Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 245 – Kasım 2025      Heybeliada Deniz Harp Okulu

Heybeliada Deniz Harp Okulu

Yüksek Mimar


Heybeliada Deniz Harp okulu öğrencileri arasındaki şu meşhur söz günümüze kadar kalmıştır.

“Heybeliada’da doğar, denizlerde yaşar, tarihe geçeriz.”

Bu, mezunlarının hem denizle fiziksel ve tinsel bağını hem de okulun tarihsel önemini betimleyen gayri resmî bir motto gibidir.

1973 yılıydı, Heybeliada’da 30 Ağustos Zafer Bayramı her zamankinden bir farklı şenlikle kutlanmaktaydı. Deniz Harp Okulunun önü Heybeliada iskele sahili boyunca dünyanın birçok ülkesinden gelen onlarca firkateyn, muhrip, kruvazör ve hücumbotlar, yanı sıra irili ufaklı, bayraklarla donatılmış tekneler demirlemişti. Yıl, Harp Okulunun iki yüzüncü kuruluş yılıydı. Açıkta bekleyen gemiler sahili bir donanma gibi süslemiş, gemicileri talebeleri bir kısım subay ve personeli askeri kıyafetleriyle ellerinde ülkelerinin bayrakları kıyıda doluşmuşlardı. Bando sahildeki Atatürk heykeli yanına dizilmiş hemen her ülkenin milli ve folklorik ezgilerini çalmaktaydı.

 

Görkemli kutlamaların sürdüğü o hafta sonu ilk gençlik yıllarımın adalı duygusuyla buluştuğu ve bundan gurur duyduğu ayrıcalıklı bir bayramdı benim için. O hafta sonu yerli yabancı konuk asker ve subaylarla dost olmaya çalışmış, sahil gazinolarında yemek yiyip bolca bira tüketmiştik. Birleşmiş Milletler misali dünyanın her ülkesinden gelenlerle, Osmanlı’dan günümüze Preveze’den, Heybeliada’ya, Cumhuriyetle varlığını pekiştiren Deniz Harp Okulu adına kutlamalar için bir aradaydık.

Deniz Harp Okulu’nun temeli 1773’te Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kaptan-ı Derya olarak atılmıştır. İlk adı “Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn”olmuştu. 1946’ya kadar Heybeliada’daki yerinde denizcilik eğitimi vermiş, ardından sessiz ve hüzünlü bir ayrılışla 1985’te kuruluşundan tam 212 yıl sonra Tuzla’daki modern kampüsüne taşınmıştır.

Ancak “Heybeliada” adı, okulun kimliğinin bir parçası olarak yaşamaya halen devam etmekte olup deniz subayları yetiştirmektedir…

Okulun uzun yıllar adada bulunması nedeniyle, mezunlar arasında “Heybeliada Ruhu” denilen bir kavram oluşmuştu. Bu, denizciliğe özgü disiplinle birlikte doğaya, dostluğa, yardımlaşmaya ve denizle iç içe bir yaşam biçiminin geliştirdiği ruh halini anlatır. Mezunlar arasında bu deyim, hem dayanışmayı hem de denizci olmanın onurunu simgeler.

Mustafa Kemal Atatürk, 1928 yılında Heybeliada Deniz Harp Okulu’nu ziyaret etmişti. Ziyareti sırasında öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada, denizciliğin Türkiye’nin geleceği için ne kadar önemli olduğunu vurgulamış, “Denizciliği Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız” ifadesini kullanmıştı. Bu ziyaret, okulun görkemli tarihinde oluşan dönüm noktalarından biri sayılır.

Deniz Harp Okulu, Heybeliada’nın vapur iskelesine yakın kuzey kıyısında, ada topografyasına hâkim bir konumda yer alır. Tarihi yapı 1773’te yapılmış olsa da Heybeliada’daki yerleşke çevre binalarıyla adanın silüetini adeta yeniden çizer gibi 1941 yılında tamamlanmıştır. Günümüzdeki yapı grubu, Cumhuriyet dönemi mimarisine ait modernizmin izlerini taşır.

Cumhuriyet’in ilk döneminde yükselen rasyonalist ve fonksiyonalist mimarlığın örneklerinden biri olarak günümüze gelir. Betonarme yapı tekniğiyle kısmen deniz doldurularak inşa edilmiş, düz teras çatılı, geniş pencereli, yatay cephe düzeniyle döneminin Bauhaus etkisini yansıtır. Plan kurgusunun disiplinli, simetrik ve askeri eğitim işlevine uygun bir şekilde ele alındığı görülür.

Kampüs, derslik binaları, yatakhaneleri, tören alanı, spor tesisleri, içinde olimpik koşullarda inşa edilmiş olan harika bir kapalı yüzme havuzu ve yakın zamana kadar korunmuş olan tescilli eser tarihi bir cami kalıntısı ile sahil boyunca uzanan iskele yapılarından oluşur. Denizle doğrudan ilişki kuran mimarisi, manzarayı ve rüzgâr yönünü dikkate alacak şekilde tasarım özelliklerini gösterir.

Yapının deniz yönündeki büyük binasının denize bakan ön yüzü 1999 depremine kadar olağanüstü bir sanat eseri olan dev bir mozaik ile kaplıydı.

Mozaik, Preveze Deniz savaşının grafik anlatımını içermekteydi. Adını 1538’de Osmanlı donanmasının Barbaros Hayreddin Paşa komutasında kazandığı Preveze Deniz Zaferi’nden alan mozaik, Türk denizcilik geleneğinin simgesi olan bu zaferi hatırlatırken ortasında “PREVEZE 1538” ibaresi yer alırdı.

Sanatçısı dönemin ünlü akademisyeni 1914 doğumlu ressam Ferruh Başağa idi. Cumhuriyet Dönemi Türk resmini kuran ressamlar kuşağının önemli sanatçılarından olan Başağa, 1940’larda soyut resme yönelmiş ve Türk resminde soyutun öncülerinden biri olmuştu. 1970 yılından itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde vitray ve mozaik atölyelerini kurmuş olan sanatçının önemli etkinlik alanlarından biri de mimariyle bütünleşen büyük boyutlu panolardır. Harp Okulu Preveze Mozaiği’nin yapımı, 1950’li yıllarda okulun yenilenmesi aşamasında gerçekleştirilmiş olup sanatçısıyla Harp Okulu atölyelerinde görev yapan subay ve sanatçıların ortak emekleriyle yapıldığı belirtilir.

Mozaiğin bulunduğu bina, Deniz Harp Okulu (veya sonradan kullanımına geçen Deniz Lisesi) yerleşkesinde yer alıyordu. 1999’da yaşanan deprem sonrası binada ciddi hasar tespit edilince binanın yıkılmasına karar verildi.

Bina yıkılacağı için mozaik panonun yerinden sökülmesi planlandı. Ancak, panonun bulunduğu duvardan sökülmesinin zorluğu, taşıma ve restorasyon maliyetlerinin yüksekliği gibi engeller nedeniyle bu işlem gerçekleştirilemedi.

Mozaiğin bulunduğu yer, Deniz Harp Okulu ana binasının girişine yakın tören alanındaydı ve yerleşkenin arkasındaki çam ormanlığıyla deniz arasında adeta bir sembol yapıydı. Ne yazık günümüze taşınamamış oldu.

Heybeliada Deniz Lisesi’nin mezun listesi bir hayli ilgi çekicidir. Siyasetten edebiyata, hatta televizyonun renkli dünyasına kadar birçok tanınmış ismin yolu Heybeliada’dan geçmiş. Bu isimlerden en dikkat çekenler ise edebiyatta Aziz Nesin, Nazım Hikmet, Necip Fazıl; siyasette Fahri Korutürk, Bülent Ulusu, Rauf Orbay, televizyonlardan tanıdıklarımız ise Ali Kırca ve Huysuz Virjin de lisenin şöhretli mezunları arasındadır.

Yerleşkenin içinde bir başka hikayesi Osmanlı döneminden kalma Eski Camii (bazı kaynaklarda “Heybeliada Camii” ya da “Bahriye Camii” olarak geçer) üzerine anlatılır.

Bu caminin ilk yapımı 16.–17. yüzyıllarda, muhtemelen adadaki küçük bir yerleşime hizmet etmek üzere inşa edildiği düşünülür.1828-29 yılları arasında yeniden ve son hali olarak II. Mahmud tarafından inşa edilen cami, 1930’lu yıllarda yıkılmıştı o yıllara kadar yerleşke içinde askerî erkana hizmet vermekteydi.

Deniz Harp Okulu yerleşkesi yeniden düzenlenirken caminin yıkım kalıntıları korunmuş ve çevresine yeni yapılar eklenmiştir.

İstanbul Çevre Kültür ve Tarihi Eserleri Koruma Derneği (İSTED)  eski fotoğraflarından elde ettiği ve kadastro kayıtlarını tarayarak belgelediği yapıyı 5 No.’lu Koruma Kurulu’na Bahriye Mektebi Camisi’ni  “eski eser” olarak 2021 yılında tescillendiği bilinmektedir.

2022 yılında da yapımına başlanan caminin ne ölçüde tamamlandığı ve ibadete açılıp açılmayacağı henüz bilinmemektedir.

Tarihi cami kalıntılarının fotoğrafları ise bazı eski arşiv belgelerinde ve Adalar Müzesi dijital koleksiyonlarında bulunabilir.

Bir başka simgesel yapıda Yavuz Zırhlısı’nın direğinin Harp okuluna dikilmiş olma hikayesidir. Kökeni ise şöyledir: Alman Goeben olan Yavuz Zırhlısı 1912’de Almanya’da inşa edildi. I. Dünya Savaşı başlarken Osmanlı’ya sığınan iki Alman gemisinden biriydi. Osmanlı donanmasına “Yavuz Sultan Selim” adıyla katıldı ve Osmanlı’nın Almanya yanında savaşa girmesinde sembolik bir rol oynadı.1914–1918 arasında Karadeniz’de Rus limanlarını bombaladı, birkaç kez de hasar aldı ama batmadı.

Gemi1930’larda modernize edilerek TCG Yavuz adını aldı. Gemi uzun yıllar Türk Donanması’nın amiral gemisi olarak görev yaptı.1950’lerin sonuna kadar eğitim ve tatbikat gemisi olarak kullanıldı. 1973’te Deniz Kuvvetleri envanterinden çıkarılarak. 1976’da sökülmek üzere MKE’ye devredildi. Ana Direği Heybeliada Deniz Lisesi’ne taşındı ve anı olarak mendirek başına dikildi.

Hayatiyetine Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn olarak başlayan Deniz Harp Okulu adıyla devam eden  yaklaşık iki yüz elli yıllık hikaye kısaca böyle hatıralarımda halen yer tutan bu yapı, Heybeliada’da eğitim gören öğrenciler arasında, akşam güneşinin batışıyla birlikte oluşan kısa süreli bir sessiz duruşla zihinlerinde yer bulurmuş. Bu gelenek, denizin ve doğanın güzelliğini saygıyla izlemek, günü denize teşekkür ederek kapatmak anlamına gelirmiş.

 


Yayınlanma Tarihi: 07 Kasım 2025  /  Son Güncellenme: 07 Kasım 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.