Paylaş
Tüm Sayılar      2023      Sayı 221 – Kasım 2023      Gönül İşleri

Gönül İşleri


Üniversitelerin açılmasıyla birlikte, saha çalışması yapmak üzere Adalar’ı ve Adalar Müzesi’ni ziyaret eden öğrencilerin sayısında yine gözle görülür bir artış oldu. E bu da normal tabi, zira gerek doğal, kültürel ve tarihi katmanları, gerekse yıllar içinde geçirdiği mimari, sosyal ve demografik değişimleri ile Adalar bir mikrokozmos aslında. Diğer bir değişle farklı unsurları barındıran minicik bir evren kendi içinde. Hâl böyle olunca, yediden yetmişe her yaştan meraklı gözleri de kendine çekiyor.

İlgi alanları ve çalışma konuları birbirinden farklı gözükse de aslında temel bir noktada buluşan iki farklı grup Kasım ayında Adalar Müzesi ve Aya Nikola bölgesinde misafirimiz oldu. Bunlardan ilki 2 Kasım Perşembe günü hocaları Doç. Dr. Nilay Özlü ile Büyükada’ya gelen İTÜ Peyzaj Mimarisi Bölümü ikinci sınıf öğrencileriydi. Aya Nikola çevresinde bir proje çalışması yapan yirmi öğrenciyi Adalar Vakfı Başkanı, yüksek mimar Ali Erkurt karşıladı.

“Konumuz Aya Nikola mevkii ile ilgili bilgi paylaşmak, bildiklerimi aktarmak ve müzenin olanaklarını onlar için seferber etmekti. Aya Nikola, Büyükada tarihinde çok özel bir yere sahip. Kayıp tarih. Bundan yüzyıllar önce capcanlı bir hayatı yaşayan Büyükada’nın kalbi. Ada’nın bugün anlatılamayan hikayelerinin, bilinmezlerinin olduğu yer. Adanın güneydoğu sakin limanına bakan denizcilerin, balıkçıların, çiftçilerin, garnizon askerlerinin ve batık kilisenin papazlarının olduğu yer, sahici insanların yaşadığı ada köyü. Balıkların geçiş yaptığı dalyan ve karşısında Terebinthos (Sedef) adasına uzanan iki kulaçlık deniz. Manastırın sürgünlerinin acılı bahtları ile yalnız kaldıkları karanlıklar. Bizans prensinin kalesi. Baltaoğlu Süleyman Paşa’nın fütuhatına karşı direnen askerler. Güzel güneş ve ılık rüzgarların okşadığı bostanlar, kim bilir ne güzelliklerle içilen şaraplar ve söylenen şarkılar. Biraz okuduklarım bana bunları söyletiyor. Biraz da hayal ediyorum. Aklıma gelen bilgi serpintilerini bizi ziyarete gelen genç dostlarımın tepesine konfeti gibi savurdum. Hangi zerre kime düştü bilmiyorum. Tek hissettiğim bunca geçmiş olayın varlığını hissetmenin ve hissettirmenin gönlümden gelen coşkusuydu. Bu coşkunun genç meslektaşlarımın gözlerinde yansıdığını görmek umuttu. Onların merakını kıpırdattırmak her gün üzüntüsünü yaşadığımız kayıp bostanımızın kimliğini tekrar kazanmasında fayda edecektir diyeydi umudum. Hayalim ve umudum. O gün heyecanlı ve ilgili yaklaşık yirmi müstakbel meslektaşımla birlikte olmaktan büyük keyif aldım,”

diye anlattı gezi sonrası sohbetimizde öğrencilerle geçirdiği saatleri.

Erkurt ne de güzel ifade ediyor bütün bu katmanları. Gerçekten de Adalar’ı düşündüğümde ilk ve sürekli aklıma gelen bir sözcük var: palimpsest. Yunanca’dan türetilen bu sözcük, “yeniden” ve “kazınmış” anlamlarını barındırıyor. Papirüs yüzyıllar önce bugünküne kıyasla bin bir zorlukla elde edilebildiğinden ve pahalı bir malzeme olduğundan, tekrar tekrar kullanılıyor. Parşömen yaprakları suyla siliniyor, mürekkep kazınıyor ve görece temizlenen papirüse bu kez yeni yazılar yazılıyor. Eski izler tamamen silin(e)mediği için yenilerinin altından kendini belli edebiliyor. Bazen yeni yazıyı kazıyarak eskisine dönmek bile söz konusu olabiliyor. Bu yapraklardan oluşan belgeler de palimpsest adını alıyor.

Palimpsest kavramı uzunca bir süredir bellek alanında çalışanlarca bir eğretileme (metafor) olarak kullanılıyor. Hatta kimi durumlarda bunun da ötesine geçerek özellikle kentsel alanda, mimaride, mekân tanımlamalarında eski ile yeninin iç içe geçtiği, izlerin tümüyle silinmeden bir arada var olduğu ve okunduğu bir katmanlaşma olarak ifade buluyor.

Bizde sıklıkla mimari ve mekânsal anlamıyla kullanılsa da aslında palimpsest olgusunu kültürel ve sosyolojik katmanlara uyarlamak da mümkün. Nitekim Adalar’da da bu katmanlaşmanın (stratification) her türlü tezahürünü görüyoruz. Merak edip biraz karıştırdım, acaba Adalar’ı palimpsest üzerinden çalışmış kimse var mıdır diye. Ekim 2022’de Yakın Mimarlık Dergisi’nde Dr. Amil Faruk Gezen ve Prof. Dr. Şengül Öymen Gür tarafından yayınlanmış, “Tarihsel Süreçte Bir Palimpsest: Büyükada” başlıklı bir araştırma makalesine denk geldim.[1] Bu da yine bir mimari okumaydı Adalar’ın farklı katmanlarını mercek altına alan. Kendime not düştüm. Bu mikrokozmosta çalışacak onca konu varken salt mimarlık açısından bir palimpsest olmamalı Adalar. Bu yörenin belleği zaten başlı başına eskinin izlerini silmeden üzerine yazılan ama geçmişi de okumaya olanak tanıyan her türlü malzemeyle dolup taşıyor. Tıpkı Erkurt’un tanımındaki gibi, “bunca geçmiş olayın varlığını hissetmenin ve hissettirmenin gönlümden gelen coşkusu.”

Ali Erkurt’un, “konumuz Aya Nikola mevkii ile ilgili bilgi paylaşmak, bildiklerimi aktarmak ve müzenin olanaklarını onlar için seferber etmekti” ifadesi ikinci öğrenci grubuna da farkında olmadan atıfta bulunuyor aslında: bu kez sıra, YTÜ’de farklı dallarda öğrenim gören lisans öğrencilerimde. 4 Kasım Cumartesi günü Adalar Müzesi’nde “Gönüllük” dersi kapsamında çalışma yapmak üzere adaya gelen on dört öğrencim ile iskelede buluşuyoruz. Müzeye keyifli bir yürüyüş yaptıktan sonra konuşmacılarımız Ayten Şele, Gül Bolulu, Ali Erkurt ve Teyfur Erdoğdu’yu dinlemek üzere toplantı salonuna yerleşiyoruz. Sınıfta birkaç haftadır “Gönüllülük” (Volunteerism) konusunun teorik açılımlarını kapsadığımız için çocuklar konuya aşina. Ancak uygulamasını gönüllülüğe gönül vermişlerden dinlemek farklı bir deneyim. Nitekim neredeyse üç saat göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ayten Şele Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’nı ve Büyükada’ya yerleştiği günden itibaren yaşadığı gönüllük deneyimini paylaşıyor, Gül Hoca farklı işlerini içeren çok keyifli bir sunumun ardından öğrencilere algı, dayanışma, güven ve ifade ile ilgili nefis bir oyun oynatıyor, Ali Bey Adalar Müzesi ve Adalar Vakfı’nın gönüllülük esası üzerinden sürdürülebilirliğini aktarırken, Teyfur Hoca da gönüllüğün etik boyutunu ve farklı sorunsallarını getiriyor gündeme.

Ortaya çıkan tablo çok net. Burası bir gönül adası. Gönüllüğün mikrokozmosu bir anlamda. Başınızı çevirdiğiniz her yerde, her konu ile ilgili gönüllü görüyorsunuz. Çöplerden, hayvanlara, orman yangınından, ulaşım ve imar sorunlarının çözümlenmesine, toplumsal cinsiyet eşitliğinden şiddete, kültür sanattan spora. Gönülden çabalarla, gönüllü desteği ile, gönüllülüğün tüm temel ilkeleri olan karşılıksız yardım, “ben” değil “biz” olabilme, zaman ve emek sarf etme, dayanışma içinde hareket edebilme ile yürüyor işler… Bir de tabi altını çizmeden geçemeyeceğimiz bir yanı daha var gönüllülüğün: sürdürülebilirlik. İlgi alanı her ne olursa olsun, bir kereye mahsus değil, devamlılığını kişiler değil çatılar üzerinden sağlayabilecek bir gönüllülük zincirinin oluşturulması en kritik nokta. Adalar’da hepsi var. Yeter ki kimse kimseye gönül koymadan, senin alanın benim alanım demeden, tek nihai amaçta, bu Adalar mikrokozmosunun, bu nadir palimpsestin biricikliğini koruyarak devamlılığını sağlamak için birlik olabilsin.

Gönlümüzden geçen bu.


[1] file:///Users/melisseyhun/Downloads/AmilF.Gezen-SengulO.Gur.pdf


Yayınlanma Tarihi: 07 Kasım 2023  /  Son Güncellenme: 07 Kasım 2023


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.