Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 243 – Eylül 2025      İki Martha Göçünün Burgazada’da Kesişen Mirası

İki Martha Göçünün Burgazada’da Kesişen Mirası

Burgazada Mahalle Meclisi katılımcısı


Koenraad Marinus van Lier

Gökyüzünde süzülen bir kanat sesi, denizde dans eden bir bedenin ritmiyle buluşur. Birinin hikâyesi, milyonların varlığından bir hiçliğe doğru, diğerinin hikâyesi ise bir hiçlikten yepyeni bir varoluşa doğru yazılmıştır. Bu iki Martha, bir kuş ve bir kadın, zamanın ve coğrafyanın ötesinde birbirine dokunan iki ruh gibidir. İkisi de birer göçmen, biri fiziksel olarak göç yolunda yok olan, diğeri ise ruhsal olarak özgürlüğe göç eden…

Martha’nın Yalnız Vedası: Bir Türün Son Akordu

Yakın zamana kadar Kuzey Amerika göklerini saran milyonlarca kanat sesi vardı. Göçmen güvercinler… Öylesine kalabalıklardı ki bir sürü dahi gün ışığını karartıyordu. Kıtadaki en büyük kuş topluluklarından biriydiler. Ama insan açgözlülüğü, doğanın bu harikasını birkaç on yıl içinde yok oluşun eşiğine getirdi. Ve sonunda, yalnız bir kuş kaldı geriye: Martha.

Martha, Cincinnati Hayvanat Bahçesi’ndeki küçük bir kafeste yaşıyordu. O artık türünün tek temsilcisiydi. Bir zamanlar milyonlarla göç eden bu kuşlar, artık sadece eski kitaplarda ve soluk fotoğraflarda bir hatıraydı. Onu izlemeye gelen ziyaretçiler, kafesin demir parmaklıkları arkasında kanatlarını ağır ağır çırpan bu yalnız kuşa bakar, ama çoğu onun trajedisini anlamazdı.

Göçmen güvercinlerin yok oluşu hızlı ve acımasızdı. 19. yüzyılda, bu kuşlar sürüler halinde göç eder, tek bir sürü bile yüz milyonları bulabilirdi. Avcılar içinse bu sürüler tükenmez bir kaynaktı. Tren vagonları dolusu et satıldı, yuvaları yıkıldı, yavrular açlıktan öldü. İnsanlar, doğanın sonsuz olduğunu sandılar. Ama değildi.

1890lar’a gelindiğinde göçmen güvercinleri gökyüzünde görmek neredeyse imkânsız hale gelmişti. Vahşi doğada kalan son kuşlar da birer birer vuruldu. 1900’de, doğada yaşayan son birey de bir avcının tüfeğinden çıkan kurşunla yere düştü. O andan itibaren, hayatta kalan tek göçmen güvercinler esaret altındaydı. Ve onlardan biri de Martha’ydı.

Hayvanat bahçesinde Martha, her gün giderek daha yalnızlaştı. Önce yanındaki diğer güvercinler birer birer öldü. Sonunda sadece o kaldı. Yıllar geçti, ama o artık göç edemeyeceğini biliyordu. Geniş ovalara, gölgeli ormanlara, uçsuz bucaksız gökyüzüne dönmek için çırptığı kanatlar sadece demir parmaklıklara çarpıyordu.

Ve sonra, 1 Eylül 1914 günü, Martha, kafesinin köşesine çekildi. Gözleri yavaşça kapandı. O an, dünya üzerindeki son göçmen güvercin de nefesini verdi.

O ölünce, bir türün de hikâyesi sona erdi. Bir zamanlar kıtalar boyunca yankılanan kanat sesleri artık sonsuz bir sessizliğe gömüldü. Martha’nın cansız bedeni, insanlara bir ders olsun diye Smithsonian Enstitüsü’ne gönderildi.

Bugün, Martha’nın hikâyesi, insan eliyle yaratılan yok oluşların en trajiklerinden biri olarak anlatılır. Gökyüzünü karartan sürülerden geriye sadece birkaç kemik, solmuş fotoğraflar ve bir cam fanusun ardında sergilenen mumyalanmış bir beden kaldı.

Martha öldüğünde, sadece bir kuş değil, bir çağın son yankısı da sustu.

Madam Martha: Bir Ruhun Yeni Başlangıcı

Martha’nın yalnız vedasının yaşandığı yıllarda, dünyanın bir başka ucunda, Burgazada’da, özgürlüğe doğru göç eden başka bir ruh vardı: Madam Martha. O da kendi türünün, toplumsal kalıpların dışına çıkan özgür ruhlu kadınların bir öncüsüydü. Gençliğinde aldığı bale eğitimi, onun hareketlerine ve hayata bakışına derin bir zarafet katmıştı. Bale, sadece bir sanat değil, aynı zamanda bir yaşam disipliniydi. O, sahnede değil, Burgazada’nın koyunda dans ediyordu. Denizle bütünleşen yüzme stili, adalılar tarafından “bir balerin edasıyla, dans eder gibi” tanımlanırdı.

Madam Martha, sıradanlıktan uzak, kendine özgü bir dünya yaratmıştı. Alnından sarkan bandanalar, tahta bilezikler, rengarenk elbiseleri ve doğal yaşamla iç içe oluşu, onun kendi sahnesini kurduğunu gösteriyordu. O, denizden topladığı taşlardan kolyeler yapar, incir ağacının altında dostlarını ağırlar ve yağmur suyuyla yıkanırdı. Tıpkı bir güvercin sürüsü gibi, o da kendi yolunu çizen, kendi kurallarını koyan bir topluluğun habercisiydi. Ancak bu özgürlük, tıpkı güvercinleri avlayanlar gibi, toplumun yargılayan gözlerinden kaçamadı. Dedikodu, dışlanma ve baskı, Madam Martha’nın üzerine bir avcı misali çöktü.

1980ler’in başında, bu baskıya daha fazla dayanamayan Madam Martha, geride “Artık rahat edersiniz” mesajını bırakarak hayatına son verdi. Onun bu trajik vedası, tıpkı Martha güvercinin ölümü gibi, bir sona işaret ediyordu. Ama bu son, aynı zamanda bir başlangıcın tohumuydu. Adalılar, utanç ve saygı karışımı bir duyguyla, onun yüzdüğü koya “Madam Martha Koyu” adını verdi.

Fotoğraf: Mustafa Gürgüler

Göç Yolları Kesişen İki Ruh

Bu iki Martha’nın hikayesi, yalnızca bir isim benzerliğinden ibaret değildir. Onlar, göç yollarının kesiştiği iki farklı varoluşun metaforudur. Martha güvercin, geriye doğru bir göçün, varlıktan hiçliğe doğru bir yok oluşun sembolüdür. Onun göçü, doğanın trajik kaybının bir belgesidir. Madam Martha ise, bireysel bir göçün, toplumsal kalıplardan özgürlüğe doğru bir arayışın simgesidir. Onun göçü ise, her şeye rağmen filizlenen bir umudun habercisidir.

Madam Martha Koyu, bu iki göçü bir araya getiren kutsal bir mekân gibidir. Ağustos ve Eylül aylarında, bu koyun üzerinden göçmen kuşlar uçar. Tıpkı yüzyıllar önce Martha güvercinin türdeşlerinin yaptığı gibi. Bu kuşlar, her kanat çırpışlarıyla, hem kaybolan bir türün anısını taşır, hem de Madam Martha’nın ruhunun hala özgürce uçtuğunu fısıldar. Kuşlar, fiziksel olarak bir coğrafyadan diğerine göç ederken, aynı zamanda iki Martha’nın hikâyesini de bir yerden diğerine taşırlar.

Martha güvercinin vedası, bir sonun sessizliğini, Madam Martha’nın veda notu ise bir başlangıcın ilk kelimelerini taşır. Biri, insanlığın doğaya karşı işlediği suçun trajik bir kanıtı, diğeri ise bireysel özgürlüğün toplumsal baskıya karşı verdiği mücadelenin ve bu sonunda ortaya çıkan yeni bir bilincin sembolüdür. İki Martha da kendi göç yollarında yalnızdılar. Ancak bugün, onların hikâyeleri, bir kuşun son nefesiyle bir kadının son dansının birleştiği, bir gökyüzü ve bir deniz metaforunda sonsuza kadar yankılanmaya devam ediyor.

 

 


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2025  /  Son Güncellenme: 06 Eylül 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.