Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 245 – Kasım 2025      İstanbul’un Kayıp Dinlence Mekanları: Unutulmuş Alanlarda Katılımcı Yerleştirmeler

İstanbul’un Kayıp Dinlence Mekanları: Unutulmuş Alanlarda Katılımcı Yerleştirmeler

UCL Bartlett School of Architecture, Mphil/PhD Architectural and Urban History & Theory Küratör ve Tasarımcı


Kayıp Bir Kamusallığın İzinde

İstanbul’un Kayıp Dinlence Mekanları, kentin bir zamanlar ortak hafızasında yer etmiş, ancak bugün büyük ölçüde unutulmuş plaj ve mesire kültürlerini yeniden hatırlatmayı amaçlayan bir kamusal yerleştirme olarak geçtiğimiz ay hayata geçti. 18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikleri kapsamında Adalar Müzesi’nin bahçesinde, 4–8 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleşen bu beş günlük sergi, geçmişteki dinlenme ve birlikte olma pratiklerini yalnızca yeniden canlandırmak değil, onları bugünün gündelik ilişkileriyle müzakere etmek üzere tasarlandı.

Bu proje benim için hem akademik hem kişisel bir hatırlama ve hayal kurma alanıydı demek yanlış olmaz. Süregelen araştırmalarım bu alanlar hakkında biraz daha fazlasını öğrenmemi sağladıysa da, neredeyse hiçbirini kendi gözleriyle görmemiş biri olarak diyebilirim ki kentin hafızasında yer etmiş “mesire” ve “plaj” tipolojileri bir zamanlar insanların yalnızca bir örtü sererek kendilerine ait yarı kamusal alanlar yaratabildikleri yerlermiş. Bu alanlar, birlikte dinlenmenin, oyun oynamanın, dedikodu yapmanın, birbirine dokunmadan da birlikte var olmanın kültürünü bir süre yaşatabilmiş. Bugünse bu hafıza, kentin dönüşen sosyo-mekânsal yapısıyla birlikte sessizce siliniyor. Sergi ise, işte bu kaybolan müşterek kültüre yeniden dokunmanın yollarını arıyor.

Bir Tezden Doğan Deneysel Sergi

Serginin temelini oluşturan proje, 2023’te Royal Geographical Society tarafından ödüllendirilen yüksek lisans tezim. “Istanbul’s Lost Leisure Spaces as Collective Memory Superstructures” başlıklı bu araştırma, sosyal kutuplaşmayı mekânsal bir olgu olarak ele alıyor ve buna karşın kentteki toplumsal ilişkilerin, küçük düzeydeki gündelik karşılaşmalarla nasıl kurulduğunu ve bu ilişkilerin ortak hafızamızı nasıl biçimlendirdiğini inceliyor.

Çalışmanın ayırt edici yönlerinden biri ise arşivleri yalnızca kurumsal kaynaklara değil, açık erişimli, gayri resmî anlatılara dayandırmasıdır. Bahsi geçen kaynaklarsa epeyce çeşitli: kişisel bloglar, podcastler, sözlü tarih kayıtları, eski dergi ve gazete kupürleri, şarkı sözleri, anı kitapları, filmler ve Facebook nostalji gruplarındaki nice çevrimiçi paylaşımlar… Yani akademik veya medya kurumlarının kürasyonuna uğramamış, kamusal belleğin kendi inisiyatifiyle biriktirdiği parçalar.

Bu verilerden yola çıkarak proje, bir tür deneysel soruya yanıt aramaya çalışıyor:

Eğer bu kayıp kamusal alanları -mesireleri ve plajları- sanal veya fiziksel ortamlarda yeniden ziyaret edebilsek, bu bizi bireysel ya da toplumsal olarak nasıl dönüştürürdü?

Adalar Müzesi’ndeki sergi, tam olarak bu soruya verilen ilk mekânsal deney veya bir bakıma yanıt oldu: kolektif hafızayı yalnızca belgeleyen değil, yaşatan, ziyaretçiler sayesinde yeniden kuran bir alan.

Travmatik Kayıpların Gölgesinde Kamusal Alan

İstanbul’un kamusal alanları, son on yıllarda üst üste gelen travmatik olayların izlerini taşıyor.
Toplu saldırılar, artan güvenlik önlemleri, kentsel dönüşüm, ekonomik krizler, salgınlar ve ekolojik felaketler, yalnızca fiziksel mekânları değil, insanların birbirleriyle temas biçimlerini dönüştürdü. Kentte birlikte vakit geçirmenin, tartışmanın, güven ve sakinlikle sadece yan yana olmanın bile zorlaştığı bir dönemde yaşıyoruz.

Bu kırılmalar, yalnızlık, yorgunluk ve güvensizlik duygularını derinleştiriyor. “Kayıp Dinlence Mekanları” bu nedenle nostaljik bir sergi olmaktan ziyade; kamusal alanın yitimiyle gelen toplumsal travmalara karşı bir iyileşme önerisi olarak kendini konumlandırıyor. Bir tür “yavaş direnç” biçimi olarak dinlenmeyi, birlikte var olmanın politik bir jestine dönüştürüyor.

Katılımcı Bir Hatırlama Mekânı Olarak Sergi

Yerleştirme, geri dönüştürülmüş tel örgüler, paletlerden oluşan zemin ve çoğunlukla bağış yoluyla toplanmış rekreatif nesnelerden oluşturuldu. Belirlenmiş bir koreografi yoktu; alan, ziyaretçilerin eylemleriyle her gün yeniden biçimlendi. Bazıları örtülerini serip oturdu, bazıları top oynadı, ip atladı ya da fotoğrafları inceleyip hikâyelerini paylaştı.

Ziyaretçilerin kendi anlatılarını getirmesi serginin en önemli parçasıydı. Kimisi Göksu ve Küçüksu’daki çocukluk pikniklerini ve mısırın tadını anlattı, kimiyse Moda Plajı’nda Doktor Haluk Canbakan’ın her yaz iskeledeki kuleden denize atladığını ve bu becerilerini gençlere de öğrettiğini hatırlattı. Ziyaretiyle beni çok mutlu eden aynı kişi, arşivlerde hiç rastlamadığım “ayak suyu” geleneğinden de söz etti-denizden çıkanların kumdan temizlenmesi için kabinlere getirilen su teknelerinden… Bu geleneğin Ataköy Plajı’nda mimari bir eleman olarak nasıl yeniden düşünüldüğünü, gazinosu ve birçok diğer imkânıyla anılan plajın tasarımında soyunma kabinlerinin önünden akan bir su kanalı olarak çözüldüğünü birlikte sergi fotoğraflarında görerek konuştuk.

Ben ise bu mekânların ve hikâyelerin hiçbirini, anlatılan hâlleriyle görmedim. Onları yalnızca başkalarının anıları, kelimeleri ve görüntü kırıntıları üzerinden hayal ettim. Bu kısıtlı ama bir o kadar da geniş içerikli kaynaklardan anlayabildiğim kadarıyla fiziksel bir ortam kurguladım. Toparlayabildiğim duyulardan ve duygulardan yola çıkarak, herkesin kendi çıkarımlarıyla oluşturacağı, yorumlayacağı veya öğreneceği mekânsal hikâyelere olanak sağlamaya çalıştım.

Bu sebeple bu sergi, aslında hiç görmediğim ama gündelik paylaşımlarla haberdar olduğum mekânları, kolektif bir hayal gücü aracılığıyla kamusal alana taşımak anlamını taşıdı.

Bir Direnç Biçimi Olarak Dinlenme

18. İstanbul Bienali’nin bir parçası olan sergi, bienalin temelindeki “Üç Bacaklı Kedi” metaforuyla örtüşerek mükemmelliği değil, kırılganlığı benimsemeyi amaçladı. Ayakta kaldığı süre boyunca ise doğaçlanan, planlanmamış karşılaşmaları öne çıkardı. Böylece, tezdeki öngörülerimin ötesinde bire bir yaşama şansı bulduğum bir deneyim sundu: “dinlenmek” bu yeniden kurgulanan alanlarda edilgen bir durumu değil, kentteki gergin ritimlere karşı bir direnişi temsil ediyordu.

Tıpkı bir zamanlar mesirelerdeki gölgeliklerin, plajlardaki mısır arabalarının ve anlık sohbetlerin yaptığı gibi, bu geçici yapılar da ortak bir kamusallığın hatırlanması için zemin sunuyordu. Bu sayede kayıp dinlence kültürü, günümüze taşındı ve bir “geçmişi yeniden kurma” eylemine dönüştü. Hem bireysel hem toplumsal iyileşme için bir çağrıyı hiç konuşmadan da duyurmanın yolunu açtı.

Bir Teşekkür ve Devam Eden Hatıralar

Büyük bir mutluluk ve minnetle bulduğum tüm bu imkanları elbette tek başıma sağlayamazdım. Bu proje, yalnızca bireysel bir üretim değil, birçok kişinin katkısıyla şekillenen ortak bir süreçti. Bunun için, sadece manevi değil, lojistik ve tanıtım destekleriyle de yanımda olan; hiçbir konuda desteğini esirgemeyen annem ve babam Filiz ve İrfan Toprak’a, Adalar Müzesi’ne ve çok sevgili Ali, Can, Çetin Beyler ve Yasemin Hanım’a, Füsun ve Ali Öngen’e, Semra Kardeşoğlu ve Turan Kanar’a, kurulum sürecinde emeklerini ne kadar saysam da anlatamayacağım Mithat Bey ve Melih’e,  ziyaretleri ve keyifli sohbetleriyle sergiyi ayrıca anlamlı kılan Ali Ercan Akpolat’a, Nazlı Hanım’a ve emeği geçen tüm yerel paydaşlara; en önemlisi de katılımlarıyla sergiyi mümkün kılan tüm ziyaretçilere en içten teşekkürlerimi sunmadan bu yazıyı tamamlamam doğru olmaz.

Benim için bu sergi, İstanbul’un kamusal hafızasıyla kurduğum ilişkinin dönüm noktalarından biriydi. Umudum, deneyimleme fırsatı bulan herkesin de düşüncelerine ve duygularına bir şekilde katkı sağlayabilmiş olmak. Kayıp dinlenme mekânlarının hikâyesi burada bitmiyor; bu sadece hatıralarımızdan dallanıp budaklanan birçok konuyu açmak için bir vesile. Çünkü hafıza, yalnızca korunduğunda veya saklandığında değil, yeniden kurulduğunda, paylaşıldığında ve dönüşerek yaşamına devam ettiğinde hepimiz için iyileşme -ve biraz olsun dinlenme- imkânı sunuyor.

Maalesef hâlen Türkçe çevirisi üzerinde çalışılıyor olsa da, projenin ayrıntılarına ve mesire ve plajlara ilişkin İngilizce dilindeki daha fazla bilgiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

https://lostleisurespacesofistanbul.cargo.site

 


Yayınlanma Tarihi: 07 Kasım 2025  /  Son Güncellenme: 07 Kasım 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.