
1941 yılı bütün Avrupa’yı kasıp kavuran büyük savaşın Türkiye’de ortaya çıkardığı sorunlarla birlikte geldi. Savaş nedeniyle pek çok üründe kıtlık yaşanırken, bunun sonucu olarak görülen fiyat artışları ile polisiye tedbirlerle mücadele edilmeye çalışılıyor. Gazetelerde hemen her gün şu ya da bu ürüne narh konulduğuna ilişkin haberler yer alıyor. Belirlenen fiyatlar üzerinde satış yapanlar mahkemelere veriliyor. Bunların önemli bir kısmı sürgün ve para cezaları ile karşı karşıya kalıyor.
Kış aylarının başlarında kömüre konulan narh Adalar’daki kömürcüler için ciddi bir sorun oluyor. Kömürcülerin bir kısmı bu fiyatlarla kömür satışının mümkün olamayacağını belirterek dükkânlarını kapatırken, bir kısmı da Adalar’da yeni narh belirlenmesi için başvuruda bulunuyor. Bunun sonucunda Adalar’da kömür için yeni narh belirleniyor.
Bu ayların değişmez haberlerinin başında da gene balık konusu geliyor. Bir yandan balık bolluğunu konu alan haberler, diğer yandan balık fiyatlarının yüksekliğinden şikâyet eden yazılar gazetelerin vaz geçilmezleri arasında yer alıyor.
1941 Ocak ayının gazetelerindeki gezimize buyurun…

Adalarda son günlerde kömürcülerin kömür satmadıkları görülmüştür. Yapılan tahkikatta kömürcülerin verilen kâr kâfi gelmediğinden bu işi terketmekte oldukları neticesini verdiğinden adalarda mevcud narktan bir kuruş fazlasına kömür satılmasına müsaade verilmiştir.
Cumhuriyet, 21 İkincikânun (Ocak) 1941, Salı

Adada oturan bir ahbabım anlatıyor:
Arkadaşlardan biri meseleyi izah etti:
Nanemolla hemen orada atılarak:
A.ŞEKİP
İkdam, 22 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Çarşamba

Denizyolları İdaresi tarafından Modadan Pendiğe kadar olan Anadolu hatlı vapur seferlerinin lağvı bir çok şikâyetlere ve müşkülata sebep olmaktadır.
Sebze, süt ve diğer yiyecek maddelerile içecekleri suyu Kartal ve Maltepeden vapurlarla temin eden Adalar halkı çok müşkül vaziyette kalmıştır. Kış dolayısile Anadolu sahillerinden Adalara sandallarla da nakliyat yapılamadığından Adalar sebzesiz ve bilhassa sütsüz bulunmaktadır.
Adalar ve Anadolu yakasının birbirile teması kesildiği gibi Pendik, Maltepe, Kartal ve diğer Anadolu yakası iskelelerinin fakir halkı da İstanbula inmek için eskisinden iki misli yol parası harcamıya mecbur kalmaktadır. Çünkü eskiden doğruca vapurla İstanbula gidip gelirlerken şimdi tren veya tramvay ile vapura binmeğe mecbur kalmaktadırlar.
Her sene kış mevsimleri muntazaman devam eden Anadolu hattı seferlerinin bu sene iskelelerin tamir edilmesi için kaldırıldığı söylenmişti. Fakat aradan iki ay geçtiği halde seferlere tekrar başlanılması için Denizyolları İdaresinin hiç bir harekette bulunmadığı hayretle görülmektedir.
Anadolu ve Adalar. halkı kıymetli Münakalât Vekilimiz Cevdet Kerim İncedayıdan bu hususta alâkadarlara direktifler vermesini dört gözle beklemektedirler.
Son Telgraf, 19 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Pazar

Zeytin ihracatı başlamış olduğundan fıçılar bu işe tahsis edilmekte, balık sevkıyatına fıçı bulunamamaktadır. Bu yüzden Romanyaya yapılan balık ihracatı durmuş gibidir. Dün balıkhaneye 15 bin çift torik gelmiş, çifti 70 kuruştan satılmıştır. İtalyaya Balık gönderilemediğinden ve diğer devletlere yapılan ihracatta buz sıkıntısı çekildiğinden balıkçılar dün akşam balık avına çıkarılmamıştır.
Akşam, 7 Kânunusani (Ocak) 1941, Salı

Birkaç günden beri İstanbul limanı civarında mühim mikdarda torik balığı avlanmaktadır. Her gün Balıkhanede 50, 60 bin liralık balık satışı yapılıyor. Toriğin çifti 70 -90 kuruşa satılmaktadır. Torik balığı ihracı beş seneden beri başlamıştır. İspanya sularında ton balığı avlıyan İtalyan balıkçı gemileri memleketimizden torik alarak götürmeyi daha ehven bulmuşlardır. İlk seneki ihracatta mühim mikdarda para kazanmak kabil olmuştur. Bilâhare aralarında şirket kuran İtalyan balıkçıları toriğin çiftini 10 kuruştan fazla fiate almamıştır.
Bu seneki fiatler her seneki fiatlerin fevkindedir. Bu sefer de buz tedarik edilemediği için ihracat durmuştur. Belediye buzhanesi günde beş yüz kalıptan fazla buz vermediği için balıkçılar denize çıkamaz olmuşlardır.
Belediye birkaç günden beri bu mikdarı günde bin kalıba çıkarmıştır. Halbuki her gün üç bin kalıp buz sarfolunacak kadar ihracat yapılmak istendiğinden balıkçıların isteği yerine getirilemiyor. Bomontide mühim mikdarda amonyak bulunduğu gibi belediye buzhanesinde de bir mikdar amonyak mevcuddur. Balıkçılar buz imalinde kullanılan amonyak tedariki için Ticaret Vekâletine müracaat etmiştir.
Akşam, 27 Kânunisani (Ocak) 1941, Pazartesi

Bizim memlekette şu balık için yapılan propaganda, başka hiçbir milli mahsul için yapılmış değildir. “Balık yiyelim” sözü adeta milli bir vecize haline geldi. Evet balık yiyelim… Bilhassa bu et pahalılığında balık yemeliyiz? Fakat hani balık? Nerede ucuz lüferler? Hani kefallar? Ne oldu levrekler? Ya uskumru? Onlar nereye gitti. Biz balık yemeğe çoktan razıyız. Fakat balığın yanına yaklaşmanın imkânı mı var? Hepsi sanki ateşten birer balık haline girmişler, tutanın parmaklarını yakacaklar. Fiatler dehşet…
Geçen gün baktım. Hamsi çıkmış. Haspalar tepsilere yan gelmişler… Haydi mayonezli levreklerden, kefal haşlamalarından, lüfer ıskarasından, uskumru dolmasından vazqeçtik. Balıkların en mütevazıı, en kendi halinde, en demokrat ve en ziyade ucuzluğu ile meşhur olanından, hamsiden yiyelim dedik. Balıkların içinde ancak onun yanına cesaretle yanaşmak kabildi. Şöyle tablaya sokuldum. Baktım evvelâ yanlış gördüğüme zahip oldum. Çünkü hamsi tablasının üzerinde “50 kuruş” gibi acaip bir fiat vardı. Acayip diyorum. Hamsi İçin 50 kuruş hakikaten şaşılacak, insanı hayrete düşürecek acayip bir fiattir.
Bizim şu meşhur, bücür, bacaksız hamsi elli kuruş!… boyuna boşuna, haline, şanına bakmadan elli ha… Seni yumurcak seni!… Bir zamanlar gübre diye tarlalara dökülen sen, şimdi elli kuruş öyle mi?
Ben üzerinde siyah boyalı küçük tenekede “50” yazılı tablaya hayretler içinde bakarken, üstüste yığılmış hamsilerle göz göze geldik. Onların halinde bir caka, bir çalım görür gibi oldum. Ne kadar kurulsalar haklı idiler. Bugüne kadar 50 kuruşluk bir fiat etiketi taşımak az şey mi idi?
Hamsiler sanki bana gözleri ile:
Düşünmeli 1914-1918 harbi sıralarında doktor Celâl Muhtar Hilâliahmer için hamsiyi beş paradan toplardı. Bunlardan ançvez yaptırır yine Hilâliahmer hesabına 100 kuruşa sattırırdı.
Hamsi ötedenberi bu kadar harcıalem, bu kadar ucuz bir mata’dı. Hattâ gayet iyi hatırlıyorum. Kaliforniyada Trabzonlu bir Ermeni ile tanışmıştım. Bana:
Diyerek hamsi hasretini döküyordu. Vakıa Atlantik kıyılarında bir cins hamsi çıkarmış. Fakat büyük Okyanusta yani Kaliforniya sahillerinde bulunmazmış..
Hamsinin elli kuruşa satılması vesilesile bu balık meselesi üzerinde biraz düşünmemiz lâzımdır.
Öyle tedbirler almalıyız ki alelade et bulamadığımız zaman ucuz balık alalım… Amma bunun için ne yapmak, hangi çarelere baş vurmak lâzımdır? Buralarını mütehassıslar bilir. Bizim bildiğimiz şudur: Memleketimiz en mükemmel balık memleketidir. Sularımızda her zaman yenecek balık vardır. Ve mütemadiyen de “balık yiyelim” diye propaganda yapıyoruz. O halde?
Hikmet Feridun Es
Akşam, 24 Kânunisani (Ocak) 1941, Cuma

İtalya ile aramızdaki ticaret ve klering anlaşması nihayete erdiğinden bundan sonra takib edilecek hareket tarzı üzerinde temasta bulunmak üzere balıkçılar Ankaraya bir murahhas göndermişlerdir. Dün on dokuz bin çift torik tutulmuş ve bunların çifti 70 kuruştan satılmıştır.
Cumhuriyet, 7 İkincikânun (Ocak) 1941, Salı

Gazeteler, şehrimizdeki balık fiatına ve başka memleketlere ihrac ettiğimiz balıklara aid bazı haberler verirken bir taraftan balıklar denize dökülüyor, diğer cihetten balık fiatları yükseliyor. En ucuza satılması lâzım gelen uskumrunun bile kilosu 35-40 kuruşa fırlamıştır, diyorlar. Eğer o haberlerin arasındaki “balıklar denize dökülüyor” cümlesi de bir hakikatse bu işe şaşmamak ve sinirlenmemek kabil değil. Dünyanın geçirmekte olduğu müthiş buhran neticesi memleketimizde de et, yağ, pirine, fasulye ve saire gibi gıda maddeleri fiatlarının sade mütevazı değil dolgunca aile bütçelerini bile sarsacak bir şekilde yükseldiği ve halkımızın lüzumu veçhile beslenebilmesi için en küçük membalardan ve en ehemmiyetsiz gayretlerden de istifade edilmek istendiği şu sırada niçin balıkların denize dökülmesine müsaade ediliyor da fakir fıkaranın ucuzca karnını doyurması temin edilmiyor?
Soruyoruz?
Cumhuriyet, 7 İkincikânun (Ocak) 1941, Salı

Balıkçılar esnafı cemiyetinden şu mektubu aldık:
Uskumru balığının kilosunun 35-40 kuruşa satılmasının sebebi az çıktığımdandır., torik balığının çok olduğu senelerde uskumru ve emsali balıklar daima az olmaktadır.
Fazla çıkan ve dahilde istihlâkine imkân olmıyan torik balıkları bugün için memleketimizde ancak ihrac maddesi olarak istihsal edilmektedir. Çünkü her memlekette pek makbul olan bu balıklarımızın taze ve tuzlusuna maalesef halkımız rağbet göstermemektedirler.
Hali hazır vaziyeti dolayısile ve bilhassa kafi miktarda buz tedarik edilemediğinden ihtiyaç nispetinde balık tutmaktayız Fazla balık tutulduğu zamanlarda ihrac edilmeyip artan torik balıkları bedelsiz olarak hayır müesseselerine verilmekte ve mütebakisi de diğer mahsulâgibi muhafazasına hiçbir veçhile imkân olmadığındanmecburen denize dökülmektedir.
Alâtı saydiyenin tedarikindeki müşkülat göz önüne alınarak yarıya indirilen takımların muhafazası ve denize dökülme keyfiyetinin önüne geçilmesi için günün vaziyetine, yani taleb miktarına göre torik balığı istihsalini tanzim ederek lüzumu kadar tutturmakta olduğumuzu arz ederiz.
Cumhuriyet, 8 İkincikânun (Ocak) 1941, Çarşamba

Deniz mahsullerimizden daha geniş mikyasta istifade etmek için Münakalât Vekâletinin hazırlamakta olduğu proje son şeklini almıştır. Bu projenin ilk plânında istihsalâtı arttırmaktan ziyade mahsulden daha verimli bir surete istifade etmek imkânlarının tahakkuku gözönünde bulundurulmuştur. Sahillerimizde yetişen her nevi balıkların konserve haline getirilmesi ve bu suretle gerek dahili istihlâkte gerekse ihracatta memleket hesabına daha kârlı neticeler elde edilmesi düşünülmüştür. Bunun için muhtelif mıntakalarda konserve fabrikaları açılması kararlaştırılmıştır.
Halen balık ihracatından memleketimize senevi 1,5-2 milyon liraya yakın döviz girmektedir. Projenin tam bir surette tatbiki halinde bu miktarın en az dört beş misli artacağı muhakkaktır.
Diğer taraftan bütün sahillerimizin tabii teşekküllerine göre balık mahsulünün cinslerine göre avlanma mevsimi ve mıntakaları tespit edilmiş ve bunların daha ziyade üretilmesi için beynelmilel esaslar tetkik edilmiştir.
Bundan başka bütün denizlerimizde mebzul bir surette bulunmakta olan Yunus balıklarından istifade edilmesi de projenin esas maddeleri dahilindedir. Bunun için birkaç mıntakada balık yağı fabrikaları açılacak ve balık yağı ihracatına bilhassa ehemmiyet verilecektir.
İkdam, 2 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Perşembe

“Belediye buz fabrikası için lüzumu olan amonyağı teminde güçlük çekiyordu. Ahiren yapılan bir anlaşma ile Romanyadan bin beşyüz kilo amonyağın celbine imkan hasıl olmuştur. Bunlara lüzum olan tüpler buradan gönderilecektir.”
Gazetelerde çıkan bu havadisi bir balıkçıya okudum:
Güldü, sordum:
Anlattı:
“ Nasrettin Hocanın alacaklısı kapıya gelmiş, kapıyı Hocanın karısı açmış. Alacaklı:
Demiş, kadın Hocanın evde olduğunu gizlemiş.
Hocanın karısı sözünü bitirmiş. Alacaklı gülmeye başlamış. Hoca pencerenin arkasında gizlenmiş, seyredermiş. Alacaklının güldüğünü görünce dayanamamış, perdeyi aralayıp başını uzatmış:
Balıkçı bir kere daha güldü:
Ben de güldüm:
İsmet Hulûsi
Son Posta, 7 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Salı

Su mahsullerimizden daha geniş mikyasta istifade edi1mesi için bir kanun layihası hazırlandığını haber vermiştik.
Layiha son şeklini almış ve Büyük Millet Meclisine verilmiştir. Projeye göre memleketimizde konserve fabrikalarının adedi sür’atle arttırılacak, balık konserveleri ihracatı genişletilecektir. Bu suretle halen 2 milyon lira tutan balık varidatımızın 2 -3 misli yükseleceği tahmin olunmaktadır.
Son Telgraf, 6 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Pazartesi

Allahın hikmetine bakın.. Bazan, İstanbul sularında o kadar çok balık çıkar ki, binlerce çifti denize dökülür.. Torik, uskumru bir kepazelik halini alır. Dönüp yüzüne bakan olmaz. Toriğin kilosu yüz paraya, uskumrunun kilosu on kuruşa kadar iner.
Gazeteler haber veriyor, son lodos fırtınası, bu deniz hayvanlarını kaçırmış.. Şimdi, ne uskumru var, ne torik!
Toriğin kilosu 120, uskumrunun kilosu 100 kuruşa satılıyor.
Bunun sebebi, belki de biziz. Toriklere o kadar eza, cefa, hakaret yaptık ki, artık, zavallılar, dayanamadılar, başka sulara gittiler.
Toriğin bol olduğu zamanlarda yaptıgımız o latifeler, o. istihzalar ne idi?. Balık pazarlarında, çoluğun çocuğun maskarası olmuş, kaldırımlar üstüne dökülmüştü:
Diye, diye, toriği uçurduk, kaçırdık, yükselttik ve nihayet bu mağrur ve izzeti nefis sahibi hayvan 120 kuruşa kadar yükseldi!
Bugün, torik bir şeref pâyesine erişmiş bulunuyor. Bir makam sahibidir. Bir servettir. Bir metadır. Bir inci tanesidir. Üç dört kiloluk bir toriği beş liradan aşağı alamazsınız. Bu nadide ve kıymetli maddeyi artık, evlerimizin en mutena köşesine alıp koyabiliriz.
Toriğe gösterilmesi lâzım gelen hürmet ve ihtiramda asla kusur etmemeliyiz. Artık, torik herhangi bir balık, herhangi bir yiyecek maddesi değil, bir zümrüt, bir elmas, bir pırlanta tanesidir.
Elinde toriği sallıya sallıya evine giden bahtiyarları gıpta ile seyrediyoruz. Böylelerine bir mirasyedi, bir kalantor nazarile bakıyoruz.
Artık. torik zarif, nadide bir matadır. Aşıklar sevgililerine, nişanlı delikanlılar nişanlılarına, yeni evliler genç karılarına göğüslerini kabarta kabarta birer torik hediye edebilirler.
Hediyelik bir torik düşünün! Renkli, zarif, güzel kağıtlara sarılmış, bir kutuya yerleştirilmiş, boynuna al kurdelâ bağlanmış, etrafına küçük defne dalları sıralanmış üstü, sarı, yaldızlı sicimlerle tokalanmış!
Bundan iyi hediye, can sağlığı!
Son Telgraf, 25 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Cumartesi

Çınar isminde bir motör evvelki gece, limandan kalkarak Adalara gitmek üzere yola çıkmışken Salacak önlerinde lodosun şiddetinden karaya oturmuştur. O sırada tesadüfen oradan geçmekte olan Denizyolları idaresinin bir römorkörü, “Çınar” motörünü yüzdürerek kurtarmıştır.
Dün lodos yüzünden Adalarla Kadıköyüne vapur işlememiştir. Vapurlar, Kadıköy yolcularını Haydarpaşaya çıkarmışlardır.
Akşam, 2 Kânunusani (Ocak) 1941, Perşembe

Gazetelerde yekdiğerini müteakib iki fıkra okuduk.
Birincisi şudur:
– Lodos fırtınasının şiddeti dolayısile dün İstanbul ile Adalar arasında vapur seferi yapılmamıştır.
İkinci fıkra şudur:
-İngiliz tayyareleri dün havanın muhalefetine rağmen Alman ordularına şiddetli bir akın yapmışlardır.
Biz bu iki fıkrayı okuduktan sonra hükmettik ki, fırtınanın vapura yaptığı tesir, tayyareye yaptığı tesirden daha fazladır.
İSTER İNAN, İSTER İNANMA!
Son Posta, 19 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Pazar

Bir arkadaş anlattı:
Senelerdenberi yaz kış Adada otururum. Pek te rahat ederim. Bu yıl galiba yavaş yavaş ihtiyarlığın omuzlara biraz daha çökmüş olması neticesinde olacak, mevcud konforu artırmak hevesine düştüm.
Yol müddetinden de kazanırım, diyordum. İstanbula inerek Maçkaya yerleştim, şimdi görüyorum ki, benim hesab tamamen yanlış çıkmıştır. Zira evvelce İstanbul semtinde bulunan yazıhanemden çıkmam ile Adadaki evime girmem arasında geçen zaman tamam bir buçuk saatten ibaretti, bu müddeti de kahvemi içerek, gazetemi okuyarak sıcak bir vapurun koltuğunda geçirirdim. Halbuki şimdi gene ayni yazıhaneden çıkmam ile Maçkadaki evime girmem arasında geçen müddet tamam bir buçuk saattir. Fazla olarak bu müddetin on beş dakikası yürümekle, on beş dakikası tramvay beklemekle, bir saati de tramvayın içinde ve ayakta sardalya balığının haline girmekle geçmektedir.»
Biz bu hesabın doğruluğuna inanıyoruz, fakat sen:
İSTER İNAN, İSTER İNANMA!
Son Posta, 24 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Cuma

Yalovadan İstanbula 2,30 postasını yapan vapur, Adalara uğradıktan sonra 4,50 de Kadıköyüne geliyor. Oraya bir kaç yolcu ya çıkarıyor, yahud da çıkarmıyor. İskelede bekliyen halktan hiç kimsenin binmesine müsaade edilmediği için hemen kalkıp gidiyor.
İdarenin bu vapura yolcu alınmaması hakkında ittihaz ettiği kararı Yalova ve Adalardan dolu gelmesi ihtimalini ve ondan beş dakika sonra doğrudan doğruya Kadıköyden hareket eden bir vapur bulunmasını nazarı dikkate aldığına ve beş dakikanın büyük ve kıymetli bir zaman teşkil etmediğine kani bulunduğuna hamledebiliriz ki, tatbikatta mesele hiç de böyle değildir. Kış mevsiminde Yalova vapuru bomboş geliyor. Yazın esasen tarife değişeceğinden böyle bir mahzur mevzuu bahsolamıyacaktır. Sonra aradaki fark, tarifede yazılı beş dakikadan ibaret kalmıyor. Yalova vapurunun sürati fazladır, iskeleye kolay yanaşıyor. Bu vaziyette kaybedilen zaman bir çeyreğe baliğ oIuyor. Bazıları için hayatta on beş dakikanın belki ehemmiyeti yoktur ama, bir kısımları için bu kadar zaman pek kıymetlidir. Binaenaleyh 4.50 vapuruna Kadıköyden de yolcu alınmalıdır, diyoruz.
Doğru değil mi?
Cumhuriyet, 16 İkincikânun (Ocak) 1941, Perşembe

Belediye reisliği Adalardan İstanbula hasta nakli için büyük bir can kurtaran motörü yaptırmağı kararlaştırmıştır. Bu motörde üç yatak bulunacak ve ilaç, tıbbi alât edevatı da ihtiva edecektir.
Ayrıca bu motör icabında itfaiye hizmetinde de kullanılabilecektir.
Motörün makedi dün Vali ve belediye reisi B. Lütfi Kırdar tarafından tetkik olunmuş ve beğenilmiştir.
Diğer taraftan Haliç için de böyle bir motör inşa ettirilecektir. Belediyemizin bu güzel hareketini takdirle karşılarız. Acil doğum, yaralanma ve sair vak’alarda bilhassa geceleri adalardan İstanbula veya Haydarpaşa hastanesine hasta nakli bir dert, ızdırap olduğundan bu yeni motör hakiki bir ihtiyaca cevap verecektir.
Son Telgraf, 3 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Cuma

Büyükadada Türkoğlu sokağında 13 numaralı evde oturan Ali Rıza oğlu 14 yaşında Hasan Suyabatmaz Büyükada vapur iskelesinde vapura binmek için koşarken ayağı kayıp denize düşmüş ve sulara batıp boğulurken kurtarılmıştır.
Son Telgraf, 15 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Çarşamba

Evvelki güm köprünün Adalar iskelesinde garip bir vak’a olmuştur.
Mehmet İhsan isminde bir akıl hastası, birdenbire kriz geçirerek etrafına saldırmağa ve önüne gelene elindeki bastonla vurmağa başlamıştır. İskele bir anda karışmış ve halkın feryadına polis memuru Muzaffer Ertürk yetişmiştir. Fakat memur deliyi zapta muvaffak olamamış, bu sırada bekçi Hüsnü de vak’a yerine koşup gelmiştir. Fakat iki kişi oldukları halde İhsanı yine tutamamışlardır. Akıl hastası elindeki bastonla ve yumruklarile ikisini de döğmüş ve muhtelif yerlerinden yaralamıştır. Bunlara yardıma gelen komiser muavini Cemalin de yakasına sarılarak ötesini, berisini yırtan akıl hastası güçlükle yakalanarak Adliyeye gönderilmiştir.
Son Telgraf, 18 İkinci Kânun (Ocak) 1941, Cumartesi

Osep, Büyükadayı pek severdi. Cuma pazar günleri adaya gittiği zaman vapurdan çıkarken izdiham fazla olursa erken çıkmak için vantrlokluğunu kullanır, ahalinin ayaklarının arasından ezilen bir çocuk taklidiyle:
Yazık biz Vantrlok değiliz:
ULUNAY
Tan, 13 Sonkânun (Ocak) 1941, Pazartesi

Cadde üzerinde iki kâgir dükkân satılıktır. Dosya No. 323. Galatasaray Lisesi karşısında No. 184 Emlâkiş. Telefon 49010.
Akşam, 19 Kânunusani (Ocak) 1941, Pazar

Burgaz adasına nazır Çamlıkta 3977 M2 arsa satılıktır. Dosya No. 337 Galatasaray lisesi karşısında No. 184 Emlâkiş Telefon: 49010
Akşam, 26 Kânunisani (Ocak) 1941, Pazar
Yayınlanma Tarihi: 11 Ocak 2026 / Son Güncellenme: 12 Ocak 2026
Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.
Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.