Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 255 – Eylül 2026      Adalar’da Burgazada Rüzgârı Esti

Adalar’da Burgazada Rüzgârı Esti


Ağustos ayında Adalar’da gerçekleşen kitap etkinliklerinden ikisi Burgazada ile ilgiliydi. İlki 5 Ağustos Çarşamba günü Adalar Su Sporları Kulübü’nde “Burgaz Kazan Biz Kepçe” adıyla bir sözlü tarih çalışması şeklinde gerçekleşti. Robert Schild’in Adalılar, İkonlar ve Mekanlar adlı kitabının tanıtımı ve imza günü oldu. Katılım oldukça yoğundu, başka adalardan ve İstanbul’dan gelen okurlar vardı.

Kitapta Burgazada anılarıyla yer alan Dilek Bektaş, bendeniz Bercuhi Berberyan, Hakan Bıçakçı, Boğos Çalgıcıoğlu, Ayfer Gül Kanat, Henri Kandiyoti, Ülker Sayın, Yılmaz Sezgün ve Taner Özkan adayla ve adalılarla ilgili unutulmaz anılarını, anılarımızı anlatarak geceye renk kattılar, kattık. Ve anlatılan her bir anıyla Burgaz’ın adeta ikonlaşmış unutulmayan insanları yad edildi. Sohbet sonrası Robert Schild kitaplarını imzaladı.

Etkinlik gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdü. O ilerleyen saatlerde olanları ben bilmiyorum, katılan tüm konuşmacıları izleyemedim. Zira yıllardır sevgili Ada’mdan uzak yaşadığımdan, havasını koklamaya bile bayıldığım o güzelim mekânı geride bırakıp kös kös İstanbul’a döndüm. Ama olay başlamadan önce, şöyle bir tur atma fırsatım oldu.

Fazla gecikmemek için Kulüp’ten çok uzaklaşmamaya çalıştık kardeşim Boğos Çalgıcıoğlu ile. Neresi olsun diye düşünürken, ayaklarımız kendiliğinden çocukluk ve gençlik yıllarımızın tek eğlenceli mekânı olan eski sinemaya doğru götürdü bizi. O sinema ki nice nostaljik yazı yazdırmış bana… Eh malumunuz o da meyhane kavramına yenik düşmüş. Aşina olduğumuz kapısının yerini bulmakta bile zorlandık. Ve de klasikleşmiş olay; meğer ne küçükmüş, çocukken bize büyük gelen o kapı… İzin aldık, içeri girdik, eski sesleri, kokuları duyumsamaya çalıştık. Yandaki merdivenlerden yavaşça nice muzipliklerimize tanık olmuş balkona çıktım tek başıma… Eh yine hâkim olamadım gözyaşlarıma.

Beni biraz gülümseten tek şey, yol boyunca dizilen çocukluğumdaki minik ağaçların koca koca adeta dev ağaçlar haline gelmiş olmasıydı ki onlara bakıp iç geçirirken yıllar önceki büyük orman yangınını da hatırlamadan edemedim.

Sonra A.S.S.K’a giden yol olan eskilerin Molos’una girerken, sıra sıra dizilmiş o dev çöp kamyonlarına takıldım. Her gün oraya öylece dizilir, toplanan çöpleri gelen gemiye yüklerlermiş… Yorum yok. Genel durum, iyice dejenere olmuş diğer adalara kıyasla bir parmak daha iyi olabilir ama eski evimizin bulunduğu sahildeki, sıra sıra meyhenelerin lütfederek bıraktıkları bir metrelik yürüyüş alanında denize düşmemeye çalışarak yürürken düşünüyordum: bu ada artık benim ‘Burgazada Sevgilim’ değil.

8 Ağustos’taki ikinci Burgazada sohbeti etkinliğiyse, Büyükada Anadolu Kulübü’ndeydi. Fıstık Ahmet Tanrıverdi’ni moderatörlüğüyle, “Belleğin İzinde, Kitapların Eşliğinde” başlığıyla gerçekleşen sohbet büyük ilgi gördü. Burgaz’la ilgili kitapların konu edildiği etkinliğe; bendeniz Bercuhi Berberyan Burgazada Sevgilim, Elena Kovaçi Uygan Çaydanlık Gibi Olun, Robert Schild Burgazada Adalılar ve İkonlar kitaplarıyla katıldık.

Genel olarak haber şöyle olmalı: “Yazarlar, Burgaz’daki Adalar Su Sporları Kulübü’nde müdürlük yaptığı yıllar nedeniyle, kendilerini yakından tanıyan moderatör Ahmet Tanrıverdi’nin yönlendirmesiyle tek tek söz alarak hem kitaplarını anlattılar hem özel anılarını paylaştılar. Sonra da izleyicilerden gelen soruları cevapladılar ve hem günün konusu olan kitaplarını hem Tanrıverdi Hafıza Çekmecemde Biriktirdiklerim, Berberyan Burgazada Sevgilim ve İçimiz Isınsın Biraz, R. Schild; Canlı Bir Etnografik Müze kitaplarını imzaladılar. Ağustos ayında Adalar’da Burgaz rüzgârı esti.”

Eh olaya ilgi büyüktü, yani her şey olması gerektiği gibiydi. Gelelim yine benim içimde kalanlara… Sevimsiz bir vapur yolculuğu sonunda karşılaştığımız ne idüğü belirsiz ve karmakarışık kalabalık ilk şok etki. Sahilden gidelim de o kalabalığa karışmayalım derken Anadolu Kulübü’ne çıkan merdivenler, benim yaşımdaki biri için ikincisi…

Olayın keyfine kendini kaptırıp azıcık neşelendikten sonra dönüş yolu ise tam anlamıyla bir kabustu. 19:30’da vapura bindik. Davul, zurna, feryat figan üç saat sürdü eski günlerin güzelim vapur yolculuğu. Bir vapur nasıl bu kadar yavaş gidebilir? Bir ara kardeşimle ‘duruyor-yürüyor’ iddiasına girdik. Bir de bu yeni vapurlara ekstradan bir pervane sistemi koymuşlar, iskeleye yanaşırken o kadar büyük bir gümbürtü çıkıyor ki dünya yıkılıyor sanırsın.

Aç susuz 22:30’u geçe vardım eve. Ve de günlerdir tüm apartman sakinleri olarak, yapılan itirazlara aldırmadan, altımızda yeni açılan sabahlara kadar açık, sinir olduğumuz ‘Sarıyer Börekçisi’nin varlığına şükrettim. O saatte nereden yemek hazırlayacaktım kendime? Aldım bir parça börek oldu bitti. Haa şimdi biri çıkar da ‘mekânın beleş reklamını mı yapıyorsun?’ der mi acaba? Kahkaha attım. Onların reklama ihtiyacı mı var kardeş? Nereden başladım nereye geldim değil mi? Ama vallahi bunları söylemesem çatlardım.

 


Yayınlanma Tarihi: 08 Eylül 2026  /  Son Güncellenme: 08 Eylül 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.