Paylaş
Tüm Sayılar      2025      Sayı 246 - Aralık 2025      Adalar’da Kültürel Mirası Koruma Mücadelesi

Adalar’da Kültürel Mirası Koruma Mücadelesi

Yüksek Mimar


Adalarımız bugün tarihi binaları, ahşap konakları, dini kurumları ya da nostaljik sokakları, hatta doğasıyla ana karadan biraz farklı; Prens Adaları, farklı kültürlerin, dillerin, inançların yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığı, İstanbul’un en kırılgan ancak en güçlü hafıza mekanlarından biridir.

Ne var ki bu hafıza, bugün her zamankinden daha büyük baskı ve tehdit altında. Mimari ve doğal kimliğini oluşturan hafıza bağları koptukça, değişime uğradıkça çözülüyor, doğal alan daralıyor, yaşam pratiği dönüşüyor; Adalarımız, tarihinin sessizliğini koruyamaz hale geliyor.

Adalarımız’ın arasında yoğunluğu en fazla olan Büyükada’nın yüzlerce yıllık ahşap konut kültürü, insan emeğiyle inşa edilmiş ve her biri kendi döneminin birer mimarlık örneği olmanın ötesinde, bu coğrafyanın çok kültürlü geçmişinin yaşayan tanıklığıydı.

Bugün ise bu tanıklar, bakımsızlık, ekonomik baskı, mülkiyet sorunları ve çarpık turizm dinamikleri nedeniyle hızla yok oluyor. Her kapısı kilitli konak, her çökmeye yüz tutmuş çatı, bize yalnızca fiziksel bir kaybı değil, toplumsal bir hafızanın giderek silinişini hatırlatıyor.

Screenshot

Adalar’daki dönüşümün en görünür yüzü özellikle günübirlik turist baskısı. Adalı olmayan, adayı bilmek hatta öğrenmek istemeyen kalabalıklar adanın ritmini bozarken, gün sonu ardında bıraktıklarını sorunlarını yerel yönetimler ve adalılar çekiyor. Konutların hızla ticari işletmeye dönüşmesi yaşam kültürünü ve geçmiş hafızayı parçalıyor. Sessizlik, yavaşlık, mevsimsellik gibi adaya özgü temel değerler, ekonomik çıkarların gölgesinde eriyip gidiyor. Bir zamanlar her sokağına sinmiş olan “Ada hâli”, yerini hızla tüketime odaklı yapay ve köksüz bir işleyişe bırakıyor.

Ekolojik kırılganlık ise kültürel mirasın en görünmez ama en derin yarası. Kültürel miras, doğa ile ortak yaşam, hafızayla birlikte var olur; bunların dengesi bozulduğunda ya da en az biri zarar gördüğünde diğerini korumak artık mümkün olmayabilir.

Ulaşım politikalarındaki adalara yönelik ve adalar dahilindeki belirsizlikler, plansızlık süreçleri ve bu süreçlerin getirdiği değişiklikler, idari kurumlar arasındaki uyumsuzluğun sürekliliği, koruma çabalarının önünü daha da tıkıyor. Ada, bir yandan koruma kararlarıyla çevrelenmiş görünürken, diğer yandan bu kararların uygulanmasını zayıflatan ekonomik ve politik baskılarla kuşatılıyor. Bu “Koruma Paradoksu”, aslında adanın kimliğini tehdit eden en ciddi yapısal sorundur.

Ancak tüm bu baskılara rağmen Adalarımız hâlâ direniyor. Bunu sağlayan, adalıların, sivil inisiyatiflerin, gönüllülerin ve uzmanların bitmeyen usanmadan sürdürdükleri çabalarıdır.

Kimileri yapı envanteri tutuyor, kimileri forumlar düzenliyor, kimileri hukuki mücadele veriyor, kimileri ekonomik imkansızlıkların arasında kültürel hafızayı umarsızca sürdürme çabalarıyla Adalar Müzesi’ni ayakta tutmaya gelecek nesillere korunmuş bir hafıza bırakmaya çalışırken “Adaların Kültürel Mirasını” korumanın bir lüks değil, etik bir zorunluluk olduğu daha da görünür hâle geliyor.

Zira burada kaybedilen her yapı, her ağaç, her sokak hikâyesi, aslında kentin ve ülkenin ortak belleğinden eksilen bir yapıtaşıdır.

Ada, bir müze değil, yaşayan bir organizmadır. Onu korumak, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da sorumluluk taşır.

Bu çabaların ortak noktası, adaların geleceğini yalnızca haritalarımızda bir kara parçası bir fiziksel bir doku olarak değil, bir yaşam biçimi, bir hafıza mirası dostluk kardeşlik ve bağlılığı savunmak ve onu koruma arzusudur.

Bugün Adalar’ı savunmak, “Kültürel Mirasımızın” adeta tüketim metasına dönüşmesine karşı durmak, doğal alanlarımızı, toplumsal hafızayı, geçmişten günümüze ortak yaşam kültürümüzü savunmaktır. Bu mücadele, yalnızca Adalar’ın değil, hepimizin geleceğine dair bir öncelik sorunudur. Eğer Adalarımız bu erozyonun altında yok olursa, kaybedilen yalnızca bir coğrafya olmayacaktır; İstanbul’un en temel en köklü hafıza damarlarından biri kopacaktır. O gün belki de “buralarda kimler yaşamış” sorusunun yanıtı havada kalacaktır.

Tam da bu nedenle, bugün ses çıkarmanın, sahip çıkmanın, Adalar’ın sivil dayanışmasını sonuna kadar güçlendirmenin zamanı.

Şimdi.


Yayınlanma Tarihi: 09 Aralık 2025  /  Son Güncellenme: 09 Aralık 2025


Bu yazı hakkında yazarımıza ve editörlerimize iletmek istedikleriniz mi var?
Aşağıdaki formu kullanarak kendisine ulaşabilirsiniz.
(Bu formdaki bilgiler, yazarımız ve editörlerimizin mail adreslerine iletilecektir.)


Çerezleri Yönetin!

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet verebilmek, güvenlik ve sizi tanımak adına çerezler kullanmaktayız, detayları öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gizlilik Politikanızı ve KVKK Aydınlatma metnini okumak için buraya tıklayınız.

Eğer sitede gezinmeye devam edersiniz politikamızı onaylamış sayılacaksınız.