Paylaş
Tüm Sayılar      2026      Sayı 247 - Ocak 2026      Martha Koyu’nda Fiziğin ve Sosyal Antropolojinin Çatışan Akıntıları

Martha Koyu’nda Fiziğin ve Sosyal Antropolojinin Çatışan Akıntıları

Burgazada Mahalle Meclisi katılımcısı


Burgazadası’nın güneyi, yani Martha Koyu ve Kalpazankaya ile Kınalıada, haritalara bakarsanız tereddütsüz Marmara Denizi’ndedir. Coğrafya kitapları da böyle yazar. Ne var ki denizler, tıpkı insanlar gibi, resmî kimliğe pek aldırmaz. Bazı kıyılarımız vardır, pasaportları Marmara’dır ama kalpleri biraz Karadeniz’de atar.

Marmara’nın kendini her dokuz yılda bir havuz gibi yenilemesi, işte bu iki adayı biraz da Karadenizli yapıyor. Marmara, Karadeniz’den daha tuzlu, Ege Denizi’nden ise daha az tuzludur. Fizik burada hemen devreye girer. Yoğun ortamdan az yoğuna doğru akan bir difüzyon vardır; deniz dibi de bundan muaf değildir. Marmara’nın kirli suları Boğaz’ın altından Karadeniz’e doğru süzülürken, Karadeniz’in yağmurla delirmiş, nehirlerle beslenmiş görece temiz suları üstten Marmara’ya akar. Üstelik Karadeniz, yağış bolluğu ve devasa nehirlerin son durağı olması nedeniyle Marmara’dan yarım metre daha yüksektir. Bileşik kaplar kuralı hiçbir yapay enerjiye ihtiyaç duymadan çalışır: Üstten temiz su gelir, alttan kirli su gider. Marmara, kendi kendini temizler.

Bu akıntılar sadece suyu değil, balık ve yavrularını da taşıyor. Mesela lüfer balığı: İlkbahar–yaz, beslenme ve büyüme için Karadeniz’e çıkar, sonbahar–kış, daha sıcak ve tuzlu sulara, Marmara–Ege–Akdeniz’e iner.

Bu akıntı döngüsünde Burgaz’ın güneyi ve Kınalı da nasibini fazlasıyla alır. Zira bu iki ada, Sivriada açıklarındaki Marmara’nın en derin çukuruna komşudur. Bu çukur akıntıyı hızlandırır: hız, oksijen demektir, oksijen ise yaşam. Zaten Kınalıada’nın en yaşlı ada olması da tesadüf değildir. Diğer adaların bir zamanlar Maltepe’ye ve birbirlerine yarımadalarla bağlı olduğu, sonra usul usul kopup ada olmaya karar verdiği bilinir. Meraklısı için bu hikâye, Adalar Müzesi’ndeki belgesellerde sakince anlatılır; deniz, arşivini iyi tutar.

Martha Koyu ise bu büyük su rejiminin içinde kendi mikro akıntıları yaratır. Koyun sağ tarafında denize uzanan, küçük yarımada gibi duran plato, poyraza karşı bir siper gibidir. Rüzgârın şımarıklığını keser; önünde sürekli bir akıntı oluşur. Bu akıntı, koyun ciğerlerine oksijen pompalar. Sonuç mu? Biyoçeşitlilik. Bu yaz (2025) Martha’da ve Kalpazankaya’da daldım, kıyıya yakın yerlerde bol bol denizkestanesi gördüm. Denizkestanesi, denizin her şeye rağmen “iyiyim” deme biçimidir; oksijen bol, su diri, dip sağlıklı demektir. Yani koy hâlâ nefes alabiliyor. Ama her nefesin bir sınırı var. Bu koy, her gün binlerce insanın üstünden geçtiği bir eşiği kaldıracak kadar güce sahip değil.

Koyun semalarında bambaşka akınlar vardır. Her sonbahar göçmen kuşlar, Karadeniz–Marmara hava koridorunu kullanırken denizin altındaki akıntı rejimini de okur; yüzey sularının yönü, sıcaklığı ve besin taşıyan hatlar onların rotasını belirler. Akıntının hızlandığı, oksijenin ve planktonun yoğunlaştığı günlerde Martha Koyu’nun üzerinden alçaktan süzülmeleri boşuna değildir; denizdeki fizik, gökyüzünde kanada dönüşür.

Ne var ki denizde akıntılar çarpışırken, kıyıda da başka akınlar birbirine çarpıyor. Denizde nasıl üstten gelen temiz suyla alttan giden kirli su farklı hızlarda, farklı yönlerde hareket ediyorsa, kıyıda da farklı tüketim normları yan yana ama birbirine değmeden tam zıt yönde akıyor. Burada mesele artık sadece fizik değil; kültürel antropoloji devreye giriyor. Son yıllarda Türkiye’de, özellikle Ege kıyılarında, denizden çok deniz kıyısının konforunu taşıyan bir akım güç kazandı. Deniz, yüzmek için değil, fon için var. Şezlonglar ordu gibi diziliyor, müzik açılıyor, servis geliyor, kıyı boyunca konfor yüklü bir yüzey akıntısı oluşuyor. Denize girmeden gün batımını tüketip gidenler türedi. Kıyılar, yüzme alanı olmaktan çok kulüp mekânına dönüştü. İnsan denize yaklaşmıyor; denizi uzaktan tüketiyor. Ayak suya değmeden, tuz tene değmeden, “deniz günü” yapılabiliyor artık. Şezlong, yiyecek-içecek servisi ve DJ, bazıları için denizin kendisinden daha “olmazsa olmaz” hâle geliyor. Bu, doğayla ilişkinin kopmasıdır; denizin bedenle değil, vitrinle kurulduğu bir temas biçimi. Yabancılaşma tam da burada başlar: Deniz hâlâ oradadır ama insan artık onun içinde değil, karşısındadır; yüzerek değil, bakarak vardır.

Aynı kıyıda, buna karşı yönde akan başka bir akım da vardır: Kıyıya hukuki bir metin gibi bakanlar. Kamusal alan herkesindir, kapatılamaz. Bu grup, elinde Kıyı Kanunu’yla dolaşmasa da zihninde onun maddelerini taşır. Daha korumacıdır; denize girilir, yüzülür, herkesindir burası.

Martha’da üçüncü bir akım daha belirir: Kampçılar. Evlerini çadırlara sığdırıp koya taşıyanlar. Ne var ki bu akım da kendi yükünü getirir; “zaten çöp var” denilerek çöpler koya bırakılır. Koy, bir süre sonra mazeretlerin biriktiği bir yığına dönüşür.

Ve bir de adanın yerlileri var: Eski adalılar. Onlar Martha’ya artık akmıyorlar. Koy, onlar için mazide kalmıştır; sararmış fotoğraflarda yaşar. “Kampçılar geleceğine işletmeye verilsin,” derken aslında geçmişin sessizliğini ararlar. Kalabalık hangi biçimde gelirse gelsin, onların belleğinde hep bir gürültü yapar.

İşte bu yüzden Martha sadece bir koy değildir. Hem denizde hem kıyıda akıntıların, tüketim normlarının çarpıştığı bir sahnedir. İstanbul’dan gelen deniz akıntıları koyu temizler. Deniz, fizik kurallarına uyar; insan ise konforuna. Akıntı oksijen getirir, şezlong tüketim. Birinde yaşam çoğalır, diğerinde plastik. Martha, her iki dünyanın arasında kalır: bir yandan Karadeniz’in temiz suyunu, diğer yandan metropolün tüketimle kirlenmiş yeni normlarını  taşır.

Karadeniz, Marmara’yı dokuz yılda bir yeniler. En çok da Martha Koyu’nu. Ama burası binlerce insanın kullanacağı, içine iskelelerin yanaşacağı, her gün onlarca teknenin demir atacağı bir yere dönüşürse, geri dönüşü olmayan bir süreç başlar.

 


Yayınlanma Tarihi: 11 Ocak 2026  /  Son Güncellenme: 12 Ocak 2026


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.