Paylaş
Slider      Yani’ye Meryem Ana Kilisesi’nde veda

Yani’ye Meryem Ana Kilisesi’nde veda

Yayınlanma Tarihi: 09 Mart 2022  /  Son Güncellenme: 09 Mart 2022

Selami, Hıdır, Mehmet Ali, Yusuf, Salih, Latif… Yani’nin cenazesine gidiyoruz. Meryem Ana Manastırı içindeki Meryem Ana Kilisesi… Eski İstanbul… Tarihi bir kilise… Uzun boylu, ak saçlı, sevimli, girdiği her toplulukta canlılığıyla hemen göze çarpan Büyükadamız’ın Yani’si. Alexandra’nın eşi, Christina’nın babası… Oral Çalışlar, 8 Mart tarihli Posta’daki köşesinde yazdı.

Soğuk ve yağmurlu bir İstanbul havası. Bu şehirde öğrencilik yıllarımda çok üşüdüğüm için sevmem soğuk İstanbul’u. Bir grup adalı, Büyükada-Bostancı motorundayız. Selami, Hıdır, Mehmet Ali, Yusuf, Salih, Latif… Yani’nin cenazesine gidiyoruz. Meryem Ana Manastırı içindeki Meryem Ana Kilisesi… Eski İstanbul… Tarihi bir kilise… Uzun boylu, ak saçlı, sevimli, girdiği her toplulukta canlılığıyla hemen göze çarpan Büyükadamız’ın Yani’si. Alexandra’nın eşi, Christina’nın babası…

Dostumuz, arkadaşımız. Kilisenin kapısında gelenleri karşılayanlardan biri, Koço Kalfa’nın oğlu Niko. Kuaför Niko. Mavi Marmara ekibinden AK Parti Adalar İlçe Başkanı Sina Şen… Yücel ve Fatma, şehirden gelmişler. “Bir yıldır tedavi görüyordu. Çok acı çekti babam” diye anlattı kızı Christina. Eşi Alexandra, “Yani’miz yok artık, nasıl dayanacağım?” diyor. Birbirimize sarılıyoruz.
Adalar, çoğu insanın birbirini tanıdığı bir eski zaman mahallesi, bir köy gibidir. Gün boyunca sokakta aynı insanla üç beş kere karşılaşır, selamlaşabilirsiniz. Ada dostluğu bir kültürel bağı da içinde yaşatır. Son Faytoncular Derneği Başkanı Hıdır Ünal, adadaki Rum nüfusun nasıl yok olup gittiğini anlatırken hayıflanıyor. Bizim çocukluğumuzda (1960’lı-70’li yıllar) Rum İlkokulu’nun 200 civarında öğrencisi vardı, Türk ilkokulu da o kadardı.
Yüz faytoncu varsa, en az 50’si Rum’du. Oktay Biçer, “Yani, Zenginoğlu, Rum cemaatinin az sayıdaki temsilcilerinden birisiydi. Birer birer gidiyorlar. Yoksullaşıyoruz. Yalnızlaşıyoruz” diyor ve ekliyor: “Onların giderek yok olmasının, bir tarihin yok olması anlamına geldiğini daha iyi anlıyoruz.”

Barba Koço (Koço Amca)

Koço Kalfa, 105 yaşına kadar yaşadı. Ada evlerinin envanterini bilirdi, yaşayan bir tarihti. Bir inşaat ustasıydı. Ressam Tiraje Dikmen’le oturmuş, ondan ada tarihini dinleyip kayda almıştık. 10 yıl kadar önce kaybettiğimiz Koço Kalfa, eski Rum taş evlerinin birçoğunun ustasıydı.
“Ada yürüyüşüne çıktığında bizim kapının önüne gelince Yani, “Hey be Barba Koço” diye seslenirdi. Babamla özel bir dostlukları vardı. Yani’yi sever, perşembe pazarındaki dükkanına giderdi. Onunla sohbetten hoşlanırdı,” dedi, Koço Kalfa’nın oğlu Niko. Yani, varlıklı bir ailenin oğlu, vali torunuydu. Zoğrafyon Lisesi’nde okumuştu. Karaköy’de hırdavatçılar çarşısında esnaftı. Gümülcine’de büyük babasından önemli bir servet kalmıştı.
Maronia Rodopi’de büyükbabasının bir okulu vardı, siyasi nedenlerle kapandı. Kardeşi Aleko’yu 8 yıl önce kaybetmişti. Yani ve eşi Alexandra’yla, kızları Christina üzerine sohbet ederdik. Christina, edebiyat ve yakın tarih üzerine çalışıyor. Yeditepe Üniversitesi’ndeki bitirme tezi Ahmet Rasim üzerineydi.
Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini ise ‘‘6-7 Eylül 1955 Olayları” üzerine yaptı. Alexandra ve Yani, son birkaç senedir kış yaz adada oturmaya başlamışlardı. Yani, geçen bir yılı hasta olduğu için şehirde geçirdi. Şimdi yeni yeni filizlenen çiçekler ve ağaçlar altında, Meryem Ana Mezarlığı’nda yatıyor. Onun eksikliğini hep hissedeceğiz.

Soğuk ve yağmurlu bir İstanbul havası. Bu şehirde öğrencilik yıllarımda çok üşüdüğüm için sevmem soğuk İstanbul’u. Bir grup adalı, Büyükada-Bostancı motorundayız. Selami, Hıdır, Mehmet Ali, Yusuf, Salih, Latif… Yani’nin cenazesine gidiyoruz. Meryem Ana Manastırı içindeki Meryem Ana Kilisesi… Eski İstanbul… Tarihi bir kilise… Uzun boylu, ak saçlı, sevimli, girdiği her toplulukta canlılığıyla hemen göze çarpan Büyükadamız’ın Yani’si. Alexandra’nın eşi, Christina’nın babası…
Dostumuz, arkadaşımız. Kilisenin kapısında gelenleri karşılayanlardan biri, Koço Kalfa’nın oğlu Niko. Kuaför Niko. Mavi Marmara ekibinden AK Parti Adalar İlçe Başkanı Sina Şen… Yücel ve Fatma, şehirden gelmişler. “Bir yıldır tedavi görüyordu. Çok acı çekti babam” diye anlattı kızı Christina. Eşi Alexandra, “Yani’miz yok artık, nasıl dayanacağım?” diyor. Birbirimize sarılıyoruz.
Adalar, çoğu insanın birbirini tanıdığı bir eski zaman mahallesi, bir köy gibidir. Gün boyunca sokakta aynı insanla üç beş kere karşılaşır, selamlaşabilirsiniz. Ada dostluğu bir kültürel bağı da içinde yaşatır. Son Faytoncular Derneği Başkanı Hıdır Ünal, adadaki Rum nüfusun nasıl yok olup gittiğini anlatırken hayıflanıyor. Bizim çocukluğumuzda (1960’lı-70’li yıllar) Rum İlkokulu’nun 200 civarında öğrencisi vardı, Türk ilkokulu da o kadardı.
Yüz faytoncu varsa, en az 50’si Rum’du. Oktay Biçer, “Yani, Zenginoğlu, Rum cemaatinin az sayıdaki temsilcilerinden birisiydi. Birer birer gidiyorlar. Yoksullaşıyoruz. Yalnızlaşıyoruz” diyor ve ekliyor: “Onların giderek yok olmasının, bir tarihin yok olması anlamına geldiğini daha iyi anlıyoruz.”

Barba Koço (Koço Amca)
Koço Kalfa, 105 yaşına kadar yaşadı. Ada evlerinin envanterini bilirdi, yaşayan bir tarihti. Bir inşaat ustasıydı. Ressam Tiraje Dikmen’le oturmuş, ondan ada tarihini dinleyip kayda almıştık. 10 yıl kadar önce kaybettiğimiz Koço Kalfa, eski Rum taş evlerinin birçoğunun ustasıydı.
“Ada yürüyüşüne çıktığında bizim kapının önüne gelince Yani, “Hey be Barba Koço” diye seslenirdi. Babamla özel bir dostlukları vardı. Yani’yi sever, perşembe pazarındaki dükkanına giderdi. Onunla sohbetten hoşlanırdı,” dedi, Koço Kalfa’nın oğlu Niko. Yani, varlıklı bir ailenin oğlu, vali torunuydu. Zoğrafyon Lisesi’nde okumuştu. Karaköy’de hırdavatçılar çarşısında esnaftı. Gümülcine’de büyük babasından önemli bir servet kalmıştı.
Maronia Rodopi’de büyükbabasının bir okulu vardı, siyasi nedenlerle kapandı. Kardeşi Aleko’yu 8 yıl önce kaybetmişti. Yani ve eşi Alexandra’yla, kızları Christina üzerine sohbet ederdik. Christina, edebiyat ve yakın tarih üzerine çalışıyor. Yeditepe Üniversitesi’ndeki bitirme tezi Ahmet Rasim üzerineydi.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini ise ‘‘6-7 Eylül 1955 Olayları” üzerine yaptı. Alexandra ve Yani, son birkaç senedir kış yaz adada oturmaya başlamışlardı. Yani, geçen bir yılı hasta olduğu için şehirde geçirdi. Şimdi yeni yeni filizlenen çiçekler ve ağaçlar altında, Meryem Ana Mezarlığı’nda yatıyor. Onun eksikliğini hep hissedeceğiz.

https://www.posta.com.tr/yazarlar/oral-calislar/yaniye-meryem-ana-kilisesinde-veda-2446684

 


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.