Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 241 – Temmuz 2025      Büyükada’nın Sessiz Robinsonları

Büyükada’nın Sessiz Robinsonları


Büyükada, yalnızlığın bile kendine has bir asaleti olduğu, zamanı yavaşlatan bir yerdir. Yazın turist kalabalığının, bisiklet zillerinin, dondurma kuyruklarının gürültüsü çekilip gidince, sonbaharda ve kışın geriye, harap köşklerin pencerelerinden hayata bakan bir avuç “sessiz Robinson” kalır.

Bu insanlar hayattan elini eteğini çekmiş, yanlarında sadece birkaç kedi, köpek ve hatıralarıyla yaşayan görünmez kahramanlardır. Sabah erken vakitlerde ağır adımlarla çarşıya iner, birkaç ekmek, biraz zeytin ve bir gazete alır, güneş yükselmeden yine köhne evlerine çekilirler.

Eski kartpostallara baksanız, üzerinde “Prinkipo” yazan taş binaların, ahşap konakların gölgelerinde de o sessiz hayatları görürsünüz. Adanın taş sokakları, geçmişte de hep yalnızları ve düşünenleri çekmiştir kendine.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, hayatının son yıllarını Büyükada’daki meşhur köşkünde geçirmiş; romanlarını yazarken penceresinden baktığı manzarada martılar, çamaşır ipleri ve tenha sokaklar vardır.

Sait Faik Abasıyanık, Burgazada’dan baksa da hep adaların sessiz ruhuna dokunmuş, balıkçılar, kediler ve unutulmuş kahramanlarla dolu öyküler yazmıştır. Onun satırlarında ada, dışarıdan bakıldığında sakin, içeriden bakan için derin bir yalnızlık ve anlam taşıyan bir mekândır.

Lev Troçki, 1929’da Sovyetler’den sürgün edilip Büyükada’ya geldiğinde, dünya siyasetiyle boğuşurken bile denizin sesini duymuş, sürgünlüğün soğuk yalnızlığını bu taş sokaklarda hissetmiştir.

İlhan Baran, dalga seslerini ve rüzgârın uğultusunu bestelerine taşımış, Ayla Algan, gençliğinde sessiz sokaklarda prova yaparken rol ezberlemiştir.

Orhan Pamuk, ada sokaklarının puslu sabahlarında, eski köşklerin anlattığı hikâyeleri dinlemiş, romanlarına İstanbul’un kaybolan hatıralarıyla birlikte bu sessiz adaları da dâhil etmiştir.

Reşat Ekrem Koçu, ada kahvehanelerinde oturup eski İstanbul’un unutulmuş kahramanlarını notlarına kaydederken, masasında soğuyan kahvesine martılar musallat olurdu.

Bir zamanlar Rum yetimhanesinin görkemli binası, şimdi sessiz bir hayalet gibi adanın sırtında durur, önünden geçen Robinsonlar, tarihin ağırlığını hisseder.

Kış akşamları, eski Rum meyhanelerinin buğulu camlarının ardında birkaç ada sakini sessizce oturur, duvardaki solgun fotoğraflara bakar, kimsenin hatırlamadığı eski şarkılar çalar.

Sabah vapuru iskeleye yaklaşırken, denizin hafif sisini yaran düdük sesi, yalnız evlerde uyananları selamlar. Vapurdan inen birkaç yolcu, elinde pazar filesi, gazete, belki de biraz ekmek… Sonra yine dağılırlar o tenha sokaklara.

 

Ben de bir zamanlar birkaç hafta bu hayatı denedim. Sabah yürüyüşleri, minimum ihtiyaç, rüzgârda eski bir palto… Gece, köhne bir radyodan cızırtılı bir müzik, gündüz, begonvillerin gölgesinde dalıp gitmek…

Bugün hâlâ Kadıyoran yokuşunda, Taş Mektep’in arka sokaklarında, Dilburnu’nun rüzgârlı patikalarında kimsenin tanımadığı, görmediği Robinsonlar var. Onlar hayatı izlemeyi, geçmişle konuşmayı ve kendileriyle baş başa kalmayı seçmiş, dünyayla gönüllü vedalaşmış insanlardır.

Yaz gelip de turist kalabalığı, bisiklet sesleri ve dondurma kuyrukları geçip gidince, geriye sadece martıların çığlığı, rüzgârın sesi ve bu sessiz Robinsonlar kalır.

Ve belki de gerçek Büyükada, tam da o zaman ortaya çıkar…


Yayınlanma Tarihi: 09 Temmuz 2025  /  Son Güncellenme: 10 Temmuz 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.