Paylaş
Tüm Sayılar      2024      Sayı 229 – Temmuz 2024      Sivil Toplum, Şeffaflık ve Adalar

Sivil Toplum, Şeffaflık ve Adalar


Fotoğraf: Haber 1

Sivil toplum dillere pelesenk olmuş sosyolojik bir kavram. Kısaca özetlemek gerekirse sivil toplum bireylerin devlet ve piyasa (iş dünyasının) dışındaki sosyal, kültürel, politik ve ekonomik faaliyetlerini gerçekleştirdiği alanı ifade eder. Buna rağmen mevcudiyeti tartışılagelmektedir. Gerçekten var mıdır yoksa itibari bir alan mıdır? Bu alan gönüllü organizasyonlar, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, kulüpler ve diğer topluluklar kısaca sivil toplum kuruluşları (STK) aracılığıyla oluşturulur. STK: Sivil Toplum Kuruluşları demişken kelimenin NGO’nun yani non-governmental organization’ın muadili olduğunu belirtmek isterim. Ama maalesef yanlış bir çeviri yapılarak dilimize bu şekilde yerleşmiştir. Doğrusu devlet dışı kuruluşlar, yani DDK olmalıdır.

Sivil toplum, vatandaşların kendi kendilerine organize olarak çıkarlarını savundukları ve sosyal, politik ve ekonomik değişim için çalıştıkları platformlar sağlar. Sivil toplumun temel özellikleri gönüllülük, bağımsızlık, katılım, çeşitlilik ve dayanışma olarak özetlenebilir.

Sivil toplum, yerel yönetimlerin genellikle yetersiz kaldığı daha küçük topluluklarda değişimi sağlama açısından hayati bir rol oynar; bu tür ortamlardaki etkisi çok yönlü olup, yerel yönetimlerin çeşitli sebeplerle bıraktığı boşlukları doldurur ve toplulukta aidiyet ve kolektif sorumluluk duygusunu teşvik eder. Küçük topluluklardaki yerel yönetimler sıklıkla kaynak, uzmanlık ve altyapı konusunda sınırlamalara maruz kalır. Bu yüzden örneğin gönüllü gruplar tarafından yürütülen temizlik çalışmaları, gıda bankalarının kurulması, sokak hayvanlarının korunması ve beslenmesi gibi girişimlerle bu eksiklikler giderilmeye çalışılır. Bu girişimler, yalnızca acil ihtiyaçları karşılamakla kalmaz, aynı zamanda genel yaşam kalitesini artırarak daha sağlıklı ve canlı bir topluluk oluşturur.

Fotoğraf: medyascope.tv

Sivil toplum, topluluk yararına olan politika değişikliklerini savunmada da önemli bir rol oynar. Yerel yönetimlerin tüm sorunları etkin bir şekilde ele almak için kaynaklardan yoksun olduğu küçük topluluklarda, DDK’lar (STK), üyelerinin taleplerini dillendirerek endişelerinin daha hızlı ve daha kolay duyulmasını sağlar. Düzenlenen kampanyalar, halk forumları ve doğrudan politika yapıcılarla girilen etkileşimler aracılığıyla, bu gruplar yerel yasaları ve politikaları topluluğun ihtiyaç ve isteklerine daha iyi yansıtacak şekilde etkileyebilir. Bu savunuculuk, uzun vadeli iyileşmelere yol açan sistemik değişiklikler için önemlidir.

Sivil toplum, ortak hedeflere yönelik çalışmak için insanları bir araya getirerek sosyal uyumu artırır. Küçük topluluklarda sosyal ağlar genellikle sıkı dokunmuş olup, topluluk odaklı girişimler bu bağlantıları kullanarak dayanışma ve iş birliğini teşvik edebilir. DDK’lar tarafından düzenlenen yerel festivaller, kültürel faaliyetler ve mahalle toplantıları gibi etkinlikler, toplumsal dokuyu güçlendirerek topluluğu daha dayanıklı ve uyumlu hale getirir. Bu birlik, kriz zamanlarında özellikle önemlidir; güçlü ve bağlantılı bir topluluk, zorluklara daha etkili şekilde yanıt verebilir.

Canlı bir demokrasi için gerekli olan aktif katılımı sivil toplum teşvik eder. Siyasi katılımın sınırlı olabileceği küçük topluluklarda, DDK’lar, sakinlere hakları ve sorumlulukları konusunda eğitim vererek, yerel yönetim süreçlerine katılmaları için onları teşvik eder. Bu katılım, oy kullanmak ve belediye toplantılarına katılmaktan, yerel kurul ve komitelere dahil olmaya kadar çeşitli şekillerde olabilir. Katılımcı bir vatandaşlık, yerel yönetimleri hesap verebilir hale getirir ve yönetişimin daha şeffaf ve topluluğun ihtiyaçlarına daha duyarlı olmasını sağlar.

Özetle, sivil toplum yerel yönetimlerin yetersiz kaldığı durumlarda politika değişikliklerini birçok yönden etkileyebilir; aslında değişimin katalizörüdür. Bu çabalar, yalnızca yerel yönetimlerin bıraktığı boşlukları doldurmakla kalmaz, aynı zamanda demokratik süreçleri güçlendirir ve politika(cı)ların topluluğa daha iyi hizmet etmesini sağlar.

Fotoğraf: sabah.com.tr

Durup dururken neden mi Sivil Toplum 101 dersi veriyorum? Pandemiden bu yana gözlemim Adalar’da sivil toplum hareketlerinin ve girişimlerinin git gide arttığı yönünde. Farklı mahallelerde kurulan “Dayanışma” gruplarının yanı sıra çeşitli dernekler, oluşumlar ve inisiyatifler de bu sürece katkıda bulundu. Azmanbüs krizi ise kuşkusuz bu süreçte çok belirgin bir rol oynadı. Adalar’da büyük tartışmalara ve protestolara yol açan kriz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Haziran 2024’te bir türlü ruhsat alamayan adabüsler yerine, çok daha büyük yeni elektrikli minibüsleri tanıtmasıyla ortaya çıktı. Ada sakinlerimizin çoğu bu minibüslerin Adalar’ın dar sokaklarına uygun olmadığını, tarihi bölgenin estetiğini ve güvenliğini bozduğunu ve yerel halkın görüşlerinin dikkate alınmadığını haklı olarak eleştirdiler.

Protestolar, 15 Haziran 2024’te sakinlerin güçlü muhalefetini dile getirmesiyle başladı. Tartışma, gözaltına almalarla birlikte sakinler ile Belediye arasındaki gerilimin artmasına yol açtı. Bu araçları eleştirenler, İBB’nin “tepeden inme” yaklaşımının Adalar’ın yasalarını ve sakinlerin huzurlu, yaya dostu bir çevre hakkını göz ardı ettiğini iddia etti. Basının da ilgisi ve desteği ile olay yerel bir konu olmaktan çıkarak kamuoyunun gündemine oturdu; ülke çapında üne sahip yazarlar, sanatçılar, entelektüeller, akademisyenler de konuya sahip çıkarak azmanbüs karşıtı Adalılar’a destek verdiler, vermeyi de sürdürüyorlar. İlginçtir ki ciddi miktarda azmanbüs taraftarı adalı da var. Her halükârda sorun devam ediyor; azmanbüsler -kimi zaman konvoy halinde- ada sokaklarını minibüs yoluna çevirmiş durumda.

Bu krizde her şeyden önemlisi Adalar’da sürekli kendi gündemlerini savunmak ve görüş ayrılıkları yüzünden farklı DDK’larla işbirliği yapmak hususunda ısrarla direnen farklı gruplar nihayet bir konuda iyi-kötü fikir birliğine varabildiler: “azmanbüs istemiyoruz”. Yine de sosyal medyada azmanbüsleri savunanların tepkileri Adalar’ın neden farklı bir konumda değerlendirilmesini sorgularken, bu azmanların ulaşımda bir hizmet olduğu (‘Belediye hizmet vermiş sen kimsin ki reddedeceksin!’ gibi X yorumları), Adalar’ın kamu malı olduğu (‘Babanızın çiftliği mi?’ gibi X yorumları) ve azmanbüs karşıtlarının özde kendini ayrıcalıklı gören bir kesimden oluştuğu yönündeydi. Adalar halkının protesto sesleri her nedense medyada bazı siyasi parti ve oluşumlara indirgendi. İnanması zor belki ama kimi grup mesajlarında, ‘Göz altına alınmalar, konunun daha geniş platformlara taşınması ve medyatikleşmesi açısından neredeyse yapıcı, olumlu’ kabul edildi. Anakaranın Adalar’a karışmamasını sağlamaksa konu, bunun yolu Adalar’ın dünya kültür mirası içinde telakki etmekten geçiyor demek çok da yanlış olmaz sanırım.

Yerel halkın haklı tepkisi ise öncelikle Adalar Belediyesi’neydi. Ama Belediye’nin (bkz. yukarıdaki paragraflar) “yetersiz” kalmasının sebeplerinden ziyade asıl sorgulanan ve sorgulanması gereken Adalar Belediyesi’nin krizin ilk iki haftasında tamamen sessizliğe gömülerek, Adalılar gözaltına alınırken kendi sosyal medyasında sadece bayram ziyareti, konser katılımı gibi “penguen belgeseli” kıvamında paylaşımlar yapması ve kriz hakkında tek bir kelime etmemesiydi. Buna karşılık Adalılar sosyal medya konusunda oldukça mahirler. Kabul edelim, Adalar Belediyesi kriz yönetimi konusunda göreve geldiği üçüncü ayda çuvalladı. Başkan ya da herhangi bir belediye yetkilisi o en sıcak saatlerde çıkıp da halkı teskin ve temin etseydi belki gerginlik bir nebze hafifleyecekti. Şeffaf belediyecilik adına kurulan ve yedi yüzden fazla üyesi olan Belediye Kamuoyu Bilgilendirme Grubu ise azmanbüslerin Büyükada’ya girmesinden bir gece önce habersiz bir şekilde paylaşıma kapatıldı. Grup yöneticisi Belediye temsilcisi gruba yazmaya tek yetkili kişi olarak ne grubun kapatılması ne de azmanbüs sorunu ile ilgili bir satır paylaştı. Üyesi olduğu bir dayanışma grubundan da aynı akşam çıktı. Hani şeffaflık esastı?

Ayrıca kamuoyu bilgilendirme grubunda sorun odaklı mesajlardan çok karşılıklı muhabbet, itişme, hakaretamiz ifadeler yer aldı, grup kurallarına uymakta güçlük çeken, mesajların pek çoğunu ya da öncüllerini okumadan sadece kendi düşüncelerini ifade eden üyeleri grup yöneticileri defalarca ikaz etmek zorunda kaldılar, saatler kısıtlandı, grup kurallarına uymayan mesajlar yöneticiler tarafından (ki bence gayet antidemokratik bir tutumdu) silindi, “zarar verici” olduğu gerekçesi ile kimin gruptan “çıkarılması” gerektiği tartışıldı ve o süreç de tıpkı tüm diğer krizler gibi kötü yönetildi. Şeffaf belediyecilik bir anda opaklaştı, karanlığa gömüldü.

Konuşmayı seviyoruz. Yapıcı ve birleştirici yorumlardan ziyade şikâyet (dırdır) etmeye bayılıyor, hiçbir şeyden memnun olmamayı, sürekli başkalarını suçlamayı hayat biçimi olarak benimsiyoruz. Demokrasi anlayışımız da kamu yararına olanla değil kendi yararımıza olanla ilintili (burası demokratik bir ülke ise ben de istediğimi yapmakta özgürüm anlayışı). Şahsi garezlerimizi çoğunluk yararına olacak durumlarda bile bir kenara bırakmayı beceremiyor, her konuyu kişiselleştiriyor, sulhla değil itişerek, yargılayarak ve hakaret, hatta bazen de şiddetle çözüme varabileceğimizi sanıyoruz (benim babam polis, seninkini döver zihniyeti). Tartışma ortamında fikir ayrılıklarına saygı gösterip, ortamın dışına çıkıldığında bit kadar bir adada birbirimizin yüzüne bakmaya devam edeceğimizi sıklıkla unutuyor, işi kişiselleştirerek alınganlığa vardırıyoruz. Sonra gelsin kutuplaşma. Bunun her yaşayanının gönül verdiği bir adaya (Adalar’dan hangisi olursa olsun) hiç fayda sağlamadığını göremiyor, birbirimizi yemeye ısrarla devam ediyoruz.

Fotoğraf: Burgazada Mahalle Meclisi X post

Evet bir sosyoloğa yakışmayacak türden feci genellemeler yapıyorum. Ama maalesef bunların isabet oranları yüksek.

Yine de konuya yöneticiler tarafından da bakmak lazım kuşkusuz. Bugün başka bir belediye Adalar’da görevde olsaydı, azmanbüslerin gelişine engel olabilecek miydi? Süreç nasıl yönetilecekti? İBB ve farklı ilçe belediyelerinden mali destekle ayakta zar zor durabilen, İlçe Bankası’ndan nüfusu ancak on yedi bin kişilik bir ilçe olarak para alan ama bayram-seyran ve yaz mevsimi geldiğinde üç yüz, dört yüz bin kişinin yükünü kaldırmakta zorlanan Adalar, ne pahasına olursa olsun anakara ile göbek bağını kesip atabilecek miydi? Yerel yönetim istifa mı edecekti? Bunları da düşünmek gerekiyor elbette…

Azmanbüs mücadelesinde yola devam. Ama provokatörlüğe kaçmadan, uzlaşmadan uzaklaşmadan, topluma mâl olmuş bir konuyu kişisel çıkarlar için kullanılıyor algısı yaratmadan ve kendi siyasi partisine destek sağlamak için araçsallaştırmadan. Siyasetçiler için de benzer birkaç kelime etmek mümkün. “Yaparım Bilirsin” şarkısının yorumu oldu-bittiye getirmek değil, sözümün arkasında dururum olarak algılanmalı. Özellikle de temel sorunu plansız turizmcilik olan ve bu düzelmediği sürece de şehirleşmekten alıkoyamayacağımız Adalar’ın hakiki önceliklerini göz önünde bulundurarak.

Becerebilecek miyiz dersiniz?


Yayınlanma Tarihi: 15 Temmuz 2024  /  Son Güncellenme: 15 Temmuz 2024


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.