Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 243 – Eylül 2025      Turan Kuş’un Anısına

Turan Kuş’un Anısına


YAZIMDAKİ HATANIN GÜZELLİĞİ

İyi ki de geçen sayıdaki yazımda sehven bir hata yapmışım. Almanya’dan bir okurumuz bu hata konusunda beni bir e-posta ile uyardı ve bakın sonra ne güzel şeyler oldu. Tamer Çağlayan bu zarif uyarısına aldığı hızlı cevap ile çok güzel bir teşekkür paragrafı gönderdi:

“Adalı’yı her ay takip ediyorum.

Burada yaşamış olan bir amcamız vardı, adı Turan Kuş, çocukluğu ve gençliği Büyükada’da balıkçılık ve faytonculuk yaparak geçmiş, bana hep anılarını falan anlatırdı. Mesela Horoz Reis’i falan tanımış, Sait Faik’i uzaktan görmüş. Bir gün onu konuşturdum, anlattıklarından bir yazı yazdım. O yazım buradaki bir dergide yayınlanmıştı. O yazıya çok sevindi. Hatta İstanbul’a yakınlarına da yolladı. Sonra rahatsızlandı, ikiz kardeşimle ziyaretine gidiyorduk. Bir keresinde bize, size bir sır vereceğim dedi. Tam söyleyeceği an içeriye başka bir ziyaretçi girince o sır uçtu gitti. Sonra göçtü gitti… Öldükten sonra da bir yazı yazdım, o da yayınlandı. Neye üzülüyorum biliyor musunuz, onunla bir fotoğrafım bile yok…

Adalı’yı her ay okuduğumda Turan amcam aklıma gelir…

İyi yayınlar,”

Ve böylece yazışmamız sürdü…

Anladım ki bu çok hoş iki yazıyı Adalı Dergisi okurları ile paylaşmak güzel olacak. İlerleyen sayfalarda Turan Kuş’u hem tanıyacak, hem de Tamer Çağlayan’ın gözünden tanıyacağız.

Ali Erkurt

Bu arada Tamer Çağlayan kendisini şöyle tanıtmış:

“1966 İstanbul doğumluyum, çocukluğum Kadıköy Çiftehavuzlar’da geçti. İlerleyen yıllarda ise Eskişehir’de devam etti yaşantım. 1981’den beri Almanya’da yaşıyorum. Fabrika yaşantımın dışında kitap okumayı seviyorum. Soranlara kendimi isçi-okur olarak tanıtıyorum. Frankfurt’ta yayınlanan, aralarında Fakir Baykurt, Server Tanilli gibi yazarların yazılarının yayınlandığı Yazın dergisinde çeşitli konulardaki yazılarım okurlarla buluştu. Yazı yazmayı uzun zamandan beri bıraktım.”



Turan Kuş: Bir Adalı – Tamer Çağlayan

Takılıyorum
Adalı diyorum, sevgilinde mi deniz
Sen ondan bana haber ver
Susuyor dik dik bakıyor bana
Adalı beni sever
Adalı bana küfür etmez…

Adalı diyorum boş ver
Bir başka yere diyorum gidip içelim bu gece…

İnsan sevdiği sürece
Uykusu gelmez
Dalıyoruz bir gecenin içine…

Adalı bi sözümü iki etmez.

Özdemir Asaf, Yalnızlık Paylaşılmaz, s. 208

Onunla ne zaman tanıştığımı tam olarak anımsamıyorum. Hatırladığım kadarıyla yanımızda ortak bir dostumuzun Yunanistan’dan gelen konuğu Taki de bulunuyordu. Taki dilimizi kendine özgü aksanı ile konuşurken arada bir “ulan” ile süslüyordu cümlelerini. Sevgiyle anımsadığım Taki’yi o görüşmemizden sonra bir defa daha gördüm, sonra araya yıllar girdi, görüşemedik, kim bilir şimdilerde ne yapıyordur…

Saçları seyrekleşmiş, ince bıyıklı birisi arada bir Taki’yle Rumca konuşuyordu. Türk sinemasının tiplemelerinden Cilalı İbo’ya benzettim kendisini. Konuşurken Taki nereli olduğumu sordu. İstanbul doğumlu olduğumu öğrenince Cilalı İbo’ya benzeyen arkadaş daha yakından ilgilenmeye başladı benimle, neresinden olduğumu sordu. “Kadıköy Caddebostan’dan”. Sonra bir isim söyledi Kartal’da oturuyormuş, acaba tanır mıymışım? Nereden tanıyacağım… Bir ara takılıp Cilalı İbo’yu tanıyıp tanımadığını sordum kendisine, “Ona mı benziyorum?” diye sordu.

Zamanla karşılıklı sohbetlerle tanıdık birbirimizi. Yıllar yılları kovaladı…

Turan Kuş…

İstanbul’da 1931 yılında doğmuş, bir faytoncunun oğlu…

Ada’ya gelen, orada yaşayan zamanın ünlülerini çok iyi tanıyor. Hayatını anlatmaya kalksa kaç kaset dolar belli değil. Bildiğim, konuşmaya başlayınca dur durak bilmemesi. Anlattıklarının kaçıncı tekrar olduğunu, kaçıncı kez dinlediğimi, hiç saymadım. Kimleri tanımaz ki!… Bir isim söyleyin yeter, arkası gelir. Bir keresinde, gençliğinde, balıkçılık yaptığı zamanlar Marmara’da tanıdığı balıkçı reislerini anlattı. Bir süre sonra Yaşar Kemal’in Deniz Küstü romanını okurken Adalı Turan’ın anlattığı reislerin isimlerine rastladım.

Onunla kaç yıldan beri oturup konuşmak istiyordum. Olmadı.

Şair Can Yücel’in ölüm haberini ondan aldım. Can Yücel’i sever, çünkü aynı okula gitmişler… “Başımız sağ olsun” dedi. Kısa bir süre önce ölen Dündar Kılıç’tan bahsediyor zannettim önce, Adalı onu da tanıyordu. “Can baba ölmüş” dedi. O sırada telefon ettiğim Su da acı haberi doğruluyordu.

Sizleri Turan Kuş’un anlatımlarıyla baş başa bırakmadan önce bu insanı yazar Cezmi Ersöz’ün tanımasını çok istediğimi söylemeliyim… Evet Adalı! Söz sende…

“İlkokulun birinci sınıfını Taşmektep’te okumadım, daha sonra Büyükada’ya gittik. İlkokulu orada bitirdim. Öğretmenlerim arasında Sitare hanım, Behice hanım vardı. Baş öğretmenimiz Nuri Öz’dü. Hepsini rahmetle anıyorum. İlkokulu bitirdikten sonra ailemizin durumu iyi olmadığından gazete sattım, hamallık yaptım, on iki yaşında balıkçılığa başladım. İlk reisim Topal Andon’du. On dört yaşıma kadar geldiğimde bütün Marmara’yı öğrenmiştim.

O zamanlar Alaattin Reis, Yerassimos Reis, Horoz Eduart, Heybeliada’da Hidayet Reis, Kumkapı’da Bogos Reis, Agop Reis, Sadık Reis, Kenef Ali, Yalova’da tek kollu Ethem gibi reisler vardı. Fakat içlerinde en anlayışlısı, kendi reisim olduğu için söylemiyorum Andon Reis’ti. Kandilli Rasathanesi gibi biriydi. Hava durumunu gelip ona sorarlardı. Büyükada’dan Maltepe’nin, Kartal’ın üstüne bakıp havanın nasıl olacağını söylerdi. Yanılmazdı. Onun yanında yetiştim. Önceleri hamlacısıydım, sonra palacısı oldum. Bunları denizciler çok iyi bilirler.

On yedi-on sekiz yaşlarındayken, balıkçıyız ya, kumar oynamaya, şarap içmeye, Çiçek Pasajı’na gitmeye başladım. O zamanlar orada hakiki mimozalar, sümbüller, yaseminler vardı. Şimdiki gibi fıçı yoktu. Akordiyoncu Anahit vardı, bana hep sevdiğim ‘Kasap Havası’nı, Rum arkadaşıma da ‘Varkaloya’yı çalardı.

Büyükada’da tanıdıklarım arasından eski bakanlardan Hasan Ali Yücel’in oğlu Can Yücel, ünlü gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın oğlu Alp Yalman, sinema oyuncusu Ahmet Tarık Tekçe. Ada’da Pandispanya gazetesini yayınlarlardı. Bir elinde altı parmağı olduğu için ona ‘Altıparmak Cemil’ derlerdi.

Can Yücel’le ilkokul zamanımızdan tanışırız. Oradan ayrıldıktan sonra bir daha görüşemedik. Ama gazetelerde ve televizyon programlarında kendisiyle ilgili haberleri hep takip ederdim. Sait Faik Burgaz Adası’ndaydı. Tanıyorum desem yalan söylemiş olurum, ama birkaç eserini okudum, yalan yok.

Turhan Aziz Beler, Esat Mahmut Karakurt, Atatürk’ün doktorlarından Akil Muhtar Özden, İhsan İpekçiler o zamanlar adada otururlardı. Bir de Bedri Bey vardır, adaya ilk kaloriferi o getirmiştir.

Bir zamanlar boksa heves ettim. Avrupa Şampiyonu Variç Vartanyan’la yaptığımız antrenmanda kızıp eldivenleri attım, bir daha yapmamak üzere bıraktım. Dört sene Büyükada Gençlik Kulubü’nde kalecilik yaptım. 1949 senesine kadarki hayatım hep adada geçti, sondan sonra İstanbul’a gittik.

Kumkapı’daki Agop Reis’ten, Bogos Reis’ten yanlarında çalışmam için çok teklif aldım. Gırgırcılık, manyatçılık, çakarcılık, dalyancılık, orkinosçuluktan tut balıkçılığın tüm işlerini bilirim. 1946’da Rumelifeneri’nin bir buçuk açığında battık. Bizi Sadık Reis’in ‘Alem Beğendi’ motoru kurtardı. Donmuştuk, her tarafımız mosmordu. O halimizle bizi hamama götürmek istediler, hamamcı bir şey olur diye kabul etmedi. İhtiyar bir balıkçı vardı, şarap şişesini ağzıma dayadı, kıçıma da bir iki vurup koşturdu. Kendime geldikten, yüzüm kızardıktan sonra hamama soktular. Bir daha da Karadeniz’e balığa çıkmaya tövbe ettim.

Marmara’daki balığın lezzeti hiçbir yerde yoktur. İzmir’in çipura balığı sadece orada bulunur. Karadeniz’in toriği, hamsisi, uskumrusu akın olduğu zaman İstanbul Boğazı’ndan girer içeri. Hamsi balığı yirmi-otuz ton birden dolaşır, bir futbol topu gibi denizin içinde döner. Levrek yerine Kkılıç şiş, barbunya yerine tekir kızartmayı severim. Normal istavriti yumurtalı unla kızarttın mı iyi meze olur. Ama şimdilerde içmiyorum o başka. Hastalıktan falan değil, kendi kendime bıraktım.

1952’nin Nisan ayında askere gittim. Denizi sevdiğim için Bahriyeli oldum. Yassıada’daki telsizci kursundan sonra Savarona gemisinin telsizcisi oldum. Oradan ilk yolculuğumuz İtalya, Fransa ve İngiltere’ye oldu. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’la birlikte İkinci Elizabeth’in taç giyme törenine gittik. Bayar’la birlikte Hindistan’a da gitmiştik. Çok iyi hatırlıyorum, Ramazan Bayramı’ydı, elini öptüğümüz için biz beş arkadaşa on’ar lira verdi. Oradan geldikten bir süre sonra tekrar İtalya ve Fransa’ya gittik. Arkadaşlarımdan ikisini batan Dumlupınar Denizaltısı’nda kaybettim. Karadeniz Ereğlisi’nden tezkeremi aldım.

Dil bilmek iyi bir şey. Görevli olarak gemiyle Pire’de bulunduğumuz sırada bir kahvede otururken, oradan cenaze geçiyordu. Bahriyeli arkadaşlarımla birlikte kalkıp selam verdik. Orada bulunan üç kolejli kızdan birisi arkadaşlarına ‘Bakın! Türk askeri cenazemiz geçerken selam verdi’ dedi. Ben de ‘Kötü bir şey yapmadık kızım. Bizim dinimiz bunu emreder’ dedim. Kız Türkçe bilmediğini söyleyince, Rumca bildiğimi söyledim, bizi evlerine yemeğe davet ettiler. Kabul etmemiz mümkün değildi. İstanbul’daki bir yakınlarına mektup yollamak istediler, ancak sözlü selamlarını götürebileceğimi söyledim. Mektup olayı olmazdı, yasaktı.

6-7 Eylül olaylarını hatırlamaz olur muyum? Bir asker arkadaşım vardı, benden beş ay sonra terhis olmuştu, onu İstanbul’da gezdiriyordum. Galata Köprüsü açılmıştı. Arkadaşım eliyle omuzuma vurup Kumkapı tarafından gelen dumanı gösterdi. Gittiğimizde akla gelebilecek her şey yollara saçılmıştı. Bütün Rum dükkanları tahrip edilmişti. Vurguncular vurgunu vurdu tabii. Unkapanı Köprüsü’nün altında bir yer vardı, orada iki gün para kasasıyla bekleyen insan gördüm, iyi hatırlıyorum. Kasayı çalmışlar enayiler, açamadan öyle bekliyorlardı. İstiklal Caddesi ayakkabıyla doluydu… Bütün kundura mağazaları tahrip edilmiş, ayağına yenisini geçiren eskisini orada bırakmış. Şerefimle söylüyorum, bir tek iğneye bile dokunmadım. Bu acı olaya arkadaşımı gezdirmeseydim şahit olmayacaktım.

Benim Türk’ten çok Rum ve Ermeni arkadaşım vardı. Türk arkadaşım cebimdekini almaya bakardı, oysa Rum ve Ermeniler öyle değildi. Bu arada Türkler’den de iyi arkadaşlarım yok değildi elbet.

1955 olaylarından sonra evlendim. Hayat mücadelesi daha bir kızıştı. 1960 İhtilali olduğunda, Denizcilik Bankası’nın Camialtı Tersanesi’nde boyacı olarak çalışıyordum. Geminin direğini boyarken bir kalabalığı yürür görünce bir şeyler olduğunu anladım. Ertesi yıl serseriliğe de, ona da buna da paydos ettim. 1969’a kadar Denizcilik Bankası’nda çalıştım.

1970’de Almanya’ya gittim. Almanya’ya gidebilmek için o zamanlar Tophane’deki Serçe Sokak’ta imtihana girdim. Sirkeci’den trene bindik. Yunanistan sınırında gümrükçüler pasaport kontrolü yaparlarken bana ‘Ne bakıyorsun?’ gibi bir şey söylediler. Bir şey yapmadığımı söyleyince, birlikte olduğumuz arkadaşlar Rum olduğumu sandılar. Dil bilmek suç mu? Şen şakrak Almanya’ya vardık. Burada bazıları hak etmedikleri ölçülerde paralar kazandılar. 1972’de çalıştığım boyacı firmasının sahibiyle birlikte İstanbul’dan altı boyacı getirecektik. İşçi alımı durdurulunca olmadı. Çalışkan bir arkadaşım vardı İstanbul’da, Kemiksiz Hıdır… Gelmesini isterdim buraya, ne yazık ki olmadı.

Almanya’da hatıram çok… Yıllar çabuk geçti… Buradaki Horten mağazasında 1973 yılında bir akvaryum vardı. İçindeki istakozu görünce fiyatını sordum ve elimle dokunmak istedim. Satıcı kız nedenini sorunca, etli olup olmadığına bakacağımı söyledim. İstakoza iki misli fiyat ödedim. Oranın şefi beni izliyormuş. Mesleğimi sorunca ‘balıkçıyım’ dedim. Hamburg’ta üç tarama gemisi varmış, bana iş teklif etti, kabul etmedim.

Burada kendimi geniş bir sevgi çemberi içine bıraktım. Emekliyim. Maaşım az olduğu için ara sıra kaçak iş yaparım, bundan da hiç korkum yok. Bazıları numara yapıp erken emekli olmak peşindeler. Ben böyle bir şey istemedim. Hayatımdan memnunum.”

Avrupa ve Türkiye’de Yazın, Sayı: 93


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2025  /  Son Güncellenme: 07 Eylül 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.