Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 256 – Ekim 2026      Yıllar Önce Basında Adalar

Yıllar Önce Basında Adalar

and


1941 sonbaharında Adalar’daki çamlıkların satılması ile ilgili bir tartışma gündemi kaplıyor. Konu önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin Büyükada’daki kongresinde tartışılıyor. Bunu ardından gazetelerde konuya ilişkin yazılar görülüyor. Haber ve makalelerdeki ortak görüş ise Adalar’daki çamlıkların korunmasının hayati önem taşıdığı noktasında toplanıyor.

Savaş sürerken özellikle ithale bağlı olan pek çok üründe yokluk yaşandığı görülüyor. Kıtlığı çekilen ürünlerin başında akaryakıt geliyor. Valilik yakıt azlığı nedeniyle özel araçların kullanımını yasaklarken, toplu taşıma araçlarının seferleri de büyük ölçüde azaltılıyor. Bu durumda şehirde yaşanan ulaşım güçlüklerinin önüne geçmek amacıyla ilginç bir çözüm yolu deneniyor. Büyük kısmı Adalar’dan olmak üzere şehrin çeşitli yerlerinden faytonlar, taksi gibi kullanılmak üzere şehre getiriliyor.

Adalar’da yaşayanların karşı karşıya kaldıkları zorluklardan birisi de vapurların seferlerindeki düzensizlik ve gecikmeler. Pek çok habere konu olan bu durumu Selami İzzet Edes ince bir mizahla ele almış.

1941 Ekim ayının gazetelerindeki gezimize buyurun…


Adalar da Boğaziçi Gibi Sönüyormuş!
Çamlıkların satılmasına Parti kongresin de itiraz edildi
Ada halkı neler istiyorlar?


Cumhuriyet Halk Partisinin Büyükada ocak kongresi dün saat 11 de Büyükada iskelesi üstündeki Parti Merkezinde yapılmıştır. Kongrede Adalar kazası idare hey’eti azasından Cerrahpaşa Hastanesi Sertabibi Doktor B. Esat, Emin Ali, Avni Yağız ile ocak azasını teşkil eden kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Kongre reisliğine B. Rauf seçilmiştir. Evvela idare hey’eti ve hesap raporları okunup kabul edildikten sonra dileklere geçilmiştir. Dileklerin başında “Çamlıkların sattırılmaması” temennisi bulunuyordu. Bu münasebetle bazı âzalar vapur ücretlerinin yüksekliği, vapurların sür’atlerinin yavaşlığı, Adalardaki pahalılıkla diğer bazı âmiller yüzünden Adaların da Boğaziçi gibi yavaş yavaş sönme tehlikesinde bulunduğunu söylemişler ve çamlıkların arsa halinde satılıp buralarda ev yapılması usulü de güzel çamlıkları azalttığından bunun men’ini istemişlerdir. Bu dilekle diğer dilekler meyanında bulunan Büyükada veya Heybelide bir lise açılması, itfaiye motörünün sür’atle yaptırılması, bir cenaze arabası temin olunması, mezarlık yolunun yaptırılması da kabul olunmuş ve yapılan yeni idare hey’eti seçiminde Adalar kazası Belediye Başhekimi Kenan, tüccardan Avni, malmüdürü B. Niyazi, ilkokul müdürü intihap olunmuşlardır. Adalar kazası kongresi de bir ay sonra yapılacaktır.
Son Telgraf, 20 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Pazartesi


Her Sabah
Ada çamlıkları hiç satılır mı?
Yazan: A. C. Saraçoğlu


Partinin Büyükada kongresinde “çamlıkların sattırılmaması” hakkında bir temenni izhar edildi. Bize kalırsa bu temenni bir mazbata şeklinde yalnız Büyükadalılara değil, bütün İstanbul halkına imza ettirilmek istenmiş olsa hiçbir hakiki İstanbullu bu mazbataya imzasını koymaktan çekinmez.

Ada çamlıklarının satılması!..

Bu o kadar acayip bir düşüncedir ki nasıl olup ta bunun düşünülmüş olduğuna bile hayret etmemek elden gelmez. Zira Büyükada, Heybeliada demek çam kokusunu çam ormanı demektir. Çamlıksız adaların tahayyülü bile insana eza verir.

Ara sıra ihmal neticesi veya dikkatsizlik eseri olarak çıkan yangınlar neticesinde şu kadar çam yandı diye kıyametleri koparırken nasıl olur da bir kaç villa yapılacak diye o canım çamlara ve o güzelim çamlıklara kıyabilir?

Adaların çamlarını ve çamlığını kurtarmak şehrine âşık zevk sahibi her İstanbullu için bir borç sayılmalıdır.

Çamlıksız, yahut saçları seyrelmiş çıplak bir baş gibi seyrek tek tük cılız çamların tamamile süslemeye muvaffak olamadığı adalar!.. Aman yarabbi o ne çirkin. Ne gudubet bir şey olur.

İstanbullu için çamlık demek, adalar demek, adalar demek çamlık demektir.
Yeni Sabah, 21 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Belediye Münakale Derdine Çare Buldu!
Adalardan ve civardan yüz fayton şehre getirildi!
Bunlar taksi fiatına Fatih-Sirkeci-Taksim arasında işliyor
Arabacılar Cemiyeti Reisinin izahatı


İstanbulda nakil vasıtaları eksikliğinin önüne geçilmesi sebepleri araştırılmış ve bunu kısmen giderecek bir çare bulunmuştur:

Otomobil gibi sür’at ve konfor itibarile bir vasıtanın çoğalması üzerine eski binek arabaları şehirden uzaklaşmış, Adalar ve şehir harici gibi yerlere inhisar etmiştir.

Fakat benzin tevziatının azalması, otomobil lastik ve yedek eşyasının da hariçten gelememesi otomobil servisini aksatmıştır. Tramvay malzemesinin de gelememesi üzerine servisler azaltılmış bulunmaktadır.

Bu vaziyet karşısında maziye atılan binek arabalarından istifade edilmesi düşünülmüş, Adalarda (Heybeli hariç) ve şehir haricinde işleyee binek arabaları Arabacılar Cemiyeti tarafından şehre getirilmiştir.

ARABACILAR CEMİYETİ REİSİ NE DİYOR?

Bu hususta bir muharririmiz Arabacılar Cemiyeti Reisi Faik Demircan ile görüşmüştü. Faik Demircan diyor ki:

  • Şehir haricinde işliyen arabalar, nakil vasıtalarının eksikliğini mümkün mertebe gidermek üzere şehre getirilmiştir. Bunların miktarı 100 kadardır. Seyrüsefer Müdürlüğü ile görüştük. Araba seferlerinin işliyeceği hatlar hakkında mutabık kaldık. Seferler şöyle yapılacaktır: Sirkeci-Fatih, Sirkeci-Taksim, Karaköy-Taksim, Sirkeci-Beyazıt, Beyazıt-Fatih, Beyazıt-Aksaray. Ücretler, otomobil ücretlerine muvazidir. Meselâ Sirkeci-Fatih 120, Sirkeci-Taksim 150, Karaköy-Taksim 125, Sirkeci-Beyazıt 75 kuruştur. Bu tarifeyi Belediye İktisat Müdürlüğüne verdik. İlk bakışta tarife yüksek gibi görünür. Fakat bugünkü iştira ve malzeme fiatlerine göre fazla sayılmamak iktiza eder. Mesela: Bir hayvanın çift nalı eskiden 280 kuruşken bugün 9 liradır. Yemin kilosu 5 kuruştu. Şimdi 13 kuruştur. Kepeğin çuvalı 90 kuruştu. Halen 246 kuruştur. Samanın kilosu 1 kuruştu. Bugün 5,5 kuruştur. Arabanın tekerlek demirleri 20 lira idi. 70 liraya çıkmıştır. Bu itibarla istediğimiz ücret fazla sayılamaz. Tarifemizin bugünlerde tasdik edileceğini ümit ediyoruz. Arabacılar, memleket ihtiyacı karşısında fedakârane çalışıyorlar. Şunu da söyliyebilirim ki, bugün kamyon azlığını gidermek için bilhassa mekteplerin kömürlerini çok ucuza taşıyoruz.”

ŞOFÖRLER BUNU BİR REKABET SAYMIYORLAR!

Diğer taraftan Otomobilciler Cemiyeti ile görüştük. Arabacıların vaziyetlerini bir rekabet sayıp saymadıklarını sorduk. Bize şunları söylediler:

  • Biz, bunu bir rekabet saymayız. Çünkü otomobil bir sür’at meselesidir. Araba bunu temin edemez.

Bundan başka İstanbulun yokuşları çoktur. Buralarda arabalar belki de işliyemezler.

Taksilerin miktarı 800 dür; lâkin bunların bir kısmı lastiksizlikten, bir kısmı da yedek parçaları olmadığından halen işliyen taksilerin miktarı 600 ile 700 arasındadır.
Son Telgraf, 9 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Perşembe


Adalardan getirilen faytonların ücret tarifeleri


Benzin sarfiyatının tahdidi, taksi ücretlerinin artması ve tramvaylardaki izdiham dolayısile son günlerde Adalar ve Boğazdaki faytonlar şehrin vesaiti nakliye ihtiyacını karşılamak üzere İstanbula getirilmişlerdir.

Ancak fayton sahiblerinin müşterilerden gelişi güzel para aldıkları görülmüş, bunun üzerine bir ücret tarifesi hazırlanması kararlaştırılmıştır.

Belediye seyrüsefer komisyonu faytonlara aid ücret tarifesini hazırlamış ve daimi encümene vermiştir. Araba ücretleri her mıntakaya göre ayrı ayrı tesbit olunmuştur.
Son Posta, 15 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Çarşamba


Fayton tarifesi
Ücret tarifesi tesbit edilerek tasdik edilmek üzere daimî encümene havale edildi


Münakale işini kolaylaştırmak maksadile Adalardan ve civardan şehrimize 100 e yakın fayton naklolunduğunu yazmıştık.

Belediye Reisliği bunlar için muayyen bir ücret tarifesi tesbit ederek tetkik ve tasdik olunmak üzere Daimi Encümene vermiştir.

Bu tarifeye göre Eminönü – Aksaray 125, Karaköy – Şişli 175, Eminönü – Yeşilköy ücreti 325 kuruştur.

Taksi ücretlerinin hemen hemen ayni olan bu fiat tarifesi yüksek görülmekte ise de arabacılar cemiyeti reisi hayvan yemlerinin, araba malzemelerinin pahalılaştığını ileri sürerek Daimi Encümenin tenzilât yapmasına muhalif bulunmaktadır.
İkdam, 15 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Çarşamba


Haklı Şikâyetler
Büyükadanın ilk vapuru


Büyükadadan 6,10 da hareket eden ilk vapurun, tarifeye göre 7 , 35 de Köprüye muvasalat etmesi lâzımdır. Fakat, idarenin sabahları ilk postayı yapan vapurları değiştirdiği uzun bir müddettenberi bu mümkün olmuyor ve halk 15 -30 dakika rötarla Köprüye çıkıyor.

Ben yaz, kış Büyükadada oturan ve her gün ilk vapurla İstanbuldaki işine yetişmeye mecbur yolcular arasında bulunuyorum. Vapurun bu geç kalışından şikâyet etmiyen bir tek yolcu hatırlamıyorum. Öyle ki, bazan kaptana müracaat ediyor, gayri nizami olarak vapura son yolu vermesini yalvarıyoruz. Buna inanmıyanlar ilk vapurun kaptanına sorabilirler: “Ne yapayım; yürümüyor” diyor.

Kaptan elbette bir şey yapamaz. Fakat İdare, lâgar vapurları ilk postadan kaldırıp bunun yerine, evvelce olduğu gibi, yollu vapurlarından birini koyarsa mesele halledilir.

Yarın kış bastıracak ve rötar belki 45 dakikaya çıkacaktır. İdare lütfedip şu işi tedkik ve hallederse Adaların bütün sabah yolcularını memnun ve minnettar etmiş olur.

İlk vapur yolcuları namına

Fuat Akoğlu
Akşam, 13 Teşrinievvel (Ekim) 1941, Pazartesi


Günün Tenkitleri
Bir vapur hikâyesi
İkinci fasıl
Yazan: Selâmi İzzet Edes


Bir öğle üstü Büyükada iskelesinde:

  • Tarife neye yarar?
  • On üç otuzda hareket edecek vapurun kaç dakika geçe kalkacağını anlamağa,
  • On üç otuzda hareket edecek olan vapur kaçta kalkar?
  • Büyükada iskelesine yanaştıktan on ilâ yirmi dakika sonra…
  • Neden?
  • Hikmetinden sual olunmaz.

*

On üç otuz vapuruna yetişecektim.

On üçü on geçiyor. Düşünüyorum! acaba saç kestirebilir miyim! Yirmi dakikada bu iş~ olur mu!.

Adalı dostum:

  • Daha çok vaktin var dedi.

Berber bizi dinliyormuş, söze karıştı:

  • Buyurun bayım, iki üç kişinin saçını kesecek zaman var.
  • Yahu yirmi dakikada saç tıraş olur mu!..
  • Buyur bayım buyur, yetiştirmezsem para almam.

Vapur saat on dörtte hareket etti: Adalara yük getirdiği için iskelelerde gecikiyormuş ta..

Bütün bir haziran ve bütün bir temmuz göç yüzünden Büyükadadan on üç otuzda kalkacak olan vapur saat on dörtte kalktı.

*

Göç bitti.

Büyükadadan on üç otuzda hareket edecek vapur, on üçü on geçe Heybelinin köşesinde görünüyor;

Heybeliye kaçta yanaşıyor bilmem amma, Büyükadaya hareket edeceği saatte, on üçü otuz geçe geliyor, otuz beş geçe iskeleye rampa ediyor, yolcusunu boşaltıyor. Yolcusunu alıp, on üçü kırk geçe , bazan kırk beş geçe, her halde otuz geçe değil, Büyükadadan hareket edebiliyor.

*

Saat on üçü yirmi geçe yerinizden fırlıyorsunuz. Soruyorlar:

  • Nereye
  • On üçü otuz vapuruna.
  • Telâş etme, daha yarım saat vaktin var.

*

Saatin dokuzu on üçe geçtiğini görünce koşmağa başlıyorsunuz. Tanıdık sesleniyor:

  • Nereye!
  • Dokuzu çeyrek geçe vapuruna.
  • Koşma, daha yirmi dakika vaktin var.

*

Kumar oynayanlar gördüm:

  • Eğer sabahleyin köprüden Adalara ve Yalovaya dokuzu çeyrek Büyükadadan on üçü otuz geçe kalkan vapurun kaçta kalktığını bilirsen yirmi beş kuruş, veririm, bilemezsen yirmi beş kuruş alırım.

Eğer boş bulunup ta:

  • On üçü otuz ve dokuzu çeyrek geçer! derseniz bahsi kaybedersiniz.

*

Anlayamadığım bir şey var: bir tarife yapılmış, yapıldıktan sonra tatbik edilemediği görülmüş, anlaşılmış, neden derhal tadil  ve tashih etmezler de meseleyi bilenleri acı acı güldürüp, bilmeyenleri aldatırlar?..
İkdam, 13 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Pazartesi


DİLEKLER:
Büyükadalıların Deniz Yollarından bir isteği


Büyükadalı okuyucularımız bu adadan Köprüye sabahları ilk vapurun senelerdenberi 5,55 veya 6 da olduğunu, bu seferki yeni tarifede sebepsiz olarak 6,27 de yapıldığını, bu farkın şehirde erkenden işleri olan Adalıları müşkül vaziyete soktuğunu bildirmekte ve idareden bu ilk vapurun yine her zamanki gibi 6 ya alınmasını dilemektedirler. Diğer refiklerimizde de ayni dileklerin tekrar edilmiş olması eski tarifenin isabetinde şüphe bırakmadığı için idarenin Adalıların bu dileğini yerine getireceğini umarız.
İkdam, 19 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Pazar


Heybeli sanatoryomu
San’atkar Bayan Safiye’ye teşekkür ediyor


Çok kıymetli san’atkâr Safiye ve arkadaşlarının sanatoryom hastalarına 29-9-941 pazartesi günü verdikleri konserle onların ıztıraplarını unutturmak ve çok neş’eli bir zaman geçirtmek hususunda gösterdikleri kalbi alâkadan dolayı içten gelen şükranlarımızı sunarız.

Heybeliada sanatoryomu
Yeni Sabah, 1 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Çarşamba


Çam ağaçları budanır mı?


Çam ağacı denilince bütün çam cinsi ve çeşitleri anlaşılmamalıdır. Çam başka, köknar başka. Sedr denilen katran ağacı büsbütün başka cinslerdir. Halbuki bütün bunlara yanlış olarak çam diyorlar.

Çam, Adalardaki çamlarla, Boğazın sırtlarındaki fıstık çamıdır. Daha bazı nevileri varsa da o kadar yayılmış değildir. Köknarlar, sedrler, lâdin denilen doruk ağaçları, mazı, serviler, porsuk ve ardıç ağaçları çam sınıfındandır amma çam değillerdir.

Bütün bu ağaçlardan budanabilen ve budama ile istenilen şekillere sokulan yalnız iki cins vardır ki biri mazı, diğeri servidir.

Mazı ve servi cinsinin çeşitleri ile bunlara yakın birkaç nevin budanması caizdir. Fakat diğerlerinin budanması doğru değildir. Zira budanan yer, reçine ile dolarak çabuk kurur ve büyük bir yara halinde kalarak oradan yeniden dal veya filiz sürmez. Eğer budanan yan dalları ise, budanan dal olduğu gibi kurumağa mahkumdur, yeniden canlanamaz. Şayet tepe dalı ise, ağaç büyümekten geri kalarak günün birinde kurumak alâmetleri gösterir ve sonunda kurur. Yalnız dağ çamlarında ağaçlar yaşlı iseler kurumak tehlikesi yok ise de bunlar kamburlaşırlar.
Akşam, 24 Teşrinievvel (Ekim) 1941, Cuma


Adalarda bir dispanser açılacak


Çarşıkapıda Kocamustafapaşa medresesinde açılmış olan Çocuk Dispanserinin muhite çok nâfi olduğu görülerek bu kabil dispanserlerin çoğaltılması için faaliyete geçilmiştir. Adalarda da bir dispanser açılacaktır.
Son Telgraf, 20 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Pazartesi


Adalar tarifesi


Devlet Denizyolları İşletmesi, Adalar ve yakın sahiller hattı için yeni bir kış tarifesi hazırlamıştır. Tarife, yarından itibaren tatbik mevkine girecektir.
Son Telgraf, 14 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Bir çorbacı ihtikârdan mahkûm oldu


Büyükadada lokantacı Vasil 7,5 kuruşa verilmesi lâzımgelen işkembe çorbasından 12,5 kuruş aldığından asliye ikinci cezada yapılan duruşması sonunda 25 lira ağır para cezasına mahkûm olmuştur.

Ayrıca dükkânı bir hafta kapatılacaktır.
İkdam, 21 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Rozet hasılatını paylaşan çocuklar


Şefik ve Sami adında iki çocuk, bayramın ikinci günü Çocuk Esirgeme Kurumu namına rozet dağıtarak para toplamışlar ve sonra bir vapura atlıyarak kınalıadaya gitmişlerdir.

Çocuklar adanın tenha bir köşesine çekilerek kutuyu açmışlar ve içindeki paraları paylaşırlarken yakalanmışlardır.
Vakıt, 28 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Rozet dağıtıp para toplamışlar, sonra da paraları paylaşmışlar


Şefik ve Sami adında iki çocuk bayramın ikinci günü Çocuk Esirgeme Kurumu namına rozet dağıtarak para toplamışlar ve sonra Kınalıadaya giderek tenha bir yerde kutuyu kırıp paraları paylaşırken yakalanmışlardır.

Her iki çocuk hakkında takibata girişilmiştir.
Vatan, 28 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Büyükadada otelde rezalet çıkarmış


Haydar adında bir emanetçi, evvelki gün Büyükadada bir ahbabına gitmiş, beraberce rakı içip, eşekle gezdikten sonra vapuru kaçırdığından bir otelde yatmak istemiştir. Ancak yeri olmadığından otelci kendisini almamış, bunun üzerine Haydar, bağırıp çağırmağa ve rezalet çıkarmağa başlamıştır.

Yetişen bekçi ve polisler tarafından yakalanan sarhoş emanetçi, birinci sulh ceza mahkemesince rezalet çıkaracak derecedc sarhoş olmak suçundan 2 gün müddetle hapse mahkûm edilmiştir.
Vatan, 30 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Perşembe


Vefat


Maliye Vekaleti müsteşar muavinlerinden Hüsnü ve Devlet demiryolları Sivas cer atelyesi müdürü Arif Tansal’ın valideleri Rebia Tansal düçar olduğu hastalıktan kurtulmıyarak rahmeti rahmana kavuşmuş ve dün Büyükadada defin merasimi yapılmıştır.
Akşam, 5 Teşrinievvel (Ekim) 1941, Pazar


İzalei şuyu dolayısile
Büyükadada Nizamda Albayrak sokağında gayet müsait arazi ve köşkler:


1 -Yeni No. 5 kapı numaralı 509 M2 bahçe

2 -Yeni No. 5/2 kapı numaralı 1509 M2 bahçe içinde

Fevkalâde manzaralı ve her katı ayrı apartıman şeklinde inşa edilmiş iki katlı müceddet beyaz boyalı köşk

3 -Yeni 36-36/1 kapı numaralı 523 M2 bahçe içinde üç katlı ve on dört odalı köşk. Köşkün arka tarafında fevkalâde müzeyyen bir dairesi vardır. Her kat ayrı kiraya verilebilir.

4 -Yeni 36/1 kapı No. lu 3384 M2 bağ mahalli. Bağın Nizam caddesine 5 m eninde yolu vardır.

İşbu emlâk 31/10/941 tarihinde Büyükada sulh mahkemesinde izalei şuyu dolayısile saat 14 den 17 ye kadar ayrı ayrı müzayede ile satılacaktır. Görmek ve fazla malûmat almak isteyenlerin -tatil günleri hariç- Büyükada Sulh mahkemesine müracaatları.

Mahkeme dosya No. 102/940
Akşam, 7 Teşrinievvel (Ekim) 1941, Salı


6500 LİRAYA

Büyükadada plâj oteli civarında birinci kat üç oda bir mutfak üst kat 6 oda ve ahşap daracalarından deniz görür nim kârgir hane satılıktır. Yazlık kirası (600) liradır.

Taksim Abdülhak Hâmid caddesi 37 No. Emlâk tellalı Salihe.
Akşam, 18 Teşrinievvel (Ekim) 1941, Cumartesi


Devlet Denizyolları işletme U. M. İlânları
ADALAR-ANADOLU-YALOVA HATTI TARİFESİ


Adalar – Anadolu – Yalova hattında 15 birinciteşrin 941 tarihinden itibaren tatbik olunacak sonbahar ve kış tarifesi iskelelere asılmıştır.
Cumhuriyet, 14 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Adalar Malmüdürlüğünden :


Semti                Mevkii              Cinsi                 Muhammen kirası

Sedefadası        B. ada               Balık voloyeri    1200 lira

Kamino                 “                      “          “          400     “

Köyönü             Burgaz                 ”        “           100     ”

Manastır               ”                      “        “           800     ”

Halik                     ”                      “        “           2100   “

Patridis – Partik     ”                       “        “          391     “

Yukarıda evsafı yazılı 6 adet balık voli mahalli kiraya verileceğinden talip olanların ihale günü olan 27.10.941 pazartesi günü saat 14 de Adalar Malmüdürlüğünde müteşekkil satış komisyonuna müracaatları ilân olunur. (9115)
Vakit, 21 Birinciteşrin (Ekim) 1941, Salı


Yahudi Basınından

Hazırlayan: Rozi Asa

Büyükada ve tarihçesi hakkında

ALBERTO MODİANO

Bundan birkaç hafta evvel, bir yazımda Büyükada halkının yaşantısı hakkında elverdiğince bilgi vermeye çalıştım. Birde Büyükada’nın durumu ve tarihçesi hususunda ilginç noktaları, gerek kaynaklardan ve gerekse incelemelerle ele almayı uygun buldum.

Marmara denizinde küme halinde bulunan adalara Cumhuriyetten sonra “Cennet adaları” adı verilmiştir. Bunlardan en büyüğü olan Büyükada eski adı ile Megale olarak bilinir. Balıkçılar Pringipo derler. Nüfusu kışın 5.000 kişiye düşerken, yazın son derece kalabalıktır. Bu kalabalıklaşma, bakımlı çamları, temiz havası ile hafta sonlarında çok fazla görülür. Birinci zaman kıvrımlarından silür, devon, şist, kireç ve kumdan oluşmuştur. Adanı temeli denize sağlamca oturmuştur. Ortasında birlik meydanı  ile birbirine bağlanan iki önemli tepeden biri 163 metre yükseklikte İsa tepesi, diğeri 203 metre yükseklikte Koca tepedir. Her tarafında Kızıl çam, geri yerlerde Akdeniz makisi görülür. Kısaca Büyükada bir pitoreks tabiat yapısına sahiptir. Çam ormanları ile örtülü tepeler. Thomas Allon Büyükada hakkında şunları belirtmektedir: Ada fazlası ile güzel ve sağlık bakımından üstün olup, Ege denizindeki benzer adalardan farklıdır. Çıplak ve bakımsız değildirler. Umumiyetle Kocayemiş, Mersin ağacı, Çam, Selvi ve birçok meşe çeşitleri vardır. Ayrıca yaprakları dökülmeyen cins ağaçlar. Bilhassa sakız ağacı ve teremet selvileri reçineli bir koku verirler. Bir yabancı bu ormanlar arasında geçirdiği vakite ve onların neşrettiği nefis kokulara, hayret eder. Nefis kokular bir buhar gibi yükselirken, hava bu kokuların dokunulabileceği kadar yüklüdür.

Toplu yaşama bölgesi İskele ve meydanıdır. Eski ada iskelesi I. Dünya harbine kadar Plâj otelinin önünde idi. Adayı ilk seferleri Seyru Sefain’in Aydın, Ferah gibi vapurları ile yapılıyordu. Şimdiki iskelenin inşası ile yeni, modern gemiler sefere konmuştur. Ada iskelesi 50 sene evveline kadar daha değişikti. Şimdiki Belediye gazinosunun bulunduğu yerde kömür kayıkları ve karpuz şarap motorları boşaltma işlemi yapıyorlardı. Son tarafı Kumsal’a kadar baştanbaşa gazinoluktu. İtalyan iki kardeşin yaptığı, çardak şeklindeki gazinolar adalılara ayrı dakikalar yaşatırdı.

Diğer top yerleşme bölgeleri, çarşı, hükümet konağı ve otelleri bulunduğu bölgede fazladır.

İskeleden başlayan ve adayı çepçevre saran tura büyük tur adı verilir. Aynı şekilde iskeleden başlayan ve Birlik meydanında adanın ortasından geçen tura küçük tur adı denir. Bu yollarda motorlu araç işlemez. Sadece paytonla gezilir. İskelenin batısından uzanan Nizam yolunda Dil çamlık çıkıntısı ve ardından başlıca plaj olan Yörükali plajı vardır. Dil burnu 60 sene evveline kadar bir Rum tarafından yönetilirdi. Ada halkı hasır sandalyeleri ile gelir unutamıyacağı günler geçirirlerdi. Doğu tarafında bir zamanlar demir ocakları olduğundan, Maden semti adını almıştır.

Bugünün 23 Nisan caddesi, bundan senelerce evvel mezarlık olduğu için Mezar caddesi olarak bilinirdi. Saat kulesinden eski adı Kalipso olan, son günlerde bir yangına maruz kalıp ortadan kalkan tarihi Akasya oteline kadar olan bölüm, bir kilisesi ile büyük bir mezarlıktı. Mezar caddesi daha sonra Macar caddesi olarak değişmiş ve bugünkü şeklini almıştır. Aya Nikola dene tepede Karacabey’de Yorgo Çiçim’in balık dalyanları vardı. Şimdiki Değirmen plajında İstanbul’un seferberlikte ekmek ihtiyacını tamamlıyan 400 işçinin çalıştığı bir fabrikası vardı.

Büyükada ortaçağ Bizans ile ilgili bir takım olaylara sahne olmuştur. İmparatorun ileri gelenleri daha sonra açıklayacağım Aya Yorgi tepesinde sürgün edilmiştir.

17 Nisan 1453 tarihinde Fatih amirallerinden Kaptan-ı Dera Baltaoğlu Süleymen, Proti (Kınalı), Antigoni (Burgazada), ve Halki’yi (Heybeliada) kolayca zaptettikten sonra Büyükada kalesinde biraz zorlanmış, kan dökmemek için kale surlarının içine ot ve katranla ateşlemiş. Kale alevler içinde kalınca Bizanslar teslim olmuşlar. Bu hareketlerinden Baltaoğlu kan dökülmemesi için onları affetmiştir.

AYA YORGİ (St. George)

Yerli ve yabancı turistlerin adaklarını adamak için çıktıkları St. George, Kocatepe’de yerden 202 metre yüksekliktedir. Bu tarihi yapı kilise, ayazma ve manastırdan meydana gelmiştir. Ayrıca iç avlusu, eski manastırı ve eski mezarlığı vardır. Yapıya giriş kapısı bir çanın altında, 1825 yılında onarılmış tarihi bir kapıdır. Saint George kilisesi 1905 yılında onarılmış kâğır bir binadır. İhtiyar bir rehber tarafından girilen, kilisenin antresinde, bir bağış kutusu bulunuyor ve binlerce istekli tarafından doldurulmakta. Kilisenin içindeki yanık mumlar ve kokuları es kasvetli havasını sürdürüyor. İkonlar biraz tozlanmakla birlikte değerinden hiçbir şey yitirmemiş. Gerek gümüş kabartma, gerekse yağlı boya olan bu eserler duvarları çepçevre sarıyor. Ayrıca bunların arkasında, dinlere göre ayrılmış üç kabartma vardır. Musevilik, Hıritiyanlık, Müslümanlıkla ilgili tablolar dinleri belirtiyor. İçlerinde en ilginci de İsa’nın çarmıha gerilmiş halı mermer sütundan yapılarak, kapının arkasında duruyor. Bu arada duvar ve tavan işlemelerini unutmamak gerek. Göze çarpan eşyalar arasında bugün kullanılmayan tarihi bir soba ve Perşembe pazarından bir saat var. Özel günlerde papazın oturduğu balkon, gotik tarzında inşa edilmiş. Bunun tam karşısında isim tarzı bir bölüm. İçinde maket bir kilise ve kabartma olarak İsa’nın çarmıh resmi bulunmaktadır. Bu arada birçok yerde göze takılan nesnelerse adak adıyan sakatlar iyileştiklerinde koltuk değneklerini buraya hediye etmişler.

Kiliseyi terkedip bir avluya doğru ilerlerken, yerde ilginç bir tarih merdivenlerin 1967 yılında onarıldığını belirtmekte. Merdivenlerin sağ tarafında San Marie des Blanchernes’in ibadet yeri kayaların içine oyularak inşa edildiğinden zarif bir havaya sahip. Avluya çıkarken 1784 yapımı bir çeşme ve ardında sıra sıra odaların dizildiği manastır bulunmakta. Söylentilere göre eskiden burada deliler zaptedilmekte idi. Bundan sonra Saint Haralambos ve Saint George’un eski ibadet yerleri gelmekte. Yapı 1007 yılında yapılmış, şubat 1856 da onarılmıştır. Dua etmek için bir mermer tablo ve önünde mumluk bulunuyor. Papaz ibadethanenin yan tarafında oturmakta. Yan tarafta sıva üzerinde adaklar görünür.

Bir merdivenle Saint George’un ayazma yerine inilir. Hemen karşıda 1957 yılında onarılmış 5 çeşmelik mermer ayazma. Çeşmeden akan soğuk ve can katıcı su, kireçlenmelere iyi gelmekte. Bir banyo sonrasında insan kendini bir kuş gibi hisseder. Muslukların yan tarafında 1902 yılında yapılmış bir kabartma. St. Dior, St. George’un ecdere karşı yürüyüşünü anlatmaya çalışmış. Hemen yanında bulunan mermer üzerinde yapılmış yağlı boya resminin üzerinde madeni paralar bulunmakta. Adak tutanlar gönüllerinden ne koparsa yapıştırıyorlar.

Yapının son bölümü hemen yanında olan Havaryumlar kısmıdır. 30 sene evveline kadar rahibeler burada kalmakta idi. İçi Saint George’un ibadet yeri gibi, fakat duvarlarda ve tavanlara yapılmış işlemeler, ayrı bir canlılık kazanmış. İsa ve Meryem Ana ile ilgili resimlerin bir şeyler anlatmak istediği belli.

Yapıyı terettikten sonra kilise dıışında üç mezar görülüyor. Ortadaki kiliseye büyük katkıları olan 1822-1907 yıları arasında yaşamış papaza ait.

ALBERTO MODİANO

 

Şalom, 3 Ekim 1979, Çarşamba


Büyükada
ALBERTO MODİANO

Kişinin yaşadığı yeri özellikleri ile anlatması kendisi için gururdur. Hele anlatmak istediği yer tatlı ve acı günlerini geçirdiği çocukluk yeri ise.

İşte Büyükada İstanbul’da Marmara açıklarında dört yanı denizle çevrili bir mesire ve tatil yeridir. Kış günleri Büyükada terkedilmiş bir kent gibidir. Kuşu uçmaz, kedisi gezmez. Ancak vapur çıkışında biraz kalabalıklaşır, sonra tekrar tekrar tenha sokaklar.

Asıl dillere konu olmuş Büyükada’nın bahar vaktidir. Güzelliği sözlerle ifade edilmez. Mart ve mayıs aylarında kıştan yeni uyanmış toprak rengârenk çiçekleri ile daha cazibeli daha alımlı. Eskilerin dediklerine göre zamanında mart, mayıs ve eylül, ekim aylarında Büyükada’da yazın sıcak aylarını Boğaziçi’nde geçirdiklerini söylemekteler.

Şöyle bir adaya uğrayacak olursanız nerede olursanız olun, iki güçlü atlarla çekilen paytonları görmeniz mümkündür. İşte bu paytonlar size mesire yerlerine, plajlara götürebilir. Hatta turu dahi yapabilirsiniz. Fakat size tavsiyem yürüyerek 1,5-2 saat içinde yapabileceğiniz ada turudur.

Tur yolundan geçerken dedelerimizden kalan tam Osmanlı stili köşkleri görebilirsiniz. Ayrıca bu köşklerin damlarında uçuşan ispinozlar, serçeler. Yuvalarını yeni kurmuş kırlangıçlar yavrularına uçmayı öğretmekte. Uzak memleketlerden gelmiş olan leylekler damların bacaları üzerinde sanki bir orkestra görünümündedirler.

Tatlı sedalı kuşların konduğu çamların altında piknik yapmanın başka keyfi vardır. Tabii bu arada denize girmekte hiç ihmal edilmez. Şöyle bir plajlar uzanacak olursak yazın tatlı sıcaklığına kendini vermiş olan Adalılar. Adeta bronzlaşma yarışı gibi. Tonton çocuklar kumların üzerinde değişik şatolar yapmaktalar.

Büyükada’da herkesin geçtiği şamatalı çarşıyı anlatmadan geçemiyeceğim. Aradığını bulamıyan veya pazarlık yapan hanımlar. 2 kuruş için 1 kilo meyveyi alamıyanlar.

Şöyle bir çarşıyı terkedip İskeleye doğru ilerliyecek olursanız her türlü halkı orada görmek mümkündür. Gazinoda çayını içerken denizin tatlı görüntüsünü seyreden veya dostları ile vakit öldürmeye çalışan yetmişini geçmiş insanlar. İskeleyi daha inceliyecek olursak gençliğin toplandığı pastanesi… Gençlere soracak olursak adada onlar için yaz başkadır. Şu arada önemli bir noktayı belirtmeden geçemiyeceğim: Adada gençliğin nazar sözleri… “Dedikodu”. Ne olmuş? Ne yapmış? Kiminlendi? gibi sözler. Her ne kadar dedikodu olursa da olsun Büyükada’da gençlik başkadır.

İşte sevgili okurlarım size iki, üç kelime ile Büyükada’nın dış görüntüsünü anlatmaya çalıştıydamda, yine de kelimelerle anlatılmıyor, mısralara sığmıyor.

ALBERTO MODİANO

 

Şalom, 10 Ekim 1979, Çarşamba


NOTLARIM
MOŞE GROSMAN
LEYDİ

Gece olanca hızıyla yağmur yağmasına karşın, sabah sıcak başlamıştı. Vapur çok kalabalıktı. Son zamanlarda vapur yolculukları davullu, sazlı, sözlü geçiyor. Daha günün başlangıcında kafası şişiyor insanın.

Eve vardığımızda annem elimizdeki birkaç kaşık kahveyi de pişirerek yorgunluğumuzuz aldı.

Biraz su doldurmak için komşumuz Saadet Hanıma gittim. Saadet Hanım mutfağının penceresinden gördü beni. “Hoş geldiniz!” dedi içten bir tavırla, “Annen nasıl?”

Annemin de bizimle birlikte olduğunu söyledim. Sevindi. Zaten annem nu da kahve içmeğe çağırıyordu. Geleceğini söyledi.

Kardeşim karıştı söze. “Size bir köpek getirdik, Saadet Hanım!” dedi. Daha da sevindi Saadet Hanım. “Siyah mı?” diye sordu. “Evet!” dedi kardeşim. Daha önceki köpekleri de siyahtı Saadet Hanımların. Geçende ölmüştü. Ondan önceki de yine siyahtı. Zehirlemişlerdi onu.

Saadet Hanımın eşi Seyfi bey, çok iyi bir insandır. İnsancıl oluşunun yanında hayvanları da çok sever. Seyfi beyin çeşmesi her susayan için açıktır. Kavuran güneşlerde denize gittiğinde Seyfi Beyin evinin önünden geçmişse ve o anda susamışsa eğer Seyfi Beyin suyunu içmiştir mutlaka. Herkes sever Seyfi Beyi adada.

Gelirken Seyfi Beyi görüp köpekten sözettik iskele civarında. Dişiyse alamayacağını söyledi. Yine de bir açık kapı bıraktı. Hanım kabul etseydi, o da kabul edecekti. Dişi köpek sahibi olmanın çok güç olduğunu söyledi Seyfi Bey. Doğurduğu zaman yedi sekiz tane birden doğururdu. O zaman bu yavruları durumu ne olurdu. Bir daha bir daha doğuracağında yavruların sayısı kaça çıkacak ve bunların bakımı ile kim ilgilenecekti?

Köpek olarak da gelinse, erkek olarak gelinmeliydi dünyaya demek ki.

Anası ölünce kardeşimin yanına alarak “Leydi” adını verdiği minik köpek yavrusunun tatlılığı görülmeğe değerdi. Her şeyden önce kendisine doğar doğmaz bakmağa başlıyan ve üç ay süreyle bakan kardeşim yanından hiç ayrılmıyordu. Kardeşim onu bir iple tutuyordu yolda. Birden huysuzlandı minik Leydi. İple bağlanmış olmayı istemiyordu. Kaçar da yiter diye bağlamıştı onu kardeşim. Sonunda boynundaki ipi çıkarmak zorunda kaldı. Leydi kaçacağı yerde, kardeşimin yanında bir an olsun ayrılmıyordu yine. İple bağlı olduğu için değil hem de. Kendi istediği için. Kardeşim adımlarını hızlaştırdığında ona yetişmek için koşarak yanına varıyordu yine. Bazan bir şeyi gözü takılıyor, durup baktığı için geride kalıyor ve yine yetişmek için koşuyordu. Zaman zaman kırmızıya yakın pembe dilinin çıkarıp kendisine gülen yüzlerle bakmamıza karşılık veriyordu.

Şimdi bu minik ve sadık köpekçiği salt bakılmadığı için verecekti kardeşim… Alırlarsa tabi, ki…

Minik Leydi kendisini bağlayan iplerden kurtulmak istemesi bazı şeyleri düşündürdü bana. Hiçbir canlıyı bağlayarak yanımızda tutamazdık. Bize bağlıysa eğer, bağlasak da bağlamasak da bizim yanımızda olur. Sevgi dediğimiz de öyle değil miydi?

Saadet Hanım da aynı şeyi söyledi. Dişi olduğu için alamıyacaktı. Ancak birkaç ay bakabilecekti. Hiç değilse büyüyünceye kadar.

“Bizim şansımız da hep siyah köpeklerden açılır” dedi Saadet Hanım kahvesinin yudumlarken.

Minik Leydi hiç değilse bir süre daha sahipsiz kalmayacaktı dişi olduğu için.

 

Şalom, 17 Eylül 1980, Çarşamba


BÜYÜKADA’LILARA MÜJDE!

YAZ MEVSİMİ BOYUNCA HER TÜRLÜ KOZMETİK İHTİYAÇLARINIZ İÇİN HİZMETİNİZDEDİR.

Adres: 23 Nisan Cadd. 37/A BÜYÜKADA Tel: 51 65 75

Şalom, Mayıs 1979


Yayınlanma Tarihi: 30 Eylül 2026  /  Son Güncellenme: 06 Ekim 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.