Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 248 – Şubat 2026      Büyük Britanya’dan Büyükada’ya

Büyük Britanya’dan Büyükada’ya


Geçici olarak gittiğim Büyük Britanya, yıllar içinde hayatımın yönünü belirleyen kalıcı bir göç deneyimine dönüştü. Büyük Britanya’dan Büyükada’ya göç kararımız ise benim için memleketime dönüş anlamı taşırken, eşim için yepyeni bir göçmenlik sürecinin başlangıcıydı.

İstanbul’dan yaklaşık yirmi sekiz yıl önce, dil becerilerimi geliştirmek ve altı ay sonra geri dönmek planıyla Londra’ya gitmiştim. Ancak altı ayın sonunda bu sürenin yeterli olmadığını anlayınca kısa süreli planım iki yıla uzadı. Dönüş zamanım yaklaşırken, benim gibi göçmen olan Hollandalı eşimle tanışmam tüm planlarımı değiştirdi. Planlarım, niyetim oldu, sürpriz bir şekilde. Bu hayatı birlikte yürümeye karar verdiğimizde Manchester’a yerleştik. Böylece uzun soluklu göçmenlik hayatımız başlamış oldu.

İki oğlumuzun dünyaya gelmesi, iş ve hayatın koşuşturması derken yıllar Manchester’da hızla geçti. Koşul ve şartların uygunluğu imkanların ve refahın içinde hep bir şey eksikti. Bu memleketimin sıcaklığı, samimiyetiydi. Tabi ki, her ebeveyn için önceliğimiz onların geleceğiydi. Yıllar yılları kovaladıkça o, an geldi. Çocuklarımız kanatlandı kendi hayatlarına. Bizde artık İngiltere ile bir yol ayrımına geldik. Uzaktan çalışma imkânı ve koşullarımız artık bize seçim özgürlüğü sunuyordu.

Artık doğayı, güneşi, mavi gökyüzünü ve dışarıdaki hayatı çokça deneyimleyebileceğimiz, aynı zamanda çok kültürlü yapısını koruyan bir yerde de yaşamak istiyorduk. Bu arayışımız içinde Türkiye seçeneği de mümkün görünmeye başlamıştı. Sosyalleşme olanakları ve kültürel geçişin görece kolaylığı bizim için önemliydi. Eşimin Hollanda’ya dönme isteği yoktu. Türkiye fikri içimize sindikçe keşif sürecimiz başlamış oldu.

İstanbul’da doğup büyümüştüm; ailem ve dostlarım oradaydı. Peki, çok da uzaklaşmadan nerede yaşayabilirdik? Yanıt, İstanbul’daki bir buluşmamızda, çok kıymetli bir aile dostumuzdan geldi: “Bence Büyükada tam size göre.” Daha önce günübirlik gittiğim adaya bu kez başka bir gözle bakmaya karar verdik. Güzel bir sonbahar günü adaya geldik, Çam ağaçlarının kokusunu içimize çektik. Kalabalıktan yukarı çıktıkça gelen dinginlik bizi derinden etkiledi. Akşamüstü Nizam plajında gün batımı eşliğinde bir konsere denk gelmemiz ise adeta rüya gibiydi. O günün sonunda kararımızı vermiştik: İlkbaharda bir ev kiralayıp Büyükada’yı “deneyimleyecektik.”

Arkadaş çevremi seferber ettim. Büyükada’da evi olan ve kısa süreli kiraya verebilecek birine ulaştık. Fotoğraflar geldi; bahçe katında, şirin görünen bir daireydi. İstanbul’a küçük oğlumla bu evi görmeye önden geldik. Evi tutarsak eşim de hemen arkamızdan gelecekti. İki yıl önce Şubat ayında, soğuk bir Cumartesi günü bu evi görmek için Büyükada’ya geçtik. Ancak ev fotoğraflardaki gibi değildi. Az da olsa hayal kırıklığı yaşamadık diyemem, sağ olsun arkadaşlarım, bir telefon görüşmesinin ardından adada kısa süreli kiralama yapan bir emlakçının ofisindeydik, tüm umutlarım tekrar canlanmıştı. Ellerinde iki daire vardı; ikisi de yeni tadilattan geçmiş, oldukça modern döşenmişti. Ayrıca çamaşır ve temizlik servisi de sunuluyordu. Ama biz tatil için gelmemiştik. Ev arayışımızın ilk gününde, nasıl bir ev istemediğimiz, o daireleri gördükten sonra iyice netleşmişti. İstediğimiz evi aramaya devam edecektik.

Günün sonunda yorgun bir halde Bostancı’ya dönmek için iskeleye geldiğimizde motoru birkaç dakikayla kaçırmış, bir sonrakini beklerken, şimdi geriye dönüp baktığımda “Olacaksa ruhu olan bir ada evi olsun… Yoksa bir anlamı yok,” diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Bir sonraki motoru salonda beklerken yer vermeyle başlayan bir sohbet bizi, hiç planlamadığımız bir şekilde, aradığımız eve götürdü. Ev sahibinin tereddütlerine rağmen, karşılıklı güvenle kurulan o bağ sayesinde evi kiraladık. Eski, antika dolu, hikâyesi olan bir evdi. İki yıldır adaya gelişlerimizde orada kalıyoruz ve ada deneyimimizin önemli bir parçası.  Benim içinde samimiyet ve güvenin hâlâ geçerli değerler olduğunu hissettiren çok kıymetli bir deneyimdi.

Böylece Manchester-Büyükada düzenimiz başladı. Evi tutar tutmaz eşim geldi ve baharı adada karşıladık. Denizle iç içe, çam kokusunun havaya karıştığı, mimozaların sarısıyla begonvillerin coşkusunun sokaklara taştığı o günlerde, ada bizi daha ilk andan içine aldı. Uzun yürüyüşlerle gölgeli yollarını, ahşap evlerin sessiz hikâyelerini ve her köşede karşımıza çıkan küçük sürprizleri keşfettik. İstanbul’dan, Hollanda’dan ve İngiltere’den gelen dostlarımızla aynı sofrada buluşmak, adanın o yavaş ama derin ritmi içinde zamanı paylaşmak bambaşka bir keyifti. Komşuluk ilişkileri, kapı önü sohbetleri ve adadaki uluslararası toplulukla kurulan bağlar sayesinde, İngiltere’de sevdiğimiz çok kültürlü hayat ile çocukluğumdan bildiğim mahalle sıcaklığı burada doğal bir şekilde birleşti. Eşim için başlayacak ikinci göçmenlik yolculuğuna da ada, yumuşak ve kucaklayıcı bir kapı aralamış oldu.

Her gelişimiz ve burada geçirdiğimiz zaman taşınma fikrimizi daha da güçlendirdi. Manchester’daki evimizi yavaş yavaş boşalttık. Gidiş gelişler sona yaklaşırken evimizde neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklarımızın büyüdüğü evi kapatmak duygusal olarak sandığımdan daha zor oldu. Büyükada’da temelli yerleşeceğimiz evi bulduğumuzda taşınma sürecimiz nihai olarak son bulacak.

Manchester’dan taşınacağımızı bilen komşularımız ve bizim gibi göçmen dostlarımızla yaptığımız, biraz hüzünlü ama çok anlamlı veda buluşmalarının ardından, Büyükada’daki ikinci yılımıza yaklaşırken geçen ay temelli olarak geldik. Eşimin ikinci göçmenlik deneyimi de oturum izni başvurusuyla resmen başladı. Benim için de bu geliş, artık gerçekten burada yaşayacağımızı bilmenin getirdiği karmaşık duygularla doluydu. İngiltere’de yaşarken daha temkinli, kontrollü ve uyum sağlamaya odaklı birine dönüşmüştüm. Şimdi ise kendi ülkemde zaman zaman sudan çıkmış balık gibi hissediyorum, sanki yeniden yürümeyi öğreniyorum. Giderken geride bıraktığım o daha atak ve girişken yanımla bugünkü hâlimin ortasında bir yerde buluşabilirsem, doğru dengeyi kurabileceğimi düşünüyorum.

Geriye dönüp baktığımda, bu sürecin iki yıla yayılmış olması hem oradaki hayatı acele etmeden kapatmamıza hem de burada yeni bir başlangıca hazırlanabilmemize imkân verdi. Şimdi, iki farklı dünyanın izlerini taşıyan Büyükada’da hayat kuracak olmak içimde derin ama sakin bir heyecan uyandırıyor.

Adada yaşamanın yalnızca bir coğrafyada bulunmak değil, bir kültürün, bir hafızanın ve hassas bir dengenin parçası olmak anlamına geldiğinin farkındayız. Doğanın ritmine saygı duyan, komşuluğu ve selamı önemseyen, yavaşlığı ve birlikte yaşamayı hatırlatan bu ada kültürünü korumaya, tüketen değil gözeten tarafta durmaya küçük de olsa katkı sağlayabilirsek kendimizi gerçekten şanslı sayacağız.

Büyük Britanya’dan Büyükada’ya uzanan bu yolculuğa dönüp yeniden bakmama ve göç sürecimizi kelimelere dökmeme vesile olan, bu yazıyı Adalı Dergisi için kaleme almam konusunda beni yüreklendiren sevgili ada dostumuz Nevin Sungur’a içten teşekkür ederim.


Yayınlanma Tarihi: 09 Şubat 2026  /  Son Güncellenme: 09 Şubat 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.