Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 242 – Ağustos 2025      Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’ndan Konservatuvara: Müziğin Peşinden Giden Çocuklar

Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’ndan Konservatuvara: Müziğin Peşinden Giden Çocuklar


Son zamanlarda duyduğum en güzel haberlerden biri Adalar Gençlik ve Çocuk Orkestrası’ndan geldi. Müzikle ilk kez burada tanışan, bir enstrümanı ilk kez bu orkestraya katıldığı zaman eline alan beş çocuğumuz ülkemizin seçkin konservatuar ve güzel sanat liselerine girmeye hak kazandılar. Çocuğumuz diyorum ve belki de haddim olmayarak bir hak iddia ediyorum ama uzaktan-yakından orkestrayı, bilen, dinleyen, takip eden tüm Adalılar için bu gençler ve çocuklar adeta ailemizin bir parçası gibi. Başarılarıyla gurur duymak hepimize iyi geliyor.

Projenin fikir annesi Pınar Satıoğlu’na göre Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası, yalnızca bir müzik topluluğu değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Bu orkestra, çocuklara ve ailelerine sadece müziği değil, birlikte var olmayı, karşılıksız sevgiyi, sabrı, disiplini ve hayal kurmanın gücünü öğretiyor. Bir eğitim modeli olmanın çok ötesinde, toplumsal bağlar kuran, duygusal iyileşmeyi teşvik eden bir platform. Çocukların kendilerini, birbirlerini ve hayatı keşfettikleri bir alan.

Bu alanı yaratmak ise elbette o kadar kolay olmuyor; büyük özveri ve çabaların yanı sıra  sonsuz güven, inanç ve işbirliği gerekiyor. Bunları sağladığınızda da ortaya mucizevi sonuçlar çıkıyor.  Konservatuar ve güzel sanatlar liselerini kazanmak inanın hiç de kolay değil bu ülkede. Sınavlara giren adayların neredeyse tamamı müzik eğitimi yapan okullardan geliyor. Beş çocuğumuzun yaptığı gibi, Adalar orkestrasında aldıkları eğitimle diğer yaşıtlarının arasından sıyrılıp başarılı olmak işte yukarıda bahsettiğim mucizevi sonuç aslında. Bu yüzden bu çocuklarla ne kadar övünsek, onları ne kadar takdir etsek az. Tabii ki aileleri başta olmak üzere bu orkestraya emek veren herkes de büyük bir alkışı hak ediyor.

Diran, Aras, Ali, Melis ve Aylin: her biri müzikle büyüyen, gelişen ve kendi yolunu çizen çocuklar. Bu yolculuk, onların hayatlarında müziğin ne kadar büyük bir dönüştürücü güce sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

Adalı Dergisi’nin bu sayısında istedik ki bu başarılı genç müzisyenlerimizi tanıyalım, onların ve ailelerinin hikayelerini dinleyelim.

Diran Akça (14)

Kazandığı Okul: Aydın Doğan Güzel Sanatlar Lisesi Çello Bölümü   

“Müzik insanı değiştirir, sevgi katar, huzur verir ve kötülükten uzaklaştırır.”

Diran’ın müzik macerası daha küçücükken başlamış: “Daha adaya taşınmadan iki-üç yaşındayken bile keman gördüğümde çalmak istiyordum. Hep içimde böyle bir heves oldu.” Sonra adada okula başladıktan sonra arkadaşları Melis ve Aras’tan orkestranın varlığını duymuş ve gidip hemen kaydolmak istemiş. Sonrasında ise içindeki heves tutkuya dönüşmüş ve artık bu yoldan vazgeçmemiş. “Orkestrada çalmak hiç sıkıcı” değil diye anlatıyor arkadaşlarıyla birlikteliğini: “Şöyle anlatayım. Hep teneffüste eğleniyormuş, oyun oynuyormuş gibi hissediyorsunuz. Çok güzel bir şey, beraber müzik yapmak.”

Orkestradan konservatuara gitmeyi başaran ilk genç olan Tuna Abisi sayesinde bu işin okulunu da okuyabileceğini öğrenince zaten geleceğe dair planları iyice kesinleşmiş ama yine de sınav sonuçlarından hiç emin olamamış. Kazandığına ve eğitimine bir güzel sanatlar lisesinde devam edeceğine hala inanamıyor olsa da mutluluğu gözlerinden okunuyor. Seneye o da konservatuar sınavlarına hazırlanacak, çünkü hedefi şimdiden belli: “Benim hedefim yurt dışına gitmek ve solist olmak. Çünkü çok havalı bir şey. Bir de değiştiğimi hissediyorum çünkü müzik insanı değiştirir, insana sevgi katar, huzur verir ve kötülükten uzaklaştırır.”

“Müzik Sayesinde Ne İstediğini Bilen Bir Çocuk Oldu”

Diran’ın annesi Zehra Görgün, hem bir veli hem de orkestrada çalan çocuklardan çoğunun Türkçe öğretmeni. Bu nedenle onların potansiyellerine duyarlı ve müzikle olan yolculuklarını da dikkatle takip etmiş. Onların ellerinde kemanlarıyla okul koridorlarında müzik yaptıklarını ve diğer çocuklara nasıl örnek olduklarını anlatıyor: “Sınıflarda, koridorlarda hep bir müzik sesi olurdu. Arkadaşlarına müziği sevdirdiler bu şekilde. O yüzden bu çocuklar hem bir öğretmen hem de bir veli olarak beni çok etkilemişlerdir.”

Oğlunun müzik tutkusu ve bu yolda ilerleme seçimi de onu çok şaşırtmış: “Diran orkestraya başlarken bu kararın hayatımızda bu kadar yer edebileceğini hiç tahmin etmedim. Müziğe yeteneği vardı, ama sadece bir hobi olarak devam eder diye düşünüyordum,” diye anlatıyor o süreci. Pandemi döneminde orkestranın aktiviteleri sekteye uğramış olsa da Diran ve arkadaşları bu zorlu dönemi, özverili bir şekilde müzikle devam ederek atlatmışlar.

Zehra Hanım, Diran’ın olgunluğu ve inadını da saygı duymuş sonrasında: “Ben hep LGS’ye odaklanmasını istiyordum. Çünkü müzik bu ülkede çok zor bir yolculuk, müzikle devam etmek isteyen bir insanın önüne diğerlerinden daha fazla engel çıktığını düşünüyorum. Bu konuda inat etmeleri bile onların ne kadar kararlı kişiliklere şimdiden sahip olacağını gösteriyor.”

Müziğin bu yolculukta Diran’ı ve arkadaşlarını nasıl değiştirdiğini şöyle özetliyor: “Gerçekten müzik, gençleri çok değiştiriyor. Hepsi de ne istediklerini bilen çocuklar oldular. Bu durumda bizim de söyleyecek bir sözümüz kalmadı.”

Aras Sulanç (14)

Kazandığı Okul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Devlet Konservatuarı Yaylı Çalgılar Keman Bölümü

“Keman Olmasa da Müzik Yeter”

“Annemle ilgili bir şey söylemek istiyorum,” diye söze başlıyor Aras: “İlk başta hep LGS vardı evdeki konuşmalarda. Mimar Sinan falan deyince, annem inanmazdı. ‘Yok artık!’ diye bakıyordu duruma. Konservatuvarın daha kolay olduğunu sanıyorlardı aslında. Hani sınav yok, test yok, sadece bir enstrüman çalınıyor gibi düşünülüyordu.”

Aras’ın müzikle derinleşen bağını görünce, ailesi de bu dünyanın ne kadar disiplin, çalışma ve tutku gerektirdiğini anlamaya başlamış. “Orkestralarda çalmaya, müzisyenlerin ortamında bulunmaya başlayınca onlar da fark etti,” diyor. “Konservatuvarın aslında daha zor olduğunu anladılar.”

Aras altı yıl önce başlamış müziğe. Önce piyano, sonra halk eğitim merkezindeki keman kursları… Orkestrayla tanışması ise Duygu Hoca’nın kursunda olmuş. Ama asıl kırılma noktası, Sinem Hoca’nın yaptığı seçmelerle geliyor. O seçmelerde Aras’ı viyola sınıfına alıyorlar. Ardından Özüm Hoca’nın gelişiyle viyola yerini kemana bırakıyor. Profesyonel müzik yapma kararına giden yolculuk da böyle devam ediyor.

“İlk piyanoya başladığım zaman Ayşe Celesun Hoca vardı. Fransa’da piyanistmiş, adada gönüllü ders veriyordu,” diye anımsıyor. “Ama lise girişleri daha zor. Konservatuvarlar küçük yaşta alıp tekniklerini sıfırdan kendileri vermek istiyor. O yüzden biraz geç kaldım aslında.”

Bu gecikmiş başlangıç, Aras’ın kararlılığını daha da artırmış. Sekizinci sınıfın başında konservatuvara hazırlanmaya karar veriyor. “Klasik müzik zaten dinliyordum. Dinleyip etkilendiğim bir müziği neden ben de çalmayayım dedim. Öyle karar verdim.”

Ailesinin bu tercihi başta tam anlaması kolay olmamış. Onun sessiz hazırlığına karşılık, biraz da LGS’den kaçıyor gibi görmüşler. “Ama çalışmaya başladığımı görünce, ciddiyetimi anladılar,” diyor. Hatta kardeşi Ali’nin de aynı yoldan ilerlemesi için destek olmuşlar: “Bana başta çok inanmadılar ama Ali’ye birisi ‘konservatuvar’ deyince hemen kursa yazdırdılar.”

Aras’la Ali şimdi birlikte aynı yolda yürüyorlar. “Onun daha erken başlamasına biraz kıskanıyorum ama beraber gidip gelmemiz güzel oldu,” diyor gülerek.

Hayatın zorlu tarafları ise Aras’ın gözünde anlamını yitirmiş durumda. “İleride ne kadar zor olursa olsun, keman çalsam yeter bana. Para kazanmak zor olabilir ama müzikle uğraşmak yeterli. Annemlere de hep söylüyordum; bu zorluğu anlatan hocalar hâlâ müzikle geçiniyor. O zaman neden endişe ediyoruz?”

Hayalleri büyük ama gerçekçi: “Solist olmak isterim ama olamasam da sadece müzikle ilgilenmek yeterli. Keman da olmasa fark etmez. Müzik olsun yeter.”

Adalar Çocuk ve Gençlik Orkestrası’nın hayatındaki yeri ise ayrı: “Bu orkestra olmasa yeteneğimin farkına varmayacaktım. Üstüne gitmeyecektim. Recep Hoca’nın dediği gibi, doğru insanlar, doğru zamanda, doğru yerde karşılaştı işte.”

Ali Sulanç (10)

Kazandığı Okul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Devlet Konservatuarı Vurmalı Çalgılar Bölümü

“Müzik yaparken hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum.”

Ali, grubun en küçüğü. Ama müzikle olan bağı yaşından çok daha büyük. Kendisini anlatırken kelimeleri seçerek konuşuyor, ama söyledikleri oldukça net ve naif: “Mutluyum. Müzikle uğraşırım büyük ihtimalle.” Bu cümle, onun geleceğe dair bakışını özetliyor.

İki yıldır orkestrada keman çalan Ali, Mimar Sinan Devlet Konservatuarı’nı kazandı. Ancak bu defa kemanla değil, vurmalı çalgılarla devam edecek müzik hayatına. Bu geçiş onun için doğal bir süreç. Çünkü ritim, çocukluğundan beri içinde olmuş.

Üç aşamalı konservatuar sınavının doğaçlama ritim testinde gösterdiği başarı, onun bu alana ne kadar yatkın olduğunu kanıtlamış. Yine de o da kazanacağından çok emin değilmiş: “Kazanacağımı çok düşünmüyordum ama bir ihtimal vardı.”

Şimdi hayali, profesyonel sahnelerde yer almak, belki bir gün yurt dışına açılmak. Müziğin kendisine hissettirdiklerini sorunca cevabı kısa ama anlamlı: “Müzik yaparken hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum.”

“Hayal Kurmayı Öğrendik”

Aras ve Ali’nin annesi Sultan Sulanç, çocuklarının müziğe olan tutkusunu anlatırken, başlangıçta diğer aileler gibi kendilerinin de tereddüt ettiğini söylüyor: ” Aras derslerinde de çok başarılı bir öğrenci olduğu için, onun LGS sınavına hazırlanmasını tercih ediyorduk. Ancak Aras’ın müzikle olan ilişkisi her şeyin önüne geçti.” Çevrelerindeki herkes “çocuk müzikle bir yere varmaz, mühendis olsun, avukat olsun” diye tavsiyeler verirken bir yerden sonra, bütün bu konuşmalara kulaklarını kapatmış çünkü Aras’ın müziğe olan derin tutkusunu anlamış.”

Sultan Hanım, çocuklarının müzik yolculuğu sırasında yaşadıkları değişimi sorduğumda ise, “Bana Aras’ın ergenliği nasıl geçiyor diye soruyorlar. Hiç hissetmiyorum ki çünkü kemanı var. Bir şey yaşadığında hemen kemanını alıp çalıyor, belki içindekilerini döküyor.” diye cevaplıyor. Evin en küçüğü Ali’nin müzikle olan ilişkisini ise şöyle anlatıyor: “O daha küçükken bile ritim tutmayı severdi. O yüzden konservatuvara vurmalı sazlar bölümüne seçilmiş olmasına şaşırmadık. Daha iki üç yaşındayken kovaları dizer tahta kaşıklarla ritim tutardı.”

Sultan Hanım, bu sürecin yalnızca çocukları için değil, kendileri için de bir dönüşüm olduğunu vurguluyor: “İnsanın çok sevdiği bir şeyi, çok tutkulu olduğu bir şeyi, çok istediği bir şeyi gerçekten istiyorsa yapıyor. Bunun önünde hiçbir engel duramıyor. Yeter ki istesin, kararlı ve disiplinli olsun, çalışsın. Olmayacak hiçbir şey yok. Ben önceden Pınar Abla’ya da söylemiştim. Gerçekten hayal kurmak nedir bilmiyordum. Aras ve Ali’nin Mimar Sinan’ı kazanacaklarına hiç inanamıyordum. Sonra şunu öğrendim: her şey önce bir hayalle başlıyor.”

Ali ve Aras’ın babası İlhan Sulanç için bu süreç sadece çocukların değil, ebeveynlerin de dönüşüm hikâyesi olmuş: “Ben de çok mutluyum. Çünkü çocuklar kendi istedikleri bir yolda ilerliyorlar. Ve iyi, temiz, güzel insanların içinde büyüyorlar. Bu ortamın kendisi bile çok kıymetli.”

Orkestra, İlhan Bey’in gözünde sadece bir müzik eğitimi alanı değil, aynı zamanda bir karakter okulu. “Biz burada, karşılıksız sevgiyi öğrendik. Başka çocuklar için, başka insanlar için bir şeyler yapmanın güzelliğini hatırladık. Sadece çocuklar değil, biz de, anne babalar olarak, insan olmanın en saf halini yeniden hissettik.” Ve bu yolculuk boyunca Pınar Satıoğlu ve Ayten Şele’nin emeklerine, sabırlarına özel bir vurgu yapıyor: “Pınar Abla’nın, Ayten Abla’nın sabrı, sevgisi, özverisi… Onların bize kattıkları çok büyük. Biz de elimizden geldiğince bu emeğin devam etmesi için çalışacağız.”

Melis Malçuk (14)

Kazandığı Okul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Devlet Konservatuarı Yaylı Çalgılar Keman Bölümü

 “Hayatımda müziği sadece hobi olarak göremeyeceğimi anladığımda kararımı vermiştim.”

Melis’in müzikle ilişkisi öyle sonradan edinilmiş değil. Ona göre bu, her zaman hayatının bir parçasıydı: “Ben küçüklüğümden beri müzikle ilgileniyordum. Müzik yapmaktan da, dinlemekten de hiç sıkılmadım. Hep çok eğlendim. Bu yüzden bir noktada kendi kendime şunu sordum: Acaba profesyonel olarak mı devam etsem?”

Bu karar ise bir gecede gelmemiş, sekizinci sınıfın başına kadar kararını tam verememiş: “Geçen sene, ‘Artık bu işi profesyonel yapmalıyım’ diye düşünmeye başladım. Çünkü anladım ki bu sevgi, sadece hobiyle sınırlanamayacak kadar güçlü.” Keman çalarken duyduğu mutluluk hiçbir şeyle kıyaslanır gibi değilmiş çünkü: “Fark ettim ki… Hani bazı şeyleri bir süre yaparsın, sonra ilgini kaybedersin ya… Keman asla öyle olmadı. Her seferinde yeniden başlıyormuşum gibi geliyor. O yüzden de hiç bırakmak istemedim.”

Konservatuvar sınavına girmek de sınav sonucu beklemek de Melis için heyecan dolu bir süreç olmuş. Sınav sonuçları bir türlü açıklanmamış, günlerce bilgisayarın başından ayrılamamış bu yüzden. Sonuçlar açıklandığında ise orkestradaki arkadaşları ile beraberlermiş. Güzel haberi duyan herkes mutluluktan ağlamış. “Hayatımın en güzel günüydü” diye tarif ediyor o anki duygularını.

Melis’in geleceğe dair hayallerinde ise iyi bir kemancı olmak var elbette. Belki bir gün solist olarak bile sahneye çıkabileceğini düşünüyor ama orkestrasını hiç bırakmak istemiyor: “Bu orkestra benim için çok önemli. Onlarla büyük konserlere çıkmak, birlikte büyümeye devam etmek istiyorum.”

 “Biz kursa değil, bir hayata yazıldık.”

Annesi Satı Atasever Malçuk “Ben bu grubun en eski üyelerinden biriyim,” diye başlıyor söze: “2017’den beri bu orkestranın içindeyiz. Melis daha ilkokul birinci sınıfa gidiyordu ilk tanıştığımızda.”

Adalar’daki evlerine ilk taşındıklarında camdan gelen müzik sesiyle başlıyor her şey: “Piyano sesleri, keman sesleri… Sürekli bir müzik. ‘Allah Allah, ne kadar güzel çalıyorlar,’ diyordum. Sonra öğrendik ki bu Adalar Gençlik ve Çocuk Orkestrası, (o zamanın) Kent Konseyi bahçesinde prova yapıyormuş. Melis daha minicikti ama hemen o seslerin peşine takıldı. Kemanı eline aldı, tuttu ve sonra da hiç bırakmadı.”

O günden bugüne değişen sadece Melis’in müzikal seviyesi değil, ailece dahil oldukları hayat anlayışı olmuş: “Biz artık bir orkestradan çok, bir aileyiz. Konserlere, etkinliklere birlikte hazırlanıyoruz. Kimse bir şey demeden herkes üzerine düşeni yapıyor. Birimiz bir şey söylemeden öteki hallediyor. Öyle bir iletişim, öyle bir bağ kurduk ki… Gerçekten imece usulüyle işliyor her şey. Bu bir kurs değil, haftada iki gün girip çıktığın bir yer değil. Bu bir hayat biçimi.”

Satı Hanım, Adalar Gelişim Derneği’ne de özel bir teşekkür borçlu olduklarını düşünüyor ve “Bu kadar yıl sürdüyse, herkes bu işin kıymetini bildiği için sürdü. Dernek çok büyük bir kapı açtı çocuklara.” diyor

Lise sınavları sürecine gelindiğinde ise pek çok veli gibi Satı Hanım da bir karar aşamasına geliyor: “Herkes iki yıl öncesinden LGS’ye hazırlanıyordu. Bizdeyse hâlâ müzik… Melis kemanını açıyor ama test kitabı açmıyor. Çocuk ders çalışmıyor gibi görünüyor ama bir bakıyorsunuz notları şahane. O an dedim ki, bu çocuk kendi yolunu çizmiş. Biz de onun arkasında durduk. Biliyorum ki, bu çocuklar nereye giderse gitsin, orkestrayı hiç unutmayacaklar, müziği ve bu birlikte üretme duygusunu hep yanlarında taşıyacaklar.”

Aylin Gürel (14)

Kazandığı Okul: Bakırköy Göksel Baktagir Güzel Sanatlar Lisesi

Aylin: “Müzik, özgürlük gibi bir şey oldu benim için.”

Aylin Gürel, orkestranın renkli yüzlerinden biri. Sadece viyola çalmıyor, aynı zamanda dans ediyor, doğaçlama koreografilerle sahneye çıkıyor. Kendi deyimiyle tam bir “joker eleman”.

Aylin’in orkestra serüveni de Adalar’a taşınmalarıyla başlıyor: “Daha önce Ataşehir’de yaşıyorduk. Annemler Adalar’da böyle bir oluşum olduğunu duyunca beni buraya yönlendirdiler.” Onun için bu yolculuğun dönüm noktası ise orkestraya Özüm Hoca’nın gelişiyle olmuş: “Özüm Hoca geldikten sonra gerçekten müzik yaptığımızı hissettim. Ondan önce alışma sürecindeydim. Ama o geldikten sonra her şey çok değişti. Müzik, özgürlük gibi bir şey oldu benim için.”

Yedi yıldır viyola çalıyor ama bir dönem keman da çalmış. Dans ise en büyük ikinci tutkusu. Kendi koreografileriyle en az yedi kez sahne almış orkestra ile birlikte.

Aylin bu yıl Ahmet Rıhtım Paşa Güzel Sanatlar Lisesi’ni yedekten kazanmış ve bu sonucu almak onun için çok kıymetli olmuş: “O kadar stresli bir bekleyişti ki… Bazen sonucu öğrenmektense o günleri yaşamak daha yorucu oluyor. Ama sonunda kazandım. Çok istiyordum. Çok mutlu oldum.”

Dans mı müzik mi, hangisini seçtiği sorulduğunda ikisini de bırakmak istemediğini söylüyor:

“İlk başta dans daha ağır basıyordu ama viyolayı da çok sevmeye başladım. O yüzden büyük ihtimalle viyolayı profesyonel olarak okuyup dansı da yan dal gibi devam ettirmek istiyorum. Onun da en büyük hayali, yurtdışında bir konservatuvarda hem müzik hem de dans eğitimine devam etmek.

Peki, müzik hayatını değiştirdi mi? diye ona da soruyorum. “Kesinlikle” diyor “Hem kişisel hem duygusal olarak çok değiştirdi. Kendimi daha iyi ifade etmeye başladım. Kulak gelişimim, duygularımı anlatma biçimim… Hepsi bu ortamla gelişti. Orkestra hep beni mutlu etti, etmeye de devam edecek. Bunu çok iyi biliyorum.”

Orkestra: Bir Aile, Bir Kolektif Dönüşüm

Bu hikâyelerde sadece bireysel başarılar yok. Ortak bir ruh var. Orkestra, çocuklara sadece müzik eğitimi sunmamış. Aynı zamanda birlikte çalışmayı, sabretmeyi, duygularını ifade etmeyi ve en önemlisi hayal kurmayı öğretmiş. Ebeveynler de bu yolculukta çocuklarıyla birlikte her zorluğa göğüs germişler. Dahası paylaşılan yemeklerde, birlikte çıkılan konserlerde, sessizce dinlenen provalarda öğrenmiş, dönüşmüş ve hepsi kocaman bir aile olmuşlar.

Bu beş çocuk, önümüzdeki eğitim yılının başlaması ile her sabah vapura binip kar çamur, sis lodos dinlemeden İstanbul’a doğru yola çıkacaklar. Kimi çellosunu sırtlayacak, kimi keman kutusunu taşıyacak, kimi de baget çantasını. İçerinde taşıdıkları ise orkestraya adım attıkları günden itibaren öğrendikleri müzik tutkusu olacak.

Umalım ki bu tutku onları hayallerine ulaştırsın ve ilerde bir gün olmak istedikleri yerde hepimizi gururlandırmaya devam etsinler.


Yayınlanma Tarihi: 12 Ağustos 2025  /  Son Güncellenme: 13 Ağustos 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.