KORUNAda Bültenleri

KORUNAda Bültenleri

Adalar C-19 Danışma Kurulu editörlüğünde hazırlanmakta ve Adalı Dergisi tarafından desteklenmektedir.

Aşıların tamamı ne zaman gelecek, hangi aşı(lar)ı olacağız, tüm ülkeye yetecek mi, aşılama planlaması yapıldı mı, uygulanabilecek mi, kaç ay sürecek, ikinci doz yapılacak mı? Pandemi önlemleri hangi şartlarla gevşetilmeye başlanacak, okulların, yeme-içme alanlarının ne zaman açılacağı belirlendi mi, bu açılımın bilimsel dayanakları oluştu mu ya da ne zaman oluşacak? Bu soruların cevabını bilen kimse varmış gibi görünmüyor. Ülkede yaşam hiç bu kadar belirsiz olmamıştı?
Yılın son günlerinde KOVID-19'a karşı aşının geliştirilmiş olması, tüm dünyaya umut verdi. Ancak birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de aşılarla ilgili sorular cevap bekliyor. Herkese yetecek aşı yokken, pandemiyi durdurmak mümkün olabilecek mi? Bir çok ülke bu soruna çözüm bulabilmek için aşı takvimini değiştirerek tek doz aşı uygulamasını veya iki hafta yerine daha uzun aralıkla yapılmasını planlamaya başladı. Bizim ülkemizde sorun daha da karmaşık; pandeminin başından beri süreci güven vermeyen şekilde yöneten, gerçek verileri açıklamadığı ortaya çıkan Sağlık Bakanlığı'nın bu tavrı aşıya karşı bir güvensizlik yaratmış durumda. Yapılan araştırmaya göre halkın sadece %44'ü aşı olmak istiyor. Ancak toplumsal bağışıklık için toplumun en az %66'sının aşılanması gerektiği hesaplandığına göre bu orana nasıl ulaşacağız? Aşı konusundaki tüm tereddütlerin en kısa sürede giderilerek tatmin edici bilimsel verilerin, güvenilir kişiler tarafından açıklanması, sürecin şeffaf ve programlı şekilde yönetilmesi pandemiyi yenmek için elzem gibi gözüküyor. Yoksa aylardır beklediğimiz ve olağanüstü şekilde kısa sürede insanlığa sunulan aşı bile bize çare olamayacak...
Kovid-19'a neden olan virüsün Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkışı birinci yılını tamamlamadan, bilim üzerine düşen görevi yerine getirdi ve tarihte görülmemiş bir hızla insanlığa umut oldu. Bilim insanlarına ve yaşamı pahasına pandemi ile mücadelede eden sağlık çalışanlarına şükran borçluyuz. Kovid-19 aşıları 2021'e umutla girmemizi sağladı ama ülkemizde aşıyla ilgili sorular-sorunlar cevaplanmış değil. Diğer ülkelerde kimin hangi sırada aşı olacağı belli iken ülkemizde tek bildiğimiz sağlık çalışanlarından başlanacağı. Aşılamanın nerede ve nasıl yapılacağı, ikinci aşamaya ve sonrasına ne zaman geçileceği, yeterli aşı tedariği yapılıp yapılamayacağı netleşmedi. Grip aşısında yaşanan sorunlardan ders alınacağını umuyoruz sadece.
Pandemi ile geçen neredeyse kaybedilmiş bir yılın ardından insanlık umutla 2021'i bekliyor. Ancak aşının geliştirilmiş olmasına karşılık, en azından 3-4 ay daha pandemi kuralları ile yaşamaya devam edeceğimizi unutmamak gerekli. Halen hastane ve yoğum bakım doluluk oranları üst seviyede. 2021'in ilk günlerini hastalıkla geçirmemek için yılbaşını çekirdek ailelerimizle kutlamalı, ailenin diğer üyeleriyle, komşularımızla, arkadaşlarımızla bir araya gelebilmek için 2022 yılbaşını beklemeliyiz. Sevdiklerimizle birlikte kutlayacak daha çok yılbaşı olsun diye...
Uzmanlar, birbiri ardına gelen aşı haberlerinin yaratabileceği rehavete dikkat çekiyor. Dünya çapında yayınlanan raporlar, istatistikler de gösteriyor ki, “salgın başlangıcına göre daha şiddetli devam ediyor. Daha önce 1-2 ayda ulaşılan vaka sayısına 1-2 günde ulaşılıyor. Ülkemizde de ağır hasta sayısı ve vefat oranları salgın başladığından beri en yüksek düzeyde. Yoğun bakım yatak doluluk oranları %72-80 aralığında.” Salgının kontrol dışı kaldığı ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerde gelecek 4-5 ayın çok kritik olduğu, asgari 14 günlük kapanma başta olmak üzere yeterli önlem alınmadığı takdirde en yüksek sayıda ölümün bu dönemde gerçekleşeceği konuşuluyor.
Bültenin sunuş bölümüne Bilim Kurulu üyesi Pınar Okyay’ın bu hafta Pazar günü T24’de yazdığı yazının bir bölümünü alıyoruz. Buyurun: “Önümüzdeki dönem, aşı direnci ile karşılaşacağız. Erken Kullanım İzni ile ilgili çok konuşulacak. İhtiyacımız olan tek şey güven. Bunun da yolu şeffaflık ve bilimden geçiyor... Aşı yapılan kişiler hastalıktan korunacaktır; ancak bu kişilerin hastalığı bulaştırıp bulaştırmayacağını henüz bilmiyoruz. Toplumda toplum bağışıklığını sağlayacak kadar en az yüzde 50, tercihan yüzde 70 oranlarında korunma sağlayamadıkça, sağlık sistemimizin üzerindeki baskıyı azaltmak ve zaman kazandırmak ve önlemlere devam etmek gerekiyor. Ancak böylece özellikle ölümlerin önüne geçebiliriz. Salgının hızının kesildiğinin verilerle izleneceği döneme kadar bireysel olarak, mesafemizi koruyalım, maskemizi takalım ve el hijyenini uygulayalım. Kış aylarındayız, kapalı ortamlardayız. Her fırsatta kapı ve pencereyi açarak içeriye temiz havanın girmesini sağlayalım. Ve sonra bahar gelecek, ardından yaz... Ondan sonra, ‘Güneşli günler göreceğiz’ - Nazım Hikmet”
Son dönemde artış olmakla birlikte Adalar, vaka sayısında şehirden önemli ölçüde ayrışıyor. Kıymetini bilelim. Uzmanlar ve sağlık meslek kuruluşları İstanbul başta tüm ülkede tam kapanma öneriyor. Yarım önlemlerin yetersiz kalacağını söylüyor. Merkezi yönetim ülke ve İstanbul bazında tam kapanmayı göze alır mı tartışılır ama, salgının ilk dönemindeki gibi Adalar’ın şehre kapatılması talebinde bulunmak doğru da, anlamlı da değil. Böyle bir kapatma, bulaşı da artırabilecek sorunlar yaratabileceği gibi, çalışanların gidiş gelişini kısıtlamayacağı için faydası da olmayacak. Kapanma olacaksa, İstanbulla birlikte kapanalım. Talebimiz bu yönde olsun.
“Aşıya kadar sürü” durumu yaşıyoruz demiştik geçen haftanın sunuşunda. Uzmanlar, 1 hafta önce İçişleri Bakanlığı genelgesiyle duyurulan yeni önlem ve kısıtlamaların yeterli olmayacağını söylüyor. Yeni ve daha “sert” önlemlerin gelebileceği konuşuluyor. Geçtiğimiz haftanın günlük hasta sayıları, bugüne kadar görülmemiş bir yükseliş hızına işaret ediyor. Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı uyarıyor. “Yatak hastaya bakamaz” diye. Yine vurgulamak ve uyarmak gerekiyor ki, bugünler hasta olmak için hiç de uygun değil.
Yaz dönemini fırsat bilip kontrolsüz açılan ülke ve şehirler, sonbaharla birlikte artan vakalarla başedemiyor. Avrupa ve yakın çevremizde vaka sayıları günlük on binlerde, ölümler de  100’lü sayılarda. Rakamlarla oynansa da Türkiye farklı değil. Yakın çevremizden biliyoruz. İstanbul baştan aşağı kırmızıya boyandı. Paylaşılan hastane görüntüleri tabloyu göstermeye yetiyor. Alınan ve alınacak önlemler top çevirmeden öteye gitmeyecek gibi görünüyor. “Aşıya kadar sürü” durumu yaşıyoruz. Bugünler hasta olmak için hiç de uygun değil. Tek önlem kendimiziz. Ne yazık ki...
Yaşadığımız pandemi koşulları, büyük kent yaşamının ne kadar dayanıksız olduğunu gösterdi. Adalar tarih boyunca salgınlardan kaçış yeriydi. 1894 İstanbul ve 1999 Marmara depreminde Adalar iyi sınav verdi. Sağlık ve Eğitim kurumlarımız da geçtiğimiz yüzyılda İstanbul’un en iyileri arasındaydı. Yıkarak değil güçlendirerek, kapatarak değil yaşatarak, gerektiğinde işlevlerini günün ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirerek, kısacası tarihten devralınan doğal, tarihi ve kentsel mirasa sahip çıkarak korunalım. Hazırlanmakta olan 1/5000’lik Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve Strateji Belgesi, Adalar için bir çeşit ana yasa olacak. Planlama çalışmalarına katılalım, sahip çıkalım.
“Artık, pandeminin ülkemizde resmi olarak başladığı mart-nisan aylarından daha kötü durumdayız. Açıklanan sayıları boş verin, çünkü Sağlık Bakanı bunların doğru olmadığını zaten kabul etti. Etrafınızda, yakın çevrenizde COVID-19’a yakalanmış birileri var mı ona bakın. Gün geçmiyor ki ya komşumuz, ya ailemizden biri, ya da çalıştığımız iş yerinden birinin hasta olduğunu duymayalım. “Ne yapabiliriz? "İlk gün ne yapmak gerekiyorsa, yine aynısını yapmak gerek. Ama bu kez bu önlemlere hayatımız söz konusuymuş gibi sarılmalıyız: Maske, sosyal mesafe, el dezenfeksiyonu. “Ancak toplumun tamamının bu kurallara uyması gerekiyor Bunun için de halkın bu önlemlerin gerekliliği konusunda bilgilendirilmesi ikna edilmesi çok önemli. Halkın gönüllü bir şekilde sürece katılması sağlanmazsa başarılı olamayacağımızı 7 aylık süreç hepimize göstermiş olmalı.” (Benan Müsellim, Adalı Dergisi, Kasım 2020)