bisiklet”


Adalar Müzesi’nde düzenlenen “Adalar’da Bisikletin 137 Yılı” sergisinde bisiklet tarihine ilişkin bilgilerin yanı sıra ve Adalar’a yolu düşmüş, Türkiye tarihine iz bırakan ünlülerin bisikletle ilişkileri de aktarılıyor. Sergiyi gezerken aklımıza Heybeliadalı yazar Petros Markaris’in “Bisiklet ve Boşluk” yazısı düştü.

İstanbullu yazlıkçıların dönüşü eylülün ilk haftasında başlardı. Ada yavaş yavaş boşalır, benim içimdeki boşluk da gün be gün büyürdü.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra Heybeliada tamamen kışlık görünümüne bürünürdü. Hayatımda hissettiğim en büyük boşluk, Heybeliada’da sonbaharları hissettiğim boşluktur.

İstanbul’dan vapurla bir buçuk saat uzaklıkta arabasız, otobüssüz, pastanesiz bir adada yaşamaya mahkûm bir genç cumartesi pazarları ne yapar? Bisikletine atlar ve ıssız adada tur atar. Çamların denize uzandığı sahile iner, saatlerini durmak bilmeyen dalgalarla birlikte amaçsızca geçirir.”

1937 yılında Heybeliada’da doğan yazar ve senarist Petros Markaris, anılarının yer aldığı “Boşluk ve Bisiklet” yazısında çocukluk ve gençliğinin geçtiği adada sonbaharda hissettiği duygularını ve bir ada genci için bisikletin değerini de aktarıyor. Kış boyu devam edecek sergiyi gezerken, Markaris’in yetmiş yıl önceki anıları o günleri gözünüzde canlandırmak için size rehberlik edecektir. 

“Ne zaman Heybeliada’yı hatırlasam içimden bir şeylerin eksildiğini hissederim. Bu boşluğun, adada geçirdiğim gençlik yıllarımdan kaynaklandığını bilir ama bunca yıl geçtikten sonra bile anılarımın beni aynı canlılığıyla izlemeye devam etmesine şaşarım.

Neredeyse tüm adaların biri yazlık diğeri de kışlık olmak üzere iki yüzü vardır. Ara mevsimler, yani ilkbahar ve sonbahar, adaların yüzlerini değiştirmeye hazırlandıkları dönemlerdir. Aynı şey Prens Adaları için de geçerlidir. Ancak Prens Adaları’nın temel bir farkı vardır: Prens Adaları herhangi bir tatil adası değil bir sayfiye adasıdır. Bu da, adanın yerlileri ile yabancılar arasında farklı ilişkiler yaratır. Prens Adaları’nda, adalılarla yazlıkçılar arasında, her yaz yeniden ısınan sağlam ilişkiler vardır. Her iki kesim de ilişkilerine sanki araya hiç kış ve bahar girmemiş gibi, bir önceki sonbaharda bıraktıkları yerden devam eder. Bu da Heybeliada’nın yazlık yüzünü demografik ve sosyolojik açıdan çok farklı kılar. Adaya sayfiye için gelen aileler, çocuklar, yalnızca adayı değil, bir önceki yazdan kalan dostluklarını da yeniden canlandırırlar.

Değişim ilk önce bisikletlerde gözlenir. Adada sadece gezinen bisiklet sayısı değil, aynı zamanda bisikletle gezinti yapanların sayısı da artar; kışın orada burada birkaç bisiklet görülürken yazın iki ya da üç bisikletten oluşan gruplar kelimenin tam anlamıyla resmi geçit yapmaya başlarlar.

Yıllar sonra Cremona, Modena ya da Zürih gibi “bisiklet kentleri”nde bulunduğum zaman oralarda herkesin bisikletle dolaştığını gördüm. Ama Prens Adaları’nda bisiklet, sadece gençlere özel bir ulaşım aracıydı.

Bisikletler de yazlık giysilerle aynı prosedüre uyardı. İlkbaharın sonlarına doğru, yazlık giysileri çıkarmak, havalandırmak ve ütülemek üzere dolapların ve bavulların açıldığı sıralarda, bizler de bisikletlerimizi temizler, yağlar, metal kısımlarını parlatır ve yollara çıkarırdık. 

Bugün arabalar nasıl, toplumsal düzey ve değerlerin örneklerini oluşturuyorsa o zamanlar adalardaki bisikletler de aynı işleve sahipti.

Adada en az sayıdaki bisikletler o zamanın deyimiyle “demirperde” ülkeleri olan sosyalist ülkelerden ithal edilen bisikletlerdi. Bu kategorinin en bilindik örneği Doğu Alman malı bisikletlerdi. Tüm diğerleri batı kökenliydi ve İngiltere’den ya da Fransa’dan ithal ediliyorlardı. Orta sınıf gençlerinin bisikletleri İngiliz BSA idi; benimki de Rudge ya da Fransız Peugot olurdu. Daha üst sınıflar Fransız Automoto ve İngiliz Raleigh kullanırlardı; bunların her ikisi de vitesliydi. Batı Alman malı bisikletler çok daha azdı. Dönem, her ne kadar herkesin bir türlü usanmak bilmediği bir “Alman hayranlığı” dönemi olsa da Türkiye’de Alman bisikletleri açıklanamaz bir biçimde bu hayranlıktan nasibini almamıştı.

Heybeliada’da merkezi bir bisiklet yolu açılması adada İsmet İnönü’nün bir yazlık ev edinmesiyle başladı. Bisiklet yolunun ilk durağı İsmet İnönü’nün evinden hemen üç yüz metre ilerideki Agesilaus Kahvesiydi. İkincisi de ilkinden pek uzak sayılmayacak Ethem’in kır kahvesiydi. Agesilaus’a genellikle Rumlar, Ethem’e de Yahudiler giderdi. Bu iki durağı geride bıraktıktan sonra tüm bir ada önünüzde açılırdı. Burada iki durak daha vardı. Bu ikisi de “küçük köprü” ismiyle bilinirdi. Ama isimlerinin böyle olduğuna bakmayın; bu isim aldatıcıdır çünkü ikisinin de herhangi bir köprüyle uzaktan yakından alakası yoktu. Birincisi, antik tiyatroyu anımsatan bir yarım daire formundaydı. İkincisiyse diğerinden dört yüz metre ilerdeydi ve ince uzun bir yapıdaydı. Belki de zamanında, araçları uçurumdan korumak için inşa edilmiş bir iç duvarı vardı. Biz nadiren ikinci köprüye kadar giderdik. Genellikle birincide takılırdık. Sebep çok basitti. Birinci köprü, kızların uğrak yeriydi. Bundan dolayı da daha ileridekine gitmemiz için bir neden yoktu. Şüphesiz, ikinci köprüden gün batımı çok daha büyüleyiciydi ama hangi genç güneşin batışıyla ya da mehtapla özel olarak ilgilenir ki? Bunların değerini daha iyi bilen, Ağustos’ta mehtabı izlemeye çıkan anne babalarımızdı. Biz pek aldırış etmezdik.

Bisiklet turları, voleybol ve deniz işleri akşam yedi gibi biter ve kadın-erkek, genç, yaşlı, kız-erkek herkes iskeleye inerdi. Aslında bisiklet turlarındaki toplanmaların ikinci kısmı iskelede gerçekleşirdi ama bu sefer bisikletsiz olarak. İsmet İnönü’nün yazlık evinden Ethem’in kır kahvesine ve oradan da geriye yaptığımız turların aynısını bazen vapur iskelesinden limana ve limandan da vapur iskelesine yapardık.”

Heybeliada Rum İlkokulunu bitirdikten sonra Avusturya Lisesine giden Markaris, Viyana’da İktisat eğitimi aldıktan sonra Yunanistan’a yerleşti. Edebiyat dünyasına ilk adımını Ali Reco’nun Öyküsü adlı oyunuyla attı. Kral İbu’nun Destanı ve Atlar gibi oyunlar da yazan Markaris, ünlü sinema yönetmeni Theo Angelopoulos’un 1936 Günleri, Sonsuzluk ve Bir Gün, Büyük İskender, Leyleğin Geciken Adımı ve Ulysses’in Bakışı gibi filmlerinin senaryolarını kaleme aldı. Aralarında Bertolt Brecht’in de bulunduğu birçok Alman yazarını Yunan diline kazandırdı, Goethe’nin Faust adlı yapıtının çevirisiyle büyük başarı kazandı. Yunan televizyonunda üç yıl kesintisiz gösterilen Bir Cinayetin Anatomisi adlı polisiye dizisinin senaryosunu yazdı.

İspanyolca’dan İngilizce’ye, İtalyanca’dan Portekizce’ye pek çok dile çevrilen kitaplarından Türkçe’de de aralarında Alan Savunması, Che İntihar Etti, Batık Krediler, Gece Bülteni, Eskiden Çok Eskiden, Büyük Ortak, Balkan Blues  kitaplarının bulunduğu çok sayıda eseri vardır.

 

Büyükada vapur iskeleden iki buçuk kilometre mesafedeki müzeye şehirden kendi bisikletinizle gelebilir, adadan bisiklet kiralayabilir ya da otuz-kırk dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Adalar Müzesi, Pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücretleri ve daha fazla bilgi için:

Tel: 02163826430

#PetrosMarkaris #Bisiklet #bisikletturu #bisikletsevenler #bisikletkeyfi #bisikletçi #bisikletliyasam #büyükada #Heybeliada #adalar #adalarmüzesi #HeybeliadaGünlükleri #ayçeayyıldızbaturay


Yayınlanma Tarihi: 05 Ekim 2022  /  Son Güncellenme: 07 Ekim 2022


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.