Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 245 – Kasım 2025      Adalar’daki Kafkavari Bir Matematik

Adalar’daki Kafkavari Bir Matematik

Burgazada Mahalle Meclisi katılımcısı


Adalar bugün tek bir kimliğe sığamayan, farklı rollere bölünmüş bir sahne. Kimi zaman İstanbul’un hızını sırtında taşıyan bir metropol uzantısı, kimi zaman da Hakkâri’nin boşalan köyleri kadar sessiz ve yorgun bir bellek. Her katman yeni bir çelişkiyi açığa çıkarıyor.

Plan Katmanı: Varmış Gibi Görünüp Hiç Olmayan Onlarca yıldır Adalar için “koruma amaçlı imar planı” yapılır. Ülkenin yaklaşık bin ilçesi vardır, hiçbiri için bu kadar çok plan masaya yatırılmamıştır sanırım ama Adalar hâlâ plansızdır. Çizimler, taslaklar, panolar, toplantılar… İtirazlar, mahkemeler, bilirkişi raporları…Her defasında kapıya asılan bir yeni duyuru, ama kapının ardında hâlâ boşluk. Meydanlar ada kimliğine uygun tasarlanamaz. İnsanlar evlerini yenileyemez. Çalışmalar vardır, raporlar vardır, dosyalar vardır ama bir plan yoktur.

Bu katman, Kafka’nın Şato’sunu hatırlatır: köyde herkesin konuştuğu ama kimsenin erişemediği o şato gibi, imar planı da adalıların yaşamına ‘olmayışıyla’ hep hükmeder, hiçbir zaman somutlaşmaz. Bürokrasi, Josef K.’nın eline tutuşturulan ama anlamı asla açıklanmayan kâğıtlar gibidir. Yetkililer toplantı üstüne toplantı yapar, adalılar umutla bekler, fakat sonuç hep aynıdır: varmış gibi görünen, aslında hiç olmayan bir plan.

Nüfus Katmanı: Boşluk ile Taşkınlık Arasında

Yaz aylarında günübirlik ziyaretçilerin dalgası adayı boğar. Vapur iskeleleri taşar, sokaklarda nefes almak zorlaşır. Plajlarda adım atacak yer kalmaz, çarşıda bir bardak çay bulmak lüks olur. Oysa kış geldiğinde, Burgazada İlkokulu’nda yalnızca on dört çocuk kalır. Çan sesi, koca bir adada yankılanır ama sınıflar boşluğun uğultusuyla dolar. Bu on dört rakamı, Hakkari’nin Zap Suyu kıyısındaki göç vermiş bir dağ köyünün yorgunluğunu anımsatır: hayatın sürmesi için yetmeyen bir azlık.

Resmî kayıtlarda on dört bin kişilik nüfus görünür ve tüm adaların toplam zabıta sayısı yine on dörttür. Yazın milyonlarca insan adalara yığılırken ortaya çıkan tablo, sanki bir matematik hatasıdır: herkes var ama kimse yok. Bu katman, Kafka’nın Dava’sındaki anlamsız bürokratik hesaplara benzer. Josef K. nasıl sayısız dosya arasında hakikatini bulamazsa, ada da milyonlarca ziyaretçiyle on dört öğrencinin aynı sahnede yan yana geldiği bu mantık dışı matematik içinde kendi gerçeğini bulamıyor. Adaların nüfusu da tıpkı Kafka’nın kahramanları gibi, sürekli hesaplanıyor ama hiçbir zaman anlaşılmıyor.

Aidiyet Katmanı: “Benim” ile “Bizim” Arasında

Doğma büyüme adalıların bir kısmı için adalı olmak bir sorumluluk değil, bir imtiyazdır. Sokaklarda akülü araçların düdüğü, kıyılarda masaların ve şezlongların gölgesi: “burası benim” demenin işaretleridir. Bir zamanların ortak çarşısı, artık kişisel çıkarların pazarı hâline gelir. Öte yandan, sonradan adaya gelen ama onu korumayı kendine görev edinen küçük bir grup vardır. Onlar için ada kırılgan bir ekosistem, bir kültür mirasıdır. Denizin kıyısındaki bir taş kadar savunmasızdır ada gözlerinde. Bu yüzden yükselen itirazları, “fazla duyarlı”, “fazla entel” denilerek küçümsenir. Aidiyet burada artık bir bağ değil, çatışmanın kaynağıdır: kim ada için yaşıyor, kim ada üzerinden yaşıyor? Bu katman, Kafka’nın Şato’sunu çağrıştırır. Köylüler şatoya bağlıdır ama gerçekten ait değildir; şato ise herkese hükmeder ama kimseyi kabul etmez. Aidiyet bir türlü kapanmayan, kimsenin tam ulaşamadığı bir kapının önünde bekleyişe dönüşür. Adanın aydınları da, Kafka’nın roman kahramanları gibi, kabul edilmeyi beklerken sürekli reddedilir.

Ziyaretçi Katmanı: Hızdan Kaçıp Hıza Yakalanmak

İstanbul’un hengâmesinden kaçmak isteyenler vapura binip soluğu Adalar’da alır. Kâğıt üzerinde bir kaçıştır bu.  Fakat daha iskeleden iner inmez azmanbüs kuyruğuna koşarlar. Yani hızdan yakınırlar ama aynı hızın gölgesine sığınırlar. Yürümek yerine taşınmayı isteyen bedenler, yavaşlığın ruhunu törpüler. Kaçışın kendisi bile artık bir tüketim hâline gelir: birkaç saatlik huzur satın alınır, sonra hızla terk edilir. Bu katman, Kafka’nın Amerika’sındaki göçmenlerin durumunu anımsatır. Özgürlük hayaliyle gelenler, yeni zincirler bulur. Adalar’a da hızdan kaçanlar gelir ama hızın yeni kafesini kendi elleriyle kurarlar. Kaçış, yeni bir tuzağa dönüşür. Tıpkı Kafka’nın kahramanlarının özgürlüğü ararken daha başka zincirlere vurulması gibi.

Zaman Katmanı: Yanlış Yerde Hız, Yanlış Yerde Yavaşlık

Adaların doğal ritmi yavaşlıktır. Fakat hız, yanlış yerlerde kök salar: turizmde, araç trafiğinde, gürültüde… Hiçbir fren tutmaz. Buna karşılık hızlanması gereken yerlerde mesela deprem güçlendirmelerinde, adeta bir durağanlık vardır. Bir yanda günübirlik turizmin cennet adalarında hızla dönen çark işliyor; aynı yerde, büyük bir depremle cehenneme dönüşme olasılığının saatleri tik tak sayıyor.  Böylece ada, kendi zamanını kaybetmiş bir saat kulesine benzer: akrep ile yelkovan birbirini bulamaz. Bu katman, Kafka’nın Şato’sundaki bitmek bilmeyen ertelemeleri çağrıştırır. Önemli işler hep bekletilir, önemsiz işler acilen yapılır. Adalar da böyle: hız yanlış yerden akar, yavaşlık yanlış yerde donar. Sanki zaman, Kafka’nın dünyasında olduğu gibi, sürekli ertelenen ama asla gelmeyen bir tren gibidir.

Çelişkilerin Sahnesi

Bugün Adalar tek bir kimlikte yaşamıyor. Bir yanı İstanbul’un hızına kapılmış, diğer yanı Hakkâri’nin göç veren sessizliğine benzemiş. Bir taraf tatilcinin şezlongu, diğer taraf boşalan okul sırası. Bir yanı yerlisinin kıyıya uzattığı masa, diğer yanı duyarlının itirazı. Adalar’ın ruhu, sahnede herkesin aynı anda başrol oynamaya kalkıştığı bir tiyatroya dönmüş durumda. Seyirci alkışlayacak mı, yuhalayacak mı belli değil. Bu tablo Kafka’nın evreninde olduğu gibi bitmeyen bir tiyatroya benzer. Dava’da Josef K.’nın duruşmaları nasıl bir oyuna dönüşüyorsa, burada da herkes başrol ister ama ortada senaryo yoktur. Çelişkiler bir anlatı değil, sonsuz bir bekleyiş üretir. Adalar Koruma Planları’nda olduğu gibi. Yıllardır plan yapılır. Ama planı hiç yoktur.  Çünkü ada ne yalnızca İstanbul’un hızlı nefesi, ne de Hakkâri’nin sessiz göçü. Ada, Kafka’nın romanlarındaki gibi iki uç arasında salınan karakter.  Ama kimliğini her şeye rağmen koruyor. Neden bu denli güçlü bir bağışıklık sistemi var? Başka bir yazının konusu olsun.


Yayınlanma Tarihi: 07 Kasım 2025  /  Son Güncellenme: 07 Kasım 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.