Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 248 – Şubat 2026      Türk Sineması ve Büyükada

Türk Sineması ve Büyükada

Avukat


Kerem Akça'nın objektifinden Lale sineması

1950’li yıllarda kimimiz anneleriyle, kimimiz evdeki çalışanlarla İstanbul’da Pangaltı’daki İnci Sineması’na “yerli” film izlemeye giderdik. Belgin Doruk’lu, Ayhan Işık’lı filmler tercihti. Raj Kapoor’un Avare filmini en az on kez izlediğimi anımsıyorum.

Yazları ise —hele biraz büyüdüğümüzde— Büyükada’da geceleri yapılacak ne vardı diye soranlara verilecek en doğru yanıt şuydu:
“Her gece sinemaya gidilirdi.”

Adada üç sinema vardı: Çınar’da Lale, Anadolu Kulübü’ne doğru giden yokuşta Mehtap ve Lala Hatun’da Yeni Sinema.

Diyaloglar hep aynıydı:
-Nerede buluşuyoruz?
-Dokuz buçukta Lale’nin önünde…

Açık hava sinemasına gitmek başlı başına bir ritüeldi. Lale Sineması’nın girişinde biletleri kontrol eden, gerekirse çocukların taşkınlıklarını önleyen Muzaffer Abi, adanın tanınmış simalarındandı. Çok önemli bir film varsa iki saat önceden bilet almakta fayda vardı.

Tahta sandalyelerde oturulurdu. Kimi büyükler evlerinden minder getirirdi. Sonraları tahta sandalyelerin yerini plastik olanlar aldı. Sinemaya gelirken yanımıza aldığımız en önemli şeyler çekirdek ve serin havalar için bir hırkaydı. Mekân çok kalabalık değilse ayakları uzatmak için ikinci bir sandalye almak kimseyi rahatsız etmezdi.

Bizim yaşlardaki çocuklar en ön sıralarda oturur, muziplik yapmaya ve azar işitmeye hazır halde ciddi izleyicileri rahatsız ederdik. Genç sevgililer ise görünmeden öpüşüp sarılabilmek için Lale Sineması’nda balkon görünümündeki yükseltiyi ya da en ıssız köşeleri tercih ederdi. Film bittiğinde çekirdek kabukları zemini halı gibi kaplardı.

İlk kapanan Mehtap oldu; yerine konut yapıldı. Ardından Yeni Sinema. Lale Sineması tam elli beş yıl dayandı: önce yarıya indirildi, sonra küçüldü, bir bölümü inşaata açıldı. En sonunda, adada sürekli yaşayanlara hitap edebilmek için kapalı bir sinemaya dönüştü ve nihayetinde birbirine karışmış film negatiflerinin bulunduğu bir çöp yığınına… Böylece Büyükada’da yazlık sinema keyfi tarihten bir sayfa oluverdi.

Ada ve Yeşilçam

İskeleye yanaşan bir vapur…
Gıcırdayan bir bisiklet freni…
Martı çığlıkları…
Tak tuk, tak tuk… Fayton atlarının ahenkli nal sesleri…

İşte böyle başlar eski bir Türk filminin ada sahnesi. Belki fonda,
“Gözlerinin içine başka hayal girmesin” diyen Zeki Müren vardır.

Yıl 1953. Zeki Müren’in beyaz perdede ilk kez göründüğü, Büyükada atmosferinde hayat bulan film: Beklenen Şarkı. İki sevgili Dilburnu yakınlarında buluşur. İKSV Film Festivali’nde izleme olanağı bulduğum bu siyah-beyaz film, aşk öyküsünün büyüleyici sadeliği ve Zeki Müren’in olağanüstü sesiyle bende derin izler bıraktı.

Bedia Muvahhit, Yorgo Bacanoz, Cahide Sonku, Jeyan Mahfi Tözüm gibi dev isimlerin yer aldığı Beklenen Şarkı, adeta bir sanat ansiklopedisi gibidir. Jenerikte akan isimler arasında kamera arkasında Kriton İliadis, seslendirmede Yorgo İliadis, dansta Jak Biçaçi gibi isimler göze çarpar. Bir dönem Büyükada mozaiğinin önemli bir parçası olan azınlıkların —özellikle Rumlar’ın— Türk sinemasının oluşumundaki belirleyici rollerini burada açıkça görürüz.

Ortak Yapımdan Toplumsal Belleğe

Türkiye–Yunanistan ilişkilerinin nispeten iyi olduğu dönemlerde ortak yapımlar da gerçekleştirilmiştir. Yunanistan’ın “Filiz Akın’ı” sayılan Aliki Vuyuklaki, siyasi gerilimin tam ortasında Büyükada’ya film çekmeye gelir. Fayton, Saat Kulesi’nden eski Lido’nun önünden geçerek Nizam’a yönelir. Türkçe dublajlı filmlerinden aşina olduğumuz  Aliki Arabacı şarkısını söyler.

1963 yapımı Sıradaki Heyecanlar (Yunanistan’da Htypokardia sto thranio), iki ülkede eş zamanlı çekilmesine rağmen Türkiye’de uzun süre gösterime giremez. Buna rağmen Aliki Vuyuklaki ve Orhan Günşiray, Büyükada sokaklarında gezinen genç âşıklar olarak ortak bellekte unutulmaz bir iz bırakır.

Aliki Vuyuklaki’nin Büyükada’da çekilen filminden yıllar sonra 2013 yılında Erol Özlevi’nin yönetmenliğini yaptığı Rıdvan Akar’ın İstanbul’un Son Sürgünleri kitabından uyarlanan Sürgün filminde, 1960’lı yıllarda geçen bir aşk hikayesi üzerinden dönemin siyasal atmosferi ele alınıyor.

Zengin Rum bir ailenin kızı olan Eleni adada yaşayan bir faytoncunun oğlu Sedat’a aşıktır. Ancak dinsel inanç farkları nedeniyle Eleni’nin babasının rıza göstermediği bu ilişki Yunan vatandaşlarının yasa gereğince kırk sekiz saat içinde ülkeyi terk etmek zorunda kalması ile farklı boyutlara taşınır. Dönemsel bir dram üzerinden Rum-Türk ilişkilerini ekrana aktaran yapıt adalardaki dönüşümün kaçınılmaz başlangıcını da sergilemekte.

Kişisel Bellekten Sinema Tarihine

1961 yazı… Büyükada Çankaya. Fabiato Köşkü önünde bir film çekimi. Muhtemelen Küçük Hanımefendi. Belgin Doruk’un giymesi gereken şort bulunamaz; çekim durma noktasına gelir. O sırada on iki yaşında olan eşim Nelly Barokas, karşı balkondaki evlerinden babasının yurt dışından getirdiği beyaz şortu verir. Sinema tarihinin görünmeyen ama çok şey anlatan anlarından biri…

Belgin Doruk, Ayhan Işık ve Sadri Alışık’ın baş rollerini paylaştıkları bu 1961 yapımı filim Büyükada’nın nostaljik atmosferinde çekilen ilk Küçük Hanımefendi versiyonudur.

Toplumsal Hafıza ve Büyükada

Yeşilçam, zamanla zengin–fakir aşk temalarının ötesine geçerek toplumsal ve siyasal bir çizgiye evrilir. 1999 yapımı Salkım Hanım’ın Taneleri, Tomris Giritlioğlu yönetmenliğinde Büyükada’daki Seferoğlu Köşkü’nde çekilir. Film, Varlık Vergisi döneminde azınlıkların yaşadığı baskıları çarpıcı bir biçimde aktarır.

Büyükada’nın görkemli yapılarından olan 1885 tarihli Seferoğlu Köşkü  ne yazık ki çekimlerden kısa bir süre sonra çıkan yangında yok olacaktır. Günümüzde mekân turistik bir tesis olarak hizmet görmektedir.

Ada, sinemadan televizyona taşar

Büyükada’da sinema filmlerinin yansıra pek çok diziye de ev sahipliği yaptı.  2006–2008 yılları arasında yayınlanan Hatırla Sevgili, romantik bir aşk hikâyesi üzerinden Türkiye’nin darbelerle dolu yakın tarihini Büyükada fonunda anlatır.

ATV televizyonunda iki yıl boyunca yayınlanan Tomris Giritlioğlu’nun danışmanlığını yaptığı, Ümmü Burak’ın yönettiği Hatırla Sevgili dizisi romantik bir aşk hikayesinin yanı sıra zengin-fakir çelişkisinin yerini politik kırılmalara bıraktığı bir yapıt olarak dikkati çekmektedir.

Beren Saat ve Cansel Elçin’in baş rolleri paylaştıkları dizi, siyasi görüşlerinin farklılıkları sebebiyle araları açılmış iki eski dost olan Rıza ve Şevket’in çocuklarının birbirlerine aşklarının ilgili dönemin siyasi gelişmelerinden nasıl etkilendiğini anlatmaktadır.

Bu aşkla birlikte, 27 Mayıs Darbesi, Adnan Menderes‘in idam edilişi ve 27 Mayıs sonrası gelişmeler aktarılırken, konu karakterler üzerinden ilerlemektedir. Dizi 12 Eylül Darbesi’ni ve darbenin oluşum sürecini de anlatmakta, 68. bölümde devrimci bir gencin suçsuz yere idam edilişi ve tüm karakterlerin Büyükada’da toplanmasıyla son bulmaktadır.

Nerdeyse tüm bölümleri Büyükada’da çekilen Hatırla Sevgili Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihini kuşaktan kuşağa romantik aşk öyküleriyle bir iç içelik içinde sunmaktadır.

Son değinmek istediğim yapıt 2025 yılında yayınlanan Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar dizisi. Dizi izleme rekorları kırmasına rağmen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı) torunlarıyla yaşanan ihtilaf ve çekim platosunun yanması gibi nedenlerden dolayı 15. bölümde final yapmak zorunda kalır.1912’de Büyükada’da başlayan ve gerçek bir hikâyeyi temel alan dizi Şakir Paşa Ailesi’nin döneme göre “marjinal” olarak kodlanan yaşamlarını ve ilişkilerini ele alıyor.

Şakir Paşa’yı tarih sahnesinde öne çıkaran etkenlerden bir diğeri ise Türkiye’de modern resmin öncülerinden Fahrelnissa Zeid, ülkenin ilk  gravür ve grafik sanatçılarından Aliye Berger ve Halikarnas Balıkçısı gibi ünlülerin Şakir Paşa’nın çocukları olması.

Cevat Şakir’i canlandıran Cem Yiğit Üzümoğlu ve ve Aniesi’yi canlandıran Denise Capezza.

Son Söz

Büyükada, her dönem gerek atmosferi gerek eşsiz manzarası gerekse tarihi, etnik çeşitliliği ile ilgi çekici olmuş, pek çok film ve diziye ev sahipliği yapmış, senarist ve yönetmenler için bir doğal bir platoya dönüşmüştür. Adalar’da çekilen çok sayıda yapıta bu yazı kapsamında yer vermek tabi ki olanaksız. Birkaçına değinmekle yetindim.

Bu amaçla da yeniden izlemek mutluluğunu yakaladığım bazı filimler beni oldukça gerilere götürdü, o günlerin adasını yaşamış olmanın buruk keyfini duyumsattırdı.


Yayınlanma Tarihi: 09 Şubat 2026  /  Son Güncellenme: 09 Şubat 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.