Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 248 – Şubat 2026      Şehirlerimiz Doğa ve İnsan Kaynaklı Afetlere Nasıl Direnecek?

Şehirlerimiz Doğa ve İnsan Kaynaklı Afetlere Nasıl Direnecek?

Prof. Dr.


 Büyük Anadolu depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Yalnızca kayıplarımızı anmak için değil, afetlerin neden ve sonuçlarını bütüncül biçimde yeniden düşünmek için de çok önemli bir zamanı geçirdik.  Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’ın bu yazısı, afetleri kaçınılmaz bir doğa gerçeği olarak değil, yönetişim, planlama ve toplumsal sorumluluk alanlarında verilen ya da verilmeyen kararların sonucu olarak ele alıyor. Yazı, afetlere dirençli şehirler oluşturma tartışmasını güncel mevzuat, uygulamalar ve yapısal eksiklikler üzerinden yeniden açıyor.

Kitaplarını masamdan ayırmadığım ve Türkiye’de afet risklerinin azaltılması adına çok yazmış ve söylemde bulunmuş rahmetli Prof. Dr. Murat Balamir, afetlere dirençli şehirler oluşturmayı başarmak için Birleşmiş Milletler’in yıllar önce başlattığı “Dirençli Kentler” kampanyasını, yayınlarında sıkça hatırlatmış ve yerel yönetimlere önerilen ve birbiriyle bağlantılı on temel ilkeyi şöyle özetlemiştir:

  1. Kurumsal ve Yönetsel Eşgüdümün Güçlendirilmesi: Yerleşme alanlarındaki yerel topluluklar ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile sakınım etkinliklerinin gereğinin ve katkılarının öneminin anlaşılması için çaba gösterilmesi. Yerel yönetimde sakınım çalışmalarının önderliğini yapacak birimin belirlenmesi ve bu birim aracılığıyla gönüllüler, STK’lar, akademi, iş çevreleri ve yerel topluluk birimlerinin katılımının sağlanması.
  2. Finans Kaynakları: Sakınım çalışmaları için bir bütçe belirleyerek konut sahipleri, dar gelirli hane halkları, yerel topluluklar, iş çevreleri ve kamu birimlerinin bu amaçla kaynak ayırmalarının özendirilmesi.
  3. Çoklu Risk Analizleri: Yerel tehlikeler ve korunmasız değerler konularını kapsamak üzere güncel değerlendirmelerin toplum tarafından erişilebilir bilgiler olarak tutulması ve kent planlaması ve gelişme kararlarında kullanılması.
  4. Altyapı Koruma, Geliştirme, Sağlamlaştırma: İklim değişikliği karşısında, riskleri azaltmak üzere özellikle yaşamsal altyapı ve drenaj sistemlerinin uyarlanması.
  5. Acil Durum Görevlisi Eğitim ve Sağlık Tesislerinin Korunması: Okul ve hastanelerin incelenerek güçlendirilmeleri.
  6. Yapı Yönetmelikleri ve Planlama Düzenlemeleri: Risk azaltan yapı yönetmelikleri ve sakınım planlaması ilkelerinin titizlikle uygulanarak, dar gelirli kesimlerin yaşadığı bölgelerin güvenli duruma getirilmesine özel önem verilmesi.
  7. Öğretim ve Farkındalık Yaratmak için Uygulamalı Senaryolar: Yerel topluluk ve okullardaki öğretim programlarında, tehlikeler ve risklere ilişkin konulara yer verilmesi.
  8. Çevre Koruma ve Ekosistemi Güçlendirme: İklim değişikliğinin getirdiği tehlikelere ve su baskınlarına karşı önlemler arasında ekosistemin korunması ve doğal kuşaklardan yararlanma uygulamalarına öncelik verilmesi.
  9. Erken Uyarı ve Etkili Karşı Eylem Hazırlığı: Kentlerde hazırlık planları ile erken uyarı sistemleri geliştirilerek, acil durumlarda etkili karşı eylem kapasitelerinin geliştirilmesi.
  10. İyileştirmeler ve Yerel Toplulukların Geliştirilmesi: Afet sonrasında yeniden yapılaşma ve iyileştirme çalışmalarının, yerel topluluğun gereksinme ve istekleri göz önünde tutularak yürütülmesi.

Medyada hemen her gün deprem, sel, yangın, ulaşım kazası, çevre kirliliği vb gibi olayların haber olduğu bu ülkede yukarıda sıralanan önlemleri aldığımıza dair ne kadar bilgilendiriliyoruz? Ödevlerimizi yapıyor muyuz? Bu on maddenin gerçekleştirilmesi için mevzuatta, her ölçekteki planlamada ve yerelde afetlere direnen kent tasarımında yetkinliğin, sorumluluğun, hesap vermenin ve katılımcılığın yer aldığı bir afet yönetimi ve yönetişim düzeni kurduğumuza dair medyada haberler var mı? Bu ödevlerini yerelde yapmaya çalışan ve başarılar elde eden yerel yöneticileri takdir ediyor muyuz? Hak, hukuk, adalet ve afet arasındaki ilişkinin farkında mıyız?

“Deprem korkuttu” veya “deprem kapıya dayandı” gibi magazinleşmiş başlıkların yukarıdaki on maddedeki önerilerin gerçekleşmesine katkısı var mı?

Doğa ve insan kaynaklı tehlikelerin afete dönüşmemesi için 2012 yılında çıkarılan “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” yeterli mi? Afetlere dirençli ve yaşanabilir yerleşmeler oluşturacak projeleri finansal olarak destekleyecek “Afet Fonu” özellikle alt gelir grubun önceleyen bir içerikte mi? Kanundaki “alansal” sözcüğü mahallelerde “parsel bazında” ve çoğunlukla orta üstü gelir grubuna hitap eden “kentsel dönüşüm” işi, giderek gayrimenkul geliştirme işine dönünce, deprem riskleri azalıyor mu? Kentsel dönüşüm işleri başladıktan sonra yollar ve kaldırımlar genişledi mi? 2012’de başlayan “dönüşüm” sürecinde alt yapı kapasitesi, yeşil alanlar ve toplanma ve geçici barınma alanları arttı mı?  Kent merkezlerimize doğru akan göçler ve artan yoğunluklar sürecinde iyileştirme, güçlendirme ve yenileme işleri alt ve orta gelir grubuna yönelik oldu mu? Bütün bu sorular yanıt arıyor.

Afetlere direnen yerleşim alanları oluşturmak istiyorsak şehir planları yapanlara, yapı üretim sürecinde yer alan aktörlere ve ilgili mevzuat yazanlara yönelik önerilerim şunlardır:

Müteahhitlik kurumunu belli eğitimleri tamamlamış ve/veya diplomalara sahip kişiler tarafından icra edilen meslek kimliğine kavuşturacak bir Yapı Müteahhitliği Yasası çıkarılmalıdır.

İnşaat sürecinde iş yapan mühendisler için 1996’dan bu yana gündeme gelen Yetkin (Profesyonel) Mühendislik Yasası uygulamaya konulmalıdır. Bina onarımları ve inşaatında görev alan usta ve işçileri eğitecek ve sertifikalandıracak gerçekçi bir düzen kurulmalıdır.

Binalarda inşaat sonrası yapılan tüm onarımları ve değişiklikleri kayıt altına alacak ve bina yönetimine sorumluluk yükleyecek bir uygulama geliştirilmelidir.

Yapı denetim mevzuatı gerçekçi ve profesyonel denetimin yapılmasını sağlayacak içeriğe kavuşmalı, yapı denetim düzeni kurumsallaşmalıdır.

Yapı üretim sürecine, afetlere dayanıklılık garanti belgesi ve sigorta düzeni eklemlenmelidir. Bir araç, bir bilgisayar veya bir cep telefonu aldığınızda, üretici olası hatalarının arkasında duruyor ve size garanti belgesi veriyor. Ama, kocaman binalarda bir konut için milyonlar verdiğiniz halde, deprem için güvenlik ve garanti belgesi alamıyorsunuz. Neden, çok mu zor?

Yetkinlik, denetim, sorumluluk, hesap verebilirlik, katılımcılık düzenimizdeki eksiklik ve yetersizlikleri; her kuvvetli depremdeki yıkımlarla, canlarımızla ve ekonomik kayıplarla milletçe ödüyoruz. Farkındalığımızı artırarak, çağdaş bir afet yönetim ve yönetişim düzeni kurarak, yerleşim planlama ve yapılaşma sürecindeki hatalarımızı en aza indirerek ve bilimi ve akılcılığı kılavuz alarak, doğadan gelen tehlikelerin afete dönüşmesini engelleyebiliriz. “Tehlike Doğadan, Afet İnsandan” ilişkisinin farkında değilsek, İkinci Yüzyıl’a giren Türkiye Cumhuriyeti’nde, risk havuzlarına dönüşmeye başlayan şehirlerimizi, başta deprem tehlikesi olmak üzere afetler sarmalına girmekten kurtaramayız.


Yayınlanma Tarihi: 09 Şubat 2026  /  Son Güncellenme: 09 Şubat 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.