
İstanbul Şişli’de dünyaya gelen Serdar Taştanoğlu, Kıbrıs kökenli bir anne ile Kafkas kökenli bir babanın çocuğu olarak kültürel çeşitliliğin içinde büyüdü. Eğitimci olan babasının görevi nedeniyle çocukluk ve gençlik yıllarında Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşadı, farklı şehirlerde eğitim gördü. Bu hareketli yaşam, farklı kültürleri tanımasına ve ilerideki sanat anlayışının şekillenmesine önemli katkılar sağladı.
Çocukluk yıllarında resim ve müziğe olan yeteneği fark edilen Taştanoğlu, bu alanlarda kendini geliştirmeye çalıştı. Yakın akrabası olan Türk Sanat Müziği sanatçısı rahmetli Tülin Korman başta olmak üzere sanat çevresinden aldığı ilham, müzik yolculuğunun temel taşlarından biri oldu. Her ne kadar ailesinin yönlendirmesiyle farklı bir meslek yolunu tercih etmiş olsa da sanata olan ilgisini hiçbir zaman bırakmadı.
Lisans eğitiminin ardından iktisat ve denizcilik alanlarında iki ayrı yüksek lisans programını tamamladı. Bunlardan birini Türkiye’de, diğerini ise Hollanda’da tam burslu olarak gerçekleştirdi. İyi derecede İngilizce bilen Taştanoğlu, aynı zamanda altı yıl boyunca özel İngilizce eğitmenliği yaparak eğitim ve iletişim alanında önemli tecrübeler kazandı.
Müzik çalışmalarına ritim, usul bilgisi ve ud eğitimi alarak başladı. Çeşitli korolarda ud sanatçısı ve solist olarak görev yaptı. Yıllar içerisinde klasik Türk müziğinden dünya müziklerine, halk müziklerinden popüler müziklere kadar farklı alanlarda yaklaşık on beş ayrı eğitmenle çalışma fırsatı buldu. Bu süreçte yalnızca müzikal birikimini artırmakla kalmadı, farklı eğitim yaklaşımlarını da gözlemleyerek kendi koro eğitim modelini oluşturdu.

2011 yılında Dragos Musiki derneğini kurdu. 2016 yılından itibaren koro şefliği yapmaya başlayan Serdar Taştanoğlu, son on yıl içinde birçok farklı topluluğun kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. İstanbul Kültürler Korosu, Nikomedia Tolerans Ensemble (Kocaeli), Kadıköy Müzik Gönüllüleri Bostancı Dünya ve Etnik Müzik Korosu, Türk Dünyası Müzikleri Korosu gibi topluluklarda şeflik ve sanat yönetmenliği yaptı. Halen Dragos Musiki Derneği Başkanı ve İstanbul kültürler, Türk Dünyası, Bostancı Dünya Etnik Koroları’nın Şefi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Yaz aylarını Büyükada’da, kış aylarını ise İstanbul Maltepe’de geçiren Serdar Taştanoğlu, müzik çalışmalarının yanı sıra araştırmacı-yazar kimliğiyle de tanınmaktadır. 2015 yılından bu yana çeşitli gazete, dergi ve internet platformlarında kültür, müzik, seyahat ve toplum konularında makaleler kaleme almaktadır. İkisi seyahat anıları üzerine biri müzik ile ilgili bir araştırma olmak üzere yayımlanmış üç kitabı bulunmaktadır.
Koroları otuz beş yurtdışı, üç yüz yirmi beş yurtiçi etkinlik gerçekleştirmiştir.
NB: İyi günler Serdar Bey, özgeçmişinizde bugüne kadar yaptıklarınızı ve bugüne nasıl geldiğinizi anlatmışsınız. Farklı ve çoğu zaman bilinmeyen dillerde eserler seslendiriyorsunuz. Bu durum koristleri zorlamıyor mu? Bu süreci nasıl yönetiyorsunuz?
ST: Aslında bu işin temeli, farklı dil ve kültürleri sevmekle başlıyor. Bir koro şefi, önce kendisi o dili, o eserin telaffuzunu, anlamını, müzikal karakterini ve tüm nüanslarını öğrenmelidir. Ben de her yeni eseri önce uzun bir hazırlık sürecinden geçiriyor, daha sonra koroma aktarıyorum.

Benim yabancı dillere olan ilgim, ilkokuldan sonra yatılı burslu olarak okuduğum Ankara Yükseliş Koleji’nde başladı. Almanca ve ardından İngilizce eğitimi aldım. Daha sonra yurt dışında eğitim görerek farklı ülkelerden insanlarla aynı ortamı paylaşma fırsatı buldum. Çocukluğum ise İstanbul, Malatya, Şanlıurfa, Çanakkale, Biga, İzmit, Bursa ve Ankara gibi farklı şehirlerde geçti. Kafkas kökenli bir baba ile Kıbrıs Türkü bir annenin çocuğu olarak büyümem de kültürel çeşitliliğe doğal bir yakınlık kazandırdı. Bütün bunlar, farklı dillere ve kültürlere karşı önyargısız bir bakış açısı geliştirmemi sağladı.
Müzik eğitimindeki yöntemimin temeli ise aslında öğretmenlik yıllarıma dayanıyor. Yaklaşık altı yıl özel İngilizce öğretmenliği yaptım. Bana gelen öğrencilerin büyük bölümü, İngilizceyi sevmediğini düşünen, başarısız olmuş ya da öğrenmeye karşı direnç geliştirmiş çocuklardı. Onlara “İngilizceyi en kolay ve en kalıcı şekilde nasıl öğretebilirim?” sorusuna cevap ararken; hafıza teknikleri, görsel çağrışımlar, kişiye özel öğrenme yöntemleri ve motivasyon üzerine kendi sistemimi geliştirdim.
Bugün aynı eğitim anlayışını korolarımda da uyguluyorum. Her korist aynı yöntemle öğrenmez. Bu nedenle kişiye göre farklı teknikler kullanıyor, güven duygusunu oluşturuyor ve önce “başarabileceğine” inanmasını sağlıyorum. Çünkü bana göre koro şefliği sadece tempo vermek değil; aynı zamanda iyi bir eğitimci, iyi bir psikolog ve iyi bir motivasyon kaynağı olmayı gerektirir.
Elbette bu çalışmalar ciddi bir disiplin ister. Yabancı dilde bir eser, Türkçe bir esere göre kat kat fazla emek gerektirir. Bu yüzden haftada bir-iki saatlik klasik koro çalışmalarının çok üzerinde, haftada iki-üç gün, dört-beş saat süren yoğun provalar yapıyoruz. Bu çalışma disiplini sayesinde koristlerimiz zamanla yalnızca notaları değil, o dilin karakterini ve telaffuzunu da doğal biçimde kazanmaya başlıyor.
Koroya ilk geldiklerinde “Ben bunu asla söyleyemem.” diyen birçok arkadaşımızın, birkaç ay sonra o dili konuşan sanatçılar kadar doğru telaffuzla eser seslendirdiğini görmek hem onlar hem de benim için en büyük mutluluk oluyor. Sanırım başarımızın sırrı da burada yatıyor: Tesadüflere değil; planlı çalışmaya, doğru eğitim yöntemlerine, disipline ve yıllar içinde geliştirilmiş bir sisteme dayanıyoruz.
Aslında benim eğitimcilik anlayışım yalnızca altı yıllık İngilizce öğretmenliğine dayanmaz. Bunun temeli çok daha eskiye, öğrencilik yıllarıma uzanır. O yıllarda kendime sürekli şu soruyu sorardım: “En az zaman harcayarak bir konuyu en iyi nasıl öğrenebilir ve en yüksek başarıyı nasıl elde edebilirim?” Bu arayış, zamanla bana kendime özgü öğrenme teknikleri kazandırdı. Hafıza yöntemlerini, görsel çağrışımları ve bilgiyi kalıcı hâle getiren pratik yolları önce kendi üzerimde denedim ve başarılı oldum.

Bakın ikinci yüksek lisansımı Hollanda Hükümet bursunu kazanarak İngilizce olarak yapmak üzere o ülkeye gittiğimde dünyanın muhtelif ülkelerinden sınav kazanıp gelen kırk sınıf arkadaşım olduğunu gördüm, bu insanların çoğunun ilk resmi dilleri veya ikinci resmi dilleri İngilizce olanlardı Bu çetin eğitimi nasıl yapacağım düşüncesi sonrası yine hafıza tekniklerinden yararlandım, konuların özünü tespit edip şema haline getirdim ve kırk öğrenci içinde mezun olan sadece on iki kişiden biri oldum
Bu nedenle bugün koro çalışmalarında kullandığım yöntemler de tesadüfen oluşmuş değildir. Yıllarca farklı yaş gruplarında ve farklı alanlarda edindiğim eğitimcilik tecrübelerinin, hafıza tekniklerinin ve kişiye özel öğretim anlayışının doğal bir devamıdır.
NB: Yaşadığınız zorluklar, engellemeler ve haksız eleştiriler olmuştur diye tahmin ediyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Dil dışında yaşadığınız zorluklar ve eleştiriler neler oluyor?
ST: Elbette bu kadar farklı kültürleri ve dilleri bir araya getiren bir projede zaman zaman eleştirilerle ve çeşitli zorluklarla karşılaşıyoruz. Bunlar çoğu zaman ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal konjonktüre göre değişebiliyor.
Örneğin terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemlerde, bazı etnik dillerde eser seslendirmemizi yadırgayan, hatta bunu cesur ama riskli bulan insanlar oldu. Konserlerimize katılma konusunda tereddüt yaşayanlara da rastladık. Yine ülkemizin savaş veya siyasi gerilim yaşadığı bazı ülkelerin eserlerini repertuvara almamamız yönünde öneriler aldık. Ancak ben hiçbir zaman müziği siyasetle karıştırmadım. Müziğin; kültürleri tanımanın, önyargıları yıkmanın ve insanlar arasında köprü kurmanın en güçlü yollarından biri olduğuna inandım. Bugün geriye dönüp baktığımda, iyi ki bu anlayışımdan vazgeçmemişim. Çünkü bu konserlerin tamamı büyük ilgi gördü ve ayakta alkışlandı.
Hatta birkaç kez orkestramızda görev alan amatör müzisyenlerden, “O dilde müzik yapılıyorsa ben yer almam.” diyerek ayrılanlar da oldu. Açıkçası bu konuda kimseyi ikna etmeye çalışmadım. Çünkü bizim çatımız altında yer alacak insanların, farklı kültürlere saygı duyan ve müziğin evrensel diline inanan kişiler olması gerektiğini düşünüyorum.
Zorluklar sadece bunlarla da sınırlı değil. Bugüne kadar otuz beş yurt dışı konseri gerçekleştirdik. İngiltere ve Almanya dışındaki tüm organizasyonların vize süreçlerini bizzat ben yürüttüm. Yüzlerce belge, sayısız resmi işlem ve yoğun bir organizasyon trafiği yaşadık. Çok şükür, bugüne kadar hazırladığım dosyalardan dolayı vize alamayan tek bir koristimiz olmadı. Bu da disiplinli ve titiz çalışmanın önemini gösteren unutamadığım örneklerden biridir.
Yurt dışı organizasyonlarında ise koro şefi olmanın yanında kimi zaman rehber, kimi zaman organizatör, kimi zaman da bir aile büyüğü oluyorsunuz. İlk kez yurt dışına çıkan, heyecandan çocuklaşan, en basit konuda bile size danışan insanlar oluyor. Bir konser turnesinde kaybolan bir koristimizi saatlerce aradıktan sonra bulduğumda ona kızmak yerine sarılıp şükretmem, sanırım benim yöneticilik anlayışımı en iyi anlatan örneklerden biridir.

Ben koro şefliğini yalnızca müzik yönetmek olarak görmüyorum. Bu görev; eğitimciliği, liderliği, organizasyon becerisini, sabrı, empatiyi ve kriz yönetimini aynı anda gerektiriyor. Bugüne kadar karşılaştığım bütün zorluklar da bu anlayışımı daha da güçlendirdi.
NB: Bu konserleri gerçekleştirirken yaşadığınız ilginç anılar oldu mu? Bizimle paylaşır mısınız?
ST: Olmaz mı? Bugüne kadar otuz beş yurt dışı konseri gerçekleştirdim. Bunun yanında gerek başka şeflerin projelerinde gerekse kendi yönettiğim korolarla yüzlerce konsere imza attım. Toplamda yaklaşık üç yüz elli konserin organizasyonu, hazırlığı veya yönetiminde aktif olarak görev aldım. Özellikle son sezonda, 26 Haziran’daki İzmit Kapanca Festivali de dâhil olmak üzere otuz farklı etkinlik gerçekleştirdik. Böyle yoğun bir tempoda elbette unutulmaz anılar da birikiyor.
Aslında konserin kendisi kadar prova süreci de başlı başına bir macera. Bazen çok güldüğümüz, bazen stres yaşadığımız, bazen de o an için unutmak istediğimiz olaylar oluyor. Ama zaman geçince hepsi güzel birer hatıraya dönüşüyor.
Beni en çok etkileyen anılardan biri, sahneye yeniden koymaya hazırlandığımız “Üsküdar’a Gider İken” müzikli gösterisinde yaşandı. Eserin ortaya çıkış hikâyesini anlatan bölümlerden biri, Florence Nightingale ile ilgili sahneydi. Zaman darlığı nedeniyle yeterli prova yapamamıştık. Oyuncumuz da oldukça zor bir görevi üstlenmişti.
Rolü kendince farklı yorumlayınca çok komik bir sahne oluştu. İşin kötü yanı bu olaya herkesten çok ben güldüm, hatta gülme krize girdim diyebilirim. Sanırım sinirlerim boşaldı. Tabi koronun şefi çılgınca gülerse onu gören koristler de çılgınca güler. Böylece seyircinin anlam veremediği ölçüde şefin ve koristlerin güldüğü bir sahne ortaya çıktı
O gün, hazırlığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hissettim. Şimdi eseri yeniden sahnelerken o bölümü nasıl daha iyi kurgulayabileceğimi hâlâ düşünüyorum. Bir sanatçı için öğrenme süreci hiçbir zaman bitmiyor.
Unutamadığım en güzel anılardan biri ise değerli sanatçı Semra Türel ile Selanik’te verdiğimiz konserdir. Maliyet nedeniyle yerel müzisyenlerle çalışıyorduk. Konserden hemen önce ritim sanatçısına ulaşamadığımızı fark ettim. Büyük bir telaş yaşarken Semra Hanım bana, “Senden daha iyi ritim çalan mı var? Ben sana güveniyorum.” dedi. Açıkçası hiç hazırlıklı değildim ama onun bana duyduğu güven cesaret verdi. Konserde ritim sazını ben çaldım. Salonda bulunan Başkonsolosumuz konser boyunca şaşkınlıkla bizi izledi ve konser sonunda “Sizin gerçekten ne kadar çok yönünüz varmış.” diyerek tebrik etti. O gün bana bir kez daha, güvenin insana neler yaptırabileceğini gösterdi.
Sanırım yıllar içinde öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Konserler notalardan ibaret değildir. Her konser; dostlukların, krizlerin, beklenmedik çözümlerin, bazen de insanın kendini yeniden keşfetmesinin hikâyesidir. Belki de bu yüzden, bütün yorgunluğa rağmen sahneye her çıktığımda aynı heyecanı yaşamaya devam ediyorum.
NB: Büyükada’daki yaşamınızdan, hedeflerinizden ve benzer bir koro çalışmasını ada insanlarıyla da yapmayı düşünüp düşünmediğinizden bahseder misiniz?
ST: Ben tam anlamıyla bir İstanbul çocuğuyum. Şişli Etfal Hastanesi’nde doğmuşum. Ailemle beraber hayatım boyunca yedi farklı şehirde, yaklaşık yirmi farklı evde yaşamak zorunda kaldım. Ancak çocukluğumdan itibaren her okul tatilinin yaklaşık dört ayını İstanbul’da, anneannemin yanında geçirdim. Dolayısıyla İstanbul’la bağım hiçbir zaman kopmadı. Yakın çevrem de İstanbul’a olan sevgimi çok iyi bilir.
İstanbul’un hemen her semtini severim. Ancak eski dokusunu büyük ölçüde koruyabilen ender yerlerden biri Adalar’dır. Bana göre Adalar, İstanbul’un hâlâ parlamaya devam eden son mücevherleridir. Hiç planlamadığım bir dönemde Büyükada’da bir ev sahibi oldum ve bugün altı yıldır burada yaşıyorum. Adalılar arasında gerçek adalılığın yıllarla ölçüldüğüne dair yaygın bir anlayış vardır. Bu ölçüye göre kendimi hâlâ yeni bir adalı sayabilirim ama gönül bağım çok daha eskidir.
Bana göre Adalar’da yaşamak büyük bir ayrıcalıktır. Hatta biraz iddialı olacak ama bunu bir lütuf olarak görüyorum. Burada yaşayıp da bu atmosferden kopabilen insan sayısının çok az olduğuna inanıyorum. Ada bana huzur veriyor. Burada dinleniyor, enerji topluyor, yürüyüşler yapıyor ve hâlâ her gün keşfedecek yeni ayrıntılar buluyorum.

Aslında kendimi bir bakıma zaten adalı hissediyorum. Kıbrıs kökenli bir aileden geliyorum. İngilizcede islander yani “adalılık” kavramı üzerine yapılmış birçok sosyolojik çalışma vardır. Adalarda yaşayan insanların kendilerine özgü bir yaşam kültürü ve karakteri oluşur. Bunu Büyükada’da da açıkça gözlemliyorum.
Elbette burada da müzik üretmeyi ve birikimlerimi paylaşmayı isterim. Bu yönde küçük girişimlerim de oldu. Ancak gördüm ki adalarda da her sosyal çevrede olduğu gibi farklı görüşler, farklı beklentiler ve zaman zaman farklı yaklaşımlar bulunabiliyor. Ben ise enerjimi müzik dışındaki tartışmalara değil, üretmeye ayırmayı tercih ediyorum.
Zaten Büyükada’ya yalnızca yaklaşık on beş dakika uzaklıkta bulunan ve bu yıl on altıncı yaşına giren derneğimizde üç ayrı koromuzla yoğun çalışmalarımız sürüyor. Bu yapı şu an bütün enerjimi ve zamanımı alıyor.
Bununla birlikte, repertuvarımız Adalar’ın çok kültürlü yapısıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Rumca, Ermenice, Ladino, Balkan ve farklı etnik dillerde eserler seslendirdiğimiz için, Adalar’da konser vermekten her zaman büyük mutluluk duyarım. Ayrıca Adalar’dan korolarımıza katılmak isteyen müzikseverler için mesafe de hiç sorun değil. Nitekim bugün korolarımızda Büyükada ve Heybeliada’dan düzenli olarak gelen korist arkadaşlarımız bulunuyor.
Benim hedefim yeni ayrımlar oluşturmak değil, müzik aracılığıyla insanları ortak bir kültür ve ortak bir duygu etrafında buluşturabilmek. Sanırım müziğin en güzel tarafı da tam olarak bu.
NB: Büyükada’ya geldiğinizden beri Sanatsal olarak neler yaptınız?
ST: Aslında altı yıllık Büyükada yaşamım boyunca çok şey yaptığımı söyleyemem. Belki bu biraz kendime karşı yüksek beklentilerimden kaynaklanıyor. Çünkü İstanbul’da korolarımla her yıl en az on beş-yirmi konser, festival ve kültür etkinliği gerçekleştiriyorum. Sanat üretmeyi sadece bir meslek değil, topluma karşı yerine getirilmesi gereken önemli bir kültür hizmeti olarak görüyorum. Bu nedenle Adalar’da yaptıklarımı, kendi üretim tempoma kıyasla hâlâ yetersiz buluyor ve daha fazlasını yapmayı arzu ediyorum.
Tabii ki Adalar’da da kültür ve sanata katkı sunmaya çalıştım. Yaklaşık elli yıldır yağlı boya resim yapan biri olarak, faytonlardan sonra atların sağlıklı yaşamına dikkat çekmek amacıyla hazırladığım eserlerle 2022 yılında Adalar Kültür Derneği’nde açılan Adalı Ressamlar karma sergisinde aldım.
Müzik alanında ise Aralık 2024’te Taşma Mektep’te, Adalar Belediyesi adına İstanbul Kültürler Koromuzla “Dünya ve Etnik Ezgiler” konserini gerçekleştirdik. Mart 2025’te Adalar Kent Konseyi’nin daveti ve Adalar Vakfı’nın organizasyonuyla düzenlenen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Mimoza Etkinliği’nde yine koromuz sahne aldı. Haziran 2025’te Heybeliada’da düzenlenen Rus Diasporası Festivali’nde Rusça eserler seslendirdik. Son olarak 25 Nisan 2026’da, Adalar Belediyesi’nin davetiyle Anadolu Kulübü’nde gerçekleştirdiğimiz “Ege’nin Ortak Ezgileri” konseri büyük ilgi gördü. Salon tamamen doldu; merdivenlerde ve ayakta izleyen çok sayıda seyirci vardı. Uzun yıllardır Adalar’da yaşayan dostlarımız, bu ölçüde bir ilginin nadiren görüldüğünü ifade ettiler.
Konserlerimizde en çok mutlu olduğum şey ise seyircinin coşkusu oldu. Taş Mektep konserinde salon kapasitesi nedeniyle çok sayıda kişi içeri giremedi. Diğer etkinliklerde de benzer yoğun ilgiyle karşılaştık. Günlerce süren olumlu geri dönüşler almak, doğru bir iş yaptığımızı hissettirdi.
19 Mayıs 2026 kutlamalarında ise yirmi koristimizle Adalar Dans Grubu’na destek vererek Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada’daki kortejlere katıldık. Ayrıca koromuzun orkestrasındaki birçok değerli müzisyen yaz aylarında Anadolu Kulübü’nde görev yapıyor. Bu da Adalar ile kurduğumuz kültürel bağın ayrı bir göstergesi.
Bunun yanında, adalı sanatçı dostlarımla birlikte başkanlığını yürüttüğüm “Adalarda Kültür, Sanat ve Edebiyat” adlı bir WhatsApp grubu kurduk. Bu grup, siyasetten tamamen uzak durarak yalnızca Adalar’ın kültür ve sanat yaşamına katkı sağlayacak etkinlikleri, projeleri ve gelişmeleri paylaşmak amacıyla oluşturuldu. Bildiğim kadarıyla bu kapsamda kurulan ilk ve tek gruptur.
Dolayısıyla Adalar’a gönül bağım sadece burada yaşamaktan ibaret değil. Gücüm yettiğince üretmeye, paylaşmaya ve bu güzel coğrafyanın kültür hayatına katkıda bulunmaya devam etmek istiyorum. Eğer şartlar oluşursa, ileride Adalar’da daha kapsamlı ve sürdürülebilir kültür-sanat projeleri gerçekleştirmekten de büyük mutluluk duyarım.
NB: Adalar’da bir koro kurma fikriniz olmadığına göre, Adalı sanatseverler çalışmalarınıza ne zaman, nasıl ve nerede katılabilir?
ST: Elbette katılabilirler, hatta bundan büyük mutluluk duyarız.
Merkezimiz, Maltepe’deki Dragos Musiki Derneği’dir. Konumumuz ulaşım açısından oldukça avantajlıdır. Maltepe İskelesi’ne yaklaşık on dakika, Marmaray Maltepe İstasyonu’na sekiz dakika ve minibüs hattına ise sadece iki dakika yürüme mesafesindeyiz. Bu nedenle Adalar’dan ulaşım, İstanbul’un birçok semtine göre çok daha kolaydır. Nitekim bugün korolarımızda Büyükada ve Heybeliada’ndan gelen korist arkadaşlarımız da bulunmaktadır.
Derneğimiz bünyesinde üç farklı koro faaliyet göstermektedir. İstanbul Kültürler Korosu, elli dört farklı dilde ve kültürde eserlerden oluşan repertuvarıyla dünyanın dört bir yanından ezgileri seslendirmektedir. Türk Dünyası Korosu, Türk dünyasının farklı lehçe ve ağızlarındaki eserleri icra etmektedir. Üçüncü koromuz ise Bostancı’da çalışmalarını sürdürmekte olup, dünya müziği ve etnik pop repertuvarına sahiptir. Bostancı Marmaray İstasyonu’na yalnızca üç dakikalık yürüme mesafesinde olması da ulaşımı oldukça kolaylaştırmaktadır.
Adalar’dan daha fazla sanatseverin aramıza katılması bizi ayrıca mutlu edecektir. Çünkü Adalı koristlerin sayısı arttıkça, Adalar’da konser ve kültür etkinlikleri düzenleme arzumuz da aynı ölçüde artacaktır. Böylece hem Adalar’da yaşayan sanatseverlerle daha güçlü bağlar kurabilir hem de Adalar’ın çok kültürlü yapısına uygun yeni projeler geliştirebiliriz.
Son olarak küçük bir hatırlatma yapmak isterim. Korolarımızda her yıl sınırlı sayıda yeni üye kabul edebiliyoruz. Mevcut koristlerimiz uzun yıllar bizimle çalışmaya devam ettiği ve korolarımıza ilgi her geçen yıl arttığı için, katılmayı düşünenlerin sezon başında kayıt yaptırmalarını tavsiye ederim. Böylece hem eğitim sürecine en başından dâhil olabilir hem de uzun soluklu bu müzik yolculuğunun bir parçası olabilirler.

NB: Adalar’daki kültür ve sanat yaşamını yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız önerileriniz nelerdir?
ST: Öncelikle şunu söylemeliyim: ben altı yıllık Adalıyım. Bu süre içinde özellikle Taş Mektep’in kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sağladığını düşünüyorum. Ancak bütün bu çabalara rağmen mevcut imkânların, Adalar’ın potansiyelini karşılamaya yetmediği kanaatindeyim.
Sorun aslında etkinliklerden çok, altyapı eksikliğidir. Taş Mektep değerli bir mekân olmasına rağmen gerçek anlamda akustik özelliklere sahip bir konser salonu değildir. Ada Müzesi de belirli etkinlikler için kullanılabiliyor ancak sürekli konser ve sahne sanatlarına uygun bir yapı değildir. Anadolu Kulübü ise önemli organizasyonlara ev sahipliği yapsa da özel bir kurumdur ve doğal olarak kullanım koşulları farklıdır.
Bugün Büyükada’nın yanı sıra Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da da belediyeye veya kamuya ait, modern teknik donanıma sahip gerçek anlamda bir konser ve gösteri salonunun bulunmaması önemli bir eksikliktir.
Oysa Adalar, yılın özellikle altı ayında yüz binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayan, İstanbul’un en değerli turizm merkezlerinden biridir. Turizm gelirleri yüksek, kültürel mirası zengin, ekonomik değeri çok büyük olan bir ilçede; düzenli konserlerin, tiyatro oyunlarının, sinema gösterimlerinin ve uluslararası sanat etkinliklerinin gerçekleştirilebileceği çağdaş kültür merkezlerinin bulunmaması bana göre önemli bir çelişkidir.
Benim hayalim, İstanbul’daki kültür merkezleri örnek alınarak, içinde profesyonel ses, ışık ve sahne altyapısı bulunan çok amaçlı kültür merkezlerinin Adalar’a kazandırılmasıdır. İmkânlar ölçüsünde her adanın kendi kültür merkezine sahip olması en ideal çözümdür.
Bunun yanında Adalar’ın çok kültürlü tarihine yakışır biçimde uluslararası müzik, dans, tiyatro ve kültür festivalleri düzenlenmesini çok önemsiyorum. Adalar; Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten, Türk ve daha birçok kültürün izlerini taşıyan eşsiz bir coğrafyadır. Bu zenginlik yalnızca korunmamalı, sanat yoluyla dünyaya da anlatılmalıdır.
Ben Adalar’ın sadece yaz aylarında gezilen bir turizm merkezi değil, yılın on iki ayı yaşayan uluslararası bir kültür ve sanat adası olabilecek potansiyele sahip olduğuna yürekten inanıyorum. Doğru yatırımlar ve doğru kültür politikalarıyla bunun gerçekleşmemesi için hiçbir neden görmüyorum.
NB: Sayın Serdar Taştan, bu röportaj için size çok çok teşekkür ediyorum, adalarımızda çok değerli konserlere imza atacağınıza ve adalarımızın çok renkli kültür hayatına katkı sağlayacağınıza gönülden inanıyorum.
Yayınlanma Tarihi: 09 Temmuz 2026 / Son Güncellenme: 09 Temmuz 2026
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.
Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.