Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 252 – Haziran 2026      Yetimhane ile Yitimhane Arasında: Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi Üzerine

Yetimhane ile Yitimhane Arasında: Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi Üzerine


Çocukluğumun Büyükadası’nda Yetimhane gerçeküstü bir mekândı. Yasaktı. Uzakta ve erişilmesi güçtü. Tam da bu nedenle merak uyandırıyordu, hele de biz ufaklıklar arasında. Yaz akşamlarında saklambaç oynamak için gizlice bahçesine sızmaya çalıştığımız, birbirimize hayalet hikâyeleri anlattığımız, pencerelerinden bir yüz görür müyüz diye ürkek bakışlar attığımız o devasa ahşap yapı, çocukluk tahayyülümüzde neredeyse yaşayan bir varlığa dönüşmüştü. Hakkında pek az şey biliyor, buna karşılık sayısız hikâye uyduruyorduk.

Aradan yıllar geçti.

Yetimhane’nin kamusal hafızada yeniden görünür hâle gelmesinde önemli dönüm noktalarından biri olan 206 Odalı Sessizlik sergisini hatırlatırcasına sessiz bir odada buluştuk yaklaşık iki yıl önce, Büyükada Rum Yetimhanesi sergisi hazırlıkları kapsamında. Yasemin Civelekoğlu, Ali Erkurt, Halim Bulutoğlu ve ben Aya Nikola Manastırı’nda bulunan küçük bir “anı odası”nda ilk ön envanter çalışmalarına başladığımızda, çocukluğumun o gizemli dünyasına yeniden adım attım. Bu kez hayalet hikâyeleriyle değil elbette, dosyalarla, fotoğraflarla, sağlık karneleriyle, öğrenci kayıtlarıyla, haritalarla, ders materyalleriyle ve gündelik yaşama ait pek çok küçük ayrıntıyla.

Aslında bir arşiv odasıydı burası. Ama biraz da Wunderkammer‘dı; bir merak kabinesi. Dağılmış bir dünyanın parçalarının bir araya toplandığı, her kutunun içinden başka bir hikâyenin çıktığı bir yer. Raflarda, yerlerde, dolaplarda üst üste dizilmiş öğrenci dosyaları, aşı karneleri, defterler, okul sıraları, kıyafetler, haritalar ve çeşitli objeler, yalnızca bir kurumun geçmişini değil, bir zamanlar bu yapının içinde yaşamış yüzlerce çocuğun gündelik hayatını da fısıldıyordu.

Günler boyunca tozlu kutuların arasında çalışırken yaptığımız iş yalnızca nesneleri kayıt altına almak değildi kuşkusuz. Her dosya yeni bir hikâyenin kapısını aralıyor, her belge geçmişe açılan beklenmedik bir pencereye dönüşüyordu. Zaman zaman derin bir kayıp duygusu hissediyor, zaman zaman ise bütün kopuşlara rağmen varlığını sürdüren bir devamlılığın izlerine rastlıyorduk. Bellek biraz da buydu belki: Eksilenle kalan, unutulanla hatırlanan, sessizlikle anlatı arasında gidip gelen kırılgan bir denge.

Beni en çok etkileyen anlardan biri ise Yetimhane bahçesine yaptığımız son ziyaretlerden birinde yaşandı. Yıllardır kullanılmayan yapının çevresinde dolaşırken rüzgârın önüne kattığı küçücük kâğıt parçalarının havada savrulduğunu fark ettik. Yaklaşıp baktığımızda bunların eski kitaplardan kopmuş sayfa parçacıkları olduğunu gördük. Bir zamanlar çocukların okuduğu, belki üzerine notlar aldığı, belki sıkılarak karaladığı sayfaların parçaları… Hafıza bazen arşiv kutularında değil, rüzgârın taşıdığı kâğıt kırıntılarında da saklanabiliyormuş meğer.

İşte bu nedenle, 22 Mayıs 2026 tarihinde Adalar Müzesi’nde açılan Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi ve Etkinlikleri üzerine düşünürken aklıma ilk gelen şey yapıdan çok izler oldu. Ardında bıraktıkları. Dağılmış ama kaybolmamış olanlar.

Bundan iki yıl önce, Viktor Albukrek Koleksiyonu vesilesiyle bu derginin sayfalarında “eşyanın belleği” üzerine düşünmüş, nesnelerin kişisel ve kolektif hafızanın taşıyıcıları olarak nasıl işlev gördüğünü sorgulamıştık[1]. Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi ise benzer soruları bu kez tek tek nesnelerden hareketle değil, bir yapı, bir kurum ve onun çevresinde şekillenmiş yaşamlar üzerinden yeniden sormaya davet ediyor. Bir başka deyişle, eşyanın belleğinden yapının belleğine, oradan da topluluğun belleğine uzanan daha geniş bir hafıza coğrafyasına açılıyor.

Bellek çalışmaları üzerine düşünen isimler uzun zamandır bize benzer şeyler söylüyor aslında. Jan Assmann’ın[2] kültürel hafıza kavramı, geçmişin bir depoda muhafaza edilen sabit bir miras değil, her kuşağın yeniden yorumladığı canlı bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Pierre Nora’nın hafıza mekânları[3] ise çoğu zaman yaşamın bütün canlılığıyla sürdüğü yerlerde değil, kaybolma ihtimalinin hissedildiği eşiklerde ortaya çıkıyor. Büyükada Rum Yetimhanesi de bugün tam böyle bir eşikte duruyor. Bir zamanlar yüzlerce çocuğun yaşadığı, eğitim gördüğü, oyun oynadığı ve büyüdüğü bir kurum olan yapı, artık büyük ölçüde belgeler, fotoğraflar, tanıklıklar ve anımsama pratikleri aracılığıyla yaşamayı sürdürüyor.

Ancak Yetimhane’yi yalnızca bir yitimin hikâyesi olarak okumak da eksik olur. Çünkü bu yapı aynı zamanda sürekliliğin hikâyesini de anlatıyor. Korunmaya çalışılan yalnızca ahşap bir bina değil, aynı zamanda onun çevresinde şekillenmiş ilişkiler, deneyimler, gündelik hayat pratikleri ve kuşaklar boyunca aktarılan anlatılar.

Küratörlüğünü Deniz Koç Çeliker’in üstlendiği, içerikleri Doç. Dr. Yaşar Tolga Cora, Prof. Dr. Asu Aksoy, Derya Koç tarafından düzenlenen sergi de tam bu nedenle yalnızca kronolojik bir tarih anlatısı sunmuyor. Arşiv belgeleri, fotoğraflar, objeler ve sözlü tarih çalışmaları aracılığıyla ziyaretçiyi hafızanın farklı katmanları arasında dolaşmaya davet ediyor.

Açılış günü Adalar’dan ve ada dışından iki yüzü aşkın kişinin müzede bir araya gelmesi de bunun bir göstergesiydi. Patrik Bartholomeos, Prens Adaları Metropoliti Dimitrios, Laki Vingas, Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Gökçeada Rum Okulu’nun öğrencileri ve velileri, araştırmacılar, koruma uzmanları ve çok sayıda adalı bu önemli buluşmaya katıldı.

Açılış öncesinde Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’nın verdiği konser ise günün en anlamlı anlarından biriydi. Yetimhane her şeyden önce çocukların hikâyesi ne de olsa. Bu nedenle genç müzisyenlerin sesleri, geçmiş ile bugün arasında kurulan görünmez köprünün işitsel bir karşılığı gibiydi.

Ne var ki açılış günü hafızanın paradokslarını da görünür kılıyordu.

Bir yanda Gökçeada Rum Okulu’nun öğrencileri vardı. Bir yanda Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’nın genç üyeleri. Çocuk sesleri yükseliyordu bahçede, salonda. Geleceğe ait, umut dolu bir canlılık dolanıyordu etrafta… Buna karşılık Büyükada’nın Rum okulunun öğrenci kalmadığı için yalnızca iki yıl önce kapanmış olması da görünmez biçimde o günün parçasıydı—pek çoğumuz için bir sızı. Belki de bu nedenle sergi yalnızca geçmişe değil, bugüne ve geleceğe dair sorular da soruyor. Kimler hatırlar? Ne hatırlanır? Neler sessizce kaybolur? Neler dönüşerek yaşamayı sürdürür?

Svetlana Boym’un[4] nostalji üzerine yazdıklarını hatırlıyorum ister istemez. Mesele geçmişe dönmek değil. Zaten dönülemez de. Mesele, değişimin farkında olarak bakabilmek geçmişe; eksilenleri romantikleştirmeden, kalanları görünür kılabilmek. Bir başka deyişle, geçmişi bir sığınak olarak değil, üzerine düşünülmesi gereken bir miras olarak ele alabilmek.

Sergi hazırlığında beni en çok etkileyen nesnelerden biri çocuk ayakkabıları oldu.

Kadim Türk cenaze geleneklerinde, vefat eden kişinin ayakkabısının evin girişine bırakılması, ölümün ardından tamamlanan yolculuğu ve evden ayrılışı simgeleyen sessiz bir işaret olarak yorumlanır. O küçük ayakkabılara bakarken aklıma ister istemez bu sembolizm geldi. Kapının önünde değillerdi elbette. Ama sanki başka bir eşiğin bekçiliğini yapıyorlardı. Bir zamanlar Yetimhane’nin koridorlarında koşmuş, merdivenlerini tırmanmış, avlusunda oyunlar kurmuş, isimlerini bilsek bile hikâyelerini tam olarak öğrenemeyeceğimiz çocukların artık erişemeyeceğimiz dünyasına açılan bir eşikte duruyorlardı, insanın içini açıklaması güç bir hüzünle dolduran.

Belki hafıza tam da burada başlıyor.

Bir sağlık karnesinde. Bir öğrenci fotoğrafında. Bir sınıf defterinde. Rüzgârla savrulan bir kitap sayfasında. Ya da yıllar boyunca sessizce beklemiş bir çift çocuk ayakkabısında.

Yetimhane Sergisi uzun soluklu bir ekip çalışmasının ürünü. İlk envanter çalışmalarından sözlü tarih görüşmelerine, arşiv araştırmalarından sergi tasarımına kadar uzanan süreç boyunca katkı sunan araştırmacılar, uzmanlar, gönüllüler, kurumlar ve bireyler, bu çalışmanın görünür ve görünmez kahramanları oldular. Bilgi, zaman, emek, belge ve tanıklıklarını paylaşarak bu çalışmaya katkıda bulunan herkese teşekkür borçluyuz. Hafıza tek başına kurulmaz; tıpkı miras gibi, ortaklaşa üretilir.

Bugün Büyükada Rum Yetimhanesi hâlâ geleceğine ilişkin önemli sorularla karşı karşıya. Yapının nasıl korunacağı, hangi işlevlerle yaşayacağı ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı soruları önemini koruyor. Serginin önemi bu sorulara acele cevaplar vermek yerine onları birlikte düşünmeye davet etmesinde yatıyor. Zira koruma meselesi yalnızca ahşap kirişlerin, duvarların ya da mimari bütünlüğün muhafaza edilmesiyle ilgili değil. Bir yapının çevresinde oluşmuş hayatların, anlatıların, tanıklıkların ve hafıza katmanlarının da geleceğe taşınabilmesi, seslerin olduğu kadar sessizliklerin de geleceğe aktarılabilmesi.

Aya Nikola Manastırı’nın küçük bir odasında başlayan yolculuk bugün kamusal bir hafıza alanına dönüşmüş durumda. Yetimhane’nin hikâyesi tamamlanmış değil; iyi ki de değil. Her yeni belge, her yeni tanıklık ve her yeni kuşak, bu hikâyeye yeni bir katman eklemeyi sürdürüyor. Belki de Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi’nin en kıymetli tarafı burada yatıyor…

Geçmişi dondurmasında değil, onunla konuşmayı sürdürmesinde.


Kaynaklar

  • Assmann, Jan. Cultural Memory and Early Civilization: Writing, Remembrance, and Political Imagination. Cambridge University Press, 2011.
  • Boym, Svetlana. The Future of Nostalgia. New York: Basic Books, 2001.
  • Nora, Pierre. “Between Memory and History: Les Lieux de Mémoire.” Representations, No. 26 (1989), ss. 7–24.
  • Samuel, Raphael. Theatres of Memory. London: Verso, 1994.
  • Şeyhun Çalışlar, Melis. “Eşyanın Belleği (Olur mu?): Kişisel ve Kültürel Hafıza Bağlamında Viktor Albukrek Koleksiyonu.” Adalı Dergisi, Sayı XX, 2024.
  • Vansina, Jan. Oral Tradition as History. Madison: University of Wisconsin Press, 1985.

 

[1] Şeyhun Çalışlar, Melis. “Eşyanın Belleği (Olur mu?): Kişisel ve Kültürel Hafıza Bağlamında Viktor Albukrek Koleksiyonu.” Adalı Dergisi, Sayı XX, 2024.

[2] Assmann, Jan. Cultural Memory and Early Civilization: Writing, Remembrance, and Political Imagination. Cambridge University Press, 2011.

[3] Nora, Pierre. “Between Memory and History: Les Lieux de Mémoire.” Representations, No. 26 (1989), ss. 7–24.

[4] Boym, Svetlana. The Future of Nostalgia. New York: Basic Books, 2001.


Yayınlanma Tarihi: 08 Haziran 2026  /  Son Güncellenme: 08 Haziran 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.