Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 255 – Eylül 2026      Dostlarımız İçin Acil Dayanışma Çağrısı

Dostlarımız İçin Acil Dayanışma Çağrısı


Yıllardır aynı sokakları paylaştığımız köpeklerin toplanmasına karşı şimdi harekete geçmezsek, çok yakında onları bir daha göremeyebiliriz. Eğer siz de ‘Sokaklarda hiç köpek olmasın’ diye düşünüyorsanız, bu yazının devamını okumanıza gerek yok. Çünkü anlatacaklarımı muhtemelen anlamayacaksınız. Bu yazı, Adalar’ın yalnızca insanlara ait olmadığını bilenlere—kedilerle, köpeklerle, kuşlarla ve bütün canlılarla ortak bir hayat kurmak isteyenlere yazıldı.

Ada sokaklarında bir köpeğe rastlamak insana her zaman iyi gelir. Bir köşeyi döndüğünüzde tanıdık bir yüzle karşılaşmak, onun sizi uzaktan fark edip kuyruğunu sallaması, bazen vapura kadar yanınızda yürümesi insana yalnız olmadığını hissettirir. Kimi her gün aynı dükkânın önünde uyur, kimi mahallenin çocuklarını okula uğurlar, kimi de sessizce yanınıza oturur. Varlıkları sokakları daha sıcak, daha canlı ve daha tanıdık kılar.

Çünkü onlar yalnızca sokakta yaşayan hayvanlar değildir; gündelik hayatımızın, anılarımızın ve Ada’ya duyduğumuz aidiyetin bir parçasıdır. Bir köpeğin yıllardır aynı köşede durduğunu bilmek, her geçtiğinizde onu görmek, bu değişken dünyada insana tuhaf bir güven ve süreklilik duygusu verir. Ada biraz da bu karşılaşmalar sayesinde Ada’dır. İnsanların birbirini ve başka canlıları fark ettiği, selam verdiği, gözettiği bir ortak yaşam alanı kurmak, ulaşabileceğimiz en ileri uygarlık seviyesidir. Köpekler sokaklarımızdan çekildikçe eksilen yalnızca onların varlığı değil, Ada’nın sıcaklığı ve ruhudur.

Ancak bizi bunlardan mahrum etmek, bu ruhu yitirmemizi istiyorlar. Yaklaşık iki yıl önce “Hayvanları Koruma Kanunu” üzerinde yapılan değişikliklerle sokaklardaki dostlarımız sahipsiz ilan ettiler ve onları yerlerinden, yurtlarından etmek için harekete geçtiler ve maalesef Türkiye çapında bugüne dek milyonlarca can toplandı, barınaklara kapatıldı, katledildi.

Bu köpekler ‘sahipsiz’ değil

Kâğıt üzerinde onlara ‘sahipsiz’ deniyor. Oysa biz onları tanıyoruz. Badi, Dobi, Fırfır, Zeus, Karamel, Tarçın, Rocky, Karam… Onlarla her sabah selamlaşıyor, bazen de poğaçamızı paylaşıyoruz. İsimlerini, huylarını, hangi sokakta uyuduklarını, kimden yemek aldıklarını biliyoruz. Yıllardır aynı mahalleyi, aynı meydanı ve aynı iskele yolunu beraber kullanıyoruz. Birkaç gün görünmediklerinde merak ediyor, hastalandıklarında birbirimize haber veriyoruz.

Bir canlıya yalnızca resmî kayıtlarda bir insanın üzerine geçirilmediği için sahipsiz diyebilir miyiz? Asıl sahiplik bir kâğıttan mı ibarettir, yoksa bakım vermek, gözetmek ve hayatına karşı sorumluluk duymak mıdır? Eğer ikincisiyse bu köpekler sahipsiz değil, hepimizin ortak sorumluluğundadır.

Adalar’da yıllardır büyük bir emek verildi. Bir zamanlar barınakta yaklaşık dört yüz köpek vardı; sokaklardaki sayı da bugünkünden çok daha yüksekti. Gönüllüler hayvanları kendi imkânlarıyla yakaladı, kısırlaştırdı, tedavi ettirdi ve sahiplendirdi. Bugün gelinen nokta, öldürerek ya da ortadan kaldırarak değil, sabırla, bakımla ve kısırlaştırmayla elde edildi. Adalar, insani yöntemin işe yaradığını zaten kanıtladı.

Sokaktan alınan bir köpek ne hisseder?

Bir köpeği sokaktan almak yalnızca yerini değiştirmek değil, onu alıştığı insanlardan, bildiği kokulardan, arkadaş olduğu diğer hayvanlardan ve yıllardır kurduğu düzenden koparmaktır. Üstelik bir hayvan, sağlık kontrolü ve karantina süreci tamamlanmadan yabancı köpeklerin arasına bırakılırsa ciddi biçimde hastalanabilir ya da kavgalarda yaralanabilir.

Daha büyük merkezlere gönderilmeleri ise onlar için belirsizlik demek. Hangi koşullarda yaşayacaklarını, birbirleriyle uyum sağlayıp sağlayamayacaklarını, hastalandıklarında fark edilip edilmeyeceklerini bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, Adalar’da isimleriyle ve hikâyeleriyle tanınan bu hayvanların kalabalık bir sistemin içinde yalnızca bir sayıya dönüşeceği.

Nefret bir çözüm değil

Hayvanlardan korkan insanlar olabilir. Geçmişte kötü bir deneyim yaşamış olanlar da vardır. Bu duyguları küçümsemek doğru değil. Riskli bir hayvan elbette uzmanlar tarafından değerlendirilmeli, gerekli önlemler alınmalı. İnsanların güvenliği ile hayvanların yaşam hakkı birbirine karşı iki seçenek değildir; doğru bir sistem ikisini birlikte korur.

Ama korku başka, nefret başka bir şeydir. Öldürülen bir hayvanın ardından sevinen, sokaktaki bütün köpekleri düşman ilan eden, onları besleyen insanları hedef gösteren dil hiçbir güvenlik sorununu çözmez. Yalnızca şiddeti normalleştirir.

Bugünkü tablonun sorumlusu da köpekler değildir. Yıllarca düzenli kısırlaştırma yapmayanların, üretimi ve terk etmeyi denetlemeyenlerin, görevlerini yerine getirmeyen kurumların sorumluluğu hayvanların üzerine yıkılamaz. Yirmi yıl boyunca yapılmayanların bedelini şimdi yaşlı, savunmasız köpeklere ödetmek ne adildir ne de vicdanlıdır.

Adalılar şimdi harekete geçmeli

Önümüzde çok az zaman var. Bu nedenle ‘Her eve, her bahçeye artı bir köpek’ çağrısı yalnızca güzel bir slogan değil, Ada sokaklarında kalan hayvanların yaşamını doğrudan belirleyecek acil bir dayanışma çağrısıdır.

Belki her gün kapınızın önünde gördüğünüz bir köpek var. Belki size yürüyüşlerinizde eşlik ediyor. Belki ona zaten yemek ve su veriyor, hastalandığında merak ediyorsunuz. Onu sahiplenmek, aranızda çoktan kurulmuş olan bağı resmî ve kalıcı hale getirmek demek. Bir sabah alınarak hiç bilmediği bir yere gönderilmesini önlemek demek.

Elbette sahiplenme ciddi bir sorumluluktur. Güvenli bir alan, düzenli beslenme, veteriner bakımı, hareket, ilgi ve ömürlük bir bağlılık ister. Bu nedenle hangi köpeğin hangi eve ya da bahçeye uygun olduğu gönüllülerle birlikte değerlendirilmeli. Bir hayvanı anlık duyguyla değil, hayatının sonuna kadar yanında olma kararıyla sahiplenmek gerekir.

Herkes evine bir köpek alamayabilir. Ama herkes bu dayanışmanın bir parçası olabilir. Sahiplenecek bir komşuya destek olabilir, mama ya da tedavi masraflarını paylaşabilir, bir bahçenin güvenli hale getirilmesine yardımcı olabilir, ulaşım ve veteriner süreçlerine katkı sunabilir. En azından bu çağrıyı duyurabilir.

Ada yalnızca insanların değildir

Şimdi kendimize sormamız gereken soru şu: Nasıl bir Ada istiyoruz?

Hayvanların birer birer yok olduğu, sokakların sessizleştiği, yalnızca insanların ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş bir yer mi? Yoksa bütün canlıların birbirine yer açabildiği, en savunmasız olanın korunduğu gerçek bir ortak yaşam alanı mı?

Adalar’ın kimliği yalnızca evlerinde, ağaçlarında ve kıyılarında değil, sokaklarında yaşayan hayvanlarda ve onlara gösterdiğimiz şefkatte de saklı. Onları kaybedersek Ada’nın hafızasından, ruhundan ve bizi birbirimize bağlayan komşuluk duygusundan da bir parçayı kaybedeceğiz.

Bu yirmi beş köpeğin her birinin bir ismi, bir huyu, bir hikâyesi var. Onları birer sayı olmaktan çıkarıp yeniden görmenin zamanı. Bir kapı, bir bahçe, bir mama kabı, bir dayanışma halkası ve ömürlük bir söz…

Şimdi harekete geçersek onları kurtarabiliriz. Adalar bunu daha önce başardı. Bir kez daha başarabilir.

  • Kampanyaya katılmak, bir cana yuva vermek isterseniz 0 532 491 07 04 numaralı telefondan İrem Berksoy’a ulaşabilirsiniz.

Yayınlanma Tarihi: 08 Eylül 2026  /  Son Güncellenme: 08 Eylül 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.