Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 241 – Temmuz 2025      Burgazada’da Martıların Çoğalması: Ötücü Kuşlar İçin Bir Alarm

Burgazada’da Martıların Çoğalması: Ötücü Kuşlar İçin Bir Alarm

Burgazada Mahalle Meclisi katılımcısı


Adalar, kadim zamanlardan bu yana hem sükunetin hem de kuş cıvıltıları içindeki yaşamın durağı. Ne var ki, çocukluğumun 1970’li yıllarından bugüne, bu el değmemiş sanılan cennette değişen bir şeyler var. Bir çatı katından baktığımda, her şey daha bir çıplaklaşıyor gözümde. Serçelerin çatılarda yuvalandığı, güvercinlerin sokak aralarında gururla salındığı o günler, şimdinin hırçın rüzgarıyla savrulup gitmiş gibi. Eskiden bahar gelince bir martı çiftinin yavru beslemek için mesken tuttuğu çatılar, şimdi en az iki üç çiftin acımasız hakimiyetinde. Sabahın ilk ışıklarıyla yükselen çığlıkları, günün tüm huzurunu bastırıyor; yavrularını koruma içgüdüleri, komşu kuşları kovalamanın ve insanlara pike yapmanın vahşi bir oyununa dönüşüyor. Martılar sadece göğü sarmakla kalmıyor, sesini de tekelleştiriyor.

Bu çoğalma, basit bir sayısal artışın çok ötesinde, ekosistemin kırılgan dokusunda açılan derin bir yarayı işaret ediyor. Martılar, doğaları gereği fırsatçı canlılardır, ancak nüfusları belirli bir eşiği aştığında, baskın bir yırtıcıya evrilebilirler. Burgazada gibi sınırlı kaynaklara sahip bir adada bu durum, türler arası hassas dengeyi hızla paramparça ediyor. Yalnızca serçelerin, ispinozların narin ötüşlerini değil, denizin kalbinden gelen tüm canlı dengelerini de etkiliyor. Küçük balık stokları yoğun biçimde tüketiliyor; çünkü doğal denge bozulmuş durumda.

Bir Yumurtanın Hatırası ve Zincirin Sarsılışı

Bir zamanlar, adalılar için martı yumurtası toplamak, sadece geleneksel bir alışkanlık değildi, belki de farkında olmadan uygulanan bir nüfus kontrol mekanizmasıydı. Çocukken, baharın ilk sıcaklarıyla birlikte falezlere tırmanır, martı yuvalarının izini sürerdik. Yumurtaya duyulan bu ilgi, martıların çoğalmasını doğrudan durdurmasa da türün adadaki kontrolsüz yayılımını sınırlıyordu belki de. Bugün ise, bu yumurtalara kimse dokunmuyor; martılar, doğanın kendilerine tanıdığı özgürlüğü, diğer türlerin sessizce geri çekilmesiyle, adeta bir tahakküme çeviriyor.

Martıların bu denli artışıyla birlikte ötücü kuşların sayısı gözle görülür biçimde azaldı. Yalıçapkını, o zümrüt renkli mücevher, artık kıyılarda bir siluet bile değil; serçeler, o mahallelerin neşeli cıvıltıları, çatılardan, bahçelerden çok uzaklarda. Kumruların sakin gurultusu, yerini daha sessiz, daha çekingen bir göç eğilimine bırakmış. Bu durum, sadece gözümüze ve kulağımıza dokunan görsel ya da işitsel bir kayıp değil; ekosistem açısından zincirleme bir bozulmanın habercisi. Tür çeşitliliği azalırken, adanın o canlı doğası ekolojik açıdan tek tipleşiyor, bu da sürdürülebilirlik açısından alarm veren ciddi bir uyarı niteliğinde.

Martılar, yalnızca adanın melodisini bastırmakla kalmıyor, doğrudan saldırıyorlar. Daha narin, daha masum türlerin yuvalarına göz dikiyor, yumurtalarını kırıyor, yavrularını yutuyorlar. Başkaya’nın (2000) Karadeniz kıyılarındaki gözlemleri, Burgazada’ya da ayna tutuyor: “Martıların sayısı, ötücü kuşların neredeyse tamamını sahneden silmeye yetecek kadar çoğaldı.” Adalı gözlemciler de aynı kanıda: Artık ispinozun sabah dansı yok. Kumru göç ediyor, yalıçapkını sessizliğe karışıyor. Adanın nefesi daralıyor, çünkü göğü saran beyaz kanatlar, aslında bir tahakkümün habercisi.

Kent Yırtıcısına Dönüşen Martı ve Ekosistemin Yönetimi

Martılar artık fırsatçı doğalarıyla çatılarda, kayalıklarda, hatta bahçelerde yer buluyor, diğer kuşların yaşam alanlarını gasp ediyor. Yavrularına yönelen her yaklaşımı tehdit sayıyor, saldırganlaşıyorlar. Belki de en çarpıcısı, bu kuşların ekosistemin temel yasası olan “her canlının bir zayıf noktası olmalı” ilkesinin dışına çıkmaları. İnsan eliyle yaratılan yapay besin bolluğu, onları avcılarından, hastalıklardan ve rekabetten arındırarak adeta dokunulmaz kılıyor. Martının bu “zayıfsız” hali, doğadaki dengenin bozulduğuna ve insan müdahalesinin derin etkilerine işaret ediyor. Rekabet edemeyen türler sessizce adadan çekiliyor.

Bu dönüşüm, kentsel ekolojinin sert bir sonucudur. Hayvanlar şehirde rollerini değiştiriyor; kent faunası yırtıcılık ve hızlı uyum temelinde yeniden şekilleniyor. Martıların baskınlığı, doğrudan insan kaynaklı. Açıkta bırakılan çöpler, güvensiz atık sistemleri ve bilinçsiz besleme alışkanlıkları bu yapay nüfus patlamasını besliyor. Adalar gibi sınırlı ve kırılgan bölgelerde atık yönetimi yalnızca temizlik değil, ekolojik bir varoluş meselesidir.

Geleceği Düşünmek: Müdahale mi, Uyum mu?

Burgazada’da martıların çoğalması, göz ardı edilemeyecek bir doğa olayı değil, aksine yönetilmesi gereken acil bir ekolojik süreçtir. Bu noktada alınabilecek önlemler net ve uygulanabilirdir:

  • Atık Yönetimi: Çöp bidonları güvenli kapaklarla donatılmalı, gıda atıkları açıkta bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmelidir. Özellikle adalar gibi kapalı ekosistemlerde atık yönetimi, yalnızca bir temizlik politikası değil, ekolojik bir zorunluluktur.
  • Kontrollü Yuvalanma: Martılar için belirli yuvalanma alanları teşvik edilmeli, çatılarda ve evlerin çevresinde kontrolsüz çoğalmaları engellenmelidir. Bu, türler arası rekabeti azaltarak küçük kuşlara nefes alanı sağlayacaktır.
  • Biyoçeşitlilik Destek Programları: Serçe, ispinoz, kumru, yalıçapkını, sumru gibi ötücü ve hassas kuşlar için martı kolonilerinden ayrı, korunaklı yuvalama bölgeleri oluşturulmalı, yerli türlerin geri dönüşünü teşvik edecek habitat düzenlemeleri yapılmalıdır. Bu, sadece var olan türleri korumak değil, adanın biyolojik zenginliğini ve ruhunu yeniden canlandırmak demektir.
  • Toplumsal Farkındalık: Martı besleme alışkanlığına son vermek için kapsamlı kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları yürütülmeli, kentli romantizmi ile ekolojik sorumluluk arasında hassas bir denge kurulmalıdır. Zira, iyi niyetli bir parça ekmek, bir canlı türünün sonunu getirebilir.
  • Bilimsel İzleme: Martı nüfusu düzenli olarak izlenmeli, popülasyon dinamikleri bilimsel metotlarla analiz edilmeli ve gerektiğinde yumuşak müdahale yöntemleri uygulanmalıdır. Popülasyon kontrolü, uzun vadeli ve sürdürülebilir çözümlerin temelini oluşturacaktır.

Burgazada’da yaşanan kuş sessizliği, yalnızca bir türün kaybı değil, bir yaşam biçiminin, bir kültürün, adanın o kendine has ruhunun sarsılışıdır. Martılar çoğaldı, çünkü biz onlara bu fırsatı sunduk: çöplerimizi çoğalttık, doğal dengeye müdahale ettik. Bu yapay nüfus artışı, yalnızca ekolojik dengeyi değil, adanın ses manzarasını, o mistik atmosferini de dönüştürdü. Serçelerin sabah şarkıları sustuysa, bunun nedeni çöplüğün hoyrat melodiyi bastırmış olmasıdır.

Adalar gibi kırılgan ve sınırlı kaynaklara sahip alanlarda atık yönetimi, yalnızca bir temizlik meselesi değil, bir varlık-yokluk meselesidir. Çünkü doğa, tek bir türün hükümranlığı değil, çok sesin, farklı yaşamların birlikte var olmasıdır. Ve Burgazada, serçelerin, ispinozların, yalıçapkınlarının yeniden dönmesiyle, kaybettiği o çok sesliliği geri kazanarak, yeniden nefes alabilir.


Kaynak:

Başkaya, Ş. (2023). https://www.kuzeyekspres.com.tr/haber/17297127/trabzonda-marti-populasyonu-artti


Yayınlanma Tarihi: 09 Temmuz 2025  /  Son Güncellenme: 10 Temmuz 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.