Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 250 – Nisan 2026      Adalı Gezginler’in Sri Lanka Seyahati

Adalı Gezginler’in Sri Lanka Seyahati


DAMBULLA-KANDY-NUWARA ELIYA-ELLA-YALA-GALLE-COLOMBO.

1. ve 2. GÜN / 03-04 MART / İSTANBUL-COLOMBO-DAMBULLA

İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminal’inde saat 17:00’de grup arkadaşlarımız ve daha önce birlikte keyifli bir Vietnam, Kamboçya turu yaptığımız Siam Tur rehberimiz bölgenin uzmanı Barış Yumrukçu ile buluşuyoruz. Saat 20:20 de kalkan THY uçağı ile İstanbul’dan ayrılıyoruz. Yedi buçuk saatlik bir yolculuktan sonra sabahın erken saatlerinde başkent Colombo’dayız. Ülkeye vize veya kapı vizesi ile giriliyor. Arada iki buçuk saat gibi ilginç bir zaman farkı var. İlk kez buçuklu saat farkına şahit oluyorum. Havaalanı dışında taksiler ve tuk tuklar bekliyor. Bu şehirde kalmayıp yola devam edeceğiz. Ayağımızın tozu ile yepyeni ve rahat bir otobüse biniyor ve Hint Okyanusu’nun incisi denilen bu yemyeşil ve doğa harikası ada ülkesini keşfetmek için yola koyuluyoruz.

 

Sri Lanka, Hindistan’ın güney doğusunda Palk Boğazı ile ayrılmış büyükçe bir ada. Yüzölçümü 65.610 km kare, nüfusu Mart 2026  itibariyle 23.315.132 kişi. Marco Polo ‘ya göre burası dünyadaki en güzel adalardan biri. On iki millî parkında değişik yaban hayatı gözlemi yapılıyor. Karada yoğun bir leopar popülasyonuna, Asya fillerine, denizlerinde ise yunus ve mavi balinalara ev sahipliği yapıyor. Ayrıca rafting, sörf, scuba, mercan kayaları dalışları için bir cennet sayılıyor. Ayurveda terapi merkezleri, yıl boyu düzenlenen festivalleri, Budist tapınakları ve dünyanın sekizinci harikası kabul edilen Sigiriya kayalıkları ile nadide bir ülke durumunda.

Sri Lanka’ya M.Ö. 5. yüzyılda Kuzey Hindistan’ın Hint-Ârî ırkından Sinhalîler ve M.Ö. 3. yüzyılda Güney Hindistan’dan Dravidî Tamiller gelip yerleşmiş. Ada günümüzde kendine has bir kimlik ve kültür ile Hindistan ve diğer Uzak doğu ülkelerinden ayrılıyor. Ülke 1505’te Portekiz, 1638’de Hollanda, 1796’da İngiltere sömürgesi olmuş. Bağımsızlığını da 4 Şubat 1948’de ilan etmiş. Ancak İngiliz etkisi hâlâ hissediliyor. Trafik bize göre tersten yani soldan işliyor. Arap tüccarlar burayı Serendib olarak bilirmiş. Ülkenin ismi 1948-1972 yılları arasında Seylan’mış ama 1972 yılında Sanskritçe “Kutsal Toprak” anlamına gelen Sri Lanka olarak değiştirilmiş. Ülkenin yakın geçmişindeyse kanlı bir iç savaş var. 1983 yılında Tamil Kaplanları, adanın kuzeyinde ve doğusunda bağımsız bir Tamil devleti kurulması amacıyla hükümete karşı ayaklanmalar başlatmış. Yirmi altı yıl süren çatışmaların ardından 2009 yılında Sri Lanka Ordusu, Tamil Kaplanları’nı yenmiş ve iç savaş sona ermiş. Sri Lanka günümüzde güvenle gezilebilecek bir ülke. Nüfusun dörtte üçü Sinhala halkı ve Budizm inancına sahip. Müslüman Moro halkı yüzde on ve kalanlar Hindu, Hristiyan vs. Sri Lanka‘da okuryazarlık oranı yüksek ve nüfusun yüzde doksan ikisinden fazlası okuryazar. Sri Lanka hükümeti eğitimi çok ciddiye alıyor ve okuryazarlık her yıl daha da artıyor. Yol boyunca pek çok okula ve özellikle üzerinde college yazan özel okullara rastlıyoruz. Öğrenciler bembeyaz okul formaları giyiyorlar ve bu giysiler esmer tenlerine çok yakışıyor. Sri Lanka’nın ulusal bayrağı dünyanın en eski bayraklarından biri. Efsaneye göre, Sri Lanka’nın kurucusu olan Prens Vijaya, 5. yüzyılda Hindistan’daki Sinhapura’dan ülkeye gelmiş. Sinhapura aynı zamanda “Lion City” olarak da biliniyor. Bundan dolayı olsa gerek bayraklarında kılıç tutan bir altın aslan yer alıyor.  Para birimi Rupi. Beş yüz Rupi bir buçuk Dolar civarında. Ülke, bize göre ucuz sayılabilir. Sokaklar genellikle temiz. Biz kuru sezona rastladığımız için hiç yağmura yakalanmadık. Hava sıcaklığı da İstanbul’un güzel yaz sıcağı gibiydi, ben şahsen hiç rahatsız olmadım. Ayrıca yine şansımıza sivrisineklere de rastlamadık.

Colombo havalimanından doğrudan hareketle Dambulla’ya doğru yola koyuluyoruz. Yolumuz üzerinde çok sayıda fili yakından görme imkânı bulduğumuz Pinnawala Fil Yetimhanesi var. 1975’te terk edilmiş ve yaralanmış fillerin bakımı için kurulan tesisteki fil sayısı altmış beşin üzerindeymiş. Burada nehir manzarası eşliğinde fillerin yıkanışını seyrederken teraslı açık büfe restorandan yemeklerimizi alıyoruz. Böylelikle ilk kez Sri Lanka mutfağı ile tanışıyoruz. Bol acılı çeşitler zorlayıcı. Kendimize uyan birkaç çeşit buluyoruz. Yemek sonrası çok sayıda filin yakınında yürüyoruz. Bu sevimli devler gruplar halinde yakınımızda dolaşıyorlar. Bir tabak meyve satın alıp muz, karpuz ve ananas ile filimi besliyorum. Başını okşuyorum. Aramızda alçak bir çit olmasa sanki kucaklaşacağız. Sonra yolumuza devam ediyoruz. Dambulla’ya varışımız ve otelimize yerleşme sonrası bahçedeki sonsuzluk havuzunda bakir manzaraya karşı günün yorgunluğunu çıkaranlar oluyor. Akşam yemeği zengin büfesi ile göz dolduruyor. Otelimiz insan yapımı rezervuar bir gölün kenarında kayaların üstüne kurulmuş. Tabiatın içinden beliriveren kütlesi ile gerçekten büyüleyici. Çok beğeniyoruz. Odamızın karşısındaki dev ağaçta onlarca maymun sen şakrak akrobasi yapıyor. Daha ilk günden bu bakir tabiatın içine çekiliyoruz. Kandalama Barajı kıyısında yer alan beş yıldızlı Heritance Kandalama, ünlü Sri Lanka’lı mimar Geoffrey Bawa tarafından tasarlanmış, doğayla bütünleşen ikonik bir tasarıma sahip. Kaya yüzeyine entegre yapısı, muhteşem orman ve göl manzaralı sonsuzluk havuzları doğayla iç içe, kayaların ve yeşilliğin içine gömülü, sarmaşıklarla kaplı dış cephesi ve geniş odaları, geniş pencereleri, ahşap süslemeleri ve geniş balkonları var. Balkon kapılarında ve giriş kapısında şirin maymun çıkartmalarının altındaki yazı oldukça matrak. “Lütfen bizi beslemeyin başınıza bela oluruz” gibi şeyler yazıyor.

2. GÜN / 05 MART / DAMBULLA-SIGIRIYA-POLONNARUWA-DAMBULLA

Sıcağa kalıp zorlanmamak için sabah beşte uyanıp kahvaltı yaptıktan sonra dünyaca ünlü kadim kayalık kale Sigiriya’nın keşfine çıkıyoruz. Devasa bir kaya olan Sigiriya Antik Kenti, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Sri Lankalılar, Sigiriya’nın dünyanın sekizinci harikası olduğu söylüyor. Ağaçlar ile kaplı ovanın ortasında beliriveren dev kaya kütlesi gerçekten büyüleyici. Yakınlardaki mağaralarda M.Ö 5500’de yaşayan insanların izleri bulunmuş. Kral Kashyapa I (M.S 477-495) babasını öldürüp başa geçince kardeşinin korkusundan mecburen bu kayanın üzerine, saray ve kale, kayanın bir tarafına da aslan biçiminde bir geçit inşa ettirmiş. Dev aslan ayakları merdivenlerin iki yanında yer alıyor. Buranın ismi de bu yapıdan geliyor: Sīnhāgiri, Aslan Kayası (Singapur’un Sanskritçe adı olan Aslan Şehri Sinhapura’ya benziyor). Kral on sekiz yıl burada korku içinde yaşayıp sonra hayatına son vermiş. Ölümünden sonra başkent terk edilmiş. Kayanın zirvesine su bahçeleri, çeşme sistemleri, kayanın eteklerine hendek ve duvarlar yaptırmış. Saray binası da 13. yüzyıla kadar bir Budist manastır olarak kullanılmış. Sigiriya Kayası yerden iki yüz metre, deniz seviyesinden üç yüz altmış metre yüksekte yer alıyor. Kayalık alana kadar merdivenlerden çıkılıyor, kayalık alandan demir merdivenler ile tırmanılıyor. Toplamda bin iki yüz basamak, kayalık kısımdaki basamakların kenarında tutunma yeri var. Toplam iniş-çıkış süresi hızlı tırmananlar için iki saat sürüyor. 5. yüzyılda inşa edilen “Gökyüzündeki Şato”nun konumlandığı bu kaya parçası Sri Lanka adasındaki en ilgi çekici yerlerden. Şatoya çıkan merdivenlerde tarih öncesinden kalma çizimlerden günümüze ulaşan kadın figürlerini görmek mümkün. Grubumuz kademe kademe sekiz yüz basamağı tırmanıyor. Arada taraçalar ve bahçeler, hendekler ve havuzlar var. Bazı merdivenler çok dik nefes kesiyor. Sekiz yüzde durup aslan ayaklarının arasında grup resmi çektiriyoruz. Son dört yüz basamak oldukça dik; zirvede insan yapımı granit havuzlar bulunuyor ve en tepeden aşağıya bakmak daha güzel diye anlatıyor çıkanlar.

Öğle yemeğinden sonra ise yine bir UNESCO Dünya Mirası olan Sri Lanka’nın ikinci büyük kenti Polonnaruwa’ya gidiyoruz. 11. ile 13. yüzyıllar arasında Sri Lanka’nın başkentliğini yapan kentte bu yıllardan kalma Kraliyet Sarayı kalıntıları, Budha’nın Sinhala taş oymacılığının en iyi örneklerinden olan değişik duruşlardaki heykelleri, kabul holü, nilüfer havuzu, Kral Parakramabahu’nun heykeli ve kendisinin yaptırdığı gölü gezip, Shiva Tapınağı ve diğer tapınakları görüyoruz. Kutsal alanlara girişte ayakkabılar, şapkalar çıkarılıyor, kolların ve bacakların açık olmamasına dikkat ediliyor. Ahşap atölyesi ziyaretinde abanoz ağacından ve diğer ağaçlardan el yapımı objeler çok estetik. Masklar çok sanatsal, doğal boyalar ile boyanıyor ve nazar, hoşgörü, kardeşlik gibi duygulara göre işlenmişler. Taşımak zor diye beğensek de alamıyoruz. Gezinin bitiminde otele dönülüyor. Akşam yemeği ve geceleme otelimizde. Bu gece de aynı otelde kalıyoruz. Yol ve gezi yorgunluğu sürüyor, erken yatıyoruz.

4. GÜN / 06 MART / DAMBULLA-MATALE-KANDY

Kahvaltıdan sonra Dambulla Mağara tapınakları görmeye gidiliyor. Yola çıkmadan önce de biliyorduk ama rehberimiz yeniden uyarıyor. Sri Lanka’da tapınaklara girerken kadın ve erkekler dizlerinin altına uzanan kıyafetler ve dekolte olmayan üstler giymeliler. Tapınak girişlerinde ayakkabılar çıkarılıyor. Yanımızda getirdiğimiz galoşları veya çorapları giyiyoruz. Şapka takmak da kesinlikle yasak. Bir önceki gün de bu konuya özen göstermiştik. Kral Walagamba on dört yıllık sürgünü esnasında yaşadığı mağara odalarını tahtına kavuştuktan sonra, bir mağara tapınak kompleksine çevirmiş. Budizm imgeleriyle dolu tapınaklarda yüze elli adet Buda’ya ait gerçek boyutta heykeli de görmek mümkün. Ülke Budizm’i kabul etmeden önce insanların bu mağara kompleksinde yaşadığı sanılıyor. Dambulla Kraliyet Mağara Tapınağı, (Altın Tapınak) UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

Tapınak turunun ardından Sri Lanka’nın eski başkenti Kandy’e doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Matale Baharat Bahçeleri’ni gezerek çok iyi bildiğimiz birçok baharatı dalında görme fırsatını yakalıyoruz. Burayı bir tıp doktoru ve gönüllü çalışan asistanları yönetiyor. Bahçede tanıdığımız, tanımadığımız pek çok baharatın ağaçlarını ve şifalı otları görüyor ve uzman doktordan bunların vücudun hangi organını iyileştirdiğine dair bilgi alıyoruz. Merkezde çalışan asistanlar eklem ağrısı çekenlere yağ ve kremler ile masaj yapıyor. Sigirya kayasında yüzlerce basamak çıkmama rağmen bu yağlı merhemli masaj iyi gelmiş olsa gerek ki İstanbul’dan beri çektiğim diz ağrım yok olup gidiyor. Tabii hemen merkezîn alışveriş bölümünden herkes ihtiyacına göre çeşit çeşit doğal ilaçları alıyor; en yüksek harcamayı burada yapıyoruz. Gezi sonrası yenen öğle yemeğinin ardından yolumuza devam ederek Kandy’deki otelimize giriyoruz. Kandy’deki otelde akşam yemeği sonrası güzel sesli arkadaşlarımızdan (Behiye ve Halim) dinlediğimiz Türk Sanat Müziği şarkılarına biz de eşlik ediyoruz. Gece ilerlerken Macit’in çaldığı keyifli piyano parçaları ile dans edip, Pınar’ın güzel sesi ile söylediği Kalamış şarkısı ile odalarımıza çekiliyoruz. Kandy‘i çok beğendim; yemyeşil, temiz ve keyifli bir şehir. Sık sık tepelerde ve cadde seviyesinde stupalara (Budist tapınakları) ve Buda heykellerine rastlıyoruz. Cami ve kiliseler de var. Otelimizin balkonundan ezan sesi ve Budist rahiplerin ilahiye benzer dualarını sıkça duyuyoruz. Beş yıldızlı Earl’s Regency Kandy Oteli de çok güzel, çok beğendim, yamaçta kurulmuş, harika manzarası, rengarenk tropikal çiçekler ve ağaçlarla  bezenmiş bahçesi, yorgunluk attığımız güzel bir havuzu ve havuz başı var.

5. GÜN / 07 MART / KANDY-PEREDENIYA-KANDY

Kahvaltıdan sonra inanılmaz çeşitlilikte ağaç, bitki ve çiçeklere sahip Peradeniya Kraliyet Botanik Bahçeleri’ni dolaşmaya gidiyoruz. Toplam yüz kırk yedi hektar alana yayılmış ve yıllık iki milyon ziyaretçi çeken bu bahçenin içerisinde kırk binden fazla çeşit ağaç, orkide, baharat, ilaç özelliği olan bitki, palmiye ağaçları ve ulusal Sri Lanka bitki müzesi bulunuyor. Yabancı devlet adamları ve kralların, kraliçelerin ve önemli kişilerin diktiği nadide ağaçlar var. Botanik bahçesi sonrası bir vadinin içinde bulunan Kandy Şehri’ni geziyoruz. Kandy şehri 1815 yılında İngiliz idaresine alınmadan önce Sinhala Kralları’nın son başkentiymiş. Burada Kandy Çarşısı’nı, göl kenarını gezip, bir mücevher işleme ve el sanatları merkezinde duruyor ve yine alışveriş yapıyoruz. Öğle yemeğinin ardından Kandy Şehri’ni Budistler için kutsal kılan “Buda’nın dişi” kutsal emanetinin içinde tutulduğu “Dalada Maligawa” tapınağını geziyoruz. Tur bitiminde Sri Lanka kültürünü yansıtan bir kültürel şov seyretmeye gidip, şovun ardından otobüsle otele dönüyoruz. Biz şovu es geçip Kandy’de biraz daha gezdik. Hem otantik, hem modern caddelerden geçtik. İnsanların arasına karıştık. Sonra tuk tuklara binip etrafı seyrederek otelimize döndük, havuz başında dinlendik. Akşam yemeğinde şova gidenlerle buluştuk. Yemekler her zaman olduğu gibi bol baharatlı, acılı, çorbalar, tropikal meyveler ve dondurma çeşitleri lezzetli.

Devamı gelecek sayıda…


Yayınlanma Tarihi: 09 Nisan 2026  /  Son Güncellenme: 09 Nisan 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.