Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 255 – Eylül 2026      Burgazada’nın Karadan Bordaya Taşınan Tekne Adlarının Antropolojisi

Burgazada’nın Karadan Bordaya Taşınan Tekne Adlarının Antropolojisi

Burgazada Mahalle Meclisi Katılımcısı


Bir adanın kültürünü anlamak için nereye bakılır? Evlerine, sokaklarına, ibadethanelerine, mezarlıklarına, eski fotoğraflarına… Bunların hepsi kuşkusuz önemli. Ama Burgazada gibi gündelik hayatı denizle iç içe geçmiş bir yerde bakışı biraz kıyıya, hatta biraz daha aşağıya, teknelerin bordalarına indirsek ne görürüz: Sıkıntı Yok, Nisyotiko, Chamakia, Urania, Sun Burn, Kahkaha, Pame, Kydonia, Kumbaros, Mancorna, Seniseni… İlk bakışta birbirleriyle pek ilgisi olmayan kelimeler bunlar. Türkçe olan var, Yunanca/Rumca kökenli olan var; İngilizce, Fransızca, Latince, İspanyolca olan var. Yer adı, gündelik söz, mitolojik gönderme, popüler kültür referansı… Farklı dil ve anlam dünyalarından geliyorlar ama aynı kıyıda, aynı suyun üzerinde yan yana duruyorlar. Sanki Ada’nın karadaki kültürel katmanları biraz da suyun üzerine taşmış.

Bu çalışma Burgazada kıyılarındaki teknelerin fotoğraflanması ve okunabilen adların mümkün olduğunca teknenin türü, malzemesi ve fiziksel özellikleriyle birlikte kaydedilmesiyle başladı. Dolayısıyla elimizde yalnızca bir isim listesi değil, henüz gelişmekte olan küçük bir maddi kültür envanteri var. Adların hangi teknelerin üzerinde bulunduğu önemli; insan bir nesneye ad verirken yalnızca bir kelime seçmez, o nesneyle kurduğu ilişkinin bir bölümünü de görünür kılar. Yine de sınırı baştan çizmek gerekiyor. Bir teknenin adını bilmek sahibinin o adı neden seçtiğini bilmek değildir. Urania sahibinin hangi hikâyeden yola çıktığını, Sun Burn sahibinin neden İngilizce’yi tercih ettiğini ya da Mancorna’nın hangi kişisel çağrışımlarla seçildiğini sahipleriyle konuşmadan bilemeyiz. Antropolojik yorum burada boşlukları hikâyeyle doldurmaktan çok, adların oluşturduğu örüntülere, birbirleriyle ve teknenin maddi yapısıyla kurdukları ilişkilere bakabilir.

Daha temel bir soru ise isimlerin anlamından önce geliyor: İnsan neden teknesine ad verir? Otomobilimize bile çoğu zaman yalnız marka ya da modeliyle sesleniriz. Tekne ise başka türlü davranılan bir nesnedir. Küçük bir sandal da büyük bir motor yat da ad taşıyabilir. Bu durum, teknenin yalnız kullanılan bir araç değil, zamanla bireyselleşen bir nesne olduğundan olabilir mi? Kullanıldıkça, bakım gördükçe, boyandıkça ve anılar biriktirdikçe sahibinin yaşamına biraz daha eklemlenir. Bu ilişkiler bordada adlarla cisimleşiyor.

Bir ad değil, bir cümle: Sıkıntı Yok

Listenin antropolojik açıdan en güçlü adlarından biri, Sıkıntı Yok. Peki, sadece bir ad mı? Bir cümle de değil mi? Gündelik hayatta yüzlerce kez duyulabilecek kadar sıradan bir ifade, teknenin bordasına yazıldığı anda sıradanlığını kaybediyor. “Teknenin adı ne?” diye sorulduğunda “Sıkıntı Yok” cevabını alınca insan bir an duraksıyor: Teknenin adını mı söyledi, yoksa soruya mı cevap verdi? Bu küçük belirsizlik bile adı diğerlerinden ayırıyor. Dil burada yalnızca nesneyi tanımlamıyor; aynı anda karşısındakiyle ilişkiye giriyor, ona bir mesaj bırakıyor.

Üstelik bu mesajın mekânı deniz. Deniz ise “sıkıntı yok” denebilecek kadar denetlenebilir bir alan değil. Motor durabilir, halat kopabilir, lodos çıkabilir, hava dönebilir, tekne su alabilir. Denizcilik bilgisi riski azaltır ama belirsizliği bütünüyle ortadan kaldırmaz. Tam da bu nedenle sıkıntının her zaman mümkün olduğu bir yerde teknenin Sıkıntı Yok adını taşıması güçlü bir karşıtlık yaratıyor. Bunu iyimserlik, deniz karşısında soğukkanlılık biçimi olarak okuyabiliriz. Hiçbirinin tek başına sahibinin niyeti olduğunu ileri süremeyiz fakat dilin burada denizi değiştirmediği, insanın deniz karşısındaki tavrını değiştirdiği söylenebilir. Dalga aynı dalga, lodos aynı lodos ama bordada iki kelime ısrarla başka bir ton kuruyor. Burgazada ölçeği de bu adı daha anlamlı hâle getiriyor. Böylece tekne yalnız özel mülkiyete ait bir araç olmaktan çıkıp kıyının kamusal görünümüne katılır.

Konuşan tekne adları

Seniseni de aynı nedenle ilginçtir. “Seniseni…” sözü tamamlanmamış bir cümle gibi durur; devamında sevgi de olabilir, sitem de, hafif bir azar ya da yalnızca yakın çevrenin anlayacağı bir şaka da. Burada adın sözlük anlamından çok ilişki kurma biçimi önem kazanır. Seniseni, tekneyi tanımlamaktan çok onu okuyan kişiyi cümlenin içine çeker. İnsan ister istemez devamını düşünür. Tekne sahibinin cümlesi bordada yarım kalmış, gerisini kıyıdan geçenlere bırakmış gibidir.

Pame de başka bir biçimde konuşur. Yunancada “hadi gidelim” ya da “gidiyoruz” anlamına geliyormuş. Tekne kıyıda bağlı olsa bile adı çoktan hareketi çağırmaktadır. Sıkıntı Yok, Seniseni ve Pame böylece yalnız nesne adları olarak değil, küçük söz edimleri olarak da okunabilir: biri cevap verir, biri imada bulunur, biri çağırır. Peki kime? Sahibine, yan teknedekine, iskelede okuyana? Belki hepsine. Borda bu durumda yalnız teknenin yüzeyi değil, özel bir seçimin kamusal dolaşıma çıktığı küçük bir iletişim alanına dönüşür.

İngilizce ya da İngilizce üzerinden dolaşıma girmiş Rhino, Lucy Life, Flame, Sun Burn, Dopamine, Triangle, West Palm, Green Eyes, Shrimp, Honey, Forrest Gump, Wind Burgaz gibi adların büyük bölümünün fiber teknelerde görülmesi dikkat çekicidir. Küçük örneklemden bir yasa çıkaramayız yine de teknenin gövdesi değişirken adlandırma repertuvarının da değişip değişmediğini sorabiliriz.

Ahşap tekne usta, marangozluk, boya, bakım, onarım ve uzun süreli kullanım ilişkileri içinde şekillenirken fiber tekne başka üretim tekniklerini, seri modelleri, dıştan takma motorları, sürati ve günümüz gezi-marina kültürünü daha görünür hâle getirebilir. Belki maddi dönüşüm yalnız gövdede değil, bordaya seçilen kelimelerde de iz bırakıyordur.

Fakat bunu “ahşap gelenektir, fiber modernliktir” biçiminde kaba bir karşıtlığa dönüştürmemek gerekir. Kültür, malzemeler kadar düzgün ayrılır mı? Eski bir kelime yeni bir gövdede yaşayabilir, yeni bir ad ahşap bir teknede karşımıza çıkabilir. Asıl ilginç olan da belki bu karışmadır: gövdeyle dilin aynı hızda değişmemesi, geçmişle bugünün aynı tekne üzerinde yan yana gelebilmesi.

Rumca/Yunanca adlar: kimlikten önce kültürel dolaşım

Tam bu noktada başka bir örüntü basit bir modernleşme hikâyesini bozuyor. Nisyotiko, Pame, Urania, Koutaris, Kydonia gibi Yunanca/Rumca kökenli ya da bu kültürel alana bağlanan adlar tek bir tekne tipinde toplanmıyor. Nisyotiko ve Pame ahşap teknelerde görülürken Urania, Koutaris ve Kydonia fiber teknelerde karşımıza çıkıyor. Bu dağılım, kültürel sürekliliğin eski biçimin aynen korunması anlamına gelmediğini hatırlatıyor. Geçmişten gelen bir dil repertuvarı yeni maddi biçimlerin üzerine taşınabiliyor.

Bu kelimelerin bugün hâlâ Burgazada’da tekne adı olarak seçilebilir olması kendi başına kültürel bir veri. Burgazada’nın tarihsel çok dilliliğinin bugünkü izleri belki tam da böyle küçük yüzeylerde aranabilir.

Chamakia daha da ilginçtir. Çamakya, Burgazada’nın kendi mikro-coğrafyasına ait son derece yerel bir ad fakat teknede Chamakia biçiminde yazılmış. Yer ve ses doğrudan Ada’ya aitken kelimenin grafik görünümü başka bir dil dünyasına açılıyor.

Coğrafyanın hareket etmesi

Yer adları zaten envanterin en güçlü gruplarından biri: İndos, Kumbaros, Kalpazankaya 3, Burgazada, Chamakia, Wind Burgaz… Yer adları, çoğu zaman insanların coğrafyayla kurdukları ilişkinin belleğini taşır. Tekne adlarında ise buna bir hareket ekleniyor. Sabit bir yer adı hareketli bir nesneye aktarılıyor.

Buradaki ilişkiyi yalnız “Ada sevgisi” diye açıklamak eksik kalır. Yer adı tekneye geçtiğinde coğrafya bir anlamda taşınabilir hâle geliyor. İnsan Ada’yı yerinden sökmeden onun küçük bir parçasını yanında taşıyor. Tekne böylece kişiyle coğrafya arasında aracılık eden bir nesneye dönüşüyor. Zamanla yalnız ekonomik değer taşıyan bir araç olmaktan çıkar. Ad da bu birikmiş ilişkinin dışarıdan görülebilen küçük bir parçası hâline gelir.

Mancorna bütün bu ilişkileri tek başına toparlayan güçlü örneklerden biridir. Envanter notlarında eski süngercilik ve denizcilik söz varlığına ait, usta ve derine dalabilen sünger dalgıcını ifade eden bir kelime olarak kaydedilmiş. Fakat Mancorna eski bir ahşap sünger teknesi değil büyük, kamaralı, fiber bir motor yat. Onu ilginç yapan da tam bu uyumsuzluk.

Kültürel belleği çoğu zaman eski nesnelerin korunmasıyla ilişkilendiririz. Oysa bellek her zaman müze gibi çalışmaz. Eski nesne ortadan kalkabilir, çalışma biçimi değişebilir, kelime gündelik dilden çekilebilir; yine de o kelime başka bir nesneye geçerek yaşamaya devam edebilir. Mancorna’da eski denizcilik sözü yeni fiber gövdeye tutunmuş durumda. Gelenek ile modernlik birbirini izleyen iki temiz dönem gibi değil, aynı bordada üst üste binmiş iki katman gibi karşımıza çıkıyor.

Tek bir Burgazada yok

Sonunda bütün isimleri aynı anda düşünün: Chopin, Forrest Gump, Poseidon, Risus, Dopamine, Mazi, Kahkaha, Çekirge, Denizkızı, Del Rey, Nisyotiko, Kumbaros, Seniseni, Mancorna… Bunları tek bir kimlik kategorisine yerleştirmek zor; zaten belki yerleştirmemek gerekiyor. Bir adanın kültürü her zaman tutarlı ve yekpare değildir. Farklı kuşakların, yaşam tarzlarının, dillerin, ekonomik faaliyetlerin, anıların ve estetik tercihlerin aynı mekânda yan yana gelmesinden oluşur.

Tekne adları bu çoğulluğu küçük bir yüzey üzerinde görünür kılıyor. İngilizce bir adla Rumca/Yunanca bir ad aynı koyda, eski bir denizcilik terimiyle film karakteri birkaç metre arayla, yer adıyla popüler kültür göndermesi aynı kıyıda. Balıkçı teknesiyle motor yat aynı suyun üzerinde duruyor.

İsimlere bütün olarak baktığımızda kıyıda küçük bir oyun oynanıyor sanki. İlk sözü Dopamine alıyor; iyi hissetmenin, denize çıkmanın, gündelik hayattan biraz uzaklaşmanın adını koyuyor. Ardından Kahkaha geliyor ve bu hazzı tek kişilik bir duygudan çıkarıp paylaşılan bir âna dönüştürüyor. Fakat deniz her oyuna biraz belirsizlik katar; hava döner, halat gerilir, plan bozulur. Tam burada Sıkıntı Yok devreye giriyor. Tehlikeyi inkâr etmiyor ama onu küçültüyor, kaygının üzerine gündelik bir rahatlık bırakıyor. Seniseni ise oyunun sonunu açık bırakıyor. Çünkü bütün bu haz, kahkaha ve rahatlığın sonunda bir “başkası” beliriyor. Cümle tamamlanmıyor; ilişki orada başlıyor.

Ada, denize doğru uzanan uzun bir cümlenin ortasında duruyor bu oyunda. Koyları, kıyıları, Kalpazankaya, Çamakya, İndos, Kumbaros gibi mevkileri bu cümlenin yerini kolay kolay değiştirmeyen sözcükler. Teknelerse cümleye girip çıkan kelimeler. Biri yanaşıyor, biri bağını çözüyor, biri başka bir adaya doğru uzaklaşıyor; her gelişte, her gidişte cümlenin anlamı azıcık değişiyor. Böylece ada, sabit bir coğrafya olmaktan çıkıp sürekli yeniden kurulan bir anlatıya dönüşüyor. Kıyılar cümlenin omurgasını tutuyor, deniz aralara boşluk açıyor, tekneler o boşlukları gelip geçici anlamlarla dolduruyor. Bazen bir ad eski bir hatırayı kıyıya yanaştırıyor, bazen başka bir dil uzak bir coğrafyanın sesini getiriyor, bazen gündelik bir söz bütün cümlenin tonunu değiştiriyor. Ada yerinde duruyor fakat onu çevreleyen anlam, su gibi, hiç durmadan hareket ediyor.

Burgazada’nın başka adalardan ayrılan yanlarından biri de belki burada devreye giriyor: kendine ait bir balıkçı barınağı yok. Tekneler bu yüzden kıyının farklı yerlerine, havaya ve denize göre yeniden yeniden bağlanıyor. Her bağlanışta cümlenin söz dizimi değişiyor. Bir gün Pame, Sıkıntı Yok’un yanına düşüyor; biraz ötede Kahkaha, Mazi’ye komşu oluyor. O gün denizin kurduğu cümle başka. Ertesi gün poyraz lodosa dönüyor. Başlar başka yöne çevriliyor, halatlar çözülüp yeniden tutuluyor; dün yan yana duran sözcükler birbirinden uzaklaşıyor, yenileri yan yana geliyor. Belki bu kez Seniseni ile Nisyotiko aynı cümlenin içinde, Kumbaros biraz açığında. Ada ise yerinden kıpırdamadan bütün bu cümledeki değişime tanıklık ediyor. Noktaları çapalar, virgülleri tekneler koyuyor. İkisi birden bir noktalı virgül gibi cümleyi kapatmadan uzatıyor.

Rüzgâr bazen cümlenin yerini değiştiriyor, deniz bazen bir kelimeyi alıp başka yere bırakıyor. Böylece Burgazada’nın kıyısında hiçbir cümle tam olarak bitmiyor; yalnızca hava dönüyor, tekneler yer değiştiriyor ve ada kendini başka bir dizilişle yeniden okumaya bırakıyor.

Teşekkür: Bu çalışmanın saha malzemesinin oluşmasında fotoğrafların ayrı bir yeri var. Burgazada âşığı YAMAN ALKAN, kanosuna binerek Ada kıyılarını dolaştı ve tekneleri denizden, kendi bağlamları içinde fotoğrafladı. Böylece adları yalnızca bir liste olarak değil, gövdeleri, malzemeleri, koyları ve birbirleriyle kurdukları mekânsal ilişki içinde görme olanağı doğdu. Bu görsel envantere kattığı emek ve Ada sevgisi için kendisine içtenlikle teşekkür ederim.


Yayınlanma Tarihi: 08 Eylül 2026  /  Son Güncellenme: 09 Eylül 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.