Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 243 – Eylül 2025      Hristos Manastırı ve Mezarlığı’nın Sessiz Konukları

Hristos Manastırı ve Mezarlığı’nın Sessiz Konukları

Yüksek Mimar


Hristos Manastırı Büyükada’nın en yüksek tepelerinden biri sayılan İsa Tepesinde yer alır.
Bulunduğu yerin arkeolojik bulgularına bakıldığında Bizans dönemine ait bir manastırın burada yer aldığı varsayılır.

Kadıyoran yokuşu ile Lunapark yönünden çıkılan yollardan ulaşılan bu bölgede yer alan Hristos manastırı ve mezarlığının varlığı Mikail 1. Komnenos döneminin 158 tarihli kaydına dayandırılır. Bizans döneminde muhtelif defalar yıkılıp yeniden yapılan manastırın mülkiyet hakları ve yönetimleri birçok kurum tarafından sürdürülse de 1563 tarihli Osmanlı kayıtlarında tekrar varlığı kayıt altına alınır.

Zaman içinde oldukça bakımsız kalan manastır, 1597 yılında onarılır. Ada’da giderek artan Rum nüfusunun varlığı da bunda etkilidir. 17. yüzyılda ise çevresindeki bağlar, bostanlar ve çamlık arazi manastır tarafından kullanılır hale getirilir, söz konusu alanların ise 1753’te Fener Rum Patrikanesi tarafından idare edilmesi kesinleştirilerek yönetmelik yürürlüğe konulur.
1782 yılında manastıra hizmet vermekte ve bakım giderlerini karşılamakta  zorlanan Patrikhane, buranın Aynaros’ta bulunan Esphigmenos  manastırına bağlanmasını uygun görür.

1866 yılında patrik Amasyalı Sophronios Büyükada’ya gider ve daha da çoğalan Rum Ortodoks nüfusunu görerek eski kiliseyi yıktırıp yerine daha büyük ve donanımlı bir Manastır Kilisesi yaptırmak ister. Kilise 5 Eylül 1869 yılında görkemli bir ayinle hizmete açılır ve yıllarca cemaatine hizmet verecek rahipler yetiştirir. Yıllar sonra, Cumhuriyet’in kuruluşunu müteakiben gelişen nüfusuyla beraber Patrikhane yeniden manastırın yönetimini üstlenir.
İç mimarisi Heybeliada’daki Aya Triada Kilisesi’ni andıran manastır kilisesi günümüzde Ortodoks kiliselerinin içinde en nadide örneklerinden biri olarak kalır.
Hristos Kilisesi zengin ikonalar koleksiyonuna sahiptir. Zoğrafos eseri Ayios Pandeleimon ikonası (1903) Rum Yetimhanesi Panaiya  Kamariotissa  şapelinden, yetimhane 1964 yılında kapatıldığında getirilmiştir.

Ahşap çatısı kiremit kaplı olan iki katlı manastır binasının iç bahçesinde çan kulesi ve üç tane de sarnıç görülür. Dış bahçesinde ayrıca bir başka sarnıç daha vardır ki bu sarnıcın etrafında da manastır mezarlığı bulunur Yaklaşık iki dönüm arazisi bulunan mezarlık alanında  döneminin ünlü ve önemli din adamları manastır yöneticileri ve adalı patrikhane görevlilerinin mezarları bulunur.

Büyükada’nın toprak yolları manastırın çevresindeki ocaklardan çıkartılan taşlarla döşenerek Arnavut kaldırımına çevrilmiştir. 17 Ağustos 1999 depreminde ciddi hasar gören manastır ve kilise 2001 yılında patrikhane ve Aristoteles Üniversitesi tarafından restore edilmiştir.
Manastırın yortusu Hazreti İsa’nın peygamber olduğu ve bu değişimin yüzüne yansıdığı an (Metamorphosis ) olarak kabul edilen 6 Ağustos günüdür.  6 Ağustos aynı zamanda bağ bozumu zamanıdır ve o gün rahipler ziyaretçilere kutsanmış üzüm sunarken Ortodokslar mevsimin üzümünü ilk kez o gün tadarlar.

Manasının çevresindeki mezarlar ve mezar taşları incelendiğinde kademeli ve eğimli arazinin 1807 yılından itibaren yüzyıl boyunca mezarlık olarak kullanılmış olduğu görülür. Mezarlık envanteri ile ilgili çalışmalara başladığımızda öncelikle kiliseyi, çevresini, yapım ve değişim sürecini, manastırın inziva odalarını, daha sonra yazlık olarak kullanılan mekanları ve binanın mimarisini inceleyip günümüzdeki durumuyla karşılaştırdık.

Manastırın çevresinin Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan dönemde dini ve kültürel bir merkez olarak işlev görmüş olduğu belirgindir. Adalı nüfusun oldukça rağbet ettiği ve aynı zamanda mesire yeri olarak da kullanılan civarda Hristos Gazinosu’nun bulunduğu ve uzun yıllar hizmet ettiği bilinir.

Manastır çevresindeki mezarlık alanın, adanın Rum Ortodoks cemaatine ait bir dönemden izler taşıdığını görmekteyiz. Bu alan sadece bir defin yerine indirgenemez; aynı zamanda Büyükada’daki çok kültürlü yaşamın ve dini ritüellerin bir yansımasıdır. Mezarlık taşları, kimlik, aidiyet ve inanç üzerine okunabilir birer belge gibi karşımızda durmaktadır. Bunları inceleyip kayıt altına alma misyonumuz, bize gerek tipoloji ve malzeme bilgisi, gerek sanat tarihi, gerekse yaşanmış hikayeler ve kimlikler açısından oldukça değerli bir çalışma alanı sundu. Belki de bu çalışma bizleri bir sözlü tarih araştırmasına kadar götürebilir.

Mezar taşlarından en ilginçlerinden biri John Louis Sabunci’nin annesinin anıt mezarı. Luis Sabunci’nin yaşamını incelediğimizde özgün bir kültürel ve entelektüel yolculukla karşılaşırız. Annesinin mezarının Büyükada’da bulunması, kendisine Maden Yolu’nda yaptırdığı ev bu yolculuğun sessiz ama derin bir izlerinin parçaları. Sabunci’nin annesi Süryani Ortodoks, babası Süryani Katolik’ti. Bu bile başlı başına bir kültürel katman bir geçiş alanı. Mezarı, sadece bir bireyin değil, iki mezhebin ve iki dünyanın kesişim noktasını temsil ediyor.
Annesinin mezarı da bu görünmeyen katmanın somut bir işareti. Mezar bugün korunmaktadır. Üzerindeki kitabe Süryanice, Osmanlıca ve Fransızca’dır. Bu bir yandan dilin, kimliğin ve inancın nasıl iç içe geçtiğini, diğer yandan ise annesi için seçtiği ifadelerde Sabunci’nin felsefi ve ruhani eğilimlerini yansıtmaktadır. Sekiz dil bilen Sabunci, Büyükada’da geçirdiği on sekiz yıl boyunca hem Patriklik makamına yakın olmuş hem de muhalif bir gazeteci olarak Yıldız Sarayında tercümanlık yapmıştır.

Bu mezar belki de artık ziyaret edilmeyen, çok az kişinin bildiği bir gömü. Tam bir sessizlik alanı. Sabunci’nin mezar taşına yazdırdığı “ömrü bilgeliği aramakla seyahatlerde geçti” ifadesi ve mezar kaidesi, onun köklerine olan bağlılığının ve yolculuğunun başladığı yerin bir sembolü olarak da görülebilir.

Hristos Tepesi’nin yüksek konumu hem manastıra hem de mezarlık alanına bir tür “gözetleme” işlevi de kazandırıyor. Bu yükseklik, mekânın metafizik bir anlam kazanmasına da katkı sağlıyor (ölüm ve dua) göğe yakınlıkla birleşiyor. Manastırın iç bahçesi ve çevresi, geçmişte Patrikhane mensuplarının aileleri, öğretmenler ve sükûnet arayanlar için bir nevi yazlık inziva alanı olarak da hizmet vermiş.  Bu küçük ve biraz da gizemli mezarlık toplumsal izlerin bir parçası; bize kimlerin gelip geçtiğini, hangi duaların edildiğini, hangi dillerde yazıldığını sessizce anlatıyor.

Bu alanı yorumlamak, sadece taşlara değil, taşların arasındaki sessizliğe de kulak vermek ile mümkün.


Yayınlanma Tarihi: 06 Eylül 2025  /  Son Güncellenme: 06 Eylül 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.