
Cihan Yiğin and Rozi Asa
Tatil günlerinde Adalar’da yaşana kalabalık 1941 Temmuz ayında da gazetelerin başlıca konusunu teşkil ediyor. Ziyaretçi yoğunluğundan doğan sorunlar haber olarak ele alınırken pek çok yazar da konuya farklı açılardan yaklaşarak çeşitli çözüm önerilerinde bulunuyorlar. Aynı şekilde başta deniz ulaşımını sağlayan Denizyolları İdaresi olmak üzere birçok kamu kuruluşu da kendi alanlarında önlemleri gündeme getiriyorlar.
1941 Temmuz ayının gazetelerindeki gezimize buyurun…

Pazar günlerinin kalabalığından şikâyetçi olanlar ne kadar haklı iseler, pazar günlerinin izdihamının önüne geçilebileceğini iddia edenler de o kadar haksızdırlar. Bu sonuncuları ben aya merdiven kurmak istiyen ve bunun kabil olabileceğini iddia eden bilgiçlere benzetirim. Şikâyetçi olanlar ise: “Ben hem ağlar, hem giderim” diyen gelindirler. Pazar günlerinin izdihamından şikâyet edenler pazar günleri gezmiye gitmeseler kalabalık muhakkak azalır. Pazar günleri halkın istirahatini temin etmiye gelince: Bugünkü istasyonlarla, bugünkü iskelelerle, bugünkü nakil vasıtaları ile ve bugünkü yollarla bunu temin etmek imkânsızdır, fakat pazar günlerinin ıztırabını hafifletmek kabildir. Şöyle ki:
Pazar günü 19.18 vapuru ile Büyükadadan dönüyordum. Vapura nispeten rahat bindik, fakat vapurda yer bulamadık. Bu saatte Yalovadan esasen dolu kalkan vapurun Büyükada, Heybeli, Burgaz, Kınalı, Kadıköyüne uğrayıp Köprüye gitmesi Pazar günlerinin ıztırabını artırmaktadır. Bu vapur yalnız Büyükada -Kadıköy – Köprü seferi yapacak olursa ıztırap azalır. Diğer adalardan Yalovaya gitmiş olan yolcular ne yaparlar? sualine cevap: Diğer adalardan gidecekIer Büyükadadan kalkarak başka bir vapura aktarma edilirler. Bunların sayısı adalardan Köprüye gidenlerin yanında ekallikalil sayılır. Küçük bir ekalliyete kolaylık olsun diye büyük bir ekseriyet ıztırap çekmemelidir.
Heybeli iskelesi hıncahınçtı. Kapılar açıldı, çocuklar, kadınlar yerlere düştü, feryat ve figanlar yükseldi, üstler başlar yırtıldı, iki polis memuru ile bir muavin çırpındı ve hercümerç arasında girebilen vapura girdi, giremiyenler öteki vapura kaldılar. Beş on kişi nasıl oldu da denize dökülmedi, birkaç kişi nasıl oldu da ayaklar altında ezilmedi, bu bir hüsnü tesadüf eseridir.
Vapura binecek olan halkı posta posta, meselâ yüzer yüzer iskeleye bıraksalar, zabıta vapur ile yolcuların arasını kesecek yerde, iskelenin girişi ile yolcuların arasını kesseler ıztırap hafiflemiş olur.
İmkânsızın mümkün kılınmasını istemiyoruz, mümkün olan her şeyin yapılmasını rica ediyoruz. Pazar günleri İstanbul sayfiyelerine gidenler mümkün olanın yapılmadığını görmek ıztırabını da çekiyorlar.
İkdam, 15 Temmuz 1941, Salı

Devlet Denizyolları idaresinin Adalar, Anadolu iskeleleri ve Yalova hattında yaz tarifeleri bu sabahtan itibaren başlıyacaktır. İdare ilkbahar tarifelerini oldukça geniş tutmuş olduğundan yeni tarifelerde esaslı bir değişiklik yapılmamıştır. Yalnız Yalova kaplıcaları için daha erken vapur tahrik edilmesi icab ettiğinden bu seferlerde tadilât yapılmış ve Adalardaki plâjlar için de tarifelerde küçük değişiklikler olmuştur.
Yeni tarifelere göre evvelce Köprüden Yalovaya 19,15 de hareket eden vapur bundan sonra 17,45 de hareket edecektir. Sabahları Yalovadan 6,10da kalkan vapur da 6,45 de hareket edecektir.
Yeni tarifelerle Yürükali plâjı ile Adalar ve Bostancı Maltepe arasında ihdas edilen zikzak seferler plâjdaki iskele inşaatının henüz ikmal edilememiş olduğundan bir kaç gün sonra tatbik edilecek ve bu husus idare tarafından ilan edilecektir. Ada seferlerinde de bazı tadilât yapılmış ve Adalardan İstanbula daha geç vakitlere kadar vapur hareketi temin edilmiştir. Evvelce Büyükadada saat 20 de hareket eden son vapur badema 22,30 da kalkacaktır.
Akşam, 12 Temmuz 1941, Cumartesi

Adaların yaz mevsimine mahsus vapur tarifesi bir haftadanberi tatbik ediliyor. Büyükadaya doğru sefer yapan vapurların aynı zamanda Heybeliye de uğramaları fazla kalab:ılığı mucib oluyorsa da içinde bulunduğumuz fevkalâde ahvali gözönüne getiren halk bundan şikâyet etmemektedir.
Ancak tarifede, adaların Anadolu yakasile irtibatını temin edecek bir iki tadil yapılacak olursa adalarda oturanlar fazla bir külfet mukabili olmadan, memnun edilmiş olacaktır: Cumartesi akşamları saat 24,15 de Adalara sefer yapan vapurun eskiden olduğu gibi, Modaya uğratılması bunu temin edebilir. Hattâ akşamları 19,35 postasını yapan vapurun da Moda veya Kadıköyüne uğratılması Adalarla Anadolu yakası arasındaki irtibat noktasından isabetli olur.
Herhalde cumartesi akşamlarına mahsus gece vapurunun Modaya uğratılması o kadar tabii ve isabetli bir şeydir ki, halkın istirahatını temine çalıştığı aşikâr bulunan idarenin bu tadili yapmakta tereddüd göstermiyeceğini kuvvetle ümid ediyoruz.
Akşam, 18 Temmuz 1941, Cuma

Liman reisliği pazar günleri Boğaz ve Ada vapurlarına fazla yolcu alınmaması için bütün iskelelerde kontroller yapmağa karar vermiştir. Pazar günleri sabahları köprüde ve akşamları diğer iskelelerde bulunacak liman memurları bu işe nezaret edeceklerdir. Ayrıca vapur idarelerine, pazar günleri tarife harici ilave vapurlar hareket ettirilmesi ve vapurlarda izdihama mani olunması bildirilmiştir.
Son Telgraf, 17 Temmuz 1941, Perşembe

Tatil günlerinde Adalardan son vapurlarla dönen yolcuların iskele üzerlerinde biriken kalabalık yüzünden mühim güçlüklerle karşılaştıkları ve bu yüzden bazı yolcuların İstanbula dönmek için vapura binemeyip Adalarda kaldıkları hakkında Devlet Denizyolları idaresine müteaddit şikâyetler yapılmaktadır. İdare bu vaziyetin önüne geçmek için yaptığı tetkiklerde iskelelerin üzerinde biriken mahşeri kalabalığın yolculardan ziyade teşyie gelenler sebebinden olduğunu tesbit etmiştir. İskelenin en ön tarafına biriken bu kalabalık yüzünden geri taraftaki yolcular vapurlara binememektedirler.
İdare bu rnaksatla önümüzdeki haftadan itibaren yeni bazı tedbirler alacak ve teşyi maksadile iskeleye gelip bileti olmıyanların yolculardan iskele dışında ayrılmalarını temin edecektir.
İkdam, 17 Temmuz 1941, Perşembe

Tatil günlerinde Adalardan son vapurlarla dönen yolcuların iskele üzerlerinde biriken kalabalık yüzünden mühim güçlüklerle karşılaştıkları ve bu yüzden bazı yolcuların İstanbula dönmek için vapura binemeyip Adalarda kaldıkları hakkında Devlet Denizyolları idaresine müteaddit şikâyetler yapılmaktadır. İdare, bu vaziyetin önüne geçilmek için yaptığı tedkiklerde, iskelelerin üzerinde biriken kalabalığa, teşyie gelenlerin sebebiyet verdiklerini tesbit etmiştir. İskelenin en ön tarafına biriken bu kalabalık yüzünden, geri taraftaki yolcular vapurlara binememektedirler.
İdare, bu maksadla, önümüzdeki haftadan itibaren, yeni bazı tedbirler alacak ve teşyi maksadile iskeleye gelip te bileti olmıyanların, yolculardan iskele dışında ayrılmalarını temin edecektir.
Akşam, 17 Temmuz 1941, Perşembe

Pazar günü Adalara gezmiye giden bir ahbabım bana, yana yakıla, buradaki çamların hali pürmelalinden bahsetti. Gerek Büyükadada, gerek Heybelide, bilindiği gibi, çamlar, artık hakiki çam olmaktan çoktan çıkmıştır. Kınalıda, Burgazda hiç çam kalmamıştır. Büyükada ile Heybelinin de, bir gün, hem de yakın bir gün ayni hale geleceğini tahmin etmek fazla bedbinlik olmaz.
Belki hatırlarsınız, yıllarca, ada çamlarının hangi resmi daireye ait oiduğu ihtilafı sürüp gitmişti. Yangınlar, çamları harap eden amiller arasında idi. Fakat bu canım ve güç yetişen ağaçları tahrip eden şey, yangınlardan ziyade, bakımsızlıktır. Adalara gittiğiniz zaman dikkat ediniz: Sağlam, sıhhati yerinde pek az çam bulabilirsiniz.
Çam dayanıklı ağaçtır da, bu bakımsızlığa gücenip çabucak kuruyup gidiyor. Ağaçlar, günden güne seyrekleşiyor. Otuz kırk sene evvel Adada oturanların anlattıklarına göre, o vakitler, çamlar, hakikaten şahane şeyler imiş! Adeta, sık bir koruluk ve ormanlık olan Ada çamları, şimdi, bir ağaç hastanesi manzarası arzediyor. Fidanlar yetişmiyor, yetişmek arzusunda olanlara bakılmıyor ve gittikçe seyrekleşiyor.
Halbuki, Adaların en güzel hususiyetlerinden biri de çamlarıdır. Eski edebiyatımızda Ada çamları çok mühim bir mevki işgal eder. Galiba, bir gün gelecek, eski eserlerde okuduğumuz Ada çamlarının yerinde yeller esecek ve biz, sadece hatırası ile avunacağız. Vaktiy1e, diyeceğiz, Adalarda ne güzel çam ormanları varmış!
Tıpkı Çamlıca gibi, yalnız adı yadigâr kalacak. Bugün Çamlıca tepelerinde bir tek çam var mıdır?. Herhalde, bu tepeler vaktiyle çok çamlık imiş ki Çamlıca adını almış..
Dünyada İnsan kadar müessir bir tahrip aleti yoktur. İnsan ayağının bastığı, insan elinin girdiği her yerde bu tahrip izlerini görebilirsiniz. Halbuki, Anadolunun muhtelif güzel köşelerinde öyle gürbüz ve canlı çam ormanları vardır ki, hepsi birer çiçek gibi tazedir.
Bu tazeliğin sebebi, bu ağaçlıklar içine, İstanbulda olduğu gibi akın akın insan girmemesidir.
Ada çamlarını kurtarmak, İstanbulun güzelliği, hususiyetleri bakımından borçtur.
Son Telgraf, 9 Temmuz 1941, Çarşamba

Bizim mahut arkadaşla şöyle dertleştik:
Ben – Sayfiye dediğin böyle olur işte..
O – Neden?.
Ben – Meşhur asfalttan geçebilmek için burun ve gözler mutlaka kapanmalıdır. Aksi halde ne yürüyebilir, ne bakabilir, ne nefes alabilirsiniz. Sonra da burasının adı:
“Büyükadadır”!
O – Sokakları yıkamıyorlar mı?.
Ben – Bir haftadır oradayım görmedim. Yalnız süpürüyorlar.
O – Dört tarafı da deniz ve her halde itfaiye arozözleri ile hortumları da var.
Ben – Hepsi ve her şey var. Fakat, bir sayfiyenin asfaltı nasıl temizlenir ve nasıl olmak lâzımdır? Hakkında ne takip fikrimiz, ne merakımız, ne de arzumuz yok!
Son Telgraf, 22 Temmuz 1941, Salı

Kadınlaşan bir erkek ne kadar çirkin ise, erkekleşen bir kadın da o derece güzel değildir. Nedense, ötedenberi, kadınlarda erkek gibi giyinmek zevki ve hevesi vardır. İlk evvelâ, erkek ceketi, erkek paltosu giydiler. Sonra, kıravat taktılar. Daha sonra da pantalon giymiye başladılar.
Bilhassa sayfiye köylerin de pantalonlu kadınlara sık sık tesadüf edebilirsiniz. Onlar, iki türlü pantalon giyiyorlar. İr kısa, bir uzun..
Kısa pantalona Şort diyorlar. Bunlar, diz kapaktan bir hayli yukarıdadır ve paçası geniştir. Uzun pantalon da, bir nevi pijama pantalonudur. Yukarı kısmı ve diz kapağı nisbeten dar, fakat, paça kısmı geniştir. Bunlar, daha ziyade, eski zamandaki tulumbacı pantalonlarına benziyor. Evvelce, tulumbacılar, böyle pantalon altına yumurta topuk dedikleri, yüksek ökçeli bir iskarpin giyerlerdi.
Şimdi, kadınlar da böyle yapıyor. Papuçlarının ökçesi yüksektir.
Halbuki, pijama pantalonu eve ait bir giyecek eşyadır. Sokakta giyilmez. Nedense, bir kısım bayanlar, bunu, süs ve züppelik telakki ederek pijama pantalonu ile asfaltta, plajda, gazinoda vesair umumi yerlerde, göğüslerini gere gerek dolaşıyorlar.
Adalarda, Modalarda, Anadolu sahili sayfiye köylerinde akşamları, geceleri, böyle pantalonla dolaşan bayanlara çok rastlarsınız.
Bir de yakışma meselesi var: Acaba, bu pantalonlar, bayanlara yakışıyor mu? Bence, hayır. Evvela, bu pantalonlar, şişman ve kısa boylu kadınlara hiç iyi gitmiyor.
Sıhhat bakımından, eteklik, pantalona elbette tercih edilir. Eteklik her tarafından hava alır. Hele, sıcak günler de.. Maalesef, erkeklerin eteklik giymesi görülmüş şeylerden değildir. Halbuki, ne kadar çok rahat ederdik.
Bu bahsettiğim sayfiye köylerinde, öyle bayanlara tesadüf ediliyor ki, alelâcaip giyiniyorlar. Eğer, darılmazlarsa, hattâ, biraz da lâübali ve teklifsizce diyeceğim. Sanırsınız ki, sayın bayan, sanki, gazinoda, plajda, asfaltta değil de, evinin yatak odasındadır.
Herkes orijinal olmak ister. Çünkü, orijinal hareket ve kıyafet nazarı dikkati celbeder. Fakat, bunun da bir haddi vardır.
Yaz mevsimlerini sayfiye köylerinde geçiren bayanlar, her mevsim kendilerine bir başka kıyafet ve şekil veriyorlar. Zevklere, daha ziyade acaiplikler hâkim. Bu gidişle, bakalım, daha ne şekil ve suretler göreceğiz.
Son Telgraf, 23 Temmuz 1941, Çarşamba

Büyükadada oturan bir kariimiz kahve tevzii işine dair gönderdiği mektupta: “Burada dağıtılmak üzere hazırlanan kahve fırında kavrulurken kokusunu duyduk. Fakat hâlâ kendisine kavuşamadık. Halbuki Haliç Fenerinde oturan dostlarımız haklarını çoktan almış bulunuyorlar. Acaba bizi neden bekletiyorlar?.. diye soruyor.
Akşam, 9 Temmuz 1941, Çarşamba

Sayfiye yerlerindeki dükkânlardan saat 19 da kapanmaları icap edenlerin halkın ve memurların ekseriya bu saatlerde döndükleri nazarı itibara alınarak saat 21 e kadar açık kalmalarına müsaade olunması belediyeden istenmiştir.
Belediye Reisliği müsaade ettiği takdirde Eylûl nihayetine kadar bu şekilde hareket olunacaktır.
İkdam, 23 Temmuz 1941, Çarşamba

Kınalıada rıhtım yolunun yeniden asfalt olarak yapılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca buraya halkın oturabilmesi için 12 sıra da konulacaktır.
İkdam, 29 Temmuz 1941, Salı

Burgaz adasında Çınar sokağında Amelyaya aid 4 numaralı kulübeden yangın çıkmış ve ateş bir an içinde ittisalindeki binaya sirayet etmiştir.
Vaktinde müdahale neticesi yangının genişlemesine imkân verilmemiş, kulübe tamamen ve bitişik evin yan tarafı kısmen yandıktan sonra söndürülmüştür. Yangının, kulübede bulunan kömürler üzerine dikkatsizlik neticesi atılan bir sigaradan vukua geldiği anlaşılmıştır.
Cumhuriyet, 5 Temmuz 1941, Cumartesi

940 mali yılı için belediye ve hususi idare bütçesinden ayrılan tahsisatla, şehrin muhtelif semtlerinde başlanan yol faaliyeti ikmal edilmiştir. (..)
Büyükadada Şaircelâl, Birlikmeydanı, Heybeliadada Turgutreis, İsmet İnönü, Lozanzaferi ve Seyran sokaklarının makadam şoselerile Büyükadada Ziyapaşa yolunun makadam şoseleri üzerine katran kaplaması yapılmıştır.
Son Posta, 29 Temmuz 1941, Salı

Belediye, Adalarda toplanan çöplerin de vesaitle denize dökülmesine karar vermiştir. Şimdiye kadar her Adanın çöpü çöpçüler tarafından sahilin bir tarafına dökülür ve bu yüzden adanın güzel deniz kıyılarının bu kısmından kokudan geçilmezdi. Adalar gibi güzel birer sayfiye yerinde bu hareket doğru görülmediğinden çöpler bundan sonra Marmara açıklarına dökülecektir.
Son Telgraf, 3 Temmuz 1941, Perşembe

Belediye; Adalar Kaymakamlığına emir vererek asfalt yolların sulanmasını bildirmiştir. Heybeli ve bilhassa Büyükada yolları temin edilecek bir arazöz vasıtasile her gün sık sık sulanacaktır.
Son Telgraf, 29 Temmuz 1941, Salı

Büyükadada oturan okuyucularımızdan Bayan Şükran yazıyor:
-Burada meyva ve sebze fiatleri de İstanbuldan yüksektir. Fakat bunun garip bir misalini gördüm.
Dün Çarşı boyunda bir dükkândan yufka almak istedim. Kilosunun elli beş kuruş olduğunu hayretle gördüm. Halbuki eskiden yirmibeş kuruşa alıyordum. Bir kiloda yüzde yüzden fazla olan bu fiat tezayüdü hakkında belediyemizin nazarı dikkatini celbetmenizi rica ederim.
SON TELGRAF – Adalar Belediyesinin ehemmiyetle nazarı dikkatini celbederiz.
Son Telgraf, 14 Temmuz 1941, Pazartesi

Büyükada PLÂJ otelinde Avrupadan diplomalı terzi ve kürkçü SAADET Yazlık EKSPOZISYONUNU 6/7/941 Pazar günü saat 20 de Otelimizde teşhir edecektir. Sayın Ada halkının görmesini tavsiye ederiz.
Akşam, 5 Temmuz 1941, Cumartesi

SPLANDIT PALAS açılmıştır. Yemekler gayet nefis, fiatler ehvendir.
Akşam, 3 Temmuz 1941, Perşembe

Büyükada Kadıyoran çamlıklı bahçesi ve ayrıca iki odalı müştemilâtı bulunan (12) odalı ve senevi yedi yüz lira mevsimlik iradı olan bir köşk (10,000) liraya satılıktır. Taksim meydanı Emlâk han 10 No.da Emlâk Yurduna müracaat telefon: 44439
Akşam, 8 Temmuz 1941, Salı

ADALAR-ANADOLU-YALOVA HATTI YAZ TARİFESİ
12 Temmuzdan itibaren Adalar-Anadolu -Yalova hattında yaz tarifesi tatbik olunacaktır. Yeni tarife iskelelere asılmıştır.
NOT: Yürükali plâjı ve Adalar, Bostancı, Maltepe zikzak seferleri olan 104 -106 -113 -112 -117 -119 -115 -121 -122 -124 -125 133 -130 -135 -134 -141 -142 -145 -148 -149 -204 -207- 208 -211 -216 -222 -234 -218 -238 -230 -232 -223 -238- 242 -227 -246 -233 -237 -239 -250 -245 -258 -253 -259 No. lı seferler şimdilik yapılmıyacak ve bu seferlerin icra olunacağı tarih ayrıca ilân edilecektir.
Akşam, 11 Temmuz 1941, Cuma

Büyükada Nizam ve madende denize nazır arsalar ve 7000 liradan 20.000 liraya kadar müteaddit köşkler satılıktır. Taksim Cümhuriyet caddesi, Emlâk Han. 10 No. Emlâk Yurduna müracaat. Tel
Akşam, 29 Temmuz 1941, Salı

SPLANDİT PALAS
açılmıştır. Yemekler gayet nefis, fiatlar ehvendir.
Cumhuriyet, 2 Temmuz 1941, Çarşamba
Rozi Asa

Bu sabah evden çıktığımda her zamankinden değişik bir yaşama sevinci vardı. İnsanlara her gün davrandığımdan daha iyi davranmak, dertlerine ortak olmak ve en önemlisi kızmamak niyetindeydim…
Evden iskeleye kadar yürürken yanımdan gençler, orta yaşlılar ve güngörmüşler geçiyorlardı. Herkes birbirlerine bir şeyler soruyor ve yanıt bekliyorlardı. İşte böyle bir grupt yanımdan geçerlerken aralarında konuşuyorlardı. “Niye işe gidiyoruz ki? Yine dertler, yine yokluklarla mücadele için mi?” Başka bir grup ise “Piyasada 150 milyar liralık kağıt para olduğunu biliyor musunuz?” dedi, başka biri pişkin bir edayla “Hadi canım onlar para değil PTT’nin yapacağı zamlar için bastırılan yeni paralardır” dedi.
Bu konuşmalar iskeleye dek sürdü ve bu kez iskelede vapur bekleyenleri izlemeye başladım. Kimi gazetesine gömülmüş gözleriyle, kimi de yüksek sesle günlük gazeteleri okurken, gençler daha çok mizah dergilerini okuyorlardı, okurken gülümseyebilmeleri bunca asık surat arasında hemen farkediliyordu.
Vapurun tarifedeki kalkış saati 07.15 olarak belirlenmesine karşın vapuru Büyükada iskelesine 0.20 geçe yanaşöakta ve içinden yolcuların çıkmasını beklediğimiz vapurdan kasalar dolusu domates, salatalık, patlıcan, şeftali, fasulye, bamya, erik gibi sebzeler ve güğümler dolusu süt çıkmakta ve bunca sebzenin boşaltılması en az 15 dakika sürmektedir. Malların böylesine kısa bir zamanda boşaltılması bir rekor olabilir. Vapuru tarifeden 20 veya 25 dakika geç kalkması da olsa olsa halkla alay etmek olur. Halkı hiçe saymak olur.
Bazı günler Cemil kaptan, kaptan köşkünden adeta isyan ediyor. “Kapıları açın yolcular girsin”. İskele görevlisi memur ise “Yük boşaltılsın hemen kapıları açacağım” diyor. Cemil kaptan yine sinirleniyor ve haklı olarak “Bu yük gemisi midir, yolcu gemisi midr? Benim 08.35 teki seferimi geciktirmeye halkı da böyle ayakta bekletmeye hakkınız var mı?” diye soruyor… Bravo sesleri, alkışlar ve sevgi tezahüratları, tüm yolcuların kaptanı desteklediği görülüyor.
Adalarda pazar kurulacak günler, iskele adeta hale dönüşüyor. Yolcular geçecek yer bulamadıklarından birbirlerinin ayaklarına basıyor, kimi özür diliyor, kimi kızıp bağırıyor ve böylesine bir gemide yolcular, gidip gidip geliyor.
Cuma akşamları vapur kapasitesinin bir veya bir buçuk misli fazla yolcuyu taşıyor. Denizcilik Bankası yetkilileri terörün böylesine serbest olduğu bir ortamda vapura konabilecek bir bombanın ne denli can kaybına yol açacağını düşünmezler mi? Ek bir sefer konması halinde böyle bir olay (dilemiyoruz) vuku bulursa can kaybı yarıya düşmüş olacak. Hiçbir şey olmasa yolcular daha rahat bir şekilde gidecekleri yerlere ulaşacaklar.
Bazı günler mazot yokluğundan adadan Sirkeciye karşılıklı iki sefer iptal edilirken her gün saat 07.15 te koskoca bir gemi Sedef adasına yolcusuz olarak hareket eder ve tekrardan geri döner. Böylesine bir ortamda bir taraftan mazot yok diye seferleri iptal et, eri yandan da petrol üreticilerinin dhi yapmadıkları savurganlığı yap.TV de bir dizi film vardır. Kaptanı, doktoru, barmeni, müdiresi vs. ile tam bir “AŞK GEMİSİ”. Yolcularıyla ilgilenen, omların neşesine neşe katmak için uğraşan mürettebatı, idareyi gördükten sonra gazetelerde bazı ianlar görüyor ve düşünüyorum. Denizcilik Bankasının gemileriyle yapılan bu geziler, turların organize ettikleri ve adına “AŞK GEMİSİ” dedikleri turlar acaba bir “Aşk gemisi” kadar başarılı olabilirler mi? Bizim gemiler hiçbir zaman bir “Aşk gemisi” olamaz… olsa olsa IZDIRAP GEMİSİ olabilir…
Hoşça kalın…
GERSHON BEN-EZRA
Şalom, 8 Ağustos 1979

ADALAR uçmuştu sabah… Biz yerimizde miydik? Bir vapur vardı iskelede. Olmamalıydı. Ya gitmiş, ya gelecek olmalıydı. Hep böyle olur ya zaten günlerin sisle doğuşunda…
Kardeşim var yanımda. Benden sonraki. Sekizbuçuk yıldır Usta’nın dükkânını açardı. Şimdilerde onun dükkânını açmışlardır… Yedibuçuğa binmiştik yetişmek için işe. Kalkamadık gitti saat sekizbuçukta. Kınalı’da dört vapur olduk yan yana. Patronlarımdan hangisi kim bilir, dolaşıyordur bir yukarı bir aşağı, bilmem hangi vapurda?!…
Yaşamının büyük kısmını Burgaz Adasında geçirmiş ünlü yazarımız Sait Faik, bu vapurda olsaydı ne yazardı? Karşısna oturan insanları mı? Yoksa sevdiğini mi düşünürdü sisli bir rüyanın tam ortasında? Sevmek ne güzel şey!… Sevmeden yaşanır mı? Yaşamıyorlar demektir. Sevgisiz yaşayanlar varsa aramızda.
Bilmem ki Sait Faik bir saatlık yolculuğu üç saatte yapsaydı ne olurdu? Kendine bile söyleyemediklerini ak bir sayfaya döker miydi? Olağanüstü buluşları kapsayan sözcüklerle sevdiğinin güçlü bir portresini çizer miydi? Anlatır mıydı onu bize?!… Ölümsüzleştirir miydi? Yapardı ama yapmak istemezdi sanırım yerimde olsa.
Bir şey beklemiyorum yaşamdan. Yaşam, benden beklesin. Bir tutam sevgiyle, yazdığım birkaç satıra mutlu olmuyor muyum? İnsanlığın başarısına, mutluluğuna ağlamıyor muyum?
Sis vardı demiştik ve dört vapur yanyanaydı. “Bir gazetesi yok mu?” diye söylendi biri. Vapurlarda bulunanlar kendi vapurlarındakilerden sıkılmışlar komşu vapurdakilerle söyleşiyorlar. Ne denli ilginç değil mi? Bir gazeteci yeter mi ki?!… Güven oylamasının ertesi, gazeteye geçmesi gereken olaya bakın…
(…) geldi gözlerimin önüne. Tanısanız siz de seversiniz. “Sana kahve yapıyorum oğlum!…” diyor sanki. Yanılmıyorsam eğer (…) okumasını bilmez. Ona, onu yazdığımı anlatsalar, “Mangal Kayfesi” ile ünlü Fatma Hanım gibi: “Yazacak bulamadın da, beni mi yazdın oğul?” der mi?
İşte benim insanlarım!… Kendi kuralları ile kendilerini tutsak edenlere hiç benzerler mi? Blmedikleri, anlamadıkları konuları başkalarına öğretmeğe kalkarlar mı?
Deniz ortasında neler gelmiyor insan aklına!… Kardeşim: “Korkma vapur batmaz” diyor sakallı bir adamı göstererek “Aramızda papaz var”. Sabah sabah gülümsüyorum. Küçük kardeşim, iki öğrenci kızla söyleşiyor. Sınava gidiyorlardı. Yetişirler mi ki? Babam, bir adamın geçmişini anlatıyor.
Bir kâğıda duyduklarımı diziyorum dize dize. Bir çift güzel gözün felsefesine dalmışım. Bu sisin içinde öylesine aydınlık ki. Gülüşmelerin, bağrışmaların içinde suskunluk yaratan ve bu suskunluk içinde konuşan gözlerin.” Geçmişle yaşamak, zayıflık anlatımıdır. Kişiler için de, toplumlar için de” demiştim düşündüğüm zamanların içinde. Son kerte güçlüyüm bu sabah. Geleceğimle yazıyorum. Her sabah gibi.
Hafta sonu yağmurluydu. Oturup felsefe okudum. Bugün de Pazartesi. Sisli bir dünyanın içinde kalakalmışız. Tanrı’nın işi yo galiba bizimle eğleniyor. Tanrı’yı duyuyorum içimde. Benliğim gittikçe sonsuzlaşıyor. Zaman zaman konuşup karşılık aldığım büyük Tanrı!… Yeni kitabım bu vapurda mı biçimleniyor?
Düşüncelerim dağıldı işte böyle. Vapur kalkınca yırttım yazdığım şiiri. “Bizim burada dünya kadar işimiz var, sen oturmuş şiir yazıyorsun” diye söyleniyordu kardeşim. Baştan yazacağım şiirimi. Yaşayarak yazacağım daha güçlüsünü. Nasılsa bu şiir hiç bitmeyecek.
Şalom, 29 Haziran 1979

ÜNLÜ yazarın anma gününde ordaydım. Burgaz Adasında. Kıyı çayhanelerinin birinde oturuyor çeşitli yerlerden gelip onun anma gününe katılmak isteyenlerin “Sait Faik’in evi ne tarafta?” sorularına yanıt vermek istiyordum.
Düne göre güzel bir gündü o Pazar günü… Yağmur yağmıştı ardarda iki gün. Bugün hava tatlı bir kız gibi nazlanıyor, bir açıyor, bir kapıyor… Yanımızdaki masada gazeteci olduklarını sandığım bir çift vardı. Kız gençti erkeğe göre. Konuşuyorlardı. Arasına duyabildiğim konuşmalarından anlayabildiğim kadarıyla kültürlüydü ikisi de. Bilimsel bir konuda birbirlerine bilgi veriyorlardı.
Çay getiren çocuğa sordular Sait Faik’in evini. “Bilmiyorum Abi…” dedi. “İlerde birine sorarsan söyler.” Diye devam etti çay getiren çocuk… Söylemek istedim ünlü yazarın evini. Söyletmedi yanımdaki… “Sana ne?!…” diyerek…
Sait Faik’e de tüm sanatçılar gibi yaşamında “Sana ne, bana ne?!…” gibi sözcüklerle ilgi gösterilmemiş olmalıydı. Yaşamında onun bir kitabını okumayı zahmet sayanlar bugün nerelerden gelmişlerdi onun anma gününde bulunabilmek için… Belki de onun giydiği giysileri, yemek yediği tabağı, yazı yazdığı kalemi, yatağını, çalışma masasının görmeğe gelmişlerdi…
Bilmem ki, bir sanatçının giysileri, eşyaları, kalemi ya da fırçasını görmek neden bu denli ilginç?… Onun görüş ve düşüncelerini, çalışmalarını bilmeyen, kullandığı kalemi görse ne anlar? O kalemin yerine bir başkasını kullanıyor olamaz mıydı? O kalemi kırılsaydı sözgelimi; mürekkep akıttığı için yazar tarafından değiştirilseydi, kalemi düşürdüğü için evine giderken komşu bakkala uğrayıp yenisini almış ise Sait Faik’in ne özelliğini anlatabilir?
Sorusunu soran yakınlarına şöyle derdi:
Yabancıların:
Sorusunu da şöyle yanıtlardı:
Ve onun bugün işten sayılmayan bir uğraşının yaşamından sonra da anımsanışını görüyordum. İskele meydanı yani Abasıyanık meydanı, Sait FaikAbasıyanık’ı soranlarla vapur vapu dolup taşıyordu…
Ölümsüzlüğü gözlerimle görüyordum işte!…
Onun zamanında yaşayan büyük iş sahiplerini düşündüm. Avuç dolusu para görmüşler, hep kendileri için yaşamışlar, belki de yazanı işsiz saymışlar hatta önemsememişlerdi. Varlıklıları düşündüm… Ona baktıklarında bir hastaya bakar gibi bakmış olmalıydılar. Ve Sait Faik her gün olduğu gibi bugün de haykırıyordu. Gülümseyerek hem de…
Şöyle bir düşündüm yine… Kime söylüyordu bunları Sait Faik?!… Göremiyordum ki!… Miyopluğumla bir ilgisi yoktu göremememin… Kendileri için yaşayanlar silinip gitmişler, ne bir ün ne bir iz bırakmışlardı. Sait Faik onları tanımış olduğu için onlara seslenebiliyordu. Ya biz? Sait Faik’i görüyor, dinliyor ancak kimle konuştuğunu bilmiyorduk…
Elimin sekiz parmağına birbirinden değerli pırlanta yüzükler takıp takıştıran bir hanıma mı, Burgaz Ada iskelesine özellikle vapurların yanaştığı sıralar yatıyla mavi sularda seyreden kalın ense şiş göbek bir beye mi, yoksa o şeklini yitirmiş beyin zavallı gencecik metresine mi söylüyordu bunları Sait Faik?
Ne demekti?!…
Ve o gün adım adım dolaştım Burgaz adasını… Sait Faik de buralardan geçmiş, konu komşuya hal hatır sormuş, sanatçılığın getirdiği inceliği, insanlığı sunmuştu ada insanlarına.
Öykülerinden bilirim Sait Faik’i. Onu tanıyabilme, elini sıkma zevkine eremedim. Kuşaklarımız değişik. Yine onunla konuşmuş gibiydim şimdilerde. Burgaz Adası sanki yalnız onu anlatıyordu. Onu anımsatıyordu, yeşiliyle, mavisiyle grisiyle, müze olarak kullanılan pembe çiçeklerle örtülü eviyle…
Ve o gün dostlarım, işsiz güçsüz diye varsayılan birini anmak için insanlar vapurlarca boşaldı Burgaz’ın Abasıyanık meydanına… Onun gerçek büyüklüğü karşısında saygı ile durabilmek için…
Şalom, 25 Temmuz 1979

İstanbul yaz aylarının bu sıcak ve boğucu havalarında adeta bomboş. Herkes sernleyebilmek için sayfiyelere gitmekteler. Benzin kuyruklarında benzin bulamayanlar, yemeklerine yağ yerine tereyağ koyanlar, çaylarını şeker yerine sakarin ile içenler ve bordro mahkûmu işçiler, memurlar zor şartlarda çalışmaktan, aradığını bulabilmekteler. Savaş yıllarında bile böylesine bir yokluk, böylesine bir başıboşluk ve böylesine bir pahalılık görmeyen milletimiz bugün ne yapacağını şaşırmış durumda bütçe ayarlaması yapıyor. Boğazında kısıyor, giyiminden artırıyor tam bütçe ayarlanacakken yeni zamlar ve asık suratlar. Gazeteye bakıyoruz manşette “filanca partinin genel merkezi bombalandı 2 ölü 10 yaralı”. Televizyonda haberleri izliyoruz, bu kez de soygunlar, gasp olayları, anarşik olaylar ve parti genel başkanlarının birbirlerini suçlamaları en nihayette devalüasyon, enflasyon, IMF, yolsuzluk iddiaları, taze para, önlem paketi ve zamları duyuran haberler…
Bu haftaki yazı başlığıyla bunlar arasında ne bağıntı olabilir diye düşünüyorsanız hemen söyleyeyim ki, hiçbir şey yok. Sadece alışkanlık. Bunlardan bahsetmemek, yazmamak insanı huzursuz ettiğine inanıyorum. Sadece o kadar.
Bu yazımda sizlere adadaki son olaylardan ve en önemlisi gençlerin yaptıklarından haberdar edeceğim. Sıcakların artmasıyla sayfiyelerdeki nüfus sayısında da büyük artışlar oldu. Evlerin pahalılığı mazot yokluğu, kimseyi etkilememiş (!) olacak ki her taraf kiralandı, denize motorlar indirildi ve borçla, harçla temin edilen paralarla da büyük kulüplere aza olundu. Bu sene Büyükada’da denize girmek isteyen orta halliler her tarafı denizle kaplı olan adada denize giremiyor. Kulüplere aza olmak isteseler fiyatlar öylesine yüksek ki bunun yanına kimse yanaşamıyor. Tüm bunları yazmama rağmen kulüpler tıklım tıklım dolu ve deniz, zenginlere özgü bir şey oldu. Bu yazıyı kaleme almadan önce dolaştığım kulüplerde öylesine insanlar gördüm ki bunlar buralara aza olabilmek için borç para almış, altın bileziklerini bozdurup aidatlarını yatırmış basit insancıklardı. Evine bir kilo et veya meyve götüremezken kulüp lokantalarında boy göstermekten zevk duyan kişilerdi. Bu kişiler belki güzel bir hayat yaşamaktalar, ama faizle para almak, ev ihtiyaçlarından kısarak yaşamak güzel bir şey olmasa gerek. Dileyelim ki insanlar ne oldum delisi olmasınlar.
Son zamlardan sonra adadaki sahil lokantalarında da yemek yemek büyük paralara yol açıyorsa da, lokantalar da kulüpler gibi dolu olmaktan geri kalmamakta. Dikkatimi çeken bir hususta bu lokantaların umumiyetle 18 veya 25 yaş arasında bulunmalarıdır. Bu gençler hesap pusulası geldiğinde kontrol etmeden en altta yazan rakamı ödemekteler. Bir yerde arkadaşlarına hava atmak tutkusu, bir yerde ayıptır diyenler tahmin edemeyecekleri yüksek meblağlar ödemekteler. Bu lokantaların birinde yediğimiz bir yemek sonunda hesabı incelemem 400 TL fazla ödememi engellemiş oldu. Aslında tüm bu kurnazlıklar garsonlardan çıkmakta ve toplamada yanlış toplamaktalar herhangi bir durum karşısında da “İnsanlık hali olur be abi” demekteler.
Bir zamanlar birkaç sinema ve diskotek bulunan Büyükada’da bugün tek bir sinema ve bir diskotek bulunmakta. AFTER EIGHT adını taşıyan diskotek gençlerin kurtlarını dökeceği yegâne yer oluyor. NOVA plakçılığın sahibi Nino Varon’un işlettiği diskoda, diskcokeylik görevini de Jerry yapmakta. Her yaştaki insanın zevkle vakit geçirebileceği bu diskoteğin de fiyatı çift için 360 TL.
Mutlu yazlar dileğiyle, her şey gönlünüzce olsun.
Gershon Benezra
Şalom, 25 Temmuz 1979

1979 yaz mevsimi
BURGAZADA, YAZLIK ÇOCUK TATİL KAMPI
Kayıtlara başlamıştır.
Geçen yıl gördüğü büyük rağbet üzerine kamp bu sene daha erken açılacaktır.
İştirak için, 1966 doğumlular ve daha küçüklerin müracaatı.
NOT: Yerler mahdut olduğundan biran önce;
Denek Merkezi: Asmalımescit,
Minare Sokak No. 17 de Sekreterliğe kayıt yaptırılması
F.K.D. 44 20 43 – 43 36 85
Yayınlanma Tarihi: 08 Temmuz 2026 / Son Güncellenme: 08 Temmuz 2026
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.
Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.