
Asu Aksoy and Ali Erkurt
Uluslararası Coğrafya Birliği Bölgesel Konferansı 2026 Adalar ve Turizm Paneli
Geçtiğimiz 16 Ağustos Pazar günü ev sahipliğini Adalar Müzesi’nin yaptığı Adalar ve Turizm başlıklı bir panel düzenlendi. Panel 17- 21 Ağustos tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Coğrafya Birliği’nin (IGU) Bölgesel Konferansı (IRC) 2026’nın bir etkinliği idi. IRC 2026 Konferansı Türk Coğrafya Kurumu ve İstanbul Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlendi ve dünyanın dört bir yanında çok sayıda akademisyenin ve uzmanın katıldığı konferansta doğal alanların ve kültürel mirasın sürdürülebilir korunması yönetiminden iklim değişiminin etkilerine, sayısal coğrafyadan, coğrafya disiplinin küresel meseleleri ele alma konusunda açabileceği yeni perspektiflere, yüzlerce sunum yer aldı. Konferans öncesinde IGU’nun Turizm, Dinlence ve Küresel Değişim Komisyonu ve IGU Adalar Komisyonu Büyükada’da bir araya geldiler ve hafta sonu boyunca önce Anadolu Kulübü’nde ertesi gün Adalar Müzesi’nde adalar ve turizm odağında paneller gerçekleştirdiler.
Adalar Müzesi’nde yapılan ve komisyon üyelerine açık panelin odağında turizmin adaları nasıl değiştirdiği vardı. Komisyonların belirlediği konuşmacılar yanı sıra Adalar Müzesi Adalar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Erkurt ve Prof. Dr. Asu Aksoy davetli konuşmacı olarak bu panelde yer aldılar.

Yaklaşık iki saat süren panelde açılış konuşmasını Macià Blázquez Salom yaptı. Balearic Adaları Üniversitesi Coğrafya bölümünde profesör olan Macià Blázquez Salom aynı zamanda İspanya’da ve adalarında sivil toplum hareketleri içinde yer alan bir akademisyen. Adaların turistikleşmesini küresel sermaye hareketleri üzerinden değerlendiren Blázquez Salom İspanya’nın Balearic Adaları gibi muazzam turist çeken adaların ekonomisinin nasıl etkilendiğini ele aldı. Konuşmasında Mallorca gibi adaların yer aldığı Balearic Takım Adalarında, ayrıca Küba’da küresel turizm şirketlerinin sektörde baskın hale gelmesiyle buraların ekonomik geleceklerinin sermayenin dünya çapında tahterevalli gibi gidip gelen hareketleri sonucu nasıl çalkalandığını anlattı. Bu adaların sermaye ve turizmin hiper-hareketliliğinin sahnesi olarak nereye doğru gittiklerini soran Blázquez Salom kalkınma araştırmaları konusunda uzmanlaşan Katalan Derneği Alba Sud’un turizm konusundaki araştırma ve savunuculuk faaliyetlerinin önemine dikkat çekti. Blázquez Salom’un araştırma odağına aldığı küresel turizmin odağı haline gelmiş adalar ile İstanbul’un Prens Adaları arasında neyseki henüz benzerlik söz konusu değil. Macià Blázquez Salom’un konuşmasından sonra panele geçildi. Hırvatisdan’da Zadar Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Profesör Anica Čuka Hırvatistan adalarının hızla turistikleşmesi ve bu adalarda sürdürülebilir turizm yönetiminin önemi üzerine yürüttükleri araştırma projesini aktardı. Hırvatistan’da 50’ye yakın üzerinde yerleşim olan ada var ve adaların artan turizm baskısına karşı bozulmalarını önlemek amacıyla 1999’dan bu yana yasal düzenlemeler yapılmış ve en son 2026 yılında Hırvatistan Ada Kanunu çıkarılmış. Bu kanun, Hırvatistan’nın Adriyatik adalarını korumak, geliştirmek ve sürdürülebilirlik için yönetmek için çıkarılmış. Kanun adaların kültürü ve yaşamının korunmasını tehdit eden dinamiklere karşı mali, sosyal ve altyapı yatırım desteklerini tanımlıyor. Profesör Anica Čuka’nın anlatımından Hırvatistan’ın Adriyatik adalarında yaşanan sorunların benzerlerinin bizim adalarımızda da görüldüğünü anladık. Adalara çok kısa zaman içinde yönelen büyük turizm talebinin yönetilmesi için kamu idarelerinin ne tür planlama ve yasal yollarla düzenleme çalışmaları yaptıklarını dinlemek çok faydalı oldu. Üçüncü konuşmacı İstanbul Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü hocası Prof. Dr. Gürel Çetin’di. Türkiye’de destinasyon yönetimi ne derecede uygulanmakta, var olan kamu kurumları bu konuda neler yapmakta, soruları üzerinde durdu. Destinasyon yönetimi konusunda ortaya çıkan boşluğun yönetilmesinde özel sektör-devlet iş birliği ile kurulan girişimlerin izlenmesi gerektiğinin altını çizen Çetin Belek’teki turizm yatırımcıları tarafından kurulan BETUYAB’dan kısaca bahsetti.

Panelin son konuşmacıları Ali Erkurt ve Asu Aksoy İstanbul’un Prens Adaları’nda ve özellikle Büyükada’da yaşanan turizm dinamiklerini analiz eden konuşmalar yaptılar. Bu iki konuşmayı biraz daha ayrıntılı aktarmak isteriz. Sosyal, kültürel ve etnik yönleriyle çokkültürlü ve balıkçılığından, otelciliğine, faytonculuğundan sayfiye yaşam tarzına, çok-katmanlı bir geçmişe sahip Prens Adaları’nın bu özgün kimliğinin halen daha kiliselerde, sinagog ve camilerde; ahşap evlerde, köşkler ve yalılarda, bahçelerde; manastırlarda, okullarda ve mezarlıklarda; sokak dokularında, ada silüetlerinde ve yerleşimlerin ormanlarla, kıyıyla ve denizle kurduğu ilişkide görülebildiğinin altını çizen Ali Erkurt bu değerlerin korunmasının turizmi düşünürken birincil öneme sahip olduğunun altını çizdi. Adaları korumak derken tek tek binalardan öte adaların yukarda bahsettiğimiz değerlerinin meydana getirdiği kültürel peyzajını korumayı anlamamız gerektiğini ve kentsel ve doğal sit ilan edilmiş olan adalar için koruma amaçlı nazım imar planlarının bu bakımdan kritik rolüne işaret etti. İlginç olan, Prens Adalarının 1984’te İstanbul’da Büyükşehir Belediye Teşkilatının kurulması akabinde ilçe belediyesi olarak yeniden yapılandırılması akabinde, kırk yılı aşkın bir süredir Koruma Amaçlı İmar Planı olmaksızın idare edilmiş olması. On beş milyondan fazla nüfusa sahip bir metropolün içinde yer alan, son derece hassas bu koruma alanı, yaklaşık kırk yıl boyunca kapsamlı bir plan olmadan kaldı. Plansızlığın sonucu, Ali Erkurt’a göre belirsizlik oldu. Geçici kararlar kalıcı hâle geldi. İstisnalar birikti. Kamu arazileri kiralandı veya işgal edildi ve belki de hiçbir zaman var olmaması gereken kullanımlar, olmaması gereken yerlerde ortaya çıktı. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların birçoğu, plansız geçen bu uzun dönemin mirası. 2024 yılında IBB tarafından hazırlanan ve yürürlüğe giren koruma amaçlı imar planı da açılan davalar sonucu iptal edilince bugün gelmiş olduğumuz nokta plansızlığın devamı şeklinde.

Ali Erkurt İBB tarafından yapılan son Koruma Amaçlı İmar Planı her ne kadar iptal edilmiş olsa bile, plan yapım sürecinde ortaya çıkan Stratejik Plan’da ve Plan’ın kendisinde adalarda turizmin yönetimine ilişkin önemli ilkelerin geliştirildiğini anlattı. İptal edilen plan, “Çevre ve Yerellik odaklı Turizm” hedefini ortaya koymuştu ve son derece önemli olan üç kavram geliştirmişti: sorumlu turizm, turizm taşıma kapasitesi ve ziyaretçi yönetimi. Taşıma kapasitesi, yalnızca bir adaya fiziksel olarak kaç kişinin sığabileceği şeklinde ele alınmamıştı; fiziksel, ekonomik, sosyal ve ekolojik olmak üzere dört boyutta değerlendirilmişti. Koruma Amaçlı İmar Planındaki yaklaşımdan harekeyle bugün adalarda turizmin nasıl yönetileceği düşünülürken “Prens Adaları’na kaç turist getirebiliriz?” diye sormak yerine adalar ekosistemi kaç ziyaretçiyi kaldırabilir? Altyapı kaç kişiyi destekleyebilir? Turizm, hangi noktada adalarda yaşayan insanların gündelik hayatına zarar vermeye başlar? Ve ziyaretçi sayısı hangi noktada, insanların deneyimlemek için geldikleri yerin kendisini yok etmeye başlar, sorularını sormak gerekiyor. Ali Erkurt bu soruların hâlâ geçerliliğini koruduğunu ve yeni planda bu perspektiften ilerlenilmesini ümit ettiğini söyledi. Dikkat edilirse bu sorular turizmin yönetimi ile ilgili sorular, destinasyon yönetimine ilişkin sorular. Gürel Çetin’in Türkiye’de sahada uygulanan destinasyon yönetimi yok dediği mevzu. Turizmin yönetiminde adaların destinasyon olarak nasıl hazırlanacağı, çevresi, ekolojisi, insanı ve kültürleriyle nasıl korunacağı, kimliğini ve yaşantısını sürdürmeye nasıl devam edeceği, gelen ziyaretçileri memnun ederken adalar nüfusunun da adil bir şekilde yararlanmasının nasıl sağlanacağı soruları destinasyon yönetimi konuları. Bu vurgu özellikle önemli, çünkü Prens Adaları’nın ziyaretçi çekme konusunda bir sorunu yok. Zaten fazlasıyla yeterli talep var. Asıl mesele, bu talebi yönetmek ve adaların bir tema parkı haline gelmesinin önüne geçmek, yaşayan bir yer olarak devamını sağlamak. Adalara binlerce sayılarla akıp gelen ziyaretçilerin adaları deneyimleme, ziyaret etme talepleri ile adaların doğasını, kültürel mirasını, yaşantısını, günlük hayatını sürdürmeye çalışan yerleşik halkını, hayvanlarını, denizini, ormanlarını, kıyılarını ve çevreyi korumak ve sürdürmek talebi arasında birbirini besleyen dengeye dayalı bir alışveriş kurulması gerekiyor. İşte turizm yönetiminin adalarda temel meselesi bu ve bugün bir kez daha yeni bir koruma amaçlı imar planını beklerken iptal edilen planın haklı ve doğru bir şekilde sorduğu soruların yeni planda ele alınması ve sorumlu turizmin nasıl geliştirileceğine yönelik vizyon ortaya konmalı. Ali Erkurt bu mesajını bir tespit ile tamamladı: “Koruma, yalnızca iyi bir plan hazırlamak ya da harita üzerinde sınırlar çizmek değildir. Asıl mesele, bu sınırlara zaman içinde saygı gösterebilecek bir yönetişim kültürü yaratmaktır. Zaten çok şey kaybettik. Geriye kalan ise hâlâ olağanüstü değerli. Bizim sorumluluğumuz, Prens Adaları’nı zaman içinde dondurmak değil; onları benzersiz kılan kültürel peyzajı yok etmeden, koruyarak değişimi yönetmek. Belki de korumanın gerçek anlamı budur: Geçmişten bugüne ulaşabilmiş olanı yalnızca korumak değil, onun bir geleceğe sahip olabilmesi için gerekli koşulları yaratmak.”

Ali Erkurt’tan sözü alan Asu Aksoy Koruma Amaçlı Plan olmadan geçen bu uzun süre boyunca adalarda kültür varlıkların korunmasını sağlayan temel aracın Koruma Kurul kararları olduğunu belirterek Kurul kararlarının ise yapı bazlı çalıştığını ve yapıların parçası olduğu tarihi kültürel peyzajın korunması için yetersiz kaldığına değindi. Adaların doğası, canlıları, kültürü ile tüm değerlerine bütünlüklü yaklaşan koruma planlamasının eksikliği nedeniyle adaların kimliği, yaşantısı ve kültürel mirasının korunarak geleceğe aktarılmasının giderek zorlaştığını, kültürel peyzajının kırılganlaştığını vurgulayan Aksoy yönetilmeyen turizmin bu kırılgan dokuyu olumsuz etkilediğini belirtti.
Adalar için bütüncül koruma ve bağlantılı turizm yönetimi planlarının yeniden yapılmasının gündeme gelmesiyle özellikle İstanbul’dan Büyükada başta olmak üzere adalara akan ve ağırlıkla günübirlik nitelik taşımakta olduğu anlaşılan ziyaretçi olgusunun Adaların kimliği, ekonomisi, sosyal hayatı, doğası ve kültürel mirası üzerindeki etkileri neler, bu sorunun etraflıca ele alınması ve Adalılar tarafından tartışılmasının önemine işaret eden Aksoy, böylesi bir çalışmanın yeni planlama sürecinde önemli girdi sağlayacağının altını çizdi.

Mevcut durumda yaşanan turist akını ile ilgili ziyaretçilerin sayısına, ziyaretçi hareketlerinin zaman ve mekanda dağılımlarına, profiline, beklenti ve memnuniyetine ilişkin elimizdeki temel kaynağın İBB tarafından 2019’da hazırlanmaya başlanan ve 2024’te güncellenen Koruma Amaçlı İmar Plan Raporları, Strateji Belgesi ve Kentsel Tasarım Rehberi olduğunu belirten Aksoy, bu verilerin düzenli olarak toplanmasının gerektiğini, ancak bu şekilde, güncel araştırmalara dayalı verilere dayanarak Adalar ve özellikle Büyükada’nın karşılaştığı ziyaretçi akını ve turizme ilişkin sağlıklı çıkarımlar ve öneriler yapılabileceğini söyledi.
İBB Şehir Planlama Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan Adalar İlçesi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Strateji Belgesi’nde halen yönetilmeden ilerlemekte olan turizmin adalarda etkilerine ilişkin varılan sonuç adalıları düşündürmelidir:
Son kırk yıldır giderek artan bir hızla turizm faaliyetleri Adalar’ın ana geçim kaynağına dönüşmüş, sayfiye yeri olarak bilinen özellikleri kaybolmaya başlamış, nüfus ve yapılaşma dinamikleri de bu doğrultuda şekillenmiştir. Bu durum tüm dünyada turizm bölgelerinin pek çoğunda görülen altyapı ve denetim yetersizlikleri, doğal-kültürel miras alanlarının tahribatı, sosyo-kültürel çeştililiğin ve canlılığın yitirilmesi ve yapılaşma baskısı gibi sorunlara yol açmıştır.

Asu Aksoy konuşmasında İBB Strateji Belgesi’ndeki bu analizi takip ederek Büyükada’da izlenen turizm dinamiğini değerlendirdi. Bunda Kentsel Tasarım Rehberi’nde Adalarda Turizm başlığı nasıl ele alınmakta konusunu detaylı bir şekilde çalışan şehir plancısı Kenan Göçer’in desteğini belirtmek yerinde olacak.
Özellikle yazın, tatil zamanlarında, bayramlarda yaşanan kitlesel ölçekli ziyaretçi akışı ile birlikte ada yaşantısının olumsuz etkilendiği aşikâr. Ziyaretçi ve destinasyon yönetimi planlarının yapılmamış olması nedeniyle yerel idarenin kapasitesini aşan bir iş yükü karşısında Adalar’ın altyapı, çevre ve yaşam kalitesinde bozulmaların önüne geçmek zorlaşıyor. Adalara yapılan vapur ve motor seferlerinde yaşanan yoğunluk güvenlik ve hizmet kalitesini zorluyor. Hem ziyaretçiler hem ada sakinleri deneyim ve yaşam kalitelerinde düşüşle karşılaşıyor. Bu durum ada sakinleri ile esnaf arasında turizme ilişkin birbiri ile çelişen tutumların gelişmesine yol açıyor. Esnaf, kısa olan sezon gelirinin yılın geri kalanını telafi etmesini beklediği için gelen ziyaretçi sayısını maksimum değerlendirmeye bakıyor; Ada sakinleri ise yaşam kalitesi kaybından şikayetçi. Ada sakinleri Büyükada’nın ziyaretçi yoğun merkezi alanlarından, ana arterlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar, kendi alanlarına çekiliyorlar. Kamusal alanda yaşanan bu ayrışma kamusal kültürü de etkiliyor, kültür ve sanat hayatında ziyaretçilerle adalıların bir araya gelerek ortak deneyim yaşamaları üzerine kurgulanmış işlerin çok az olması nedeniyle bu iki kesim farklı alanlarda, farklı mekanlarda var oluyor. s
Esnaf ile Büyükada sakinleri arasında turizm üzerinden izlenen bu ayrışmanın temelinde ada ekonomisinin tamamen ve sadece turizme dayalı hale gelmiş olması var. Ada esnafı, aileleri ve çalışanları için günübirlik ve konaklamalı turizmden başka gelir kaynağı söz konusu değil. Turizm yönetilmediğinden ticari sektörün tercihleri ve sunumları turizmin şeklini ve muhtevasını tek başına belirleyen haline geliyor. Büyükada’da turizm ağırlıkla kısa zaman diliminde çok sayıda günübirlik gelen ziyaretçiye hitap etmeye çalışarak gelirini arttırmaya çalışan, bunun için ziyaretçilerin yeme-içme ve plaj gibi temel beklentileri üzerine inşa edilen bir sunum üzerinden ilerliyor. Sonuç ada kültürü ile alakası olmayan, ortalama beklentilere yönelik hizmet geliştiren, kitlesel üretim ürünlerinden kazanmaya çalışan, mekânsal yayılma ile gelir maksimizasyonu arayan bir turizm sektörü oluyor. Adalara büyük sayılar şeklinde inen ziyaretçilerin adalarda bıraktığı iz bir turizm baskısı şeklinde yaşanıyor. Turizmin çeşitlenmesini ve adaların sürdürülebilir koruma ve gelişimine katkıda bulunacak şekilde turizm sektörünün organize olmasını, uzun vadeli geri dönüşler için yatırım yapabilir duruma gelmesini sağlayacak teşvik ve yönlendirici mekanizmalar olmadığında varılan bu durum şaşırtıcı değil.
Adanın esnaflar dışındaki sakinleri için bu şekilde yaşanan turizm bir yük—hem yaşam kalitesi bakımından hem de adanın kimliğinin kırılganlaşması bakımından. Bu durumda sorulması gereken soru adalara yönelmiş turizm nasıl olmalı ki hem adaların ekonomisine katkıda bulunsun, ekonominin kaynağını çeşitlendirebilsin, yaşam kalitesi hem ziyaretçisi, hem de sakini ve esnafı için gelişebilsin, hem de adanın kimliğinin, kültürel ve doğal değerlerinin korunması ve yaşatılmasına katkıda bulunsun.
Ekonomisi tamamen turizm gelirine bağlı olan, bu gelirin tamamen serbest piyasa işleyişine bırakıldığı bir durumda beklenen senaryo yılın belirli ayları ve günlerinde sakinlerinin kendi köşelerine çekildikleri bir tema parkı gibi işleyen, geri kalan zamanlarda ada olmanın getirdiği dezavantajların fazlasıyla devreye girmesi ile ıssızlaşan Büyükada olacaktır. Bu senaryonun alternatiflerinin tartışılmasına Koruma Amaçlı İmar Planlaması sürecinde başlanmış, Plan’da bir vizyon ortaya konmuştu. Önümüzdeki süreçte bu vizyonun yeniden ele alınarak geliştirilmesi için Adalılar olarak uğraşacağımıza şüphe yok.
Yayınlanma Tarihi: 08 Eylül 2026 / Son Güncellenme: 08 Eylül 2026
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.
Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.