Perşembe, 03 Eylül 2020 09:46

Covid-19 Güncesi - 2020 Yaz Büyükada notları

Ögeyi değerlendirin
(0 oy)

Yirmi Beşinci Gün

Oğlum gelinim torunum dün sabah Ankara'ya dönünce ev pek boş pek sessiz kaldı.

Sabah kahvaltı yapmadan çarşıya indik. Adalar nüfus müdürlüğüne girdik. İnternet randevumuz 09:30'da, iki çalışan vardı. Beyanımıza bağlı olarak, Büyükada adresimizi ek ikametgah olarak kaydettik. Büyükada iskelesi Beyaz Masa ofisinde Adakart için gerekli belgeleri sorduk. Türkcell bayiinde ikametgah belgelerimizi print ettik. Vesikalık fotoğraflar eksik. Denizbank Büyükada Şubesine 80TL ödeyeceğiz sonra belgeleri teslim edeceğiz. AdaKart verecekler. Ben gerekli görmüyorum ama hanım ısrar ediyor. Bunlar kamu, uyumlu flexible olmazlar, özel taksiler her daim hazır, diyorum.

Dönüşte kasap Faruk'tan et ve tavuk aldık. Eczaneden 3-aylık ilaçlarımızı aldık.

Alt komşu yan taraftaki mavi çiçekleri budamış. Yandaki güzel çiçekten ona ne? Biz hiç rahatsız olmadan oturuyoruz.

Yeni sokak lambası balkona kadar aydınlatma yapıyordu, çarşıya indiğimizde Ayetaş arıza ekibine söyledik. Akşam baktık lambanın yönü değişmiş, iyi olmuş.

Yirmi Altıncı Gün

Benim hanım dün sonunda AdaKart aldı. Sabah Büyükada DenizBank şubesine 80TL yatırdık. İskeledeki Beyaz Masa bürosuna gittik. Dipte sol büroda önce ikametgahımızı gösterdik, yetmedi. Çift adres (cross-check) için su- elektrik- telefon veya doğalgaz faturası istediler. Eve geri döndük. Kayınvalide üstüne bir elektrik faturası bulduk. Adres bir alt sokak. Aynı yer ama iki ayrı sokaktan adres almış. Kontrol eden bakmadı bile. Sonra kart basım yerine gittik. Eldeki evrakları ve fotoğrafı scan etti. Sonra fotoğraflı bir İstanbul kart verdi. Adakart üstüne bir 50TL daha nakit yükledik. Otobüs ve taksiler çalışmaya başlayınca alınacak ücret bu karttan düşülecekmiş. AdaKart indirimli. Kişi başına 3.50TL, ada dışından gelenlere 12TL, taksi açılış 5TL sonra her km 3TL, dışardan gelenlere iki misli karttan düşülecek. Adada oturmayanlar normal İstanbul kart kullanacaklar. Ben henüz alamadım çünkü yanımda vesikalık fotoğrafım yoktu. Dün belediyenin akülü minibüsleri belirlenen parkurlarda devamlı test sürüşü yaptılar. Bakalım uygulama nasıl olacak.

Yirmi Yedinci Gün

Sosyal medya tasarısı meclisten geçmiş, benim umurumda değil, zaten uzun zamandır hiçbirini kullanmıyorum. Bence bu şirketler (Facebook, Twitter, Instagram, LinkedIn) Türkiye'yi bırakıp çıkacaklar. Bu sayede bizim sanal alemde trol olayı bitecek. Google taraması ile aklı başında haberleri okuyacağız. Habire gün boyu sosyal medyayı gezip ona buna dalanan arıza tiplerden kurtulacağız. Sosyal medya olmadan her şey çok daha iyi olacak.

Yirmi Sekizinci Gün

Covid-19 ikinci dalga geliyor. Her yerde bu laf söyleniyor. Parlamentoda enfekte üye sayısı artıyor. Yapay gündem Ayasofya çok sayıda vaka üretmiş olabilir. İnsanlar uçak tren metro otobüs toplu seyahatini bıraktılar. Otel motel kamp tatil köyü bitti. Herkes kendinin veya yakınının tatil evine gidiyor. Bir yere gideceklerse özel otomobil, bisiklet kullanıyorlar, yürüyorlar. Dar çevrede yaşıyorlar. Düğün dernek kutlama taziye, umre, hac olayları bitti. Belki ilahi adalet, ülkeye Covid-19 ile gelecek. Bu arada kendini korumayanlar helak olacaklar.

Yirmi Dokuzuncu Gün

Almanya'da 2020 ikinci çeyreğinde GDP %10 düşmüş, işsizlik aynı kalmış.

Bizde kim bilir nerelerde? Kimse açıklanan rakamlara pek güvenmiyor.

"Angela Merkel, Avrupa Birliği’nin Erdoğan Türkiye’si üzerinde tesir kuvvetinin çok zayıflamış olduğu gerçeğiyle mücadele etmek yerine artık bu yeni normal ile uyumlu bir stratejiyi tercih ediyor. Almanya’nın bugün Türkiye ile eskiye oranla daha çok empati yapıyor görüntüsü vermesinin nedeni de bu. Almanlar, zaten üye olamayacak bir ülkenin ulusal politikayı tamamen kendisini iktidarda tutacak taktiklere endekslemiş lideriyle itişmeye enerji harcamanın beyhudeliğini çözmüş." (Gazete Duvar)

Sabah erken saatte evden çıktık. Açık pazara gittik. Önümüz dört gün bayram. Sebze meyve bol ve göreceli ucuz. Benim hanım kendi seçti, çeşit çeşit toplam 7- kg domates, tatlı sivri biber, çalı fasulye, barbunya, bamya, patates soğan, kıvırcık, maydanoz limon aldık, son dakikada büyük bir karpuz kaptık.

Sonra bahçıvanın oğlunu çağırdık, çekçek arabayı öne aldı, biz arkaya oturduk. Kadıyoran yokuşundan çıktık, sokağa girdik. Sokağı kapatmış köpekler havlamadı, karınları tok herhalde. Karınları aç iken saldırgan oluyorlar.

Komşu Bahçıvanın oğlu hafta sonu arkadaşları ile Ada'nın arkasındaki Şehitler parkının altındaki plaja gitmiş. Denize girmiş, gözlüksüz dalmış. Çıkarken bir denizanası gözüne çarpmış. Gözünde ciddi yanma olmuş. Büyükada Hastanesi, Kartal Devlet Hastanesine sevk etmiş. Orada tedavi olmuş. Acısını dindirmişler. Zamanla geçecekmiş. Adada denize girerken deniz gözlüğü takmak şart. Çocuklar için gözlük almak takmak lazım.

Eve gelince aldığımız her şeyi içeri aldık. Önemli bozulabilecek olanları buzdolabına koyduk. Ben önce barbunya sonra bamya ayıkladım. Ben bamya ayıklarken hanım soğan domates harcını ocakta pişirmiş, hazır etmiş, bamya ayıklama işi biter bitmez ekledi. Karpuz herhalde 15-kg var, fiyatı 35TL. Pazarda 200TL harcamış olmalıyız. Ben et ve ekmek yemeyi kestim. Köfte yapılırsa bir adet alıyorum. Sadece sebze yemeğe çalışıyorum. Eskiden her gün çarşıya iner en az bir öğün lokantada yemek yerdik. Şimdi Covid-19 süreci var. Dışarda daha az yemek yiyoruz. Daha çok evde yemek yiyoruz. Bu yüzden pazarda sebze ve meyve için harcadığım para hiç gözümde yok. Evde yemek yaparak herhalde epey tasarruf yapmış olmalıyız.

Otuzuncu Gün

Denizbank para ödeme sırasında, iskelede Beyaz Masa AdaKart alma sürecinde, pazarda milletin sosyal mesafe kuralına uyduğu yoktu. Laf olsun diye maske takıyorlardı, çenelerini kapatıyorlar, çoğu koluna takıyor, uyarıyorsun aldırmıyor, "uzak dur" diyorsun laf dinlemiyor. Komşunun bahçıvan kötü öksürüyor, kapıya geldi, eline maske verdik takmadı, "iyiyim", diyor. Uyardık. Uzaktan konuştuk.

Akşamüstü hanım, "kalk biraz yürüyelim", dedi, Kadıyoran yokuşundan yukarı Hristos Manastırı önünden Tepecik yoluna girdik, çarşıya indik. Karakolun önünde insanlar sıra olmuşlar. Elektrikli belediye minibüsleri geldi, yolcu aldı devam etti, çoğunun şoförü kadındı. Her biri on yolcu alıyor, orta koltuk boş. Arka arkaya geldiler, çok sessiz gidiyorlar. Ancak saat 21:00 de servis bitti, garaja döndüler. Zamanla alışacağız.

Benim hanım çarşıdan ekmek aldı geldi. Akasya Cafe'de kosher lahmacun yemek istedi, Akasya Cafe Büyükada'daki tek kosher restoran imiş, içerde herkes Adalı tipik Türk Safarad idi. Splendid otelin altında açık bir mekan, girdik lahmacun ve bira söyledik. Döner kalmamış, garsona kosher teyit ettirdik. Etler kosher, helal et. Neyse lahmacun geldi, hanım yanında çay istedi yok, ayran istedi var. Ancak o anda bizim karizma bitti. Meğer kosher et yenirken yanında süt ürünleri tüketilmezmiş. Masalarda hiç ayran yoktu. Neyse hesap istedik, lahmacuna 20TL, 33cc Tuborg biraya 25TL, ayrana 10TL yazmışlar, 60TL nakit verdik çıktık. Yürüyerek eve vardık. Eve geldiğimizde saat 23:00 olmuştu. Yolda dikkat ettik, evler boş, ışık yok, kimseler yok, millet hiç mi gelmedi? Yoksa bayram diye bir yerlere mi ittiler? Anlamadık. Bayramınız kutlu olsun,

Otuz Birinci Gün (31 Temmuz 2020 Cuma, bayramın birinci günü)

Evden çıkmadık. Çarşı çok kalabalık olmalı, otobüs metro vapur motor tüm belediye ulaşım araçları bayram süresinde bedava. Hem evde oturun maske takın, sosyal mesafe 2-metre uyun diyorlar, sonra ulaşım araçlarını bedava yapıyorlar, millet sırt sırta Adalar’a geliyor. Kimsenin sosyal mesafe uyarısına dikkat ettiği yok.

İBB elektrikli minibüsler bayramda bedava, yurdum insanı hemen öğrenmiş, önce Lunaparka geliyorlar, sonra orman içinde nispet yapar gibi ateş yakıyorlar. Uyardığın zaman tersleniyorlar, sanki ateş yakma hürriyeti varmış gibi. Bisiklet kiralayanlar zararsız, onlar hiç durmadan Adayı turluyorlar, geziyorlar. Minibüse bedava binip adanın arkasına gelenler çok tehlikeli, her an ateş yakıp tüm adayı yakabilirler.

Gün boyu belediye hoparlörü gelenlere "ateş yakmayın, mangal yapmayın, yerlere izmarit atmayın", uyarısında bulundu, umarım uyarlar.

Otuz İkinci Gün

Japonlar herhalde bu dünyada değil başka bir gezegende yaşıyorlar. Yıllar boyu kendilerini dış dünyaya kapamışlar, kendilerini küçücük adalarına hapsetmişler. Bu hafta Japon yazar Haruki Murakama okuyorum. Kitabın 200. Sayfasına geldim. Kitapta bir karakter kedi avlıyor, kafalarını kesip buzdolabında yumurta sıralar gibi sıralayıp donduruyor. Kitabı kenara koydum. Bir gün hiç elimi değdirmedim. Bakalım yazar daha neler anlatacak? Baş karakter 15- yaşında bir delikanlı. Bunun başından ne geçebilir ki, yazar ne anlatabilir ki diye düşünüyorsun.

Büyük filozof Portekizli Safarat Spinoza öldüğünde tüm yazdıklarının çalışma masası içinde editörüne gönderilmesini vasiyet etmiş. Öyle yapmışlar. Editör arkadaşları yazdıkları içinden özel hayatını anlattıklarını çıkarıp kalanları isimsiz yayına sokmuşlar. O yazdıkları dünyayı çok etkilemiş.

Bayramın birinci günü Büyükada'ya gelen günübirlikçi yurdum insanından bir gurup Lunapark civarında ateş yakıp mangal yapmışlar. Oradan geçen ve durumu görenler itfaiyeye telefon açmışlar. İtfaiye yarım saat sonra mekana ulaşmış. Bu arada siren sesini duyan failler oradan kaçmış.

Dün akşam saatlerinde Maltepe askeri bölgede nasılsa otlar tutuşmuş, yangın çıkmış. Bizim ön balkondan yoğun duman gözüyordu. Neyse yangın çabuk söndürüldü.

Otuz Üçüncü Gün

Burada bayramın üçüncü günü. Aşağının günübirlik misafirleri hızla yukarı çıkıyorlar. Önce yaşları 15-18 olan üç delikanlı arka ormanlık alana geldiler. Yanlarına gittim, sigara içiyorlar. Yangın tehlikesini anlattım, izmaritleri söndürmeye söz verdiler. Onlar gitti yerlerine biraz sonra muhafazakar görünümlü bir aile geldi. Onlar genellikle dikkatli olur, sigara içmezler, ateş yakmazlar, ama bilinmez ki. Her seferinde yukarıya çıkıp uyarı yapamam. Gün boyu evden dışarı çıkmadık. Aşağıdan hiç durmadan hoparlör anonsları geliyordu. Bayramda elektrikli otobüsler bedava imiş. Yurdum insanı Kadıyoran tepesine elektrikli otobüsle çıkıyor sonra ellerinde market torbaları ile Hristos Tepesini tırmanıyorlardı. Yangın çıkmasın diye dua etmekten başka çare yoktu.

CHP Bilkent Odeon Olağan Kurultayına 1300 üye katılmış. Üç gün sonra otuz delegede Covid-19 test pozitif çıkmış. Kılıçdaroğlu dahil çoğu üyeyi karantinaya almışlar.

İnternetten elektrikli saç kesme makinası sipariş ettik. Fiyat 211TL. Arkadaşın evine teslim edecekler, sonra biz gidip ondan alacağız ve hemen saçlarımı keseceğim. Şimdilik idare ediyorum. Berberlerin sakal tıraşı yapmaları yasaklanmış, sadece saç kesiyorlar, onu da hızlı çabuk yapmaları gerekiyormuş, fiyatlar biraz artmış.

Gün boyu hava açık ve sıcaktı. Akşamüstü rüzgar başladı kazak pantolon eşofman giyip ön balkonda oturduk. Çay ve ıhlamur içtik. Trt3 FM Carmen operasını vermeye devam etti. Aşağıda Arabacılar meydanında pop müzik konseri vardı ama oraya gitmek sonra gece yarısı yokuş çıkmak istemedik.

Otuz Dördüncü Gün

BBC radyodan dinledim. Avustralya Melbourne ve birçok büyük kentte gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş. Her evden sadece bir kişi en fazla 5-km uzaklıktaki markete veya eczaneye gidebiliyormuş. Aslında vaka sayısı göreceli az ama işi şansa bırakmıyorlar. Güney yarım küre mahvolmuş. Güney Afrika, Latin Amerika vaka sayıları çok fazla. Hindistan kırılıyor. Amerika'da salgın büyük kentlerden küçük yerleşim yerlerine yayılma gösteriyormuş. Bizim millet tatil yapacağız diye kendini dağıttı. Facebook ve Twitter de güney sahillerinden kalabalık fotoğraflar geliyor.

Bu Covid-19 pandemi en az 2-3 yıl etkisini sürdürecek, ekonomik etkisi ise 6-7 yıl sürecek, kendimizi bitti diyerek kandırmayalım, elden gelen tedbiri alalım, şakası yok.

Otuz Beşinci Gün

Büyükada bayramın son günü doldu taştı. Öğle vakti Hristos Tepesinde yürüyüşe çıktık. Her yer insan dolu. Bisiklete binenler yürüyenler. Ortalık atılan çöplerle dolu. Belediye hoparlörü artık ateş yakmayın, mangal yapmayın, yanar izmarit atmayın", demiyor, "böyle bir durumda bize haber verin hemen oraya gidip engelleyelim", diyor. Toplam 5000 adım atmışız, 3km yürümüşüz. Evde ekmek kalmadı, öğle yemeğini ekmeksiz yedik, pirinç çorbası ve köfte vardı. Bayram bitti. Adalar bedava vapur motor imkanı ile doldu taştı. Elektrikli arabalar da bedava oldu. Bugün herhalde ortalık sakinler.

Öğleden sonra ben Murakami kitabına devam ettim. Alışılmışın dışında bir üslup tutturmuş, fantastik. Gerçekle hayaller arasında gidip geliyor.

BBC World servis radyosu haberlerini dinlemek rutinim oldu. Iphone ile kolay bulunuyor. Ayrıca trt3 FM ve Berlin klassikradio dinliyorum.

Gece dolunay vardı. Bu sabah güneş yeni doğuyor. Güzel bir hafta olsun.

Otuz Altıncı Gün

Bugün ilk kez İBB elektrikli akülü minibüse bindik. Sabah çarşıya indik. Carrefoursa ve Migros toplu alışverişlerimizi yaptık. Çekçek arabası doldu. Her zamanki gibi yürüyerek çıkacağız ama hava çok sıcak. Çınar caddesine çıkıp bizim korsan taksilerden birini çağıralım dedik. Baktık İBB minibüs durağı bir sırada 15-20 kişi var. Orası tüm ada turu için imiş. Bizim Tepeköy Kadıyoran minibüsümüz boştu. Bizi aldı, Çınar Caddesi, Karakol, Lalahatun, Hastane, Çarkıfelek, Tepeköy üst yol üstünden Hristos Manastırına ulaştı. Kadıyoran yokuşunu yukardan aşağıya inmeye başladı. Bizi Bacıkadın Sokakta bıraktı.

Çok rahat ve çok çabuk eve ulaştık. Taksiler henüz servise başlamamış. Taksiler çalışmaya başladıktan sonra ortalıktaki tüm korsan taksileri toplayacaklarmış. Ticari mal taşıma ve sakat arabalarına plaka takıp onlara izin vereceklermiş. Minibüslerin kapıları yazın yok, kışın takılacak. Her gün tüm yıl hizmet verecek. Bizim eve ulaşım artık çok kolay. Bu araçlar İBB'ye ait imiş.

İBB minibüslerinin ulaşım kolaylığı getirmesi üst tepelerde yerleşim imkanı sağlayacak, korkarım kaçak yapılaşma artacak. Yangınlar çoğalacak. Yukarlarda otel motel pansiyon airbnb uygulamaları başlayacak. Umarım olmaz.

Ankara'da salgın ciddi artış göstermiş. Hastalar hastanelerde koridorları doldurmuş.

Ankara'da alt komşumuz karı koca doktorlar var. Yan komşu oğluna ağustos ortasında düğün yapacaktı, onlara davetiye götürmüş. Doktor hanım ona, "bu sırada nasıl olur düğün yapmayı düşünürsünüz? Bayramda sokağa çıkma yasağı verilmedi, Ankara'da 15- Ağustostan sonra ciddi Covid-19 patlaması bekleniyor", demiş.

Önümüzdeki dönemde okullar üniversiteler herhalde açılmayacak. Bakanlık Covid-19 salgını olası patlamasını şimdiden uyarıyor. İran'da açıklanan vaka ölüm sayısı ile gerçek rakamlar arasında üç misli fark varmış. Avustralya, Filipinler, Hindistan panik halde. Yakında yurt çapında genel herkesi kapsayan sokağa çıkma yasağı ilan edilirse hiç şaşmayalım.

Bir de aramızda hastalığı geçirip atlatan bağışıklığı kuvvetli insanlar var. Komşunun bahçıvan herhalde onlardan biri. Çok kötü öksürüyor. Biz gerektiği zaman onunla maskeyle uzaktan konuşuyoruz. Bayramda nasıl olsa tüm ulaşım araçları bedava diyerek dört gün adalara gelenler olmuş. Adalarda İBB minibüsler de bedava. Yukarda inip orman içinde piknik yapmışlar, ortalık çöp dolu. Bayramı yangın olmadan atlattık.

Gökte bakıyorum Sabiha Gökçen Havalimanı iniş kalkış trafiği arttı. Her dakika bir iniş gözlüyorum. Yurtdışından epey gelen giden var, bayram trafiği herhalde.

Gökte dolunay var, harika bir gece.

Otuz Yedinci Gün

Sabahları bisikletli bir genç adam Kadıyoran Topağaç sonrası ve Taş Mektep merdiven üstü Nilüfer Sokak köşesine geliyor, selesinde bir büyük kedi mama torbası ile kedileri besliyor. Her bir yerde yirmi kedi bir anda toplanıyor.

Hristos çevresi başıboş sokak köpekleri ile dolmuş. Hristos Manastırı Adliye Sokak üst tarafında sokak köpekleri yolu kesmişler, gelen geçen herkesi taciz ediyorlar. Onlarla iyi geçinmek için yanımda biraz yiyecek getiriyorum. Karınları doyunca bir problem yok.

Adliye Sokak sonu hep öyle. Gazeteci Mete Akyol ve 1953 Türkiye güzellik kraliçemiz Ayten Akyol’un evlerinin önünü her yıl köpekler kapatıyor. Kulaklarında işaret var, herhalde aşıları vardır. Daha önce mimar beyin yaşlı sarıkız çoban köpeği vardı, hareketsiz sokağın ortasında tek gözü açık beklerdi. 2014 yılında önce postacıyı sonra dondurmacıyı ısırdı. Bana da dalandı ama atlattım, sonra hayvancık yaşlandı uyuttular. Bu yıl iki büyük çoban köpeği var, köpeğe alışık olan var, hep korkan var, güneşlik için şapkanız elinizde yürüyüş bastonunuz varsa kaçarınız yok.

Aynı durum Tepecik Müslüman Mezarlığı önündeki üst yolda da var, çok sayıda sokak köpeği gündüz sıcakta uyuyorlar. Gece oradan geçmeye imkan yok, onları gün içinde biraz beslemek lazım, karınları tok olunca çevreye bir zararları yok.

Otuz Sekizinci Gün

Gece WhatsApp üstünden Beyrut limanında meydana gelen patlamayı gösteren videolar geldi. Nükleer bomba patlaması gibi bir şey oldu. Günün birinde acaba ilahi adalet tecelli eder mi? Bu dünyada bu kadar yanlışı kötülüğü yolsuzluğu hırsızlığı yapan insanlar bir şekilde cezalandırılır mı? Ülke bir gün erken Cumhuriyet dönemi fabrika ayarlarına döner mi? Çocuklar düzgün çağdaş laik eğitim alır mı? Sosyal devlet herkes için adil çalışır mı? Nepotism akraba tanıdık kayırmacılığı biter mi? İfade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı yeniden kazanılır mı? Yoksa "kötülüğün sıradanlığı", (banality of evil) her yerde devam mı eder? İyimser olmak lazım.

Otuz Dokuzuncu Gün

Buraya sözlü Ankara haberleri geliyor. Hacettepe Hastanesinde bütün randevular iptal olmuş. Büyük bir Covid-19 yığılması bekleniyor. Arkadaşımızın bir yıl önce aldığı tetkik randevuları iptal olmuş. Doktor arkadaşı uyarmış, "asansöre binmeyin, evde kalın kendinizi koruyun", demiş. Çarşıya indik, tek fotoğrafçıda vesikalık çektirdim, 4-adet 25TL. 1330'da Denizbank'ta 80TL ödedim. İskele Beyaz Masada mavi Adalı kartımı aldım. Sonra yürüyerek hastaneye gittik. B12 vitamin iğnelerimizi yaptırdık. Hastane sakin ve tenha idi, ancak personel bayram sonrası pandemi artışı korkusu içindeydi. Hastane önünde minibüs bekledik, ilk gelen dolu geçti, sonrakine bindik. Kadıyoran Bacıkadın Sokağında indik. Minibüse binenler çok memnun. Yokuşun tepesindeki evlerine ellerindeki eşyalarla kolayca ulaşıyorlar. İlerde yapılaşma artabilir, ulaşım kolaylaşınca uzak mekanlar kıymete biniyor, karşı kıyılar dağların en üstüne kadar ev bina gökdelen rezidans dolmuş.

 

Adalı Dergisi - Resim

 

Kırkıncı gün

Sabah 0815'te açık pazara gittik, her şeyi çok çabuk aldık. Akülü taksiyi çağırdık, eve döndük. Ben beyaz barbunya ayıkladım, hanım semizotu pişirdi, dünden kalma çalı fasulyesi vardı, hepsini öğle yemeğinde yedik.

Öğleden sonra ODTÜ makina 1972-73-74 dönem okul arkadaşlarımızla zoom toplantısı yaptık. Bir seans 40- dakika sürdü, Iphone ile katıldım. 15 katılımcı vardı, Ankara, İstanbul, Eskişehir, Akyaka, Bodrum, Akyarlar, Karaburun, Dikili, Doha (UAE) ve Büyükada’dan katılım oldu. Herkesin sesini duyduk haberlerini aldık. Sonra ben Murakami romanının fantastik derinliklerine daldım, bir ara uyumuşum.

Sonra giyinip çıktık, Hristos Manastırı, üst yol Tepecik, Çarkıfelek üstünden çarşıya yürüdük, hırdavatçı, eczane, işlerimizi hallettik, ekmek aldık. Çınar Meydanından bizim İBB minibüse bindik. Bu defa maske takmak mecburi, orta koltuk boş. Yeni duraklar belirlenmiş. Karakol, Hastane, Tepecik, Mezarlık, Hristos, sonra Bacıkadın köşesine bizim durağı yapmışlar. Bacıkadın Sokakta inip eve yürüdük.

Kırk Birinci Gün

Bugün geldiğimizden beri ilk defa AyaYorgi tepesine çıktık. Sabah kahvaltı yapmadık, kendimize ek paket hazırladık. İçine domates, biber salatalık, peynir zeytin koyduk. Arka kapıdan Türkoğlu, Aşıklar Yolu, Lunapark yürüyüşü yarım saat sürdü. Lunapark Meydanında büyük tur minibüsü bekliyordu. Meydanda çok sayıda tek başına yürüyen orta yaşta yerli insan vardı. AyaYorgi yokuşunu ağır tempoda yarım saatte çıktım. Eskiden daha çabuk çıkardım. Rekorum 17 dakikaydı. Haftada birkaç defa çıktığım olurdu. Lunapark Meydanından Manastır kapısına kadar toplam 970-metre, denizden 200-metre yükseklikte tepeye sabah serinliğinde kolay vardık.

Yol boyunca ağaç dallarına Covid-19 maskesi, kağıt mendil, plastik torba, pet şişe mavi isim bandı bağlamışlar. Millet böyle kendini iyi hissediyorsa söylenecek çok bir şey yok. “Madem dallara bir şeyler bağlayarak mutlu oluyorlar, bırakın yapsınlar” mı demeli?

Benim hanım yanında uzun elbise getirmiş, başını sarıp içeri girdi, duasını etti.

İçerde başkaları da varmış, "biz Müslümanız, nasıl dua edeceğiz?" diye sormuşlar.

"Bildiğiniz gibi dua edin, Yorgi Baba her dilden her dinden dua kabul eder" demiş. Ben içeri girmedim, Heybeli tarafında oturdum terimi sildim, t-shirt değiştirdim.

Yukardan Adalara baktığımda içimi acıtan görüntü Hristos Tepesindeki yangın yeri ve Heybeli ortasındaki yeşil orman ortasında kahverengi boşluk oldu.

YüceTepe kır gazinosunda bizden başka kimse yoktu, önceki gece mehtap varmış, çok kalabalıkmış. "Böyle birkaç gün devam eder", dedi garson delikanlı.

Mutfaktan çay, beyaz peynir piyaz istedik, getirdiğimiz kahvaltılıkları ekledik.

Hava sıcak, bulut yok. Öğleye doğru mekandan ayrılırken çok az sayıda insan gelmişti.

Yokuşta eski alıştığımız, hediye eşyası satıcıları, fal bakan güvercin, gitar çalan boncuk satan delikanlı yoktu. Ortalık eskiye kıyasla çok tenha idi. Geldiğimiz yoldan eve geri döndük. Balkona birkaç kova su döktüm, balkon biraz serinledi.

Öğle yemeğinde çalı fasulyesi, sebzeli yoğurtlu makarna yedik.

Benim hanım balkonda arkadaşları ile uzun telefon konuşmaları yaptı. Ben yine Haruki Murakami kitabına daldım. Ayrı bir kültür içinde bildik film klasik müzik felsefe kırıntılarına rastlamak hoş oluyor. Olaylar çok yavaş gelişiyor, zaten karakterler çok olağandışı, belki bana öyle geliyor. Başta okuyucu "bu ne biçim roman", diyor, sonra alışıyor, tıpkı serin deniz suyuna girip bir süre sonra alışmak gibi.

Kırk İkinci Gün

Sabah karşıya geçtik. Bostancı'da önce MNG Kargo şubesini bulduk, yakın kolay bir adreste imiş. Elektrikli saç kesme makinamızı aldık, bize 211TL'ya mal oldu. Evde üç numara ayar ile tüm saçlarımı kestim. Hanım bir numara ayar ile ense ve kulak çevresini kesti, çok kolay ve çabuk oldu, yıkayıp bitirdim. Dört tıraş ile elektrikli saç kesme makinası kendisini geri ödeyecek, kendimi çok rahat hissettim.

Kırk Üçüncü Gün

Bayramda Adalara 780 bin ziyaretçi gelmiş, gelen küçük çocuklar bu rakam içinde değil. Büyük tura 100bin kişi binmiş. Tepecik Kadıyoran İBB akülü minibüs servisi çalıştırılmamış, Kart Akbil basmışlar ama para ödememişler, ulaşım bedava. Büyükada'da bayram sonrası 16 korona vakası çıkmış, esnaf PTT çalışanları ve garsonlar arasında varmış. Hastane günübirlik poliklinik çalıştığı için vakalar Kartal Devlet Hastanesine gönderilmiş. Neyse bayramı yangın çıkmadan atlattık.

Büyükada'ya gelenler buradaki ortamı yaşamı görüp kendi hayatları ile kıyaslıyor. Hınçlanıp kırıp döküyor, kirletiyor, pisletiyor, yakıp yıkıyor. Adalara giriş bu kadar serbest olmamalı, geliş dönüş bedava olmamalı, pisleten kirleten temizlemeli. Adalar misafirlerin değil. Burada yaşayanların, "misafirler gelecek para harcayacak esnaf para kazanacak, belediyeye hazineye harç vergi ödeyecek", diyenler yanlış düşünüyorlar.

Misafirlere öncelik veren siyasiler, seçimlerde yerel seçmenin yüzüne nasıl bakacaklar? Bedavaya Adalara gelenlere, onların ortalığı pisletmelerine, ormanı yakmalarına izin verenler bu yaptıklarının hesabını vereceklerini unutmasınlar.

Kırk Dördüncü Gün

Acaba diyorum, elime bir karton alsam. Üstüne "Adalarda yere çöp pet şişe atmak, yere yanar sigara izmariti atmak, piknik yapmak, ateş yakmak, mangal yapmak yasaktır, aksini yapanların başına geleceklerden sorumlu değiliz", yazsam, elimde bir beysbol sopasıyla Adalara gelenlere iskelede tutsam nasıl olur? Hani Obama beysbol sopasıyla oval ofiste poz vermişti. Thedore Roosevelt "yumuşak konuş ama elinde kalın bir sopa olsun", demiş. Yurdum insanı kibarlıktan anlamıyor. Ben arka ormana piknik yapanların yanına sert bir surat ile gidiyor, sigara içmemelerini, yere yanar izmarit atmamalarını, ateş yakmamalarını, isterlerse onlara evden çay verebileceğimi söylüyorum.

Kırk Beşinci Gün

Sabah erkenden evden çıktık. Türkoğlu, Aşıklar Yolu, Lunapark, Nizam, Çankaya Kadıyoran üstünden toplam 5,5km yürüdük. Çok sayıda yürüyen vardı. Nizam caddesinde sabahın erken saatinde vapura yetişmeye çalışan iş insanları yoldaydı.

Büyükada çarşıda çok sayıda işyerinde çalışan işçilerde garsonlarda esnafta PTT çalışanlarında korona tespit edilmiş. Bayram sonrası Adalarda vaka sayısı hızla artmış, evden dışarı çıkmıyoruz. Sabah erkenden çarşıya iniyor, en kısa sürede acil ihtiyaçlarımızı satın alıyor eve dönüyoruz. Devamlı maske kullanıyor, el yıkıyor, sosyal mesafeye uyuyoruz. Çember herkes için daralıyor, bu sokaktaki sorumlu vatandaş kadar, devlet yöneticileri için de geçerli. Sonbaharda Covid-19 sert vuracak görünüyor.

Airbnb CNN’de açıklama yapmış, artık insanlar yakın çevre geziyorlarmış. Uzun uzak mesafelere seyahat çok azalmış. Bu yılın gelirleri geçen yılın yarısı kadar olacakmış. Personelin yarısını işten çıkaracaklarmış. Burada otelcilik bitti. Lokanta işletmeciliği zorda. Büyükada'da bayram sonrası esnafta garsonlarda yaygın Covid-19 vakası var. Son üç gün çarşıya inmedik, inersek alışverişi çabuk yapıp dönmeyi düşünüyoruz. Buzdolabında yiyecek kalmadı, yarın açık pazar var, sebze meyve almamız lazım.

Büyükada Hamidiye Cami yakınlarında üç katlı bir evde yangın çıkmış. Çatıda tamirat yapıyorlarmış, herhalde kaynak kıvılcımından çıktı. Ev yukardan yanmaya başlamış, neyse itfaiye hemen gelip söndürmüş.

Kırk Altıncı Gün

Bugün benim doğum günüm. Yaz ayı ağustos ortası olduğu için çoğu zaman yalnız kutlamaya alışığım. Bu defa öyle değil. Çocuklar "zoom birthday party" düzenlediler. Akşam tüm büyük aile ekran başında toplandık. İstanbul, İzmir, Almanya, Amerika hep bir aradayız. Eskiden böyle bir durumu aklımıza bile getiremezdik. Doğum günü pastamın üstündeki mumları kolay üfledim.

Kırk Yedinci Gün

Gece iki kez balkon kapsından evin içine kedi girdi, hanım yemekleri buzdolabına koymuş, çöpleri armış, evin içinde yemek yok. Kalktım kediyi kovaladım, hızla kaçtı gitti.

Sabah İzmir Çeşme'den gelen WhatsApp yangın fotoğraflarını gördük. İzmir çeşme Ildır'da gece otluk alanda yangın çıkmış. Balıklıova Ildır bölgelerinde dört tatil sitesi boşaltılmış. Orda iki ayrı yerde oturan arkadaşları aradık, Biri evi tahliye etmiş çocuklarla beraber otele çıkmış, Diğerinin evde elektrikler kesik, telefon şarjı bitmiş.

Paşalimanı’nda bir şey yok' ama gece uzaktan yangını görebiliyorlar.

Dün sabah pazarda sebze meyve alışveriş işimizi bitirdik. Akşamüstü tekrar çarşıya indik, kitapçıdan sipariş ettiğimiz Büyükada ile ilgili kitabı aldık. Kasap Faruk'tan kıyma çektirdik. Sütçü Yakup Şarküteriden Trakya kaşar peyniri AOÇ yoğurdu aldık. Akasya fırından taze ekmek aldık. Carrefoursa’da içme suyu deterjan yumurta peynir yoğurt aldık. Sular deterjanlar sabah eve teslim edilecek, taşımamıza imkan yok.

Sonra Çınar Meydanından İBB minibüse bindik. Arkayı bagaj yapmışlar, çekçek arabasını oraya koyduk. Üç sıra var, her sırada iki kişi oturuyor, ortası boş, sosyal mesafe. Şoförler Adalılardan seçilmiş düzgün insanlar, çoğu kadın. Yolda yine Büyükada haberlerini şoförden aldık. Korona vaka sayısı Adalarda çok artmış. Bayramın bedeli, ulaşım bedava olunca gelen çok oldu. Adalılar Tepecik Kadıyoran servisinden pek memnun. Diğer Nizam - Maden servisi Ada turu için çalışıyor. Diğer adalardaki servisler çalışmaya başlamış.

Bizim evin arka yolu sokak köpekleri ile doldu. Dün dönüşte bizim sokakta on adet sokak köpeği saydım. Yolun ortasına yatıyorlar. Köpek barınağı doldu herhalde.

Dün kitapçı önünde arkadaşlarımızı gördük, Heybeliada’da yeni bir balıkçı lokantası açılmış, arkadaşları imiş, destek olma yemeğine gidiyorlarmış.

Bugün akşamüstü 1800'de zoom toplantım var, aşağı belediye gazinosunda olmayı planlıyorum, oranın wifi servisi iyi, tenha bir masa bulmak lazım.

Kırk Sekizinci Gün

Bugün Cumartesi, belki Heybeliada’ya gider. Yeni İBB elektrikli arabaları ile tur yaparız. Dün zamanı evde geçirdik. Akşamüstü çarşıya indik.

Sonra bir spor ayakkabıyı adanın tek ayakkabı tamircisi Şahin ustaya bıraktık. Sağı solu dikilecek toparlanacak, bağcıklar yenilenecek. Pazartesi alacağız.

Sonra iskelede Belediye gazinosuna oturduk. ODTÜ bir zoom toplantısı organize etmiş. Beni de son konuşmacı koymuş. Sıra bana gelince konuşmaya başladım ama arka fonda motor vapur martı sesleri karıştı. Moderatör ikaz etti, ben de kendi konuşmamı çabuk bitirdim. Zaten böyle zamanlarda fazla konuşmak istemem, bahane çıkınca hemen konuşmayı bitirdim, sonra diğer konuşmacıları dinledim,

Sonra Çınar Meydanına yürüyüp bizim elektrikli akülü İBB minibüsüne bindik. Tepeköy üstünden Kadıyoran yokuşu Bacıkadın durağına vardık. Kısa yokuşu çıkıp hiç terlemeden eve vardık. Geç oldu ama biraz dışarda çarşıda gezmiş olduk.

Gece kedi girmesin diye kapıları kapatıp yattık. Sabah bir sürü haber okuduk, ezan okundu güneş doğdu, dışarda martılar gürültü yapıyor.

Kırk Dokuzuncu Gün

Bahçelerönü Sokak 14 numarada ressam Tiraje Dikmen'in köşkünü bulduk.

Son altı yıldır kendi haline bırakılmış kalmış, bahçe tropikal orman gibi, her taraf ot sarmaşık. Taş yolun sonunda 1914'te yapılmış taş bina ortaya çıkıyor.

Tiraje Dikmen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doktora yapmış. Daha sonra kendini resim sanatına vermiş. Paris’te önemli ressamların yanında çalışmış, tüm maddi varlığını evleri Büyükada’daki köşkü gayrimenkulleri banka hesabını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine bağışlamış. "Bu parayla fakir öğrencilere burs verin", demiş. Bağışı alan kurum ilgilenmemiş, uzak akrabalar veraset davası açmışlar. Ev köşk mühürlenmiş. Şu anda harap bakımsız duruyor. İçindeki Türk resminin önemli ressamlarının tabloları, eşyalar hırsızlar tarafından çalınmış. Yağmalanmış.

Paris'te yanında çalıştığı sonra aşk yaşadığı ressam ölünce onun mal varlığı Tiraje Dikmen'e kalmış. Paris'te çok sayıda gayrimenkulü varmış. Bağış yapmak çok ciddi bir iş. Olur olmaz değerbilmez kurumlara bağış yapmamak lazım.

Vakıf üniversiteleri bu konularda daha ciddi.

Ellinci Gün

Yan komşunun alt katına yazlıkçı kiracılar geldi, iki küçük birbirlerinden farklı köpekleri var. Herhalde yıl boyu evde kapalı kalmaktan sıkılmış olacaklar, bahçede pek keyifli zaman geçiriyorlar. Küçük köpeklerin bir özelliği hiç durmadan gün boyu havlamaları. Öbür komşu bu devamlı "hev-hev" sesinden bıkmış olmalı, dün ortaya şikayet ediyordu. "Buraya kafa dinlemeye geldik, ne bu devamlı köpek havlaması, susturun şunları". Ben açıkçası köpek sesinden rahatsız olmuyorum. Karga martı seslerinden kedi miyavlaması köpek havlamasından hiç rahatsız olmuyorum.

Bizim sokağın başını köpekler tutmuş gün boyu yatıyorlar, bazen komşu bazen biz onlara yiyecek kemik et getirip bırakıyoruz. Karınları doyunca çok sakin uyuyorlar. Şehrin gürültüsünden sonra burası Büyükada Kadıyoran çok sessiz.

Elli Birinci Gün

Bir toplantıda ben konuşma yapıyorsam ve moderatör sözümü bir şekilde kesiyorsa, o anda kısa bir duraklama yapar ve konuşmamı hızla sonlandırırım. Soma Termik Santrali sosyal tesislerinin konferans salonunda Soma ile ilgili bir MMO etkinliğimiz vardı. Her konuşmacıya 15-20 dakika ayırmışlar. Sıra bana geldi. Konuşmaya başladım, süreyi tam kullanabileceğimi önceden denemişim. Son beş dakikaya girdim, önümde saat var, takip ediyorum. Moderatör araya girdi, benim konuşmamı kesti. "Sayın konuşmacı beş dakikanız kaldı", dedi. Durdum, bir 15-20 saniye sessiz kaldım. Arkasından teşekkür edip konuşmamı hemen bitirdim. Moderatörün böyle gereksiz uyarısına hiçbir zaman tepkisiz kalmam. Ayrıca konuşma sonrası her zaman yaptığım bir iş vardır. Konuşmam kaç sayfa olursa olsun, dinleyici sayısını önceden tahmin edip, tahmini dinleyici sayısı kadar, yazılı fotokopi nüsha hazırlarım ve konuşma sonrası onları hızla dinleyicilerime dağıtırım. Konuşmamın yazılı metni ellerinde olsun, gerektiğinde kullanırlar, daha akılda kalıcı olur. Bu yüzden sözümün kesilmesi beni etkilemez. Ayrıca başta konuşmamın bulunduğu web sayfasının adresini ekrana yansıtırım.

Geçen gün zoom toplantısında aynı durum oldu. Büyükada belediye gazinosunda wifi üstünden katıldım. Etrafta martı sesleri, motor vapur düdüğü vardı. Moderatör daha sessiz ortama geçmemi istedi, konuşmayı hemen bitirip davet için teşekkür ettim. Konuşmamın içeriği zaten enerji günlüğü sitesinde vardı, ekrana verdim.

Davete icabet katılmak mecburidir, ama moderatör saçmalarsa oradan ayrılmak iyi olur.

Elli İkinci Gün

Benim hanımın anneannesi Fatma Namigar (1900-1977) Aksaray evde babası Kadri bey, kardeşi Necmettin (12) ve annesi Fatma Müzeyyen ile yaşıyormuş. 1918 yılında "aman ne güzel büyük savaş bitti", derken eve bir anda "İspanyol gribi" girmiş. Evde herkes yüksek ateşle yatağa düşmüş. Baba Kadri bey ve küçük kardeş Necmettin birkaç gün içinde ölmüşler. Anne Fatma Müzeyyen ile genç kız Fatma Namigar evde yapayalnız kalmışlar. Kapıya sarı kağıt yapıştırılmış. Üstünde "burada salgın hastalık vardır, uzak durun bu eve giriş çıkış yasaktır" mealinde bir yazı varmış. O dönemin mahalle dayanışması çalışmış, her gün kapıya komşular yemek bırakmışlar. Ana kız iyileşmiş. Fatma Namigar, Çanakkale'den yeni dönen nişanlısı hukuk mezunu Mehmet Zeki (1890-1970) ile evlenmiş. Üç kız bir erkek çocukları olmuş. Mehmet Zeki Bey erken cumhuriyet döneminde önce yargıç sonra Yargıtay üyesi olmuş. Yargıtay döneminde Ankara'da oturmuşlar, sonrasında İstanbul Eminönü noterliği yapmış.

Bu sürede Büyükada Kadıyoran'da Milli Emlak'tan 1935'te açık artırma ile aldığı iki dönüm boş arsaya iki katlı taş ev yaptırmış. Çimento kum çakıl kiremit, pencere kapı doğraması her şey eşek sırtında yukarı taşınmış. Evin inşaatı 1951'de bitmiş. Aksaray ev kiraya verilmiş, sonra satılmış. Aile hep beraber buraya taşınmış, evde tüm yıl oturmaya başlamışlar, kışları soba kurmuşlar, aşağıda kömürlük ve depo varmış. Çocuklar hatta torunlar Taş Mektep ilkokulunda okumuşlar. Mehmet Zeki beyin 1970 yılında vefatından sonra ev dört kardeş arasında bölünmüş. Yıllar içinde alt katlar aile dışından kişiler tarafından satın alınmış. İçerisi yenilenmiş. Banyo mutfak eklenmiş.

Ben bu küçük eve, evin küçük kızının erkek arkadaşı olarak 1975'te geldim.

Önceleri Taş Mektep merdivenleri sonrasında düzgün yol yoktu, su günde bir saat geliyordu, su depoları vardı, Kadıyoran ve ara yollar asfalt kaplandı, doğalgaz geldi. Şimdi biz ufak mekanda yazlarımızı geçiriyoruz. Arsa ikiye bölündü diğer yarısında artık başka bir ev var. Bahçe kenarlarında Mehmet Zeki Beyin diktiği meyve ağaçları, erik, incir, armut, ayva, zeytin var. 1918 İspanyol gribi İstanbullu bir ailenin özel tarihinde çok zor zamanlara yol açmış.

Elli Üçüncü Gün

Sinema oyuncusu Sharon Stone'un videosunu izledim. Covid-19 sürecinde Montana’daki yöneticilerin ilgisizliğini çok dramatik anlatıyordu. ABD'nin durumu hiç iyi değil. corona virusü politik sistemlerin çarpık yapılaşmasını sergiledi. Çarpık ABD, Brezilya ve Rusya gibi. Japonya, Almanya, G Kore, Singapur'a bir şey olmadı.

Abd'de "Joe Biden - Kamala Harris" ikilisi başkanlık seçimlerini kazanır mı?

Kazanırlarsa sistemi ne kadar değiştirirler düzeltirler? Hiçbir fikrim yok,

Donald Trump'ın avantajı Joe Biden isimli adayın ekonomiden hiç anlamıyor olması.

Bu eksiği artık Demokrat parti danışmanları bir şekilde kapatacak. Şu anda ABD'de seçimler dört adet "swing state" sonucuna bakıyor. Florida, Michigan, Wisconsin ve Ohio. Diğerleri şimdiden belli. Diğer eyalet oylarının hükmü yok.

Obama sopasını gösterdi. Trump desteğini aradılar ama o da ters çıktı. Joe Biden NY Times üstünden 8 ay önce düşüncelerini söyledi.

ABD bir gecede karşılıksız 3 trilyon dolar basıyor, dağıtıyor, bizimkiler dolar alana vergi koyuyorlar güya oradan kazanacaklar. Batı ve Türkiye’yi çok daha karanlık bir gelecek bekliyor. Dünya her konuda ve her noktada lider eksikliği çekiyor.

Yeni nesil apolitik ve sadece paraya odaklı yaşıyor.

Covid-19 pandemi felaketi bizde ciddi boyutlara vardı. Büyükada'da kendi kendimize kimseyle karşılaşmadan konuşmadan yaşamaya çalışıyoruz. Hastaneler hasta almıyor. Ankara'da arkadaşın evinde alt katta ve üst katta iki ayrı Covid-19 vaka varmış. Beyaz önlüklü maskeli sağlık çalışanları her gün uğruyorlar ama hastaneye almıyorlar. Almanya ve Avrupa ülkeleri çok yeni kapılarını kapamışlar. Yeşil pasaportluları bile artık ülkelerine almıyorlar. Almanya'ya gelen Türkler içinde çok fazla Covid-19 vakası varmış,

Elli Dördüncü Gün

Sabah 1120 vapuru ile Bostancı'ya geçtik. Kıyıdan Şaşkınbakkal'a kadar yürüdük. İnsanlar deniz kıyısında güneşleniyor denize giriyorlardı. Şaşkınbakkal’da kuyumcular pasajına girdik. Kimse altın satmıyor, "fiyatlar belirsiz", diyorlar. Neyse satan bir yer bulduk. Komşumuzun oğlu evleniyor onun için yarım altın aldık. 1600TL. Düğüne biz gitmiyoruz, yaşımız 65+. Bu devirde düğün yapmak pek doğru gelmiyor ama insanlar düğün yapmak konusunda kendilerini zorunlu hissediyorlar. Bağdat Caddesinin gölge kaldırımından tekrar Bostancı'ya yürüdük. Yol boyunca sık banklarda dinlendik, ayran içtik. 1530 motoruna bindik. Büyükada çarşıda biraz alışveriş yaptık, elektrikli İBB minibüs ile Kadıyoran Bacıkadın'da indik. Araç Tepeköy yokuşunda zorlandı, akşamları akü zayıflıyor. Araçların konstrüksiyonundan ses geliyor. Bedava bayram çok zorladı. Elektrikli İBB araçları gece 24-06 arası park yerlerinde şarj oluyorlar. Az talep zamanlarında Adalar şebekesine fazla yükleri olmuyor.

Kimseler bilmez bir zamanlar Büyükada'nın Kurşun Burnuna "barge mounted power plant" (sal üstünde enerji santrali) projesi düşünülmüştü, neyse çabuk vazgeçildi.

Elli Beşinci Gün

Konusu Büyükada'da geçen yeni bir romana başladım.

Defne Suman son yılların popüler romancısı. Roman yazarın çocukluk hatıraları, Kumsal'daki taş evde geçiyor. Hikaye devam ederken Büyükada mekanları anlatılıyor. İskele, vapurlar, Anadolu Kulübü, Splendid Oteli, Saat Meydanı, Horoz Cafe, AyaYorgi. "İnsanlık halleri" isimli blog sayfası da çok güzel.

Akşamüstü arka yoldan Hristos kilisesine, Rum Yetimhanesi yanından LunaPark'a indik. Büyük Tur otobüsü bekliyordu. Binen yok. Sonra Maden yolundan Çarşı'ya yürüdük. Arka arkaya Nizam- Maden parkurunun otobüsleri geçmeye başladı. Hepsi dolu, her sırada üç kişi var. Çarşı ilk duraktan insanlar biniyor, hiç inmeden tam tur yapıyorlar. Eskiden dört kişi faytonla gezerdi, şimdi dört sıra her birinde üç kişi bir de şoför mahalli on üç kişi hiçbir yerde durmadan ada küçük tur yapıyorlar. İnen binen yok.

Elli Altıncı Gün

CarrefourSa da alışveriş yaptık. Büyükada Pastanesinden patlıcanlı börek aldık. Horoz Cafe'de oturduk. Çayla beraber kahvaltı yaptık, sonra yağmur başladı, iç mekana kaçtık. Yağmur, sağanak fırtına oldu. Hava birden soğudu. Uniqlo yağmurlukları giydik. Pek korunaklı, yağmurda iç mekanda oturmak pek keyifli. Neyse bitti, çarşı içinden geçtik, ekşi mayalı Trabzon ekmeği aldık. CarrefourSa'ya uğrayıp servisin çıkmasını söyledik. Yürüyerek Kadıyoran yokuşunu çıktık.

Altın fiyatları bugün düşmüş, altını aldığımız yere telefon ettik, tam cumhuriyet 100TL, yarım altın 50TL, çeyrek 25TL, azalmış, bu işler böyle. İniyor çıkıyor.

Covid-19 piyasaları yeniden yapılandırıyor. THY Pegasus, Çelebi, Tüpraş, Koç Holding zararda, öte yandan perakende market zincirleri Şok, Migros, CarrefourSa, çok karlı. Eve kapanan insanlar çok telefon konuşmuşlar. Türkcell ve diğer telefoncular karda. İç piyasa müteahhitleri zorda, dışarda çalışanlar zor idare ediyorlar. Yurtdışında 35bin işçi çalışıyor, gidiş gelişler artık zorlaştı, ödemeler daraldı. Forcemajeure çalışmıyor. Banka kredileri daraldı, teminat mektubu almak zorlaştı. Oteller restoranlar, tatil köyleri, fuarcılık batakta. Bağdat Caddesi’nde çok sayıda kapanmış restoran mağaza gördük. Krizi fırsata çevirmek, "korona tedbiri aldık", diyerek olmuyor.

Covid-19 sürecinde sadece bizde değil, tüm ülkelerde yayınlanan açıklanan rakamlara güven azaldı. Ben sadece tıp odalarının verdiği açıklamalara bakıyorum. Antalya'da yabancı turistlerin gelmesiyle beraber konaklama mekanlarında çalışan personelde vaka sayısı patlamış. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı yoğun bakımda. ATGV kim bilir ne durumda? Telefonla aradık. "Bir şey yok burası normal", diyor. Diyor ama ben onlara inanmıyorum. Twitter mesajlarında Antalya'da Covid-19 gelen 300 bin yabancı turist ile patlamış.

Elli Yedinci Gün

"Aşk Büyü vs" isimli bir yeni film var. "Zengin kadın- fakir kadın" aşkını anlatıyor. Festivalde ödül kazanmış, fragmanında Büyükada mekanları Nizam Maden yolları, sokaklar, AyaYorgi, Dilburnu, katolik Ermeni kilisesi, Viranbağ deniz kıyısı, Taşmektep merdivenleri var. Bakalım nerde ne zaman izleyebileceğiz?

Elli Sekizinci Gün

Göçmen kuşlar Ada üstünden geçmeye başladılar. Gün boyu havada daireler çizen göçmen kuşları leylekleri flamingoları görüyoruz. Her gün öğle vakti sürüler halinde geliyorlar. Eylül başına kadar geçiş sürer. Bu aralar kuş göç yolu üstünde bulunan yeni İstanbul hava limanında ciddi önlemler almak gerek. Kuş bunlar, milyonlarca yıldır aynı yoldan geçiyorlar. Göç yolları genlerine işlemiş.

Büyükada kıyı balık lokantaları cumartesi hazırlığı yapmışlar, masalar uzamış, yolu kapamış. Çınar Meydanında Tepeköy Kadıyoran İBB elektrikli aracına bindik. Nizam Maden küçük tur otobüsleri arabacılar eski fayton meydanına alınmış.

Gece Tepeköy yukarı yoldan geçerken arkada oturan küçük kız, "Anne burası korku filmi gibi bir yer", dedi. Çok doğru, bir taraf Müslüman mezarlığı, az ilerisi eski perili köşk, yolda sokak köpekleri kediler, tam korku filmi çevrilecek ortam.

Elli Dokuzuncu Gün

Adalar ressamlarının 75. Geleneksel karma sergisi Çınar meydanında açılmış. Bugün yarın gidip görmek lazım. Bundan on veya yirmi yıl önce Büyükada sokaklarında çalışan bir yağlı boya tablo ressamı vardı. St Petersburg mezunu sanatçı "İldar Ahmet Veli". Gelmiş bir süre Büyükada'da yaşamış. Muhteşem Büyükada tabloları var. Bir tanesi Çarşı Fıçı Bar sağır duvarda asılı, saat meydanı ve çevresini üst perspektiften gösteriyor. Halk kütüphanesindeki bir karma sergide tablolarını görmüştüm. O tablolar şimdi kim bilir nerde?

Altmışıncı Gün

Defne Suman'ın Büyükada ortamını anlatan "Kahvaltı Sofrası" romanını kaptırdım okuyorum. Zenginlerin adıyla onların verdiği özet bilgilerle roman yazan “ghost writer" konsepti dikkatimi çekti. Acaba hangi ünlü zenginler bu iş birliği ile roman yazarı unvanı edindiler acaba. Bu isimde bir de sinema filmi var. Hatıralarını kitap yapmak isteyen İngiliz başbakanı ile yazar arasındaki olayları anlatıyor. Demet Suman'ın, AyaYorgi, Splendid, Çarşı, Hristos Manastırı gözlemleri çok güzel.

Yıllar önce mimaride okuyan bir kız arkadaş son sınıf projesini veremiyordu. Sonunda bir piyasa mimarı ile anlaştı. Tüm yıl verilen projeyi beraber geliştirdiler. En son verilecek ana paftayı kız kendi çizdi verdi, sınıfı geçti, diplomayı aldı. Bu ortak çalışma için piyasa mimarına ciddi bir para vermişti. Sonra evlendi, hiç mimarlık yapmadı.

Benim son sınıf makina tasarımı dersimde benzer piyasa yardımı alan arkadaşlarım oldu. Benim proje basit tecrübesiz bir öğrenci ürünüydü. Başkaları teknik ressam desteğinde makina çizimleri vermişlerdi.

Altmış Birinci Gün

Bugün pazar. Aşağı Çarşı, Nizam, Maden, Lunapark hafta sonu günübirlikçi gençler ile dolu olmalı. Sıcak yaz günü bahçe kapısından dışarı çıkmayı canım istemedi. Bu Covid-19 salgın sürecinde evde izole yaşamak, sebze yemekleri yapmak, evi temizlemek'. Çamaşır bulaşık yıkamak yanında kitap okumak, internette gezinmek iyi oluyor. Yarın sabah uzun yürüyüş yaparım diye düşünüyorum.

Bugün göçmen kuşlar havada görünmedi. Belki geldiler ama ben fark etmedim. Arka bahçede uzun süre oturdum. Fındık ayıkladım, bamya ayıkladım. BBC radyo haberlerini dinledim, Berlin klasik radyo takip ettim.

Altmış İkinci Gün

Yaz bitiyor. Ağustos ayının sonuna bir hafta kaldı. Okullar herhalde açılmayacak. Kış bizi salgın haberleri, karantina günleri ile bekliyor.

Defne Suman'ın romanı "Kahvaltı Sofrası" geçmişin tatsız olayları ile dolu. Aralarda Büyükada mekanları, erotik yatak hikayeleri ile anlatım yumuşatılmaya çalışılmış. Ama sonlarda Karadeniz Rum Pontus tehciri olanca sertliği ile okuyucuyu vuruyor. Bildiğimiz ama bilmezlikten geldiğimiz olaylara yazar bir dokunup bir kaçıyor. 1915-1922 yılları arasında Doğu Karadeniz kıyı şeridinde yaşayan insanlara ne oldu? Neredeler? Mübadele ile 1-milyon Pontus Yunanistan'a göç etti. Bir kısmı Rusya'ya kaçtı. Kalanı Anadolu içlerine sürüldü, yollarda yok oldular. Arkalarında manastırlar, kiliseler, sağlam taş evler, okullar bıraktılar. Roman bu yüzden mi sadece Büyükada Rum Ortodoks kiliselerinde Manastırlarında dolaşıyor? Evin yaşlı sadık uşağı Sadık ustanın çocukluğu aslında ana karakter olarak öne çıkıyor.

Günlük hayatta karşılaştığımız gerçek olaylar bir romancının hayal gücünden kurgulamasından daha acımasız, daha inanılmaz oluyor.

Altmış Üçüncü Gün

Büyükada'nın sebze/ meyve açık pazar günü her hafta Perşembe. Eğer perşembe günü pazara gidemediysek, salı günü Kınalı, çarşamba Heybeli, cuma günü Burgaz adasında açık pazara gidebiliriz. Adakartımız var nasıl olsa biz Adalılara vapur motor ucuz.

İBB akülü elektrikli dört kişilik taksiler devreye girmiş. Çarşıda eski Arabacılar meydanından taksiye binmek kolay. Ancak eve çağıracaksanız iphone üstünden bir app indiriyorsunuz. Hoş bizim evden çarşıya iskeleye gitmek için taksiye ihtiyacımız yok, yanımızda bavul olsa bile yokuş aşağı kolay iniyoruz.

Bugün Aşıklar yolundan geçtik, ortalarda bir yerde öğle sıcağında yola yatmış uyuyan on bir köpek vardı. Sonra Rum yetimhanesi ilerisinden Karadağ Sokağa girdik. Orada altı köpek yerde yatmış uyuyordu. Karadağ üst mekanlarında güzel evler ve bir apart otel var. Rus ziyaretçiler için pek popüler mekan. Ruslar maske kullanmıyorlar, onları çarşı içinde bile maskesiz, "sürü bağışıklığı” dedikleri bu olsa gerek.

Valilikler 14 ilde düğün nişan kına her türlü büyük aile arkadaş toplantılarını kısıtlamışlar, yasaklamışlar. Bugünkü vaka sayısı 1500'e yükselmiş. Kimse bakanlık rakamlarına inanmıyor ama onlar bile rakamı yükseltmek zorunda kaldılar.

Kazakhstan Tengiz petrol sahasında Covid-19 vaka sayısı 2000 olmuş, dar alanda çalışan insanlar 28 günde bir değişen yeni ekiple gelen enfeksiyona maruz kalmışlar.

Altmış Dördüncü Gün

Sabah 0740 vapuru ile Heybeliada’ya geçtik. Açık sebze meyve pazarına yürüdük. Sokak arasında rahat bir pazar, boydan boya yürüdük. Bizim domatesçi Yaşar beyi aradık, yokuştaki tezgahta çocuklarını bulduk. Geçen cuma günü Burgaz pazarında Yaşar Bey bir yorgunluk geçirmiş, şimdi evde dinleniyormuş. Ayrı satıcılardan domates, biber patlıcan, çalı fasulye, havuç, bamya, şeftali soğan aldık. Pazara gelirken kendi aramızda "bu hafta abartmayalım" diye sözleşmiştik, ama sebze meyve o kadar güzeldi ki açıkçası abarttık. Pazar bitti kıyıda deniz manzaralı bir çay bahçesinde oturduk, çay içtik, 0920 vapuru ile Büyükada'ya geçtik. Çınar meydanında İBB elektrikli araca bindik. Kadıyoran yokuşu en üst noktada indik, yokuş aşağı eve rahatça vardık.

Öğleden sonra eve İlyas usta geldi. Boyanacak pencere panjurlarını gösterdik. Tahta panjurlar menteşelerinden çıkarılacak, bahçede makina veya elle zımparalanacak. Temizlenecek. Macun sonrası boyanacak, yerine takılacak. Üç pencere, bir balkon panjuru var. Eylül ayının ilk yarısında yapılıp bitmesini istiyoruz. Sonra balkon camekanları değişecek boyanacak.

Bakalım hafta sonuna kadar işi bağlayabilecek miyiz?

Arka yolu çalı süpürgesi ile süpürdüm, çöpleri topladım, bir gün geçti. Yine her yer boş pet su şişeleri, alüminyum Cola kutuları, boş naylon torbalar ile doldu.

Ankara işyerlerinde Covid-19 vakaları çoğalmış.

Oğlum 1900 ESB-SAW ile Sabiha Gökçen'e geldi. Kartal Büyükada 2115 motoruna yetişti. Kartal motor iskelesinde karşıladık. Beraber çarşıda yürüdük. Küçük alışveriş yaptık. Sonra Arabacılar meydanından yeni İBB elektrikli taksiye bindik. Eve geldik. Adakart ile 12TL ödeme yaptık.

Altmış Beşinci Gün

Sabah rüzgar durumuna baktık. Batıdan esiyor. Bu durumda Büyükada’da arka kuzey taraf deniz daha dalgasız sakin temiz olur varsayımı yaptık.

Öğleden sonra saat üçte aşağı çarşıya indik. Kıyıda Fıstık Ahmet'in Prinkipo Meyhanesi önündeki yerden denize girdik. O mekanda çok insan vardı. Güneşlenenler yüzenler. Bizim insanımız ve Ruslar ailece gelmişler. Kıyıya yakın epey yüzdük. Deniz önceleri sakin temiz görünüyordu. Genelde biz burayı pek tercih etmeyiz. Açık deniz değildir. Karşı kıyıya cephelidir. Şehir atıkları çöp gelebilir. Çok deniz taşıtı tekne yük gemisi yakından geçer, kirlilik bırakır. Deniz dibinde çok sayıda midye ve deniz kestanesi vardı.

Burada deniz trafiği çok fazla, tekne gemi geçişi çok, açılmak imkansız, sonra rüzgar döndü kuzeyden esince deniz kirliliği arttı, balık lokantaları yiyecek atıklarını denize döküyorlar, kuşlar balıklar besin atıklarını hemen tüketemiyor, bazı atıklar zaten kalıyor, plastikler zaten duruyor. Bu yüzden Nizam'daki Değirmen koyu daha iyi temiz sakin, orayı tercih etmek lazım. Anadolu Kulübü ve Blue beach, denizde dubalarla çevreleyerek deniz trafiğinden ayrı temiz sakin yüzme kontrollü mekanı oluşturmuşlar. Değirmen koyu daha da iyi.

Sonra Horoz Cafe’de ayran içtik, Büyükada pastanesinden aldığımız börek ve çörekleri yedik. Bugün Rumların Panaiotti günü imiş. Bugün için özel Panaiotti kek yapmışlar. Tarçınlı üzümlü şekerli hoş hafif bir hamur işi, aramızda paylaştık bitirdik.

Dönüşte Akasya fırından Trabzon ekmek, Sütçü Yakup şarküteriden peynir ve yoğurt aldık. Arabacılar meydanına çıktık. Sıradaki İBB taksiye bindik. Arkaya iki öne bir kişi toplam üç yolcu alıyor. Kadıyoran Yokuşundan çıktı, bizim sokaktan eve getirdi. Adakart ile 11TL ödedik. Aynı şoföre rast gelmişiz. Çok rahat getirdi. Ada yollarında trafik arttı, çok araç ve çok insan var. Çok yavaş gitmek, çok dikkat etmek gerekiyor.

Altmış Altıncı Gün

Büyükada Hastanesine gittik. Aile hekimleri 65+ yaşlılara zatürre aşısı yapıyorlarmış. Beş yıl bağışıklık yapıyormuş. Aile hekimleri sadece kendi bölgelerinde kayıtlı olanlara aşı yapıyorlarmış. Henüz aşı eczanelerde satılmıyormuş.

Adada ikametgahımız var ama aile hekimimiz burada değil. Aşıyı henüz olamadık, arkasından grip aşısı olmamızı tavsiye ediyorlar.

Akşam üstü gün batarken Hristos tepesi göklerinde yüzlerce göçmen leylek belirdi. Daireler çizerek, Hristos çam ağaçları içinde kayboldular. Geceyi burada geçirecekler, dinlenecekler, sabah sıcak ülkelere uçacaklar. Yaz bitiyor, soğuk günler geliyor. Covid-19 sürecinde Hristos tepesinin ıssızlığında bahçede sakin sessiz zaman geçirdik. Ay sonu Büyükada yazlık evi boşaltıyoruz. Kim bilir ne zaman döneriz.

Büyükada, 29 Ağustos 2020

Son değişiklik Perşembe, 03 Eylül 2020 16:42
Yorum yapmak için oturum açın